soru-uzerine-maneviyat
Soru Üzerine: Maneviyat

Soru Üzerine: Maneviyat

1122 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Şöyle bir soru var:

  • Mana ve maneviyat konularına neden önem verilmiyor?
  • İnsanın sınavı nedir?

Kainatın sisteminde sorulara bütüncül cevap verebilmek ve yapıyı mümkün mertebe kapsamlı şekilde ifade edebilmek için şöyle bir anlatımı öneriyorum: Mevcudiyette, “ilahi mana – maddedeki mana – madde – mana” sıralaması vardır. Görüldüğü üzere mana kavramını çeşitlendiriyorum. Burada “maddedeki mana” yeni bir kavram olacak, “ilahi mana” kavramına ise maneviyattan aşinayız.

İlahi mana gaiptir. Bu kısım bilgimizin dışındadır. Örneğin evrenin ne olduğunu ve sonrasında ne olabileceğini tasavvur etmek için bir zanda bulunabilir, gözlemde bulunabilir veya deneysel yöntemlerle açıklama yapabiliriz, bunlar bilinebilir konulardır. Ancak bütün bunların var olma sebebini ve ne tür bir kudretin iradesiyle gerçekleştiğini bilmek mümkün değildir, açıklama getiremeyiz. Bilim buna cevaben “hiç” der, ünlü fizikçiler teorilerinde bir hiçten bahsederler. İmanlı kesim Kur’an’a istinaden “O” der, aslında o bir “şey” yani Yaratan’dır, tek adı vardır, Allah’tır (CC). Belki evren “Ol!” denmesiyle olacak kadar basittir ama bu emir ilahi manadan gelir, yani gaipten, insanoğlu için maneviyat kapısının açıldığı nokta burasıdır.

İlahi olan her mana ifadesi gaiptir. Allah (CC), sınavın ve arkasından ahiretin olması, insanı gözleyen, koruyan, kainatın işlerini görmekte var olan melekler, insana düşman olan ve sınavda kalması için çaba gösteren iblis, insanın iç dünyasında var olan ruh bütünüyle gaiptir, yani bilinmezdir. Bu gaip anlamlara kalben inanmaya kısaca iman denir. Maneviyatın sadece bu iman edilen gaiple sınırlı olduğu düşüncesinde olanlar vardır. Kullanım tamamen doğrudur ancak uzantısı yani maddedeki mana algılanamıyorsa eksiklik olur.

Doğal süreçlerde “maddedeki manadan” başka bir madde var olur ve maddenin türüne göre içinde taşıdığı mana ile ona atfedilen mana değişkenlik gösterir. Burada sözü edilen maddedeki mana gaip değildir, eksiksiz bilimin konusudur. Bu “maddedeki mana” maddenin anlamı, kuvveti, enerjisi, işlevi, sebep-sonucu, duygusu, itkisi bağlamında açıklanabilen değerlerdir. Örneğin atomda, hücrede, DNA’da, karanlık maddede, vb meydana gelmişlerdeki mana; ya bellidir ya da incelemeye açıktır. Örneğin hücreler ürerler, dokular, organizma ve vücut oluşur, bir dinamizm vardır, kendiliğindenmiş gibi bir türeme vardır. Bu doğaldır ve gerçektir. Evren büyük patlama ile başladı, gelişiyor, hidrojen, helyum, derken yıldızlar, galaksiler oldu vb açıklamalar böyle ifade edilebilir. Hatta inorganik maddeden organik yapı ve hücre meydana geldi, canlı türleri oluştu denebilir. Bütün bunlar maddi bir yer işgal edebilen, gözlenebilen yapılardır.

Ancak her birinin içinde ve birbirleri arasında etkileşim, kural, denge, ölçü ve bağ vardır. Hatta bilim insanlarının kafasını kurcalayan bir konudan daha söz edilebilir, ilahi mana maddedeki manaya etki ederek madde oluşumunda bir müdahale gerçekleştirir. Örneğin güneş sistemi tam da Samanyolu’nun en güvenli yerine nasıl yerleşti ve bu doğal süreç gelişti derseniz bunun adı ilahi mananın maddedeki manaya müdahalesidir. Maddedeki mananın doğal işleyişine ilahi manadan verilen denge, ölçü, yasa, hedef, maksat ne ise sonuç öyle tecelli eder.

Bizler olup biteni gözleyebilir ve nasıl olduğuna dair fikirler yürütebiliriz. Her bir ileri adımdaki öğrendiklerimizle fikirlerimizi yenileriz. Bu bilinçlenmedeki artıştır, tıpkı evrenin genişlemesi gibidir; DNA, hücreler, atomlar, ne varsa gelişir, madde ve mana gelişir, çeşitlenir, hep bir ileri versiyonu ortaya çıkar, geride kalanlar olur, bunlarda dönüşür, kayıp olmaz, dönüşüm olur ve bütün bu gelişmeden dolayı bilinç gelişir…

Mana türlerini insan için ifade edelim. İnsanın nefsi maddedeki mana türündendir, açıktır, incelenebilir, eleştirilebilir vs. Diğer taraftan insanda verili ruh vardır ve burası gaiptir. Ruh ilahi özdendir, ilahi maneviyata ilişkindir. Ben ruhu anlaşılır kılmak için üstün iradeli insanda ilahi mana ile uyum sağlayan bir bağ diyorum. Değişik inançlar arasında görüş farkından dolayı bu konu karıştırılmaktadır veya bilerek böyle yapılmaktadır. Sebebi maddedeki mana düşüncesinin olmamasından kaynaklanır.

Maneviyatı olmayan bir şey gibi anlatanlar bir yanlış içerisindedirler. Kimi kere anlamsız örneklerin verilmesine dahi sebep olabilmektedirler. Gaibe ait maneviyatın açıklamasını bilen olamaz. İnsanoğlunu buna dahil ederken ruh üzerinden konuşabilmek gerekir, bu mümkün müdür? Nefs konusunu ruh ile karıştırdığımızda önemli bir yanlış yapmış oluruz. İnsanın maddi dünyasında maneviyatı nefsiyle ilgilidir. “Psi” kökenli psikoloji, psikiyatri gibi alanlar ise bunu inceler. Batı buna ruh bilimi vb der. Bu ayrımda tercüme hatası yapılmamalıdır.

Diğer kültürler Arapçadaki nefsi nefes yani can, ruhun ise İbranicede de geçen ruah kelimesine benzer şekilde, insanın iç dünyası olarak ele alındığını açıklar. Belki de Batı kültürüne yerleşen anlayıştan dolayı bütün bu yanlışlıklar ortaya çıkıyordur. Nefs canlılığı ve kişiliği, yani insanın iç dünyasının tümünü maddedeki mana olarak kapsamaktadır. Ruh sadece maddedeki ilahi özden dolayı bir manadır ve gaiptir. Kur’an bize ruhun başka kullanımlarını da gösteriyor, örneğin vahiy meleği, ki o da gaiptir, Cebrail’in bir adı da Ruh-ül Kudüs’tür. Vahiyle bildirilen Kur’an’ın buyrukları da ruhtur, yani ilahi manadır, maneviyat burada gaip ile derinleşir. Ruh doktora götürülemez, ruh çağrılamaz. Nefs doktora götürülebilir, zaten hep var olandır. Çünkü nefs maddedeki manevi taraftır, maneviyat burada da esastır. Ruh eğitilemez, nefs ise bilhassa eğitilmelidir. Çünkü maddenin yapılandırılması kendi içinde de söz konusu olabilir, tıpkı demiri tavlamak gibi… Kur’an’da nefs nefes alıp vermek şeklinde dar bir anlamda olsa idi onu eğitin denir miydi? Şu da var; “Her nefs ölümü tadacaktır!” buyruğunda kişinin (bireyin, şahsın) ölümüne işaret edildiği açıktır. Benlik veya ego bireyde olandır. Eğitilecek olan da bireydeki egodur, ben duygusudur. Gaibe ait bilgiler ama Kur’an’daki açıklamaların ışığında söylersek, tekrar var olurken insan ismiyle, nefsiyle, kişiliğiyle, benliğiyle türeyecektir. Aksi halde sınavın ne önemi olur ki?

Hangi maneviyattan bahsedildiğini birbirinden ayıramayanlar korkak davranmaktadırlar. Bu tür korkaklıklar asırlarca kültürümüzde bilim ve ilim tartışması açmıştır, bu bize bir şey kazandırmamıştır. Örneğin doğa ve gök bilimleri, fizik, kimya, biyoloji, jeoloji, antropoloji veya arkeoloji gibi derslerden korkulmaktadır. Bu bir bilinçsizlik eseridir. Halbuki maddedeki manayı konuşmak insanın vazifesidir. Kur’an böyle emreder.

Sorunun cevabı: İman etmeyenin yani gaibe inanmayanın maneviyatla ve bir sınavla ilişkisi yoktur. O vakit ruh insanın iç dünyasıdır. Yaşamın sınırları bu dünya ile sınırlıdır. Mana bu ölçüler içinde kalmaktadır. Mana ve maneviyat kavramları insanın aklında ve kalbinde doğru yerlere konursa önemi de anlaşılacaktır. İnandığını zannedenlerin de hataları vardır. Maddeye ve maddedeki manaya doğru bakamayan bir düşünce önce kendisi maneviyattan eksik kalır. Maneviyat ilahi olana yani gaibe ulaşmak ise kendini bilmeden kim nereye ulaşır, bu mümkün olabilir mi? Bu dünyadaki yaşamın manevi tarafının nefisle ilgili ve somut olduğunu düşünmeyenler gaibe ait böylesine bir sınavla da ilişki kuramazlar.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Pagandan Muttakiliğe

DİĞER YAZI

Bütünleşebilmek

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka