ABD Neden ve Nasıl İkili Oynuyor?

Diplomasi

Birleşmiş Milletler, New York’ta Erdoğan-Trump arasında gerçekleşeceği ifade edilen zirvede Güvenli Bölge konusunun konuşulacağı biliniyor. ABD Savunma Bakanlığı ve sahadaki ucu Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) içine yuvalanmış şahin kanadın, şimdiden bu konuyu sabote edecek hazırlıklar içinde olduğuna dair emareler alınmaktadır. Bugünlerde medyada görülenler bunun kanıtıdır.

Bir yandan Amerikalılar Türk askeriyle havadan ve karadan devriye faaliyetlerini gerçekleştiriyorlar, diğer yandan Türk tarafını kışkırtacağını çok iyi bildikleri bazı medyaları servis ediyorlar. Aynı zamanda, CENTCOM’un nezaretinde tırlar dolusu malzeme ve mühimmat sevkiyatına devam ediyorlar. En son kara devriyesi yapıldığı günlerde ABD Irak-Suriye sınır kapısı Semelka’dan 55 tırlık malzemeyi bölgeye soktu ve bunun görüntüleri medyada yer aldı. Bu sevk edilen malzemede bazıları Tel Abyad’a da getirildi.

Bu sürecin en kötü olan kısmı ne biliyor musunuz? Aynı anda olan ikilemler: SDG’ye yardım ve eğitim sürerken, Türkiye’ye müştereklik çabası için ümit verilmeye çalışılıyor. İşin çok zor olduğu anlatılıyor. Sürekli zaman kazanıcı hamlelerle Türk tarafının önüne bir uzatma hakkı ilave ediliyor. SDG halen ABD’nin ortağı olarak resmediliyor. Basında bu gibi hususlar var. ABD kararlı görünüyorsa, terörden ayrı bir faaliyet için değil, SDG’yi desteklemekte kararlı görülüyor. Sadece Fırat’ın doğusunda değil, Batısında da Heyet Tahrir el Şam’a (HTŞ) karşı taarruz planlıyorlar. ABD, HTŞ’ye yeniden güçlenen El Kaide unsuru diyorlar ve küresel terörle mücadele için meşruiyet sağlıyorlar. HTŞ radikal terörist, bu doğru ama savaş yöntemi bu mu tartışılır. Örneğin HTŞ’ye para desteği veren bazı Körfez ülkelerine neden engel olunmuyor? Suriye’de Suriyeli halkın barışa kavuşmasının ötesinde bir tavırla rakiplerinin durumuna göre adım atmayı yeğliyorlar. Yani bir planları var, planlarını gerçekleştirirken ve bunu medya ve diplomasiyle örtüyorlar.

Sahadaki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denen terör örgütü unsurlarının tahkimatlarını gizlemeden güçlendiriyorlar. Bu tahkimatların çoğunun yerleşim yerlerinde olduğu, eğitimlerin ise yerleşim yerlerindeki mukavemet taktikleriyle ilgili olduğu alenen görülen temalardır.

Öyleyse ABD şöyle yapıyor diyebiliriz: Birleşik/Müşterek Harekat Merkezi (B/MHM) adıyla yürütülen faaliyette Türk askerine arazide bazı noktaları göstermekteler, buna karşılık yerleşim yerlerini SDG için korunaklı hale getirmeye devam etmekteler.

Yukarıda gösterilen helikopter içindeki fotoğrafta Türk askerinin elinde bir işaretli harita var. Burada devriyenin nasıl yapıldığına dair ipuçları da görülüyor. haritada 16 adet uçuş bacağı işaretli ve uçulan yer yerleşim yerlerinin dışında. Bu rotada kontrol edilen 4 yerin detaylı görüntüsü var. Buraların PKK/YPK ile mi, yoksa DAEŞ ile mi ilintili kapatılmış mevziler olduğu anlaşılamıyor. Ancak görevi açıklayan ABD ve SDG kaynaklarının ifadeleri manidar.

Türkiye’yi tahrik edeceğini düşündükleri medya organlarındaki bilgilerde detaylar var. Bunlardan bazılarını işaret edelim: ABD ve SDG’nin kol kola olduğu açık. Farklı bir tutum yok. İçerikler ABD sitelerinde görülenler ile SDG’dekiler aynı. Paylaşımlar bile aynı. Bu yönde paslaştıkları açık. Kara devriyesi SDG tarafından video ve fotoğrafı çekilip sitelerine konmuş halde. Çok rahatlar. Kullanılan ifadeler içinde PKK/YPG veya Güvenli Bölge gibi bir husus yer almıyor. Özenle seçilmiş ifadeler var. Şöyle ki; “NATO müttefiki Türkiye… DAEŞ’i yenilgiye uğratan SDG… Güvenlik mekanizması faaliyeti…” Aslında bu manzumeyi bütün ABD’nin bütün resmi dokümanlarında da aynı şekilde görmek mümkün.

Sahada durum böyleyken, Ankara ve Akçakale’ye askeri-diplomatik faaliyet için (USEUCOM ve CENTCOM’dan) iki korgeneralin ziyaretine şahit olduk. Görüşmelerin verimliliğini Savunma Bakanlığımız biliyor. Ancak onlar Akçakale’deyken diğer yandan yukarıda işaret edilen tüm aymazlıklar da kesintisiz devam ediyor idi, bu da not edildi.

Batı medyası durmuyor. Dün ABD Savunma Bakanlığının (Pentagon), Suriye’nin kuzeydoğusuna 150 asker daha sevk etmeye hazırlandığı iddia edildi. Amerikan New York Times gazetesinin ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde, söz konusu askerlerin intikaline yönelik onayın Türkiye ile yapılan faaliyetlerin ilk aşamalarının başarılı olmasına bağlı olduğuna dikkat çekildi. Gönderilecek askerlerin tam olarak ne görev icra edecekleri belirtilmedi. Buna karşılık Pentagon Sözcüsü Binbaşı Sean Robertson, ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna asker sevk edeceği iddialarına ilişkin, “Suriye’deki kuvvet durumumuzda bir değişiklik yok. Kuvvet seviyesi sahadaki koşullara bağlı olarak belirlenecek,” dedi. Trump’ın Suriye’den koordineli bir şekilde çekilme direktifini uygulamaya devam ettiklerini belirten Robertson, “Kuvvet seviyesi sahadaki koşullara bağlı olarak belirlenecek. Güvenlik nedeniyle sayı ve zaman konularına girmeyeceğiz,” ifadelerini kullandı. ABD’nin Türkiye ile Suriye’nin kuzeydoğusunda “güvenlik mekanizmasının” koşullarını süratle uygulamak üzere adımlar attığını aktaran Robertson, “İki ülke arasındaki mutabakatın bazı yerlerdeki sürecinin planlanandan daha hızlı ilerlediğini,” kaydetti. Robertson, “İş birliğimizi, koordinasyon ve istişaremizi artırmak için Türk müttefiklerimizle yakın çalışmaya bağlıyız,” dedi.

Bu tür spekülatif haberler ve yetkililerce basına verilen “formüllü” açıklamalar bir yana, sahada olanlar bellidir. ABD neden 150 askere ihtiyaç duruyor? İki korgeneral 150 asker hesabı için m bölgeye geldiler. Türkiye zaten gereğini yapacak potansiyeldeyken bir ileri aşamaymış gibi ortaya atılan asker takviyesi hususu pek de tatmin edici değildir. Bunun sonucunda Trump Erdoğan’a şöyle mi desin isteniyor: “İşin üzerindeyiz, ilave asker de gönderdim, süreç zor, desteğine ihtiyacım var!”

Durumu nasıl anlamalıyız? New York buluşması öncesinde bahse konu şahinlerin buradaki amacı şöyle: Türkiye’nin Ankara Mutabakatı dışında bir inisiyatifle Fırat’ın doğusuna girmesini engelleme çabaları sürüyor. Eğer girerse “saldırgan ve oyun bozan” görüntü vermesini istiyorlar. Trump-Erdoğan görüşmesinin öncelikle Trump’ın istediği doğrultuda, böyle olmaz ise çok sert bir ortamda gerçekleşmesini sağlamak, var olan güveni zedelemek istiyorlar. Türk tarafını bu tür bir baskı altında tutmanın peşindeler. Türkiye’nin ABD ile arasının bütünüyle bozulmasını gerçekleştirmek isteyenler de yok değil. Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak ve daha sonra sahada Türkiye’yi zor bir çatışmaya çekmek isteniyor.

Onların planı veya oyunu bu olabilir. Ama Türkiye’nin ve Türk askerinin, öyle düşündükleri gibi zaafa düşmeyeceğini hesaba katmaları gerekir ve hatta bu kendi menfaatlerine olur.

Pazartesi günü Ankara’da Putin, Ruhani ve Erdoğan Üçlü Zirvesi gerçekleşecek. Türk tarafı burada ortaklarına süreci kanıtlarıyla sunacak. Buradan ortak bir karar çıkması mümkün. Diğer yandan bu Üçlü Zirve’de İdlib bahsinde de önemli adımlar atılacak. Alt konular bunlar olmasına ilaveten, Suriye’nin genel gidişatına dayalı bir mutabakatın tazelenmesi konusu da söz konusu olacak.

Halen Batı kamuoyu ve medyası bu özel ve kritik konuyu ABD ve SDG’nin yayın organlarındaki ve resmi dokümanlarındaki manzumeye paralel yazıp çizmeye devam ettikleri açık. Bu algının önemli bir baskı aracı olarak kullanıldığını aklımızdan çıkarmamız gerekiyor.

Temkinli ancak cesurca atılacak adımlar planlıdır, şüphe olmasın!

Bir Cevap Yazın

Diplomasi 'ın son yazıları

Washington Zirvesi

13 Kasım’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD Başkanı Trump’ın daveti üzerine Washington’a resmi bir

Türkiye ve ABD Anlaştı

Dün (17 Ekim 2019, Barış Pınarları Harekâtı 9. Günü) Cumhurbaşkanlığı’nda Türk tarafı
DÖN BAŞA