kumulatif-iyi
Kümülatif İyi

Kümülatif İyi

780 Tıklama
15 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Sokak çok hareketli; sürekli ilişki, konuşma, eylem, sürtüşme, alıp-verme dolu. Bazen umursamaz olunuyor ve sokak, işyeri, kazanç, karın doyurma ve sosyal olma fikrinin dışına çıkılamıyor. Herkes haklı: İnsan böyle olduğu için değerli ve değer üreten bir varlık.

Eşitlikler, haklar, özgürlükler, gerçekler hayaller, duygular ve pek çok hayata dair konu bu noktada düşünülür oluyor; bazıları öne çıkıyor, göze batıyor, hepsi bu. Ama yarın bir başka süreç ve etkilenmeler olabilir, buna dair insan sürekli hesap, tahmin, düzenleme ve hazırlık yapıyor. Normal olan bu noktada tartışılıyor; çünkü kişisel bakışlar ve baskın farklılıklar burada kendini önemsetiyor.

Sonuçta kim kime zulmediyor, kimi istismar ediyor, kimi fakirleştiriyor, dikkatli ve bütüncül bakılmalıdır. Biri diğerini yok sayabilir mi, görmezden gelebilir mi, buna hakkı var mı? Düşünceler eyleme döndüğü noktada sorgulanır; “Gerekirse çatışırız!” denir. Neden çatışır insan? İnsan bir tür metotla diğerini beslenme zincirinin halkası mı görüyor? Çatışma bundan dolayı mı?

İnsanlık açısından bazı konular çok temelde ve tekraren ele alınıyor; değişik zamanlarda değişik şartlarda. Rousseou’nun “doğal iyi” yaklaşımını tartışıyor insanlık. Neden? Batı toplumunun inşası sürecinde saptırılmış din ve buna dayalı veya tepkili felsefi akımlar, “İnsan kötü doğar,” demiş bir kere. Hıristiyanlık için geçerli olan “günah” doktrini ile düşünelim. İnsanlar günahla mı doğar? Rousseou kendi döneminde bir buluş yapmış gibi, “İnsan iyi doğar,” derse sizce nu fikir normal midir? Rousseou’dan çağlar önce Kur’an da aynı şeyi söylemiş idi. Bugün, “Ama dini bu işlere karıştırma, bir insanın söylemesi önemli,” deniyor. Sonuçta bu gerçeklik var mı? Bu gerçeklik kim söylerse söylesin, hangi kaynakta yer alırsa alsın, değişmiyor ki!

Benzer yaklaşımı bugün Batı kültüründe ve felsefesinde çokça tartışılan ve modern-pozitif adalet kavramının oluşmasına da esas olan bir başka konuda da görüyoruz. Hobbesian yaklaşım, insanların bencil ve birbirine karşı duyarsız oldukları fikrini ret eder. Konu çok basit değil mi? Thomas Hobbes’un söylediğini ister kabul edin, isterseniz etmeyin. Sokaktaki yaşama etkisi nedir sizce; ister bir açıklama getirin, isterseniz bu konuların tümünü “boş” görün. Ama toplumları düzenleyenler, yaşama dahil olan örneğin adalet gibi önemli konuları bu prensiplerle tartışıp kanunlar hazırlıyorlar, neticede günlük yaşama bu kavramları monte ediyorlar, bizler dışına çıkamıyoruz.

Hobbes’in söylediği bu konuda İslam ne demiş? “Nefsini terbiye et!” Hem doğuştan insan iyidir, hem de nefsi terbiyeye ihtiyaç duyar. Bakın diğer bir kalem olan Richard Dawkins, “Gen Bencildir!” diyor. Ben fikirlerin açılımını şu şekilde okuyorum: Gen bencildir, bütünüyle tüm canlılar ama içlerinde en gelişmişi olan insan en mükemmel bencil yani nefsi varlıktır, yani Hobbes’un iddiası tamamen yanlıştır, belki de onun söylediği bir temenni olabilir, dini ister bu işe karıştırın, isterseniz dışarıda tutun, sonu şu, adalet temenni ile değil gerçekle ilgili bir kavramdır. İsterseniz bir anlığına kaçamak yapın, nefs terbiye edilmeli, fikrini kabul edin. Öyleyse konu nedir? Çok başka bir şey mi? Hayır. İyi evlilikler, sevgi, saygı, özenli hamilelikler, aile içi özen, düzen ve eğitim, sokakta, işyerinde ve her alanda ahlaki davranış göstermek, iyi insan olmaya odaklanmak, adaleti kötü ile bu seviyede ölçülendirmek… Burada anormal olan nedir?

Ama modern adalet ile ilgilenen John Rawls, Hobbesian tavrıyla açıklamalar getiriyor. Söylenenler değişmiyor, biliyor musunuz? Kulağı tersten gösteriyor, hepsi bu! Ben burada insanın on binlerce yıldır bilincinde gelişen tartışmaları dinin içi veya dışı diye ayırt etmeden, bir bütüncül bakış sergileyerek açıklamaya çaba gösteriyorum. Bazen filozofların söyledikleri bana anormal geliyor, ama size gelmeyebilir. Bu böyle bir şey…

İnsanoğlu sahne aldığı bu dünyada, kendi yarattığı ve işlettiği sosyal ve politik kavram ve kurumlara tabi oluyor. Bu gerçek değil mi? Eğer cevaben “değil” deniyor ise bu kişisel bir görüştür; orijinal veya saptırılmış din anlayışı bile konuyu böyle görür. İşte size normallik ile anormalliğin karmakarışık bir basit hali; ama kabul etseniz de etmeseniz de, kulağınızı başka taraftan gösterseniz de göstermeseniz de durum böyledir.

Devam edelim… İnsanlar önce ve en fazla kendilerini severler, çünkü bencildirler, ama bencilliklerinden yine belli erdemleri sindirmiş şekildeki kendi kararlarıyla ödün verirler ve bu ödünle oluşan yeni tavır, yeni kişilik gelişimi ve bilinci ve bir sonraki adımın da tarifidir. Bu ödün kararı nefsin eğitilebilir olmasıyla da açıklanabilir. İnsanın çıkarlarını bu ölçüde görüp savunması farklılıklar gösterir. Esasen çıkarların korunması sosyal ve politik tercihlerle, bireysel ve toplumsal ilişkilerle ve beklentilerle, organize ve organizasyona karşıt hallerde gerçekleşir. İnsanın motivasyonu çıkarların verdiği sürekli artan imkanlarla bezeli duygu tatminidir. Hazcılar çıkıp, “Biz bunu söylemek istemiştik,” bile diyebilirler, her bir oluş aynı bilinç içinde gelişiyor, asıl olan da budur!

Adalet bu anlamda hukuk enstrümanı ile devrededir; şeklen resmedilen terazi ve kılıç işte burada işe yarar. İnsanlar bazen bir makine gibidir, bazen de müthiş bir anlam, bilinç, yazılım; ki din buna “maneviyat” der. İnsanın bu bilinç kısmında olanlar yine kendi türünün çıkarına gelişimi tanımlar. İlk ve başat ilke budur: Kendi türünün devamı, tercihlerin kökenindeki değişmez doğal gerçek. Örneğin intihar olgusu bu cümleden adaletle de dinle de açıklanabilir. Bundan dolayı insanda sevgi, merhamet, sempati, adalet hissi ve hepsine hükmeden ahlak vardır. Hem bu bilinç sürekli gelişir. Sosyal hayat buna göre şekillenir. Sosyal hayatta olanlar bunlar ise siyasal katılımda eşit hakların özgürlükle tanımlanması da doğal ve gerçek yaklaşımla açıklanabilir bir kaidedir. “Rousseau bunu demişti,” fikri içinde bence bir beis yoktur, Batı onu böyle kayda almak istemişse normaldir; aslen olup biten insanlık için ve süreç içinde bir durumdur, diğer bilgilerle birlikte işlenmiştir.

O halde ortaya şu çıkıyor: Her ne kadar bireysel ele alınsa da “kümülatif değer” ile insan; sosyal, politik, ekonomik, adaleti, merhameti ve ahlaki değerleri kendinde barındıran ve sürekli doğal sebeplerle gelişen ve geliştiren bir varlıktır.

Ben bütün fikirleri birleştiriyorum; sahih din öğretisini de, Rousseau’yu da, Hobbes’i de, Rawls’ı da ve daha başka normal veya anormal denebilecek türden olan fikirlerin hepsini de… Bağımsızlık, öz saygı, özgürlük, eşitlik gibi değerleri doğal ve gerçek haliyle insanlık bilincinde gelişmiş en son tarifle görüyorum. Politik veya ekonomik mecralardaki tercihleri bu konuda ele almak gerektiğine inanıyorum. Karşıtlık yaratmayı bir düşmanlık değil, “bilinç üretim prosesi” olarak değerlendiriyorum. Normal olan budur!

Ama mesele bireylerin bir diğerine göre hazmetme ve öğrenme süreçlerindeki farklarla ilgilidir. “Kümülatif iyi” burada en başat öğrenen ve öğreten olduğuna göre, aslında insanlığın tamamı için idealize edilen hedef, biz düşünsek de düşünmesek de elde edilmiş olmaktadır. Bütün bunlar dünya sahnesinde doğal ve gerçek şekilde cereyan eder.

Bu adımda bir tür temenniden mi bahsedelim: İnsanlık ideali kümülatif doğal iyinin bencilliğiyle kendi bilincini besler. Bu beslenen kümülatif iyi bir sonraki gelişkin bilincin motivasyonunu da etkiler. İşte bizim sürekli tartıştığımız birilerinin fikrince tartışmaya açılan “dış” etken! Görüyor musunuz aslında dışarıda bir şey değil, bizle beraber ve her alana nüfuz etmiş halde. Öyleyse din bir anormallik mi, yoksa dini yanlış okumanın her bir şeklinde anormallik mi aranmalı? Din, dolayısıyla İslam, dolayısıyla Allah hiç dış bir etken olabilir mi?

Olup biten insanoğlunun bilincinde gelişiyor. İnsanoğlu da yaratıyor; hem bütün hem de birey olarak. Buna kim hayır diyebilir ki? İnsanoğlunun karşısına bir tanrı oturtan fikir anormaldir. Ama Batı kültürü bunu asırlarca yapmıştır. Bu sebeple Batı’ya doğru bir empati yapmak gerekiyor, bazı yanlışlıkları atmaları zor olacak. Kendilerini dindar sınıfına koyan bazı Müslüman fraksiyonlar ne yapmışlar dersiniz? Bu tartışmadan kendilerine ne sonuçlar çıkarmışlar? Bu belki Batı’nın tartışmasından daha anormal şekilde seyrediyor, çünkü bugün bize bahse konu kesimlerin neyi tartıştıklarını, neyi savunup veya ret ettiklerini bile bilmeyenleri işaret ediyor. Bu bilinç dışı, bilinçsizlik veya bilinç kaybı olan bir durum ise gerçekten insana yakışmayan bir durumu tarif eder ki, işte size anormallik!

Kümülatif iyi, bilinç okyanusu, iklimi, ekosistemi, doğallık, gerçeklik ve Yaratan; sürekli yaratmaya devam eden, gelişen ve sürekli gelişmenin ve yenilenmenin kapısını açan…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Demokraside Korku Sorunu

DİĞER YAZI

Adaletle İlgili Eylem Planı

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka