İleri Demokrasi:

Türkiye ileri demokrasiyi hedefler.

PM’nin politikayı ileri demokrasinin milletçe, kurum ve kuruluşlarca idrak edilmesini gerektirir. Demokrasinin kültürünü inşa etmeden ilerlemenin mümkün olamayacağını bilir.

Demokrasi bir dekor süsü değildir. İleri demokrasinin kültürü toplum tarafından benimsenmezse gelişmenin önü açılamamış olur. İleri demokrasi için bütün kurum ve kuruluşlar şeffaf, eşitlikçi ve kucaklayıcı olmalıdır.

Yanlış Nerede?

“İleri” dendiğine bakmayın, bu çeviriden ileri gelmektedir; aslı virtual. Demokrasinin ilerisi gerisi mi var? Evet. Demokrasinin eksik olanı, sandık demokrasisi olanı, “asıl” demokrasi için gelişmekte olanı var; bütün bunlar geri sistemlerdir. Türkiye’deki demokrasi “Virtual Democracy” değildir. Bu siyasilerin işine gelir; “Bizde demokrasi var,” derler. Bu eksik olandır, bu bizim için yeterli değildir, biz buna layık değiliz. “Asıl/gerçek/tam/ileri Demokrasi” için demokrasi kültürüne sahip olmayan kişi ve kurumları eğitmek gerekir, siyasi kurumlar ve liderler buna dahildir.

Batı Rönesans ve Reformlar ile kendini geliştirdi; eğitimde, kültürde, bilimde, anlayışta, disiplinde, sorumluluk anlayışında, ekonomide, yönetme ahlakında ve dahi çok alanda gelişen Batılının bu özgür ikliminde demokrasi olgunlaştı, sonra her ikisi birbirini besler oldu, katma değeri yüksek idari yapı her yönüyle çok ilerilere vardı.

Bunun içindir ki; devlet, demokrasi, adalet, güven, asayiş, parti, oy, seçmen ve irade önemlidir. Eğer herkes aynı düşünmez ve kalbi aynı atmaz ise kartopundan bir çığ düşme tehlikesi hep olacaktır!

Sistem Değişimine Bakış:

Eğer elinizde idari bir sistemimiz varsa bu sistemimizi tam olarak uygulayalım ve geliştirme gayretimizi modelin gerekliliklerini yerine getirmekle ilgili halde tutalım. Kritik ederken yansız olalım, yine de sistem işlemiyorsa o zaman değiştirmeyi düşünelim. Bu talebin çoğu kurum ve kuruluşça gelmesi önemlidir. Çünkü kültürel hazmetme olgusu, her ne olursa olsun idarenin en kritik konusudur.

Örneğin partiler kanunu, seçim kanunu, eğitim konuları, yerel yönetimlerin yetki ve salahiyetleri gibi pek çok konu onarılmadan toptancı bir bakış sergilenmesi gerekiyor mu, denenmelidir. Örneğin, çoğulculuk ilkesi başka boyutlarda da düşünülmelidir; temsil edilenlerin (parti, ideoloji, lider, akım, vs) bir tekel değil, alternatifleriyle birlikte halkın önüne konması ve tartıştırılması gerekebilir.

Demokratik Sistem İnşaası:

Demokrasiler hazmetme rejimidir.

Demokrasi iyileri ve en iyileri ahenkle birleştiren bir sistemdir. Kaliteli bireyler, kurum ve kuruluşlar, her alanda “en iyiler” olursa işler rayında olur. Devlet daimidir, boşluk ve zafiyet kabul etmez. Demokrasilerde çoktan seçilecek en iyiler yetiştirilemez ve lider kadrolar bu doğal atmosferde hakkaniyetle fırsata dönüştürülmez ise kısır bir döngüye mahkumiyet mecburiyeti doğar.

Sistem en iyi aday adaylarını ve adayları hazırlayabilmelidir. Sandık o vakit işe yarar; sandık mecburiyeti seçiyorsa o demokrasi ileri değildir.

Türkiye’nin daha çok lider adayına ihtiyacı vardır. Liderler manipülasyonla seçilmemelidir. Liderlerden çok sistemin kendisinin gelişmiş olması gerekir. Buna “demokratik sistem inşası” denebilir. Sistem iyi yerleştirilmeli ve korunmalıdır. Bireylere güvenmeden önce güvenilecek bir sisteme sahip olmak en önemli noktadır. Sistemin ögeleri sürekli değiştirilmemelidir. Örneğin eğitimle sürekli oynanmamalıdır.

İleri demokrasinin yerleştirilmesi, bilim ve teknolojinin bir güç haline getirilmesi, iş düzenlerinde liyakatin doğal bir yerleşme imkanı sunması, toplumda saygı ve sevginin asıl kaynağının belirginleştirilmesi gibi tüm gerekli işlerde asıl kaynak olan insan gücünü etkin kullanmak esastır ve bunun için eğitimli olmanın sosyal statüdeki yeri inşa edilmeden başka bir adım atılamayacağı bilinmektedir.

Demokratik Kurumlar:

Parti demokrasinin asli ve resmi kurumudur. Kişilerin çıkarlarına çalışmaz, bir çıkar alanı değildir.

Politikada güven iki yolla hareket eder: Parti ve düşünce. Düşüncede kalan ürettiği fiilden bütün değerler üzerine sorumluluk alır. Bu ağır yükten dolayıdır ki, fiil üretmeye başlamadan önce partili olmak sisteme kazanç sağlar. Ara yerde uzun süre olmak zararlıdır.

Tüm sivil toplum kuruluşu, vakıf ve dernek demokrasinin kurumudur.

Sivil Toplum:

Sosyo-politik ve sosyo-ekonomik hayatta sivil toplum resmiyetin dışındaki her alanda vatandaşlığın verdiği güçle ve şahsiyetle bireysel ve örgütlü olarak yer alır. Örgütlü olma açılımını dernek, vakıf vs. Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile hayata geçirir. Birey STK’ların bir gün birine, ayrılıp diğer gün bir başkasına dahil olabilir, çünkü özgürdür. Burada hukuk sistemi, devlet, birey ve STK ile ayrı taraflar arasında işler.

Sivil Siyaset: 

“15 Temmuz” sonrası Türk sivil siyaseti yeni ve önemli bir aşamaya geldi. İleri demokratik sistemlerde bireyin gücüne dayalı bir yapı vardır. Bireylerin her biri kendini devlet ile vatandaşlık anlaşması ile bağlarlar. Çünkü birey vatandaştır ve vatan onundur.

Sivil siyaset ise vatandaşın kendi özgür dünyası ile siyaset yapma hakkını bireysel ve örgütsel olarak gerçekleştirmesidir. Bilinen şekilde bu hak bir siyasi kuruma bağlı veya tamamen kurumsallıktan bağımsız platformlarla ve örgütlenmelerle gerçekleştirilmektedir. Burada temel nokta herkesin vatan ortak paydasında buluşmuş olmasıdır. Ortak değer olan vatan üzerinde bireyler ve örgütler siyaseten hangi yolla daha başarılı olacağının seçimini yaparlar.

Türkiye’de bu hakkın varlığı en son “15 Temmuz” başarısız darbe girişiminde gözlendi ve destansı şekilde teyit edildi. Vatandaş özgür iradesi ile çok farklı haberleşme kanallarını kullanarak sokağa çıkıp demokrasiye, aslında siyasete müdahil oldu. Bu milli irade gayet olumlu bir vakıa olarak Türk siyasi tarihine geçmiş oldu.

Şimdi olması gereken nedir? İleri demokrasi yolunda “demokratik kültür” denen kritik eşikte Türk vatandaşlarının fiilen ispat ettiği bu hakkını kökleştirmesidir. Türk sivil siyasetinde bireyler vatanını kurda kuşa yem etmeme inancı saklı kalmak kaydı ise düşünme, ifade etme, tartışma hakları ilerlemesine devam etmelidir.

“15 Temmuz” sonrası Türk sivil siyasetinin parolası bir kez daha perçinleşmiştir: “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır!”

Bu “Kuvayı Milliye” ruhudur, ama bir ileri aşamasındadır: Kuvayı Milliye işgal altındayken vücut bulan bir diriliş hareketi idi, bu ise demokrasiyi gasp etmek isteyenlere özgür iradeyle verilen bir ortak tepki olarak ortaya çıktı. Bugün Türk Milleti sivil siyasette ölümüne var olduğunu göstermiştir ve bunu bütün dünya gıpta ile tespit etmiştir. Şimdi Türkiye üzerinde belli hedefleri olanların dikkate alacağı bir unsur vardır, Türk vatandaşı vatanına, demokrasine, istikbaline ve istiklaline dair kararları ancak kendisi alabilir, kedisini yok sayanlara cevabını tanların altına çıplak vücuduyla yatarak verebilecek iradeye sahiptir.

Bazı önemli noktaları hatırlayalım:

  • Siyasette partiler, örgütler, STK’lar, değişik görüşler, ideolojiler vardır; demokraside bunlar olacaktır da. Sorun bunlarla iç içe olmak, ilgilenmek, eleştirmek değildir. Sorun, bireysel özgürlüğün önünü tıkayanlardan kaynaklanır. Vatandaşın iradi haklarının gasp etmesinin istenmesi ya ona güvenmemek ya da ona rağmen siyaset yapmak anlamı taşır.
  • İleri demokraside vatandaş bireysel veya bir platform olarak, bu vatana sahip çıkılması şartıyla, fikrini ortaya koyabilecek özgür ortamlarda tartışabilmeli, sorular sorup kanuları daha iyi öğrenebilmeli, varsa iradesini beyan edebilmelidir.
  • Medya buna imkan vermelidir. Nasıl 15 Temmuz’da kendini ispat etti ise aynı şekilde medya ileri demokrasiye ve vatanın bütünlüğüne hizmet etmeyi sürdürmelidir. İleri demokraside şunun veya bunun medyası olmaz, vatandaşın sesi olur.
  • Bölücülük, ayrımcılık yapmak ve kültürel yapıdaki ahengi bozmak sivil siyasete engeldir. Devlet vatandaşını bu olumsuzluklardan koruyacak tedbirleri alabiliyor olmalıdır.
  • Yasalar sivil siyaset için vatandaşın bu hakkını koruyabilmelidir.
  • Vatandaşa, “Eğer siyaset yapacaksan bir partiye girmek zorundasın,” denmemelidir. Siyaset 15 Temmuz’daki gibi bireysel irade konarak yapılır. O veya bu partili olunabilir, hatta siyasetle hiç ilgilenilmiyor da olunabilir. Ama bu Aziz Millet nasıl Türk Bayrağını alıp “demokrasi nöbeti” esnasında çok net bir şekilde siyaset yapabildi ise aynı mantıkla devam etmek mümkündür.

Sivil siyaset böyle kökleşir…

Normalleşme tamamlandıktan sonra bu avantajlı bilinç bir yana bırakılmayacak, aksine daha da kökleştirilecektir. Artık siyaseten vatandaş ülke ve devlet üzerine faaliyeti olanlara gerektiğinde, “Dur bakalım, bu söylediğin, yaptığın vatana ihanet anlamı taşır, şimdi son bir daha düşün, aksi halde seni hem siyasetten hem de bu sınırlardan men ederim,” diyebilecektir.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!”

Dinamik Devlet Yapısı: Gelecek vaat eden kadroların işaret ettiklerini derhal yapılandıracak ve kullanıma sokabilecek inisiyatifin ve elastikiyetin var olması, bunun da üstünde sürekliliğin ve kendi kendine yaratmanın düzeneklerinden emin olunması demektir.

Dinamik Devlet Yapısı‘na göre teşkilatlanmak şarttır. Devlet sürekli ileriye bakar, mümkünse bir asır sonrasına yönelir. Eğer devlet yeterince ve organize halde olması gereken biçimde dinamik değilse, değişik dinamik yapılar devleti sürekli huzursuz ederler.

Öncelikle sıkı bir devlet nedir, ona bakmak gerekir. Elinde yasal ve meşru her türlü güç var ise devlet güven veren ve sımsıkı olmak durumundadır. Bu ne demek? Aslında bilinmeyen bir şey değil: Bir bütün halinde, milli, laik, demokratik, liyakati esas alan, eşitlikçi, çoğulcu, bağımsız, şeffaf, sosyal ve hukuk devletinden bahsediyoruz. Bu yapı kuvvetler ayrımıyla sabitlenmiş bir anayasa ile teminat altında olmalı ve tüm vatandaşlar özgürce ve eşit şekilde bu zemini benimsemelidirler. Darbe girişimde görüldü ki, vatandaş (bünyesinde her kim varsa aynı ülküyle) devletine ve demokrasisine sahip çıkacak yüce bir irade gösterebilmiştir. Dahası da gereklidir. Devlet bu ise bir dinamizmden bahsedilir. Ön şart budur. Eğer bu olmadan dinamizmden bahsedilecek olursa zemin kayması olağandır.

Tamamen rasyonel bir devlet tanımı yapmanın da yetmeyeceğine inanılmaktadır. Nasıl kişilerin karakteri, kültürel birikimi ve belirgin hasletleri varsa, milletlerin de vardır. Devlet içindeki insan yapısından gayrı değildir. Burada asıl mesele insan yapısının kalitesini artırmaktır; insan hakları bağlamında tartışılamayacak değerdeki kimlikleriyle ve yaşama biçimleriyle oynamak asla kabul edilemez. Yine de devlet bir organizasyondur. Ne kadar rasyonel olursa ve bunun sunduğu ortak değerlerde anlaşma sağlanırsa işler o kadar rahat yürütülebilir. En azından bu gerçeğe göre bir yaklaşım sergilemek esas alınmalıdır. Sabitlenen noktalar bu kıstasa göre belirginleştirilir.

Demokraside çoğulculuk bize içinde farklı dengeleri muhafaza ettiğinden, kontrolü güçlendirdiğinden ve rekabeti artırdığından dinamizmin anahtarı bir formülü sunar. Çoğulculukta ilerleyemeyen liyakatta da ilerleyemez. Türkiye’de bu iki başlığı birlikte okuma eksiği olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle sistem değişim kültürü ile harmanlanmak durumundadır. Politikacılar ve bürokratlar değişim kültürünü sindirmiş olmalıdırlar. Ama önemlisi, teşkilat yapıları buna dayalı olmalıdır. Her bir kritik görevlinin ve politikacının yanında sadece işi dönüşümü görebilen ve geliştirebilen bir uzmanın olmasıdır. Bu uzman eksikleri görebildiği gibi aynı zamanda vizyon sahibidir; değişen her şeyi ölçüp tartar, kıyaslamalar yapar, uygun olanı zamanından önce önerir.

Vizyon sahibi olmak eğitimli olmanın da ötesinde bir kişilik meselesidir. Dünyaya, olaylara farklı bakabilen insan tiplerinden bahsediyorum. Bu sıradan bir memur kadrosu değildir. Vizyon sahibi lider dahi normal olandan çok farklıdır. Devletin dinamik olmasından bahsediliyor ise “vizyoner” olma noktasında bir aşama gösterilmeli, bu yapıya uygun karakterlerin önü açılmalıdır.

Eğitimdeki özgür düşünmemenin ve baskılardan kaynaklı tek-tip bakışların olumsuz etkisini bu noktada bir daha düşünmekte yarar vardır. Bütünüyle eğitim, yaratabilmeyi temellendirebilmelidir.

Stratejik düzenlemeler her alanda temel bir işlevdir, geçiştirilemez ve çok önemlidir. Henüz ülkede stratejik bakış açısında eksiği olan bir anlayış var ise kat edilmesi gereken yolda önemli bir uğraş söz konusu olacaktır. Stratejiyi tayin edebilecek insanlar ve buna yönelik bir yapılanma olmalıdır.

Vizyonu dar ve realize edilebilecek öngörüsü üç-beş yılı geçmeyen bir sorumlu eğer karşısına çıkan durumlara bağlı kalıyorsa ve sadece dergilerden, internetten veya popülerleşen kitaplardan bilgisini ikmal ediyorsa, bu ancak değişimlerin takipçilerini ve kısır düşüncelileri tanımlamaya yeterli olacaktır. Halbuki bu aranan o “yeniliği yaratmak” anlamı taşımaz; geride kalır, yenilikleri öğrenen ve takip eden sıfatıyla ifade bulur.

Strateji oluşturabilenler her bir parçaya ayrıntısıyla bakabildikleri gibi, neden-sonuçlara en üst noktadan ve bütüncül şekilde de bakabilmektedirler. Eğer stratejiden sorumlu biri bu niteliklere haiz olmaz ise mevcut gelişmelerin ve şartların içinde kaybolur ve belki çaresiz kalır. Olan budur; bulduğu çıkış noktalarını strateji olarak yazar, önerir, işini yapmış gösterir. Halbuki bunlar taktik bile değildir. Tamamen yanlışa girmekle, aldanmakla eşdeğerdir. Stratejiden sorumlu olan olayları bilir ama ötesini de bilir, kestirimleri isabetlidir, odaklandığı noktalar birbirini tamamlar, kurguladığı zincirde zayıf halka neredeyse yoktur. Her stratejist aynı zamanda bir liderdir.

Stratejisler kendilerini vizyonerlerle karıştırabilmektedirler veya başkaları olaya bu ayrıntıda bakmayabilirler. İkisi çok başka rolleri ifade eder.

Birey önce kendindeki keşfetme dürtüsünü hissetmesi gerekir. Bu onu ataletten kurtarır, ayağa kaldırır, gerçekler üzerine hayal kurmasına sebep olur. Vizyon, hayaldeki gerçekleri görme ile keşfetme dürtüsü arasında bir yerde belirginleşen ülküdür, kurgulama sanatıdır. Her şeyden önce vizyon sahibi olmak gerekir. Geleceği okumak, yeni eğilimleri ve atılabilecek somut adımları görebilmek, satın alınabilecek donanımları daha öne çıkmadan görüp toplayabilmek, sürekli denemeler yapmak, ümit vaat eden yatırımı çok uygun şartlarda üretebilecek iş başlatmak… Bütün bu gibi bakış açılarının isabetli olması gerekir.

Vizyon stratejik öngörüyü netleştirir. Vizyon, görmek ise strateji nedir? Strateji, vizyonu zamana, zemine ve şartlara uygun yazmak ve ona yönelmek, amaç edinmektir.

Küresel değişimi gerçekleştirecek iklimi hazırlayabilmek; devletin vizyon sahibi olmasıyla, her unsurunu uygun metotlarla kontrolünde tutabilmesiyle, hukuk yapısını buna uygun şekilde hazırlamasıyla, devletin elindeki güçleri zamanında ilgililerin kullanımına açmasıyla, bilim-teknoloji, yatırım ve eğitim araştırma enstitülerini birleştirebilmesiyle, kişisel mülkiyeti garanti altına alabilmesiyle ve daha pek çok detayla mümkün olabilir.

Devletin bu yapıcı fonksiyonu, politik düzeni benimsemiş bir liderlik yapısıyla gerçekleşebilir. Dolayısıyla devletin liderlik etmesini örnekleriyle birlikte incelemek için Amerika’nın bu yönünü çok iyi gözlemlemek gerekmektedir.

Küresel yapıda şirketlerin değişim yapabilme ve bir şeyleri değiştirebilme stratejileri büyük önem taşır. Değişime uyum sağlamak başka bir şeydir. Bu bakımdan daha çok değiştirmeyi ve değiştirebilecekleri hesaba katmayı belirginleştirmek gerekir.

Stratejide zamanlama çok önemlidir. Yeterince önceden değişim için karar verilmelidir. Eğer birileri belirleyici ve siz takipçisi oldu iseniz, dönüştürülenler sınıfına girme durumunuz kaçınılmaz olur. Dönüşümü başlattığınız an diğerleri ile aynı zamanda ve hatta biraz öncesinde bittiği ana karşılık gelmelidir.

Dinamik karakterli şirketlere, kurum ve kuruluşlara sahip ülkede devlet organları da ister istemez dinamik olur. Bu istenen bir durumdur.

Stratejistler ilk planda kaynağı ve imkanı yaratmayı başarır. Bu husus, ayağın sürekli yere basması gerektiği şeklinde açıklanacak olursa; zaman içinde zeminin değişimine bağlı sağlamlaştırılması ve an itibarı ile üzerine yapılanacaklara gerekli imkanları sunması anlamına gelir. Eğer belirlenen uzun vadeli o stratejisi gerçekleşmez ise bütün devlet çarkları küme düşmüş kabul edilir.

İmkan ve kabiliyetler konusunu biraz daha açalım. Örneğin hukuk alanı yaratacağı imkan ve kabiliyetleri içtihatlarla geliştirir. Yasamanın kanun çıkarmasının ötesindeki dinamizm içtihatlarla geliştirilir. Bilim ve teknoloji alanı geniş ve kapsamlı imkan ve kabiliyetlere yol açar. Bu maksatla araştırma enstitüleri, üniversiteler, sanayiciler, finansçılar ve devlet organları çok uyumlu şekilde projeler yürütür. İnsan veya şirket kayırılmaz, sistem hak edenin elinde gelişir. Finansman ise doğası belli bir konudur. Gerekli bütçe kolaylıklarını yaratacak imkanlar geliştirilebilmelidir. Ekonomideki büyüklükleri yaratma becerisi bile başlı başına bir konudur.

Dinamik devlet ile ilgili şu ana kadar değişim kültürü, vizyon ve strateji bağlamında temel noktaları işaret ettim. Eğer bireysel bazda söylersek, burada özgür düşünceli, yaratmayı bilen, vizyoner, stratejist ve lider ruhlu insanları tarif etmiş oluyorum. Ülkede ve konumuz devlet olduğuna göre devlette, bu tip vatandaştan çok sayıda olmalıdır ve birbirleriyle değişik platformlarda iletişim-etkileşim kurabilme imkanlarını kolaylıkla bulabilmelidirler. Eğer bu bir organizma ise örneğin vergiler yük olmamalı, ulaşmanın bedeli yüksek olmamalı, kısıtlamalar gelişmenin önünde dar boğaz yaratmamalıdır.

Dinamik devlet öncü fikirlerle küresel alanda kabul görecek çok değişik alanlarda teori üretebilmelidir. Devlet, kurumlar ve bireyler nitelikli tartışmaları yapabilmelidir. Organlar kapsamlı veya teknik konularda kritik yapabilen ve dikkate alınan düzeyde olmalıdır. Geri besleme, eleştiri ve özeleştiri, öğrenme, öğrenilenleri sistemleştirme, sistemleri denetleme çok önemlidir.

O halde dinamik değil de sadece “dinamik zannedilen” bir devlet olabilir mi, samimiyetle bu soruya cevap vermeliyiz. Çok çalışıyor olmak, terlemek, üstünü başını paralamak, işleri bitmeden tamamlamak, sürekli meşgul görünmek, sorana çok iş var demek, sürekli oradan oraya atlamak… demek değildir. Başka ifadeyle, devlet çapındaki irili ufaklı işlerde yetkililerin her fırsatta, her şeyin en çok ve en önemli olduğunu ifade etmeleri dinamiklik tanımına tamamen ters olmakla eşdeğerdir. Dinamik devlet çok önceden hazırlığını yaptığından fazla terlemez, planlı programlıdır, çalışır ve karşılığını hem alır hem de paylaştırır.

Unutmayalım, eldeki sistem ne ise üreteceği de ona karşılık gelenle sınırlı olur. İlerisini düşünürseniz, farkı da görebiliyorsunuz demek olur.