Türkiye’nin Bilimsel Kalite İhtiyacı

Bilim & Teknoloji

Türkiye’de gün geçtikçe araştırma-geliştirmeye ayrılan payda artış gözleniyor. Özellikle 1990’ların sonlarından bu yana üniversiteler bünyesinde açılan araştırma merkezleri ve 2000’lerden sonra artış gösteren üniversite sayısı bize yeni bir sorun sahasını da beraberinde getirdi. Bu nedir? Altyapı tamam ama şimdi kalitenin artırılması. Buradaki asıl konu ise kalitenin hangi ölçeğe göre belirleneceğidir. Kalitelinin tarifini nasıl yapacağız? Bilinen şu, kalitenin artırılmasında çok yönlü bir çabanın oluşması gerekmektedir. Devlet, özel sektör ve bilim çevreleri kadar hukukçuların da rehberlik etmesi sağlanmalıdır. Hatta zamanın getirdiği yeni anlayışları ve yeni mücadele alanlarını da bu konuya eklememiz gerekmektedir.

Bu konuda uluslararası alanda son durum nedir diye baktığımda, RAND Corporation’un yeni yayımlanmış bir incelemesini bulabilirsiniz. RAND etik ilkelerin ve ortaya çıkan konuların incelenmesi amacıyla yaptığı araştırmayı, “Bilimsel Araştırmalarda Etik” (Ethics in Scientific Research)[1] başlığıyla yayımladı. Araştırmayla ilgili; Büyük Veri, Ceza Hukuku, Bilgi Gizliliği, Tıbbi Etik, Bilim ve Teknoloji Mevzuatı, Bilimin Bilimi başlıkları ele alınmış haldedir. Araştırmada görüldü ki etkinlik konusu ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir.

Bilimde, fikirde, sanatta hırsızlık yapana müsamaha gösteren bir ulusun ve kültürün gelişmesi mümkün olabilir mi? Referansı sağlam, muhatabı arandığında bulunabilecek ve sorumluluğu sorgulanabilecek bilginin geliştirilmesi, korunması, kullanma sistemlerinin yerli yerine konması, bilimle bilimin geliştirilmesi sağlanmalıdır. Ontolojik anlamda bile fizikte, biyolojide ve kimyada çok ileri çözümlemelere doğru gidilmektedir. Örneğin çok yakın zamanda halk sağlığı açısından önemli ürünler ve uygulamalar devreye konacaktır. Genetikte, teşhiste, tedavide, otomatik uygulamalarda hemen her gün bir yenilik ortaya çıkacaktır. Bütün bunlar için şimdiden ülkede ve dünyada kurumsal yapıların bulunması gerekmektedir.

Profesyonelliğin değeri, buna göre kurumsallaşma süreçlerini tamamlamış toplumlar, bilimsel yazıların yayımlandığı hakemli dergiler, ulus devletlerin uygulayıcı gücünün değeri ve katkısı, ülke sınırları içindeki geçerli ve tutarlı etik standartlar önemli olmaktadır.

Bilim insanları, idareciler, finansörler, hukukçular ve aslında insanların tümü aynı anda zorlanmaktadırlar. Tıpkı doğru ve yanlış arasında görülen çelişki gibi, etik ve hukukilik konusunda bile bir kavram kargaşası bulunmaktadır. Bir de buna ideolojiler, duygular, kültürel baskılar eklenir ise sonuç nereye varır? Neredeyse bilginin kendisi bile yeşerdiği toplumdan şikayet eder olmakta! Bugün bilgiyi saklayan, taşıyan, kodlayan, dağıtan, açan, kapatan, üstünü örten, çarpıtan, vs. kurum, şirket, anonim örgüt, birey, çokken, şimdi siz bulun neyi nerede geliştireceğizi?

Esasen kurumsallaşma bahsi bile başlı başına bir inceleme konusudur. Mevcut kurumsal yapıların yeterliliğini savunanların yanılgısını ispat için geniş bir çalışma yapmak gerekebilir. Zira kurumsallaşma da bir kültür konusudur!

Etiği etkileyen yenilikler neler? RAND’ın çalışmasında ortaya çıkan Büyük Veri, İzleyici Riski, Açık Bilim, Açık Veri, Açık Yayın, Vatandaş Bilimi yeni etik risklerini de beraberinde getiren noktalardır. Büyük Veri konusunu çoğunluk anladı herhalde. Ancak diğerleri tamamen bilimsel incelemelerle alakalı konulardır. Belki ilgililerin dışındakilerinin pek karşılaştığı başlıklar değildir.

Bilimsel etikte araştırma-inceleme yapanların gözlemleri çoğu kere yaşanan belli olaylardan etkilenenlerden izlenimlerini almakla alakalıdır. Bugünün gerçeklik ve yaratılmış gerçeklik gibi değişik bakış açılı algı farklılıklarının yoğun yaşandığı ortamlarda saha çalışması yapanların topladığı verilerin aldatıcı sonuçlar verme olasılığı giderek artıyor. Böylesi karmaşık veya kaotik ortamlarda etik değerlerin korunduğu bilgiyi savunma konusu günümüzde ve gelecekte daha da önemlidir. Önyargılı veya sabit fikirli olmamak hep bildiğimiz yaklaşımlardır. Peki, bugünün kaotik ve istendiğinde etkilenebilir şartlarında insanlar neyi bilerek sizin sorularınıza doğru cevap bulup verebilecekler? Dolayısıyla bugün bilimsellik sadece formatı korumanın ötesinde bir konu haline gelmiştir.

Profesyonelliği yerleştirebilmiş toplumlar, ortaya çıkan değişikliklere göre araştırmacılarına sınırları belli davranış kuralları ve buna dayalı eğitim ve öğretim konularını eksiksiz kazandırmaktadır. Araştırmacılar, finansörler ve araştırma konuları için yönetişimde yapılan güncellemeler önemli görülmektedir. Bütün bu hususlar için kültürel bir yapının serbest piyasada karşılığı olduğu hususu ortaya çıkmaktadır.

İstekli olmak yetmiyor! Bu konunun belli ölçülerde riskleri de beraberinde taşıyan hukuk, kültür, bilimsellik ve iş geliştirme (finansörlerin maddi kazanç elde etmeleri) gibi temel alanlarla müşterek düşünülmesi gerektiği açıktır. Bu noktadan hareketle, Türkiye’de beklenen kaliteye ulaşılması amacıyla, etik kuralların işlemesi gerektiğinin bilindiği bir ekosistemde bilimsel araştırmalardan etkinlikle sonuç alınması gerekmektedir. Bu gereklilik için paydaşlarca, konuya ilişkin önemli bir anlaşma zemininin yaratılıp yaratılmadığına bakılması ihtiyacı vardır. Bu işi takip etmek için ise belli mekanizmaların kurulup işletilmesi ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Örneğin Yüksek Öğrenim Kurumu’nun bu maksatla neler yapıp yapmadığı noktası sorgulanabilir ve varsa eksiklikleri bunlar giderilebilir.

Nedir bu mekanizma ihtiyacı? Temel yönleriyle açıklayalım. İnsan gücü planı, etik konuların eğitim öğretimdeki yeterliliği, etik kuralların belirginleştirilmesi ve dünyadaki gelişmelere paralel ölçüde geliştirilmesi, meslek kuruluşları ve toplulukların yeterlilikleri ve bu konuya olan katkıları, denetim ve eksiksiz hukuksal mevzuat. İşte bu noktadan hareketle, Türkiye’de belirtilen amaçlar için yöneltilmiş araştırma merkezlerinin, vakıfların ve derneklerin hukuki yeterliliklerinin de ele alınıp düzenlenmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bütün bunlara bakarak araştırmacıların, uzmanların ve bilim insanlarının dünya çapındaki yeterliliklerini ve yeteneklerini takip edip geliştirecek bir otoritenin varlığına bakılmalıdır.

Denetlemenin karşılıklı (çapraz) ilişkilerle test edilmesi hususu için yine günümüzün teknolojisinden yararlanılmalıdır. Bu konuda Yapay Zekanın ve Öğrenen Makinelerin kazandıracağı yeni gelişmeler kullanılmalıdır. Ancak bunun da bir sınırı vardır. Hukuktaki vicdani muhasebe, teknolojideki salt mantığa dayalı bakış açısı ve kültürün gereklilikleri hakkında bir çözüm ortaya konmalıdır.

Kaliteyi artıracağız! Basit ifade edelim, eğer adam kayırma, siyasi ve ideolojik yaklaşımlar bugün dahi en temel risk sahalarıysa, en azından buna göre bir çözümün işlerliğinden emin olmamız gerekmektedir. Geneli düzenlemenin ilk adımı atılırken başlama noktası böyle bir konu üzerine belirgin şekilde tarif edilmelidir. Bulunulan noktayı yanlı veya kör bir şekilde tarif edenler ne denli ilerleme kaydetseler ve kendilerini savunsalar bile, esasen ya yanlış istikamette ilerliyorlardır ya da çok gerilerden başladıklarından dolayı, her şartta rakiplerin gerisinde kalmak söz konusu olacaktır.

Ne yapılırsa yapılsın, teknolojinin ve sermayenin baskın etkisi ile küreselleşiyoruz. Eğer bilimsel çalışmalar için küresel geçerlilik ile belli bir kalite sistemi inşa edilemedi ise bunca iyi niyetli çabanın çok bir şey içermeyeceği de anlaşılabilir. Üniversitelerin ve araştırma merkezlerinin duvarları arkasında olup bitenin tümüyle insanlığa ilişkin etik anlayışla birlikte bir karşılığının var olması asla göz ardı edilemez. Eğer bu Dijital Devrimden sonra ve Bilgi Çağındayken, Büyük Veri gibi kavramların günlük yaşamımızda zenginleştirdiği konulara odaklanırsak, mutlaka düzenlenmesi gereken bir konuyla karşı karşıya olduğumuzu da kolaylıkla kabul edebiliriz.

Günümüzde ulusların birbirine üstünlük kurabilmeleri, bilgiyi kullanma biçimlerine göre değişim göstermektedir. Bahsedilen etik davranış sergilemek, kaliteyi ortaya koymak, bununla bir kültür inşa etmek ve paylaşmak ise bir üstünlük değil, dürüstçe, bilgiye bilgi katmak ve insan aklını azami geliştirmek amacıyla açıklanabilir. Bilimsel yayınların mevcut üniversitelerin ve araştırma merkezlerinin duvarları dışında, anında, yeni ve geçerli bir bilgiyi ispat içinde olmasını denetleyen pek çok sistem işliyorken yararı olabilir. Türkiye’nin bu konuda yeterliliğini tamamlaması şarttır. Böyle bir konuda ne müsamaha ne de taviz söz konusu edilebilir.

Önerim şu, bu konuda şimdiden bir milli şuranın toplanması ve harekete geçirilmesi, kalite için farkındalığın artırılması, etik için profesyonelliğin geliştirilmesi, hukuk için eksiklerin gözden geçirilmesi, hepsi için kurumsal yapıların ve sistemlerin inşa edilmesi, yeni uygulamaların başlatılması, takibi ve bir izleme sürecinin başlatılması gerekmektedir.

 

[1]Araştırmayı gerçekleştirenler: Cortney Weinbaum, Eric Landree, Marjory S. Blumenthal, Tepring Piquado, Carlos Ignacio Gutierrez. www.rand.org/t/RR2912 ISBN: 978-1-9774-0269-1 RAND Corporation, Santa Monica, Calif. 2019.

Bir Cevap Yazın

Bilim & Teknoloji 'ın son yazıları

Uzay Savaşı Programları

Burada ABD, Rusya ve Çin’in kıyasıya sürdürdüğü Uzay Savaşı programlarına dikkat çekilecektir.

Değişim Çağı

Yapay zekâ (AI), nesnelerin interneti (IoT), büyük veri (BD) ve öğrenen sistemlerle

AI ve Yeni Egemenlik

Yeni egemenlik konusunu Yapay Zeka (AI, Artificial Intelligence) mı belirleyecek? Geleceğin ileri toplumlarını
DÖN BAŞA