kulturel-melezleme
Kültürel Melezleme

Kültürel Melezleme

399 Tıklama
20 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Artık kültür genetik bir bağlamla açıklanabiliyor. Bireyin beyin ve sinir sistemi gibi organlarının yapılanması safhasında önemli gelişmelerin olduğu açıktır. Sistem şöyle çalışır: Özgün tasarım şüphesiz DNA kalıtımıyla aktarılır. Çevre koşullarındaki kültürü alabilecek bir yapılanma doğal olarak gelişir. Çünkü genler koşulların kombinasyonlarından etkilenir. Bu bir tür yaşam mücadelesi verebilmenin doğal sonucu olarak yaratılış kurallarına bağlı gelişir. Dış dünyadan alınan kültürün yansımalarına bağlı şekilde, gerektiğinde, gelişmekte olan şartlara göre düzenlenmekte olan vücut nöro-transmiterler salgılamaktadır ve böylelikle hücre içi yapılanmalarda bir takım kolaylıklar meydana gelir. Beyin bu ortam uyarılarına hazırlıklı olarak gelişir. Bu bir çeşit canlı için kültürleme şeklidir.

Elbette birine kültürlü, diğerine kültürsüz diyemeyiz. Ama iletişim becerisi bakımından bir guruptan olan diğer gruptan olanla karşı karşıya gelirse, işte o zaman farklılık göze batar şekilde görülebilir. Toplumların özgün dillerinin kültürel değerini korumak başka bir şeydir ve bu genetik-doğallıkla ilgilidir; ama kendini yeterince ve doğru ifade etmek için her bireyin yaşadığı ortamda sahip olunması zorunlu olan dil seviyesi başka bir şeydir.

Her şeyden önemlisi, eksik veya hatalı iletişim, insan neslini bir-iki adım sonra daha da ileriye taşımak yerine, diğer ihtiyaçları karşılamak için yeterince avantaj sağlamadığı için ilerleme yolunda yavaşlatacaksa ve bu manada öğrenilmesi gereken başka kültürel değerler varsa, bunlar neden ortamın doğallığına yeterince katılamıyor, şeklinde bir endişeye kapılmak mümkün olur. Bu öyle bir konu ki, biri varsa diğeri daha anlamlı oluyor, biri eksikse diğerine olan ihtiyaç azalıyor; birey veya toplum elindekinin yeterli ve doğru olduğuna inanıyor, ama insan için hep daha mükemmeli vardır.

Önemsediğim konu şu: Hemen hemen eşit şartlarda olanlar göz önünde tutulduğunda, neden yeterli iletişim kurulamadığı, gelişen dünyaya ayak uydurulamadığı, doğru mesajlar ve anlayış gelişmeleri yükleyen (örneğin) müzikler dinlenemediği, oyunlar sergilenemediği, kitaplar okunamadığı, mimari tasarımlar yaşama geçirilemediği için toplum bireylerinin genetik gelişmişlik düzeylerini diğerlerine göre kontrol edemiyor? Cevap üç aşağı beş yukarı belli, değil mi?

Düşünsenize, bir insanın kafasını kesme vahşiliğini videoya çekip dünyaya yayımlamanın politik gerekliliğini duymak bir yana, insanlık değerleri ölçüsünde düşünelim, bir toplum bu eylemi nasıl içselleştirerek, inanarak, yaşam gerekliliği şeklinde görerek yapabilir ki? Başka örneklerde var: Terör, politik gerekçelerin bir yöntemi olarak seçilebiliyor ve masum insanların ölümüne neden olunuyor. Çok çeşitli vahşilik içeren eylem var. Bunun sonucunda, “Benim yaptığım doğru,” denebiliyor. Doğru-yanlış bir yana, bu tür insanlara böyle yöntemler hangi kültürel-gen havuzlarında veriliyor ve geleceğimizde bu tür işler daha da artarak meydana gelsin mi istiyoruz? “Geçmişte ben elimi kana bulamak zorunda kaldım, şimdi çok temizim…” denemesi doğru bir yöntem midir? Böyle bir durumun şartlarından sonuçlarına kadar her olanın analizi yapılmalı ve açıklanmalı, nedir bütün bu olanların geri planındaki detayı? Kültür ne şekilde bir kimlik şekline dönüşüyor ve acaba kim kime benzemeli? Bu konuda, kim kime benzemeli (veya uymalı), politikacılar neyi ön planda tutmalı?

Canlılara daha yakından baktığımızda bir türün hem kendi içinde hem de diğerlerine karşı kullanmak üzere “bir istismar ve çıkar yöntemi” geliştirdiği rahatlıkla görülmektedir. İnsandaki gelişmiş genetik yapı, sahip olduğu ve kullanabildiği bilgi birikimin ötesinde, her şarta uygun karmaşık ve hüner dolu yöntemleri geliştirerek, bir yandan sorunlarını çözüyor, diğer yandan ise yeni sorun sahaları oluşturuyor.

İnsan kültürel ve politik nitelikleri ile diğer canlılara göre daha farklı bir karmaşıklığa sahiptir. Bu özellikleri onu bir yandan varlık hiyerarşisinin üzerine taşırken, diğer yandansa diplere sürüklemektedir.

İnsanlar en belirgin olarak coğrafyalarına göre belirli karakteristik özellikleri almaktalar ve vücutları kadar karakterleri de buna bağlı şekilde farklılıklar göstermektedir. Örneğin kutuplarda, ekvatorda, bir adada, steplerde, sulak yerde, karasal ikimde yaşayanlar her yönü ile birbirlerinden doğal farklılıklar gösterir. Bu yaklaşımla insanların genetik ölçekte değişkenlik göstermeleri çok doğaldır.

Gel gör ki toplumlar değişik anlayışlarla birbirleri arasına mesafe koyma özelliği de göstermektedir ve bu özellik, doğal olmanın ötesinde mi görülmeli, yoksa doğal mı kabul edilmeli, tartışılmalıdır. Bu bağlamda (konuşulan) din, politika, kültür, (tercih edilmiş) ortak çıkar, dil ve gelenek gibi nedenler toplumları birbirlerinden ya ayırmış ya da birleştirmiştir.

Örneğin şimdiki yönetsel sistemle devletler şeklinde yaşama yönteminin neden meşrulaştırıldığını bile bu bakış açısıyla açıklamak mümkündür. Bu gözle, her devletin toplumuna doğal olduğu kadar diğer etkenlerle de değerlendirme getirerek aralarındaki ayrımı tanımlamak mümkün olmaktadır.

Kültürlerin farklılıklarını açıklayabilecek kadar belirgin özellikleri ortaya konabilmiş ki, bugün belli bir toplumdan belirgin nitelikleriyle bahsetmek mümkün olabilmektedir. Çeşitli din, renk, ortak çıkar, kültür, tarih, dil gibi çok fazla nitelik ile örneğin, “Amerika” deyince ne dediğimizi gayet iyi anlayabilmekteyiz. Yakından inceleme imkanı olanlar için; Amerika’daki Afrika veya Meksika kökenlilerin; Teksaslı veya Alaskalı’nın; Anglosakson veya Evanjelist’in; Katolik veya Protestan’ın; Cumhuriyetçi veya Demokrat’ın; buna benzer her türlü toplumsal ve kültürel yapının yaklaşımını az veya çok değerlendirebilmek söz konusudur. Ya Türkiye deyince neler geçiyor akıllardan?

Tüm insanlığa bakarak şunu söylemek mümkündür. Toplumların arasını yapay nedenlerle açarak buradan belirli bir çıkar elde etmek aslında doğaldır ve türün doğa kanunları ölçüsünde kabul görebilir. Bu durumda şöyle bir soru sorulabilir: Nesillerin yaşam koşullarına etki eden bu yapaylığın sınırı veya eşiği ne olmalıdır ve bunu kim belirlemelidir?

Liderlik boyutunda bu bir sorundur. Lider toplumunu mesafelerin derinleştirmesinde mi yükseltecek, yoksa bir yüksek kültürlü toplum mu inşa edecektir?

Farklılıkların yetiştirdiği nesiller tam bir “genetik kültürel kimlik” taşır haldedirler. Bunlar çok uzun süre yapay nedenlerle derin sorun algısını benliklerine ve genetik özelliklerine yerleştirmişlerdir. Nesilden nesle aktarım olur. Evet, kültür de aktarılır! Bireyler, ortak değerlerde toplumlar, belli nedenlerle alışkanlıklarını kanıksarlar ve halk tabiri ile bu tür ortak davranışlar, “damarlarına işledi” şeklinde açıklanır.

Belli bir coğrafyaya eğilelim ve mantıken düşünelim: Eğer amaç, var olan değişik toplumları kullanarak yeni bir çıkar algısını yerleştirmek için birbirine “kaynaştırmak” adı altındaki bir politikaya itiliyor ise bunun ilk yapaylıktan ne farkı olacak? Bu gerçeğe bakarak işe koyulan kolaycı politikacılar, çağdaş veya insana yakışır gibi hazır cevapları ve erdemlilik ifadelerini öne çıkararak, esasında başka bir çıkar sahnesinin kapısında bilet kesen konumunda olmuş olmazlar mı?

Özellikle bir topluma; müzik değeri olmayan bir müzik çokça dinletilirse, film değeri olmayan bir dizi seyrettirilirse, önemsiz kişiler parlatılır ve toplum önüne konursa, edebi değeri olmayanın kitabı piyasada tutulursa, sözü dahi dinlenmeyecek şahıslar önemliymiş gibi her gün medyaya konuk edilirse, bütün bunlar ve benzerleri için yapaylığın oyuncak liderleri çok çalışırsa; peki, muhatap olan geniş kitlelerin bundan haberi oluyor mu dersiniz? Bakın, bu karıştırılmış yoz-kültür ortamlarında benimsetilenler toplum değerlerini de melezler ve ileri değil, geri doğru gidilir. Hele sonuçlar ileri gidenlerle mukayese edilirse, değer yarışında ara fersah fersah açılmış olur.

En azından TV seyrederken seçtiğiniz programa dikkat edin, kötüye melezlenmeyin! Diğer medya gereçlerine de bakın, bireyi kötüye taşıyorsa alın size toplumu kötüye taşıyan bir kültürel melezleme.

Meşrulaştırılan her değersiz olgu bir başka değersizliğin zeminidir. Değersiz ortamda yeni kavramlar üretilemez ve yeni araç-gereçler yaratılamaz. Böylelikle başkalarının kültürüne bağımlı kalınır ve ister istemez daha becerikli görülenlerin değerlerinin savunuculuğu yapılır. Çarpık kentlerin düzeneklerini kurmak için, mimarisine, teknik altyapısına ve yaşam alanlarına daha becerikli olanların katkıları istenir.

Konuşulan dile bakın, ne kadar öz değerleri yansıtıyor? Olana bakın, ne kadar olması gereken kadar düzgün? Eğer hoşgörü ve diyaloğu geriye gitmek zemininde kabul ediyorsanız, önceliklerinizden ve kabullenme eşiğinizden başlayarak, dilinizden yaşam alanlarınıza her şey kontrolünüz dışında değişiverir. Çünkü belli bir takım yoz-yapaylıklarla melezlenmişsinizdir. Ve bütün değişimin işlevsel olmasındaki tuğlaları size içinizden birileri örmektedir.

Hele bu çağda sanallığın ürünlerinin kaçınılmaz arttığı bir ortamda kontrolsüzlüğün engellerini aşamayanların halini düşünelim. Nelere maruz kalacaklardır ve iş işten geçtikten çok sonra farkındalıklar ortaya çıkacaktır. Çoğu yapaylıklar çoktan damarlara sızmış olacaktır. Sanallığın kontrollü yararının belli bir eşiği varsa ve bunu belirlemek dahi başkalarına kalıyorsa, geriye söylenecek pek bir şey kalmasa gerekir. Dolayısıyla evlatlarımızın farklılaşırken yapmayı öğrendiklerinde şikayet edilen bir nokta aranıyorsa, bu ninnileri başkalarının söylediğine işarettir.

Bütün bu kültürel genlerle gelişen yaşam şekilleri içinde kim nerede ve nasıl duruyor? Sen kendi folklorik oyununu oyna, yemeğini pişir, örf ve adetlerinle hizmet et, binalar inşa et, şarkılar söyle, elbiseler diktir ama sonuçta benim politikama tabi ol, benim bastığım faturaları öde… Hem de bu bildiğin politika değil; farkına varamayacağın basitlikte yaşamına girmiş yeni düzenekler ve alışkanlıklarla gününün ana hatlarını belirleyen bir politika, tıpkı küresel şirket politikası gibi bir şey.

Bu yanılsama ortamı kolaylıkla bilinen politik sistemleri ve liderlikleri de etkileyebilir; ama önemsiz veya olağan görülür. Değişen zamanın getirdikleridir, bu muhakkak ama aslında kültürel genlerde de değişim olur, hem de başkalarının belirlediği eşiklerde.

İnsan mı genlerini, genler mi insanı doğrudan kontrol edebilir? Evvela genlerin insanı kontrol ettiğini ama insanın kendi genlerini doğrudan kontrol edemediğini söylemeliyiz. Peki, ne yapılabilir? Olsa olsa belli bir coğrafyada veya kültürel ortamda, şartları hazırladıktan sonra, belli bir kimliği veya kitleyi belli bir süreliğine o şartlarda tutabilirseniz, doğal (veya doğallaştırılmış) şartlardan aldıklarına bağlı olarak o bireylerin genleri kendine göre bir uygunluk düzenlemesine gidecektir. Önce genlerin en basit çalışma metodu olarak taklide dayalı tutum-davranışların gelişmesi gözlenir ama bu güven verici olmayabilir. Asıl önemlisi, yine doğallığın etkisine bağlı kalarak, bir-iki nesil sonra o zerinde durulan yeni nesiller kendiliğinden belli kültürel değerler edinmişçesine kolaylıkla uyum sağlayacak türden olacaklardır.

İnsanın varlık hiyerarşisinin üzerindeki değerine odaklanarak genetik çalışmaları biraz daha mercek altına almak gerekir. Kültür kavramı bunun içinde büyük ölçüde yapaylıklardan arınır ve insana gerekli olan değeri katar. Bilim insanları da rahatlar, sosyal düzen de. Hatta liderler kendilerine daha fazla çekidüzen verme gereği duyarlar.

Sonuç olarak şu hususun hatırlarda tutulmasını istemekteyim: İyi olan kötüye mezlezlendiğinde ortaya daha dirençli bir kötü çıkıyor ise bunun sosyo-politik açıdan insanlığa zararı büyük olur. Kültür melezlemesinde amaç her defasında kötü olanı iyiye evrimleştirmek olmalıdır, öyle değil mi?

Bir cevap yazın

evrende-insan-gibisi-yok
DİĞER YAZI

Evrende İnsan Gibisi Yok

İnnovasyon 'ın son yazıları