insanoglunun-hacklenmesi
İnsanoğlunun Hack'lenmesi

İnsanoğlunun Hack’lenmesi

366 Tıklama
24 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Çağımızda var olanlara neler damgasını vuruyor? İnsanoğlu neye odaklandı? Varılmak istenen yolun sonu neresi? Bu arada insanoğlu ne gibi bir sorunla karşı karşıya? Çelişkisi ne? Bilim insanoğlunun çelişkisinin temeli mi? Başka bir çelişki kaynağı din mi? Yoksa her ikisi de bir çelişki değil. Yaşamda nasıl negatif ve pozitif kutuplar var ise zihni içinde yaratılan farklılıklar insanoğlunun gerçeği mi oluyor? Bu tür soruları cevaplayalım.

Biyoloji ve verinin (data) bugünkü bilişim kapasitesiyle bir araya geldiğinde yakın gelecekte doğurabileceği benzersiz tehlikelere gebe. Bilişim Teknolojisi (Information Technology), Yapay Zeka (Artificial Intelligence), üç boyutlu (3D) baskı, Büyük Veri (Big Data), Nesnelerin İnterneti (Internet of Things), Makine Öğrenimi (Machine Learning), Beyin Bilimi (Brain Science) gibi bugün yoğun biçimde sözü edilen alanlardaki kat edilecek ilerlemeler bir yandan insana yeni beden ve zihin kabiliyeti kazandırırken, diğer yandan, bunun ekonomik, sosyal, politik, iletişim, vb. pek çok alandaki getirisi ile birlikte insanlık da çağ atlayacak. Tam tersi düşüncede de somut getiriler olabilecektir. İnsanın bir diğer insanla olan meselesinde kazanılan bu yeni kabiliyetlerin baskısı ve önemi çok daha belirgin olacak görünmektedir.

İnsanlık biyoloji bakımından genetik ile ilgili konuda önemli çalışmalar içindedir. İnsanlık tanı sistemlerine her geçen gün yenilerini eklemektedir. Özellikle sağlık alanında önemli gelişmeler var. Ama en masum alan da sağlıktır. Organlarla, bedenin iç dış sistemlerle ve yine zihnin etkileşimleriyle ilgili yeni buluşlar söz konusu olmaktadır. Buradan yola çıkarak bilim insanları bireylerin günlük yaşamını destekleyecek çok yeni tedavi ve kapasite artırımı gibi konularda ürünler sunma çabası içindedir. Bir de buna psikoloji alanındaki veri oluşumunu eklemeliyiz.

Yazar Yuval Noah Harari’nin kitabı Yarının Kısa Bir Tarihi, Homo Deus tanrılaşan insanı tarif eder. Harari, “Önümüzdeki dönemde bedenimizi ve zihnimizi yeniden inşa etmenin yollarını bulacağız. Dolayısıyla veri 21. Yüzyılın ekonomisinde yeni bir ürüne dönüşecek. Tekstil, otomobiller ya da silahlar değil; bedenler ve zihinler geliştireceğiz,” diyor.

Şimdiden günlük yaşamımıza giren veri analizi ve ekonomideki kullanım alanları fazla dikkat çekmeden çalışmalarını sürdürüyor, ama bunları bilsek inanın evden dışarı çekmek istemeyiz. İletişim cihazlarını kullandığımız ve iletişime geçtiğimiz her durumda, kapısından girdiğimiz her mekanda, faturasını ödediğimiz her üründe bilin ki konuşmalarımız, eğilimlerimiz, önemsediklerimiz, zevklerimiz, vb. detay belli şirketlerce ürün haline dönüştürülüyor ve alınıp satılan mal olarak piyasada yer alıyor. Böyle bakılırsa yarın yaşamın neye dönüşeceğini veriyi yönetenler belirler olmaktadır. Şimdiden veriyi kontrol edenler bir yandan insanlığı kendi bilinçleri çerçevesinde yönlendirmekte, diğer yandan ise yaşamın geleceğini tanımlayacak mahiyette yeni araştırmalara yön vermektedirler.

Özellikle Silikon Vadisi dünyadaki bu değişimin kâbesi durumuna gelmiş bulunmaktadır. Burada çalışanlar her milletten insanlardır. Örneğin İsrailli teknoloji yatırımcıları veya devlet destekli araştırma şirketleri Silikon Vadisi’nde bir işyeri açıyor, bu işyeri piyasa döngüsü için kullanılıyor. Ama teknoloji gelişimini sadece kendi bildikleri bir mahalde gerçekleştiriyor. Bu şahıs şirketi mi, devlet şirketi mi, sıradan bakışla tam olarak anlaşılamayacak türden yöntemlerle işletilen melez yeni yapı, Hintliyi, Türkü, Koreliyi, Amerikalıyı, Rusu, İrlandalıyı, Çinliyi dünyanın en ileri beyinlerini kullanarak ürün geliştirmektedir. Bu ürünler veri işlemektedir. Veri ise dünyanın en önemli sosyo-ekonomik varlığı halini almıştır. İşin kötüsü, verinin kontrolü için “dünya uyuyor” denebilir. Şimdiden söyleyebiliriz, veri kontrolü az sayıda insanın elinde gelişiyor. Klasik sosyo-ekonomik tanımdaki “sınıf” yerine “elit zümre” geçmektedir.

İnsanoğlunun hack’lenmesi bahsini ortaya atan Harari’dir. Dünya Ekonomik Forumu’nda (WEF, Davos) bu tezi ortaya attı. Bu düşünceleri ile çok dikkat çekmiştir. Makine gibi insan beyninin de durdurulması mümkün olabilecek mi?

Neredeyse dijital kökenli yapılarla çalışmayan bir gereç kalmadı. İnsan da böyle bir evreye girmenin eşiğinde. İnsanın bedeni ve zihni dijitalle desteklenecek ve hammaddesi veri olacak bir evreye gelmiştir. Şirketler ve devletler, bunun içinde işleyen teknik ve kurumsal mantıkla işleyen sistemler bir organizma gibi tarif edilebilir. Buradan yola çıkarak anlıyoruz ki, bahse konu bir avuç elit zümre yarın istediklerinde insanı da durdurabilecek, hareketini yönlendirebilecek, zihnine müdahil olarak gününü ve tercihlerini kullanabilecektir. Bunun ilk uygulamaları halen kullanılıyor. Büyük Veri çevrimi inşa halinde olduğundan, halen bitmiş bir sistem olarak kullanılmadığından, tarif edilen güçte değildir, ama yakın zamanda olabilecek seviyededir. Bu durumda veri atmosferi kontrol anahtarı elinde olanlarca istendiğinde hack edilebilecek hale dönüşecektir.

Bu noktada psikoloji alanındaki gelişmeler ön plana çıkmaktadır. Biyoloji ile bedenin nasıl çalıştığına dair bilgilere müdahale edebilme safhası gelirken, psikoloji ile başka veri alanı oluşturulmaktadır. Psikoloji verileri insanların sosyal ve siyasal dünyalarını kontrol etmekte kullanılacaktır. Bu bakımdan Beyin Bilimi çok mesai harcamaktadır. Beyindeki etkileşimler çözümlenmektedir. Zihin içine müdahil olabilmek adına davranışsal konular kontak edilebilecek hale getirilmektedir.

Büyük Veri ve Yapay Zeka çalışmaları hızla sürüyor. Henüz insanı ve dolayısıyla bir toplumsal kesimi kontrol edebilecek bir “uzaktan kumanda” meydana getirilemedi. (Bu yazıda “uzaktan kumanda” betimlemesini bir kolaylık olarak kullandım.) Bu işlere soyunan zümrenin ihtiyaç duyduğu Büyük Veri ve uzaktan kumanda cihazıdır. İnsanların her nefesindeki, arzusundaki ve her atılımındaki detayı toplamak şimdiden başlamıştır. Buna “istihbarat yapmak” denmektedir. O halde bir istihbarat ağı (network) kurulup işletilmektedir. Şimdiden insanlık alıp sattığı veri bankalarını bu yolla elde etmekte, buna karşın yeterli yasal düzenlemeler olmadığından bir istihbarat örgütü muamelesi yapılmamaktadır. (Kabiliyet bakımında yeterli olunmadığından gelişmelere yetişilemiyor, kavramsallaşma süreci bile takip edilemiyor. Asıl sebep bu olsa gerek.)

Peki, örneğin Amerika ve İsrail gibi, istihbarat ağlarıyla insanlığı takip eden ülkeler bu gücü kullanır hale gelince ne olacak dersiniz? Bu aynı zamanda şu demek oluyor: Yapay Zeka istihbarat üretiminde de çalışmaya başlamıştır. En belirgin faaliyet alanı profil çıkarmakla ilgilidir. Örnek olarak verdiğimiz bu ülkelerde ve dolayısıyla Yapay Zekanın kâbesi olarak ifade edilen Silikon Vadisi’nde, bugün bu işe büyük yatırımlar yapılıyor. Çalışma alanları neler? Makine Öğrenimi ve Yapay Zeka, Biyoloji, Psikoloji ve Beyin Bilimi. Amaç insanı veri bazlı çözümlemektir. Veri bazlı ve dijital bu çalışmalar algoritma ile masaya yatırılmış durumdadır. Algoritma kod yazılımını gerektiriyor, şemalar ve şifreler kurmakla ilgileniyor. Atmosferde ise elektronik sinyallerle iletişim kuruluyor. Algoritma, şifre ve sinyal; işte size uzaktan kumandanın elemanları. İnsanın şifresi mi kırılacak, bas kumandanın düğmesine olsun! Sorun ne? İnsanın biyokimyasal verilerini elektronik sinyallere çevirmek mi? Bunların bilgisayarlarda işlenir hale getirilmesi mi? Şimdiden bunların çalışmaları kısıtlı da olsa yapılıyor. Sonra ne olacak? Bizi kendimize değil, bir sisteme soracağız? Örneğin, “Hey Siri bu durumda ne yapmam gerekiyor?..

Dijital dünyada on-line iken, internette dolaşıyorken, sosyal medyada vakit harcıyorken veya örneğin Netflix’te video izlerken o sözünü ettiğimiz algoritmalar göz hareketlerimizi, kalp atışlarımızı ve zihin aktivitelerimizi takip ediyorlar. Bunun anlamı ne biliyor musunuz? Bizim profilimizi çıkarıyorlar; birey, mahalle, toplum, kent, ülke olarak… Sıradan bir iş, hatta gereksiz gördüğümüz anlar bunlar, reklamlara gözümüz takılıyor ya, algoritma çözümlemeleri bizlerin cinsel eğilimlerini bile betimliyor. Hatta örneğin internette bir gazete okurken ekranda aniden bir blok beliriyor ve “Size özel…” diyerek bir öneri sunulabiliyor. Aklınızda olmadık bir anda bile uyarılabiliyorsunuz. Size ev mi satılacak, arzuladığınızı sistem analiz ederek, hangi mahalle, neye yakın olacaksa, fiyatı, hatta komşuları bile çözümlenerek, siz daha bütün bunları birleştirmemişken, “Buyur, hayallerindeki ev!..” denebiliyor. Farkında bile değiliz, ama bütün bunlar şimdiden olmaya başladı bile.

Biz uyurken makine uyumamakta ve bizim için düşünmektedir. Biz uykudayken makine tutkularımızı çalışmaktadır ve buna göre uyanır uyanmaz bizi gözleyerek en uygun şartlarda teklifler sunabilmektedir. Bu bir kolaylık gibi görülüyor, ama aslında özgürlüklerimizi tartışılır kılıyor. Bir kumandaya basılarak hack edilebilmek, bu demek.

Harari bu tarif edilen çağa bir “dijital diktatörlük” adını vermektedir. Demokratik bir ortamdan gelişerek, bizlerin yararınaymış gibi yapılan işler neticesinde, eğer bilgi ve güç belli bir elit zümrenin eline geçiyorsa, işte size bir diktatörlük! Yapay Zeka, Makine Öğrenimi, Büyük Veri, Nesnelerin İnterneti, Beyin Bilimi bütünsellik halinde kimlerin elinde gelişiyor? Bugün para ile işi bitmiş bu zümrenin demokrasiden ve serbest piyasadan yana oldukları belli. Örneğin Alibaba, Google, Amazon, Apple, Facebook… Bunların sahipleri başka bir yönetim şekli istemiyor olabilirler. Ama gidişat bir kaçınılmazı ortaya koyuyor. Üstelik bunlar önde olanlar, ya bilmediklerimiz? Örneğin küçük yazılım modülleri olarak geliştirilen gereçlerin (tools) sahipleri ne olacak? Bu gereçler kilit işlemleri yapıyorlar. Bahse konu firmalar bile bunların gereçlerini kullanmak zorunda kalıyorlar ve bunlara belli bir kontratla bağlılar. Silikon Vadisi bu tip farklı güçteki şirketlerle dolu.

Demek ki yönelim bir tür diktatörlükler şeklinde olacak! Demokrasilerin bunları dengeleyebilecek bir kültürü oluşturmamış olması bir boşluktan yararlanma halini doğurmaktadır. Savunu ise “hızımızı kesmeyin ki daha çok şeyi ve daha uygun fiyata hizmetinize verelim” şeklindedir. Hukuk ve adalet ne durumda? Geleceğin kanunları şimdiden yazılmalı. Bunu kim yazabilir? Bilen! Bilen kim? Amerika, İsrail, küresel şirketler…

Eğer gerekli düzenlemeler şimdiden yapılmazsa, bahsettiğimiz yeni tür güçlü zümrelerin erişimleri kontrol edilemezse, insanlık adına tehlike büyüktür. Giderek bu elit zümre insan bedenine ve zihnine hükmetme yeteneğine kavuşacaklar. Yaşamın içindeki verilecek kararlar hep bu zümrenin elinde olacak.

Dijital çevrimin ve sinyallerin yayıldığı alana bir isim verelim. “Bilinç atmosferi” olarak tanımladığım bu ortamda her şey farklıdır. Bulut (cloud) teknolojisini düşünün. Buna bakıp, hiç değilse bundan sonraki zamanda herhangi bir insana ilhamın nasıl geldiğini sorgulamak bile mümkündür. IBM, Microsoft, Google bulutları sizi Tanrı ile nerelerde buluşturacak?

Biyoloji alanındaki gelişmeler organlara, deri altına bazı veri toplayan ve tedavi eden ajanların yerleştirilmesi yönündedir. Bu açıktır ki organizma içine inorganik bir malzemenin ve dolayısıyla yazılımın yerleştirilmesidir. Yazılım bir bulutla iletişimdedir. Bulut şirketlerce yönlendirilebilmektedir. O zaman insan başka türlü bir yaratık haline mi dönüşüyor? Bu soruyu cevaplamak filozoflara ayrıca bir çalışma alanı getirmektedir. Bilim yazarı Michio Kaku da böyle bir dünyayı anlatmaya çalışıyor. “Şimdiden hazır olun,” diyor.

Mülkiyet kavramı ne olacak? Dedik ya hukukun kitabı yeniden yazılmalı. Kolay gibi görülmesin. İstense de zor bir alan bu. Sanal alemin içinde bir mülkiyet tanımlamasını yapmak o kadar kolay olmasa gerek. Yaşandıkça öğrenilecek, aşınmalar belli biz zaman diliminde bazı insan ve toplumlar üzerinde tecrübe edildikçe öğrenilecek ve tespit edilecek. Mülkiyetler ve haklar buna göre bir paylaştırılma yolunu arayacak. Ama bulabilecek mi? Zira zoraki bir diktatörlük söz konusu. Ne devletler ne de politikacılar bu konuda öne çıkmak istemezler. İnsanlık kendi kendine kısır bir döngü içine girmiş durumda görülüyor. Buna çaresizlik de denebilir. İşin kötüsü geçmişe dönmek de mümkün değildir. Artık bu “kader” olma yolunda bir konu haline dönüşmüştür. İnsanlık bu kaderde çaresizdir. Bu kader içinde insanların motivasyonunu verecek belli kesimlere de ihtiyaç var. Bilim insanlarından bir kesime, konsantrasyonu ileri gitmiş hukukçulara, yeni akılla yoğrulmuş filozoflara ve hatta yazarlara ve sanatçılara ihtiyaç vardır.

Radikalleşme artacaktır. Neden? İki nedenden: Birincisi, bu Büyük Veri sahibi zümre radikalleri istediği gibi kullanacaktır. Terör, propaganda, diplomasi, medya, vs. alanlar boş olmayacaktır. İkincisi ise tepkisel gelişmedir. Özellikle bazı din temsilcileri ve bazı fikir akımlarının liderleri radikalleşmenin gerekçeleri ve savunmada insanlığın ne ile ilgileneceğinin yöntemlerini oluşturacaklar. İşte size çatışmanın yeni alanı: Tarif edilen diktatorya ile bulut altında tutulan görece ileri toplumlar ile insanın saflığını savunan karşı-kesimler, ki bu karşı-kesimlerin bir kısmı haliyle radikal olacaktır.

Burada saflık ne demek? En bariz şekilde saf beyinden bahsediyoruz. Bu durum her iki kesim için inanılmaz büyük bir uçurumu tarif eder. Demek ki tarih yeniden yazılacak şekilde uçlarda gizlenmiş insanlığın bir kavgası olacak ve şimdiden buna hazırlananlar var. Filozoflar ve bilim insanları bile bununla ilgili tartışıyorlar. Bazı ilahiyatçılar bunu söylemeye çalışıyor. “Bu saflığı bozmayalım!” diyorlar. İlahiyatçılar bu saflığı “bir ilahın verdiği” olarak tarif ediyor. Ama bu gidişatı engellemek güç gibi. Zira sanki bu “gelişme” insanlık için bir kader gibi görünüyor.

Zihnin saf tutulması demek, uygulamada “hack edilmemek” demek oluyor. Burada çalışılan alan “bilgisayardan bilgisayara” değildir. Dikkat çeken nokta burasıdır. Olup biten “zihinden zihne” gerçekleşmektedir. Bu müstakbel diktatoryal elit zümrenin zihninden doğan tasarımlar ile sanal alemin anlamlandırdığı sonuçlar, yani mana alemi, bu şekilde çalışacaktır. Eğer aracı bir akıllı robot tayin edilse bile hedef yine bir insan beynidir. Bundan dolayı robotların geleceği tartışılmaktadır. Hack edilecek robot mu olacak, insan mı? Bu kısımdaki sorun başka bir ölçüde tartışılıyor, ama o kadar açık değil.

Zihin bireyin merkezi sinir sisteminde hapsolmuş gibi görülebilir. Ancak bilinç atmosferiyle irtibatı sürekli. Beyin ölünce bedenle toprağa karışıyor. Ama yaşanmışlıklar, oluşturulan bilgi kütükleri ve hatta bireyin kimliği sanki ilahi bir düzende kaydedilmiş gibi duruyor, unutulmuyor. İnsanlığın başına bundan başka bir kader daha örülüyor, fakat insanın kendi eliyle yapageldiği türden. Bu da kendi bilgi kütüklerini oluşturuyor. İşte insanoğlunun asıl büyük çelişkisi buradan kaynaklanıyor. Birleştirelim: Farklılık yok aslında, insanoğlunun zihni hem bilimsel ilerlemeleri hem de düşünsel çerçeveleri birlikte oluşturuyor.

Bir cevap yazın

siber-savasta-cin-etkisi
ÖNCEKİ YAZI

Siber Savaşta Çin Etkisi

gelecegin-akilli-toplumu
DİĞER YAZI

Geleceğin Akıllı Toplumu

İnnovasyon 'ın son yazıları