dil-taslari
Dil Taşları

Dil Taşları

843 Tıklama
20 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Başlangıçta dilin taşlarına ilişkin bir model tarifi yapacağız. Sonra basit şekilde kapitalizmi açıklayacağız. Ardından diğer toplumlara kısaca gözatıp sonra konuyu Müslüman toplumlara indirgeyeceğiz. Burada bir ikilem tespiti yapacağız. İkilemdeki bir yaşam tarzı için bireysel çıkış yolunun sağlanmasını tanımlayacak ve gerekli hukuki desteğin verilmesinin altını çizeceğiz.

Dil Taşı Modeli

Batı kültürüne geçmeden önce insana ait dil özelliği üzerine birkaç hatırlatma yapalım. İnsanın imal ettiği, kurguladığı ve düşündüğü her adımda dil yer almaktadır. Dil insanın gerçeğe ve gerçek üstüne anlam vermesini ve anlamı ifade edecek dağarcığın gelişimini temsil eder. Konuşan dil son kertedeki hali dile getirir. Ama bundan öncesi önemlidir. Zira dil bir fikri onaylar, meşru kılar, geliştirir veya değiştirir, hatta süreçleri belirler. Dil, bilincin soyutu derinleştirmesi, somutu olgunlaştırması halinde insana özgü olanı kökleştirir.

Dil taşı modeli pek bilinen bir açıklama türü değildir. Taşlar kendi alanlarındaki kavramlarla birer basamak oluştururlar, kavramlar tanımlandıkça bir diğer taş yerine yerleşir, yürümeye elverişli olur. Böyle bir tarz açıklama, her bir kültürel bağlamı rahatlıkla görselleştirme imkanı sunar.

Ussallaşma içeriklerinde dil taşı bazen toplumlar için ikilemli bir hal alır. Düşünülen başka, yapılan başkadır; akıldaki ile kalpteki başkadır; kastedilen başka, dile getirilen farklıdır; niyet başka, icraat tam tersidir; sokakta başka, evde başkadır… Aslında taşlar yerli yerindedir ama çarpıklık ve benimsenmede düzensizlik vardır.

Batı Kültürünün Kapitalist Mimarisi

Buradan hareketle toplumların kültürel mimarilerini sıralı dört dil taşı ile açıklamak mümkün olabilecektir. Neden dört? Bu güne kadar yerleştirebileceğimiz taşlar bunlardır da ondan. Yakın zamanda beş taş olacak: Şimdiden yerine yerleştirmeyelim, bu asıl konuya odaklanmamızı güçleştirebilir.

Batı kültürünün kapitalizmle ilişkisini incelediğimizde insan elinden çıkma, belirli bir mimari tasarımın olduğunu görürüz. Aşağıda gösterilen (Tablo-1) mimari Batı kültürüne aittir.

İlk basamağı oluşturan dil taşına felsefe, din ve ahlak, adalet ile ideoloji konabilir. Felsefe, Antik Yunan döneminin kültürünün etkisini gösterir. Din ve ahlak buna göre dillendirilir. Adalet ve diğer her düşünce olgusu buradan türetilir.

İkinci taş; ideoloji altında yer alan estetik, sanat ile metadır. Batı kültürünün maddi bağlamı olan meta bu noktada merkeze konmuştur. Mimaride bu önemlidir. İdeoloji insana ait düşünce sepetidir; sonuçta her alanda bir dilsel açıklama getirir. Estetik; kültürel tarzı, metayı şekillendirmeyi, biçim vermeyi ve değer oluşturacak tarifi ifade eder. Sanat ise yaratmak ve hayal etmekle ilgili çabaların çıktısını ifade eder. Sanat birazcık aykırı dili sever; bazen bir taş yontusu bazen de bir yazılı metin şeklinde vücut bulur.

Üçüncü dil taşı bağlamında daha somut kurumsal ve sistematik eklentilerden söz edilebilir. Bu kapsamda metanın diline uyan bilim ve teknolojinin kendi dillerini oluşturması söz konusudur. Bilim kendi dilini oluşturmuş ve 1900’lü yıllardan itibaren bir kopuş göstermiş, kendini özgür ilan etmiştir.[1] Bu basamağın kapitalist basamak için bağlantı elemanı ekonomidir. Ekonomi, meta ve felsefe ile aynı hizaya oturur.

Bu modeldeki son taşta ise ekonominin devamına kapitalizm oturur. Bu taş ile ifade bulan dil taşı; sosyal olup birey ve toplumla ilişkili, politik olup yine insana dair bir tavrı ortaya koyar.

Bu basit temsili açıklama kapitalizmin kökenini, yerini, içeriğinde olanları kolayca açıklamaktadır. Kapitalist olmak için Batı’nın köklü değerlerine bağlı olmak gerekir, metanın önemi vardır, Antik Yunan felsefesinin, mitolojisinin katkısından çıkarım yapmak söz konusudur. Sanki yaşamda görülen baskıya toplumsal bir karşı koyma tavrı vardır ve bu karşı koyma insanlığa yaygınlaştırılmıştır. Dahası, dini ve ahlaki yaklaşımlarla ortaya çıkan inanç mantığı (illa inanmayı içermeyebilir), dünya kaynaklarını mülk edinen adalet anlayışını ve ideolojisini kabullenmek esastır. Sanatsal ve estetiksel yaklaşımlar bir biçim ifade eder. Bu biçim dünyaya bakıştaki temel standartları belirginleştirir. Sosyo-ekonomik ve politik değerler bütünü ortaya çıkmış olur. Kapitalizm tümünü içerir.

Batı kültürünün dili “Aydınlanmayı” üretir. “Devrimi, halkı, liyakati, sınıfsal yapıları, ulusçuluğu, liberalizmi, laisizmi, hümanizmayı…” üretir. “Devleti, cumhuriyeti, demokrasiyi, bankayı, borsayı, piyasayı…” kurumsallaştırır. Sanayi toplumunu geliştirir. Savaşın gereçlerini değiştirir. Sömürgeciliği ve modernizmi sistemleştirir. Terimler değişir amaç şekillenir. Örneğin, Marksist düşünceler dahi bu değerlerinin değişik yorumlanmış “ihtiyaçlar sistemi” üzerine inşa edilmiştir. İdeoloji sınıfsal açıklamalarla geliştirilmiştir.

Diğer Kapitalist Toplumlar Hakkında

Dünyanın diğer taraflarındaki kültürler bu bakış açısının değişik değerlerine eklenir, eğitim sistemlerini buna göre belirler, kurum ve kurallarını kabullenir. Japonya sömürgeciliği ve sanayi imparatorluğunu öğrenir. Sömürge olmaktan çıkanlar uluslar sistemine tutunmayı öğrenir. Mao’dan sonra Çin kendine yeni bir açıklama getirmiş ve kapitalizmin önemli bir neferi olmuştur. Gorbaçov ile birlikte dil “perestroyka, glasnost” gibi sözcükler üretir. Bunlarda dil taşları sorun yaratmaz. Ama Müslümanda farklı bir tutum gelişir.

Burada ilginç olan konu İslam ile ilişkidedir. İkilemli bir dünya algısından arınması için bireylerin bakış açısına bir örnek olarak sunmak mümkündür. Bir Japon’da, Koreli’de, Hintli’de ve hatta Rus’ta Batı normlarını sindirme sürecinde ikilem görülmezken; Müslüman bireyin kapitalist yaşamı ile düşünce yapısı arasında bir hayli fark oluşmaktadır. Müslüman toplumların İslami bağlamdan çıkarımları farklı olmuş, örneğin faiz kavramına değişik açıklamalar getirerek kapitalizmi benimsemişlerdir. Vergi ayrı, zekat ayrı olmuştur…

Bu farkı ifade etmek için Batı kültürüne ait yaptığımız tabloyu az değiştirerek tekrar inceleyelim (Tablo-2):

Müslüman felsefesi, dini yaklaşımı, ahlak anlayışı Kur’an’da tarif edilmiştir. İslam felsefesi ne bir Sümer ne de bir Yunan kurgusudur. Hz. Adem’e (s.a.s.) uzanır ve Hz. Muhammed (s.a.s.) ile son bulan tümel ve doğal insani öğretiyi içerir. İdeolojisi de buna göre şekillenmiştir. Mülk, esas sahibi olan Yaratan’dan insana yaşamı için sunulmuştur. Ancak adalete bakış açısı buna göre şekillenir. İslam’a göre bir Müslüman maddeye dünyalık, manaya ebedi olarak bakar. Dolayısıyla estetiğe ve sanata dair bakışı daha farklıdır.

Gerçek dünyada mana bir ikilem sebebi değildir. Mananın bu dünyaya yansıması kainatın bilincine yine doğal ve gerçek içerikli dille uyumlu olmaktır. Fakat bu temel anlayış değişir, Batı’nın baskın maddi ürünlerinin etkisiyle özgün dil taşlarını kırılgan hale getirir.

Bir süre ilim-bilim arasına farklılık koymuş görülmektedir. Aslında insanın dünya yaşamına şahitliği bilim ile mümkünken farklı açıklamalar yapmış ve uzunca süredir bilim ve teknolojide değer üretememiştir. Görülmektedir ki esas ikilem buradadır. Eğer Müslüman önderler bunu zamanında çözebilseydi bundan sonraki dil taşlarının konuşacakları da belirginleşecekti.

Ekonomi anlayışını belli bir şekilde oluşmuş öznel yapı üzerinde tutamamış Müslüman topluluklar, halen Batı modelinin ürettiği ekonomik normlara bağlılık göstermiştir.

Asabiyye konusu ile belirginleşen ayrımla açıklanabileceği gibi, Arap kimliği dışındaki Müslüman toplumlar (milletler) kendilerini tanımlarken kültürel tespitlerini ırksal esasa göre de tespit etmektedirler. Farisiler, Hindular ve Türkler buna örnektir. Hatta Dört Halife döneminden sonra ortaya atılan fikir ayrılıkları ile yönetilen toplumlara farklı yorumlar ve yaşam standartları önerilmiş, ayrılıklar artmıştır. Sonuçta sosyal yapı değişken özellikler gösterir olmuş, hatta kimlikte bile ikilemler oluşmuştur.

Modellemede politikalar da bahse konu farklılıklara bağlı olarak dünyada esen hakim güçlerin rüzgarına göre şekillenmiştir. Örneğin Marksist-kapitalist bir devlet bir Blok’ta yer alıyorken, liberal-kapitalist başka bir devlet diğer Blok’ta yer alabilmiştir. Politik işbirlikleri, anlaşmalar, eğitim, silahlanma ve diğer her bağlantı, tabi olunan gruplaşmalarla açıklanmıştır.

Sonuçta küresel kapitalist sistem devreye girince asabiyye kapitalizmle birleşmiştir. İlginç sayılabilecek bir soru burada görülür: Ne beklenirdi? Birleşme İslam çatısı altında olmalıydı, değil mi? Denemek isteyenlerinki sadece fikirsel kaldı. Çünkü temeldeki farkları ifade etmekten kaçınıp salt politik birliktelikle birleşme zemini arayan düşünceler ya idealist ya da romantik halde tarihe kaydedildi. Ya da!..

Dilde Açık Olmak

Bu yazıda farklı ne var? Amaçlanan ne idi? Yazı salt bilinenlerin farklı bir dil ve yöntemle açıklanması mıydı?

1) Kapitalizm Batı kültürünün sistemidir. 2) Bu sistem devşirilip başka bir topluma adapte edilemez. Doğulusu veya güneylisi de bu kapitalist kültüre bağlı kabulleri netleştirebilmiştir. İkilemleri meydana gelmeyecek yapılara kavuşmuşlardır. 3) Son İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s.) zamanındaki sistemin tekrar oluşturulması ihtimali bir amaç olarak kalabilir. Ama bugün için uygulaması içinde ikilemlerin taşındığı sistemlerde pek mümkün görülmemektedir. Temelde İslam maddeye “gereğince” değer verir, ekonomik modelinde insanı ve diğer yaratılanları gözetir ve paylaşmayı sistemleştirir. İslam bunu der ama Müslüman kesimler tarihte görülmüştür ki şartlara uymak zorunda kalarak farklı davranışlar içine girebilmişlerdir. 4) O halde en önemli kural, evvela dilde açık olunmalıdır!

Bunlar biliniyor mu? Evet. Öyleyse söylenmek istenen şudur: Buradaki özne, bilerek veya bilmeyerek sürekli olarak bir ikilemi ifade edenlerdir. İkilem içinde olanlar öncelikle; sistemsel, modelsel, bütünsel ve politik açıklamalar hakkında kendilerini bir arınma sürecinden geçirerek hareket etsinler; sonuç vermeyecek çabalardan kaçınsınlar. Durum şunu salık verir; bundan böyle küresel kapitalizm gereği esas yapılması gerekenlerin hepsi bireysellikle ilgilidir. Artık bireysel düşünce ve tutumların özgürlüğüne kalıcı destek gerekiyor. Bireysel tutumların oluşmasına her türlü katkı yapılmalıdır. Eğer bir sistem ihdas edilecek ise bu yapıda kendine göre doğruları yaşayabilecekler için hukuki düzen ve sağlamlık mevcut olmalıdır. Kim ne derse desin, maalesef hukuk somut olarak paranın (metanın) geçtiği yerde vardır. Metanın kullanımına gösterilen değerde gerekli düzeltmeleri gerçekten yapacak bir irade gereklidir. Eğer yapılamayacaksa veya öyle söylenip böyle yapılması söz konusuysa, yine dilde açık olunmalıdır!

Türkiye özeline bakalım: Aynı anda; demokrat, cumhuriyetçi, feodal, liberal, modernist, post-modernist, özgürlükçü, serbest piyasaya dayalı kapitalist bir düzen; her kesimde milliyetçilik vardır. Müslüman kesim büyük oranda inançlıdır ve inancına bağlı uygulamaları bireysel ve grupsal yapanlar, laik ve anti-laik olanlar vardır. Toplum kapitalist uygulamaları ve yaşam tarzını “bu dünyalık hayatın gerçeği” bağlamında görür. Kimler kapitalist, kimler değil öncelikle bu netleştirilmelidir.[2] Çıkarcılık insan nefsinden gelir ve her toplumda olduğu gibi Türkiye’de de doğal bir eğilimdir. Alenen veya örtülü çıkarcı olan her türlü politik anlayış veya kurumsal yaklaşım, belirli dönemlerde politikanın gereği bir tutumla inisiyatif almak ister. Böyle hallerde sadece toplumsal ve hukuksal ikilemler derinleşir. Eğer kriz olur ise bundan yine küresel kapitalist sistem kazançlı çıkar. O halde dilde açık olunmalıdır!

Böylesine derin bir ikilemi olan ve küresel kapitalist sistemin her şartta kazandığı bir ortamda sıradan insanlar ne yapsınlar, cevaplayabilir miyiz?


[1] Bkz. https://muttakilik.com/mutlak-bilinc-ve-insanin-bilgisi/

[2] Bkz. https://muttakilik.com/turkiyede-kimler-kapitalist/

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Sosyalitede Zannetmeli Dünya Kurgusu

DİĞER YAZI

Kuramsal Muttakilik

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka