Türkiye’nin temel doktrini, Vizyonu, Stratejisi ne olmalı?

Temel Doktrin

Türkiye;

  • Yüksek insanlık medeniyetinin beşiğidir, merkezidir.
  • Yaşanabilir bir dünyada hakkı ve paylaşmayı, insanların en fazla hareket ettiği ve kaynaştığı zengin kültüre sahip bir coğrafyada hoşgörüyü ve saygıyı savunmakta ve yaymaktadır.
  • Yaşanan zamanda adından çokça söz ettiren düşünce kalıplarıyla değil, insanlığa ait değerlerin gelecekteki tutarlılığına ve dengesine bakarak yolunda emin adımlarla ve güven verir biçimde ilerleyecektir.

Vizyon

Türkiye;

  • Doğu-Batı ve Kuzey-Güney eksenleri arasında köprü ve
  • Güvenlik ve refah arayışlarının barış unsuru ve insan haklarının savunucusu olarak medeniyetler ittifakının timsali olmayı,
  • İnsanlık tarihinin kaydettiği ayrımcı, çatışmacı, sömürücü ve tahrip edici kavramların inşa ettiği düzenleri ve politikaları men eder ve tersi politikaların uygulanması için mücadele vermeyi sürdürecektir.

Strateji

Türkiye;

  • Karadeniz’in, Akdeniz’in ve Hazar’ın bir barış havzası olmasını sağlamak için çaba sarf edecek,
  • NATO üyeliğine devam edecek, Avrasya ve Asya-Pasifik’te başka güvenlik paktlarına da üye olacak,
  • AB’ye girecek, Avrasya ve Asya-Pasifik’te başka sosyo-ekonomik ve politik birliklere de dahil olacak,
  • BM’in daimî üyesi olma hedefini sürdürecek,
  • Çin’in Yeni İpek Yolu inisiyatifinin bölgede en önemli ve daimî partneri olacak,
  • Afrika’nın gelişmesine ve kalkınmasına destek verecek,
  • Uzayın insanlık için gelişme alanı olmasına katkı sağlayacak.

Türk politik kültüründe bazı ters algıların mevcudiyeti bilinmektedir. Bu tersliklerin düzeltilmesi zamanı gelip geçmiştir. Çünkü ilerlemenin ve demokrasiyi geliştirmenin en öncelikli ödevi kavramları halkın günlük yaşamına ve kişisel siyasetine doğru işlemektir. PM öncelikle bunu temin ve tesisi önemser.

Örneğin cumhuriyetçilik ve demokratlığın bir tutuculuk veya ilericilik konusu olup olmamasına dair teşhis doğru yapılmalıdır. Bugüne değin politikada bu alanlardaki yanlış algı Türkiye’de siyasetin yerli yerine oturmasına engel olmuştur. Demokrat olmak cumhuriyeti inkar etmek değildir; bunun tersi de geçerlidir. Bu konu çok partili devre geçişten bu yana halka yanlış takdim edilmiştir.

Bir diğer örnek muhafazakar kavramıyla ilgilidir. Muhafazakarlığın geleneği, kültürel değerleri, köklü mirası körü körüne temsil ettiği algısıdır. Toplumsal algıya bakmak gerekir. Türkiye’de politika yapanlar halkın duygusal tarafını istismar edip ondan oy alabilmek için bu kavramdan anlaşılanı da saptırmamalıdır.

PM muhafaza edilmesi gereken değerlerin temellerinin idrakindedir. Bu köklü değerleri çağdaş şartların önünde gidecek biçimde geliştirerek ilerlemeyi seçer.  

Sömürücü ve istismarcı karakterdeki “siyaset” kabul edilemez. Amaç her anlamda sömürüyü yıkmak olmalıdır. Çünkü sömüren çıkarcılığı, yıkıcılığı, istismarcılığı ve kişisel kazanımları ön planda tutar. Sömürenin ve istismarcı siyaset yapanın karşıtı ise; kucaklayıcı, toplayıcı, birleştirici siyasettir. Bütün bunların ışığında, PM kapsayıcı politikayı temsil eder.

Devletin kuruluş mantığı bakımından tanımı cumhuriyettir. İdeali ise İleri Demokrasidir. O halde İleri Demokrasinin milletçe, kurum ve kuruluşlarca, bütün kesimler tarafından anlaşılması ve sahiplenilmesi şarttır. PM öncelikle ileri demokrasinin politikasını yapmaktadır; bunun doğal gereği olarak kucaklayıcıdır. İleri demokrasi için toplumun her eksenine “sivil politika” kültürünün  yerleşmiş olması gerekmektedir. Buna uygun hukuki zeminin varlığı ve gerekli teminatların bireylerce hissedilmesi devletin teminatı ile belirginleştirilmelidir.