Güvenli Bölge

Diplomasi

ABD ile Türkiye Güvenli Bölge konusunu görüşüyor. Türkiye’de çoğu kişi ABD’nin yine oyalama sürecine girdiğini düşünüyor. Tek çözüm Güvenli Bölge mi, bunu bile sorgulayanlar var. Güvenli Bölge 6 km değil, 35 km’den fazla olmalı diye diretenler de var. Konuşulanlar ve harita üzerinde düşünenler çok. Gelinen noktada durumu etraflıca değerlendirelim. Atılacak hangi adımlar var, analiz edelim. Bu maksatla hazırlanan görsele odaklanalım.

Suriye konusunda neler konuşuluyor? Çatışma sonrası şartlar konuşuluyor. Diğer deyişle, Cenevre’de masada konuşulacaklar ele alınıyor denebilir.

Suriye gibi büyük bir mesele nasıl çözülecek? Kimlerin buna gücü yeter? Unutmayalım, bu coğrafya şekillendirilmektedir. Dolayısıyla soruyu böyle soralım, coğrafyayı değiştirme gücü olanlar kimler? Bunu sorun çözme gücü olarak ifade edersek, meseleye müdahil olanlar içinde bu güçler belli ölçülerde etki ederler. Üst sırada ABD (bununla beraber İsrail de var) ve Rusya yer alır. Halen mesele Suriye hakkında ise çözüm esnasında masada asıl muhatap meşru rejim olacaktır. Bir alt kademede Avrupa güçleri olmak isterler. Tarihsel açıdan da buna muktedirler.

Bu güçler esasen Türkiye’yi masadan uzak tutup, tarihte örnekleri görüldüğü gibi, “Senin haklarını biz koruruz,” demek isterler idi. Ancak Türkiye hem doğal hem de fiili şartlar gereği masaya oturma gücünü elde etmiş görülmektedir. Suriye ile sınırı vardır, Afrin, Cerablus ve El Bab’da ÖSO ile birlikte bir güç konumundadır, Astana süreciyle çözüme dayalı çalışmaları yürütmüştür, BM bu konuyu teyit etmiştir, İdlib’de bir çözüm arayışı için yine askerini bulundurmaktadır, ama en önemlisi ülkesinde üç buçuk milyon sığınmacı vardır. Bütün bunlar Türkiye’yi masaya oturtmayı sağlayacaktır. Yine de durumu garanti etmesi ve son anda bir oyunla karşılaşmaması gerekir. ABD ile sürdürdüğü son görüşmelerde hesaba katacağı temel nokta bu olmak zorundadır.

Kim ne istiyor? ABD, İsrail ve Avrupa Suriye’yi bölmek istiyor. ABD onca silahı bu bölgeye boşuna yığmadı ve SDG projesini eğit-donat ile bu noktaya boşuna getirmedi? Beklentisi şudur: Suriye’nin kuzey-doğu bölgesini elinde tutmak ve bunu da PKK/YPG terör örgütünden ismini değiştirip yarattığı SDG marifetiyle gerçekleştirmek, SDG için çizdiği kaynakları bakımından zengin coğrafyayı Cenevre’de anlaşma metni içine sokmak.

Türkiye Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanadır. Çıkarı da bunu gerektirir. Toprak bütünlüğü konusu Türkiye’nin vazgeçilmezidir. Astana süreciyle dile getirildiği üzere Rusya ve İran da benzer tutum içindedir. Rusya davetle orada ve askeri üsleri var, Suriye rejimine politik ve askeri desteği sürüyor. İran halk tabanındaki bir kesimle mezhepsel ilişki içinde, öteden beri milisleriyle bölgede yer alıyor. Bu taraftarlar Suriye geleceğinde biz varız demeye devam ediyorlar. Ancak son görüşmeler içinde, sorun çözmede başat güç olan ABD ile ilgili tarafların yürüttüğü görüşmelerde, durumun tekrar gözden geçirmesi gündeme gelmektedir. Bir ara model olabilir mi, buna bakanlar vardır.

Türkiye ve ABD bloklar arasında bir bağlantı kurarak Cenevre için son kararları oluşturacaktır. Bu önemlidir, Türkiye şimdiye kadar ABD ve Rus bloklarının arasını doldurmuş ve Cenevre için katkı sağlamıştır.

Şimdi ABD ile üzerinde konuşulan konu Güvenli Bölge olmaktadır. Ancak bu başlığın görüşülmesinin detayında var olan noktalar açıktır. Bu sorular: SDG ne olacak, toprak bütünlüğü hakkında karar nasıl verilecek, ABD’nin bölgeye yığdığı silahlar ne olacak? Ortaya çıkan şu, ABD ile sadece Fırat’ın doğusu, Menbiç, Güvenli Bölge, Suriye konuşulmuyor. Aynı anda NATO, S-400, F-35, Doğu Akdeniz, Irak, PKK terör örgütü, yaptırım konusu, sığınmacıların geri dönüşü, bölgenin kalkındırılması planı, ÖSO’nun yeri gibi güvenlikle, ekonomiyle ve politikayla ilgili konular konuşuluyor. Türkiye bir yerde Güvenli Bölge konusunda pazarlığa zorlanıyor, ama taviz vermeden buraya kadar geldi, bu noktada ısrarcı ve kararlı bir tutumla yolunda devam etmek istiyor.

Hatta 29 Temmuz günü Savunma Bakanı Hulusi Akar muhatabı Mark Esper’e Türkiye’nin bilinen tutumu ve görüşlerini yineledi. Koordineli bir ilerleme olmaz ise Türkiye Güvenli Bölgeyi kendisi oluşturur, dedi. Diyelim böyle oldu, SDG silahlarını (ABD’nin verdikleri dahil) güneye kaydırdı. Ancak masaya gidildiğinde ABD bu bölgenin tekrar düzenlenmesini dayatabilir. Dolayısıyla her durumda ABD ile mutabık kalınması gerekecektir. Şimdiki çabalar ABD’yi ortak çalışmaya ikna etmekle alakalıdır. Çünkü ABD bugüne kadar İsrail dışında kimsenin görüşüne bakmadı, neredeyse tek taraflı tutum takındı. Avrupa o ne dediyse (neredeyse) kabul etti. Bölücü ABD bloğunu belli açılardan ikna etmek gerekmektedir.

Türkiye Cenevre’de masaya oturmalıdır ve sınırında bir uydu devletçik kurulmasına müsaade etmemelidir. Mümkün mertebe sorun çözme güç ölçeğini artıracak adımları atmalıdır. Fiili durumdan elde ettiği avantajı müteakip zamanlar için iyi kullanmalıdır. Askerini bölgeden hemen çekmemelidir. Hatta Güvenli Bölge maksadıyla kendi güney sınırının öte tarafını kontrol ettiğinde, bu bölgeyi uzun vadeli olacak bir planla düzenlemelidir. Sığınmacılar hakkında iyi bir planlama yapmalıdır.

Değişik düşünceler var. Güvenli Bölge bir yanılgıdır, fikrine sahip olanlar var. Esed ile görüşülmelidir, diyenler de var. Burada temel konu sorunu çözme noktasında olanlarla görüşmek ve sonuçta masaya gidebilmektir. Birinden birini kaybederek sürecin dışına düşülür ise Türkiye’nin güneyi daha hassas bir hale gelebilir.

Şöyle bir senaryo sonuç verir mi? Rejim, Rusya ve Türkiye birlikte toprak bütünlüğü için yeni bir süreci başlattı diyelim. Esed çözüm sağlayabilir mi? Ben şahsen Esed’in durumu kontrol ettiğinden ve edebileceğinden emin değilim. Bu durumda muhatap kim olacak? Zaten dolaylı olarak rejimle görüşmeler sürüyor. Alenen işgal altında güçsüz ama meşru görülen biriyle ne yapılabilir? Ona verilen akılla, silahla ve maddi destekle ayakta kalan bir Esed ile mi, yoksa onu ayakta tutmaya çalışanlarla mı görüşmek daha doğrudur? Bu tercihi Türkiye yapabilecek durumdadır.

Güvenli Bölge diyerek SDG’yi kabul etmeye zorlamak aldatmacadır, bu düşünce değerlendirilebilir. Peki, yerine ne olabilir? ABD ile görüşmeyelim. Zaten ABD bizi oyalıyor. Biz Suriye içine görüşmeksizin girip gerekirse ABD ile de savaşalım. Plan bu mu? Sonuçta barış masasında kimler olacak? Olması gereken aklıselimle muhatabı ikna edebilmek, çıkarlarımızın gerçekleşebildiği ölçüde pazarlığı sürdürebilmek, pazarlıkta kazanım elde etmek için ise bazı meşru adımlarla ilerilere gitmek. Mutabakatla sağlanan bir Güvenli Bölge meşruiyet sağlar.

Elbette zor bir süreç. Güvenli Bölge noktasında ABD ile süren görüşmeler uzar ise belli noktalardan Türkiye az da olsa askerini Suriye kuzeyine sokarak yine fiili müdahalesini yapar. Bu bir sonraki görüşmelere kadar yeni bir adım olur. Arada yine değerlendirmek gerekir. Şartlar bu adımla ne olur şimdi düşünülen budur.

Unutmayalım, PKK terör örgütünü de FETÖ’yü de Suriye’de bu şartlara gelinmesini de SDG’yi de hep aynı odaklar geliştirdi, kolladı, taşeron ve maşa olarak kullandı, bunda devam ettikleri de açık. Türkiye kırk yıldır süren terörle mücadelesinde artık bu işten kurtulmak için her ne gerekiyorsa yapma iradesine sahip konumdadır. Gerekirse savaşacaktır, bir kısmıyla bunu da yapmaktadır. Esasen konu bir bölge veya değil, istenen açıktır: Karşımıza teröristi ve bölücüyü çıkarmayın, haklarımızı elde etme yolunda bizleri oyalamayın, Ortadoğu’da ve özelde Doğu Akdeniz’de kalıcı barış ve istikrar istiyoruz!

Bir Cevap Yazın

Diplomasi 'ın son yazıları

NATO Zirvesi Öncesi

2-4 Aralık 2019 tarihlerinde Londra’da önemli bir NATO zirvesi gerçekleşecek. Bu zirve

Washington Zirvesi

13 Kasım’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD Başkanı Trump’ın daveti üzerine Washington’a resmi bir

Türkiye ve ABD Anlaştı

Dün (17 Ekim 2019, Barış Pınarları Harekâtı 9. Günü) Cumhurbaşkanlığı’nda Türk tarafı
DÖN BAŞA