Millet:

Kavramın kökeni adına kısa özet verelim: Latince “biz” anlamına gelen ve daha sonra politik-yönetim kavramları içine bütünüyle dahil edilen nation, yani ulus, millet demektir. Bir devlet kurmuş toplumların hepsi, yani biz, millet demektir. Müslüman toplum anlamına gelen ümmet, millet demektir. Hepsi aynı sonuca çıkar; millet demek “biz” demek isteyenlerin toplamıdır.

Millet, bir vatan toprağı üzerinde yaşamını sürdüren, aynı çıkar için bir araya gelmiş, tarihi bağı olan, aralarında anlaşabilen ve birbirlerine güvenen insanlardan meydana gelir.

Ümmeti bölmek isteyenler toplumu mezheplere ayırmak isterler ve “biz” denilen gücü zayıflatırlar. Ulusu bölmek isteyenler alt etnik unsurlara bölmek ve mikro milliyetçiliği esas almak isterler ve “biz” denilen gücü zayıflatırlar.

Halen dünya ulus-devletler sistemi ile idare edilmekte, bütün kurum ve kuruluşlar buna göre düzenlenmiş haldedir. Gelecekte bir gelişme (gelişme olup olmadığını tartışanlar var,)  olacak ise mega-kent devletler sistemin şeklinde olacak gibi görünmektedir.

Dil:

Toplum değerlerinin artması, insanların birbirleriyle daha iyi anlaşabilmesi, huzur ve anlayış birliğinin sağlanabilmesi, bilim ve teknolojide ilerleme sağlanabilmesi, eğitimliliğin ön plana çıkarılabilmesi gibi sebeplere bağlı olarak toplumun çok iyi bir dille yazıyor, konuşuyor ve düşünüyor olması gerekir.

Din:

Din bir baskı, sömürü ve istismar aracı değildir. Asıl olarak din ve onun adı olan İslam kainatın kuralları ve yasaları ile açıklanabilir. İkinci anlamı inançtır. İnançsızlığın veya yanlış/eksik inancın da bir tür inanma şekli olduğu açıktır. İnançlar üzerinden politika yapanların yanlışlığı ortadadır, bu yanlıştır. Din istismarının kökeni çıkarcılık ve sömürmektir.

Sekülerlik:

Sekülerlik din düşmanlığı demek değildir. Sosyo-ekonomi ve sosyo-politik konularla ilgileniyorken inanç sistemlerini bundan uzak tutmak gerekir.

Liyakat:

Liyakatin sistemleşmediği bir yerde halkın iradesi sözde kalır. Demokrasinin kırılganlaştırıldığı anlar ise işte bu anlardır. Dolayısıyla liyakatin benimsendiği ve asla bozulmayacağı bir işletim sisteminin kurulması önem arz etmektedir.

Liderler etraflarında liyakat sahibi insanlar mı arar, ideolojilerine uygun insanlar mı? İleri demokrasilerini sistemleştirmiş ülkelerde bir bütün halinde kalkınmışlık söz konusudur. Eğitimden sağlığa, ekonomiden enerjiye, savunmadan hukuka, sanayiden ulaştırmaya, bürokrasiden politikaya, her yerde ve şartta nitelikli kadrolara ihtiyaç vardır. İleri demokrasilerde kalite ölçütü çıtanın üzerinde olan çok insan yetiştirilir, bu serbest eğitim sisteminin içinde olur; en iyiler, iyi olanların içinden seçilir, zaten hak eden yerini zamanı gelince kayırmaksızın bulur; sosyal ve ekonomik kurumlar devrededir, sistemi desteklerler.

Devlet:

2030’lardan sonra mega-kent dokuları giderek küresel yapılarla entegre olacak, merkez ile ilişkisinde zayıflama görülecektir. Buna hazırlık yapmak, uyumlu ve etkin bir ilişki kurmak bir ödevdir. Ancak bu vakte kadar millet adına en önemli yönetim gereçi devlettir. Devletten vaz geçilemez, ancak gereken düzenlemeler yapılır. Devletin her ne olursa olsun zayıf düşürülmesi ve istismara açık bırakılması demek herkesin zararına olur, yönetilemeyen toplumlar ne hale dönerse sonuç o hale döner.

Devlet bir organizmadır, organizasyondur ve çatıdır. Onu yüceltmek bir çabayı gerektirir. Devlet memlekette yaşayan tüm insanların sömürülmesi için düzenlenmiş bir yapı değildir.

Devlet tarafsızdır. Devlet içinde ve devlete çalışanlar adımını bağımsız olarak, üzerindeki yükleri bırakarak yaklaşmak zorundadır.

Devlet unsurlarının siyasileşmesi kabul edilemez. Seviyesi ne olursa olsun memurun siyasiye, iş çevrelerine ve çıkar guruplarına köle olması vatana, millete ve devlete ziyandır.

Devlet nizamı iktidar çatışmaları için sürekli üzerinde oynanacak bir mecra değildir; kurumsal yapısına ve ilgilendiği her alana saygıyla hizmeti ve özveriyi gerekli kılar. Devlete ve hizmet edene çelme takmak kadar, onu kendine çıkar kapısı yapmak da aynı etkiyi yapar; devlet her iki şekilde de çürür, yozlaşır. Çürük devlet içindekilerin yozlaşmış kültürü ile birleşmiş ise devlette olması şart olan “irade” çöker. Örneğin halkın iradesi kavramı dahi bu tür başıbozuk dokulardan dolayı çöker.

Memlekette temel değerler yozlaşmış ise var olan köklü değerler de zamanla kanserli hale gelir.

Devlete paralel güç, unsur, irade, kurum ve kuruluş olamaz.

Türkiye’nin Değişim Gerçeği:

  • Türkiye tarihe beşiklik etmiş bir coğrafyada yer alır. Halen içinde feodal düzeni aşamamış toplumlar vardır. Bunu değiştirmek zorundadır.
  • Din, devlet, millet ve siyaset gibi kavramlar bireylerin aklında karmaşıklık yarattığı gibi, bu durum toplumu istismar etmek isteyenler için de bir kapı aralamaktadır. Kavramlar toplumun hafızasında kökleştirilmelidir.

Kadın:

Biyolojik açıdan kadının üretkenliği erkeğe göre en doğal farklılıktır. Erkeğin bu üretkenliği tek taraflı olarak, kendi iradesine göre ve güçlülüğünü içeren yöntemlerle baskı altında tutmaya kalkışması kadın-erkek konusunda en temel problem sahası olarak görülmektedir. Konu bu temelde akıllarda çözülemedi ise toplumun her alanında yanlış düşünceler ve anlayışlar ortaya çıkacaktır.

Maalesef Ortadoğu kültürlerinin ortak özelliği olarak kadına bakış noktasında böylesi temel konular öne çıkmaktadır. Diğer kültürlerden farklı bakış açısı olmasının bir üstünlük kabul edilmemesi gerektiği açıktır. Bu en temel konuda insanımız dünyayı okurken en sağlıklı düşünceye sahip olduğundan önce kendisi emin olmak zorundadır.

İlerlemenin Yolu:

Aşağıdaki görseli (İlerlemenin Yolu) inceleyelim. Hayat tarzını değiştirmenin, yani yaşama bakış açılarını kendi arzularıyla değiştirmek istemeleri toplumun en önemli konusu olduğudur. Eğer toplum, yönetenlerinin hazırladığı ve onların destek verebilecekleri bir doğal iklim yaratırlar ise bu ortamda karar verirler ve cahilliklerinden kurtulabilirler, mutlu olmanın yollarını açabilirler ve yaşama uyumla bağlanmanın her adımını atmaya başlayabilirler.

Örneğin memleketimde eğer bir mikro-milliyetçilik, mezhepçilik, bölünme sorunlarından bahsediliyorsa ve terör bataklığına dönüşme gibi konular konuşuluyor ise benim söyleyebileceğim daha somut ve acil bilgiler olmalıdır.

Ä°KLÄ°M

İlerlemenin Yolu

Görsele bakın, zenginlik nerelerde? Bir toplum ikliminde gelişme gösterecek ise önce adalet, eğitim, bilim ve sanat anlayışları gelişmelidir. Bunlar temel direklerdir. Eğer bu hususlar yerleştirilmeden doğrudan ileri safhalara atlanır ise her durumda zayıflıklar görülecektir. Örneğin hukuk yanlış işleyecek, eğitim çarpık şekilde gerçekleşecek, sanat ucubeleşecek ve önemlisi, bilim tamamen kadük halde görülerek, aslında aynı anlamda olan “ilim” gibi bir farklı tarife yönlendirilmiş kelimenin karşısına oturtularak, her alanda bir geriliğin ve gericiliğin yayılmasına imkan tanınacaktır.

Zenginlik bütün bunlardan sonra gelir. Zengin olmak, üretmek, ama her alanda üretmek, kavram, bilgi, değer, ürün, madde, araç, gereç, standart, ölçü, prensip üretmek, diğer bütün toplumlara örnek olmak, barış ve esenlik için uygun zemin oluşturmak bu safhada gerçekleşecektir. Bütün bunlar ilerlemeyi somut şekilde gerçekleştiren hususlardır.

Suçlu bu parti, şu dernek; o görüş, bu fikir; şu kimlik ve bu mezhep; parti, oy, sandık, meclis, hükümet, devlet kapısı değil; o rejim, bu iktidar değil, acizlik içine düşmüş olmak, zafiyeti normal kabul etmektir. Sorun varsa aranacak yerler insanımızın kararlarına, tavırlarına, duygularına, adımlarına etki eden akıllara, vicdanlara ve itkilere kazınmış düşüncelerdir. Akıl asla başkasının ipoteğine terk edilemez. Kasıtlı olarak devleti düşman göstermek yanlıştır. Devletin içindekilerin “sen, ben, o” olmasını nasıl gözardı edebiliriz? Eksikler ve yanlışlar bencillikten ve zafiyetlerden ileri gelir.

Türk Sivil Siyaseti:

“15 Temmuz” sonrası Türk sivil siyaseti yeni ve önemli bir aşamaya geldi. Bu konuyu bir kez daha tespit edelim.

İleri demokratik sistemlerde bireyin gücüne dayalı bir yapı vardır. Bireylerin her biri kendini devlet ile vatandaşlık anlaşması ile bağlarlar. Çünkü birey vatandaştır ve vatan onundur.

Sosyo-politik ve sosyo-ekonomik hayatta sivil toplum resmiyetin dışındaki her alanda vatandaşlığın verdiği güçle ve şahsiyetle bireysel ve örgütlü olarak yer alır. Örgütlü olma açılımını dernek, vakıf vs. Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile hayata geçirir. Birey STK’ların bir gün birine, ayrılıp diğer gün bir başkasına dahil olabilir, çünkü özgürdür. Burada hukuk sistemi, devlet, birey ve STK ile ayrı taraflar arasında işler.

Sivil siyaset ise vatandaşın kendi özgür dünyası ile siyaset yapma hakkını bireysel ve örgütsel olarak gerçekleştirmesidir. Bilinen şekilde bu hak bir siyasi kuruma bağlı veya tamamen kurumsallıktan bağımsız platformlarla ve örgütlenmelerle gerçekleştirilmektedir. Burada temel nokta herkesin vatan ortak paydasında buluşmuş olmasıdır. Ortak değer olan vatan üzerinde bireyler ve örgütler siyaseten hangi yolla daha başarılı olacağının seçimini yaparlar.

Türkiye’de bu hakkın varlığı en son “15 Temmuz” başarısız darbe girişiminde gözlendi ve destansı şekilde teyit edildi. Vatandaş özgür iradesi ile çok farklı haberleşme kanallarını kullanarak sokağa çıkıp demokrasiye, aslında siyasete müdahil oldu. Bu milli irade gayet olumlu bir vakıa olarak Türk siyasi tarihine geçmiş oldu.

Şimdi olması gereken nedir? İleri demokrasi yolunda “demokratik kültür” denen kritik eşikte Türk vatandaşlarının fiilen ispat ettiği bu hakkını kökleştirmesidir. Türk sivil siyasetinde bireyler vatanını kurda kuşa yem etmeme inancı saklı kalmak kaydı ise düşünme, ifade etme, tartışma hakları ilerlemesine devam etmelidir.

“15 Temmuz” sonrası Türk sivil siyasetinin parolası bir kez daha perçinleşmiştir: “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır!”

Bu “Kuvayı Milliye” ruhudur, ama bir ileri aşamasındadır: Kuvayı Milliye işgal altındayken vücut bulan bir diriliş hareketi idi, bu ise demokrasiyi gasp etmek isteyenlere özgür iradeyle verilen bir ortak tepki olarak ortaya çıktı. Bugün Türk Milleti sivil siyasette ölümüne var olduğunu göstermiştir ve bunu bütün dünya gıpta ile tespit etmiştir. Şimdi Türkiye üzerinde belli hedefleri olanların dikkate alacağı bir unsur vardır, Türk vatandaşı vatanına, demokrasine, istikbaline ve istiklaline dair kararları ancak kendisi alabilir, kedisini yok sayanlara cevabını tanların altına çıplak vücuduyla yatarak verebilecek iradeye sahiptir.

Bazı önemli noktaları hatırlayalım:

  • Siyasette partiler, örgütler, STK’lar, değişik görüşler, ideolojiler vardır; demokraside bunlar olacaktır da. Sorun bunlarla iç içe olmak, ilgilenmek, eleştirmek değildir. Sorun, bireysel özgürlüğün önünü tıkayanlardan kaynaklanır. Vatandaşın iradi haklarının gasp etmesinin istenmesi ya ona güvenmemek ya da ona rağmen siyaset yapmak anlamı taşır.
  • “İlla  bana tabi olacaksın, başka bir kapıya gidemezsin,” diyenlere, “Neden?” diye sorabilmek sivil siyasetin derinleşmesi için bir irade arayışıdır. Örneğin, “Eğer Kürt isen benim gibi hareket edeceksin,” diyenler ve vatanı bölmeyi meşru zeminlere çekmek isteyenler var ise buna vatandaş yine siyaseten “Dur!” diyebilmelidir. Ama nasıl? Sadece sandık başında mı? Bu yetmez. Bu yapı ileri demokraside eksik kalır.
  • İleri demokraside vatandaş bireysel veya bir platform olarak, bu vatana sahip çıkılması şartıyla, fikrini ortaya koyabilecek özgür ortamlarda tartışabilmeli, sorular sorup kanuları daha iyi öğrenebilmeli, varsa iradesini beyan edebilmelidir.
  • Medya buna imkan vermelidir. Nasıl 15 Temmuz’da kendini ispat etti ise aynı şekilde medya ileri demokrasiye ve vatanın bütünlüğüne hizmet etmeyi sürdürmelidir. İleri demokraside şunun veya bunun medyası olmaz, vatandaşın sesi olur.
  • Bölücülük, ayrımcılık yapmak ve kültürel yapıdaki ahengi bozmak sivil siyasete engeldir. Devlet vatandaşını bu olumsuzluklardan koruyacak tedbirleri alabiliyor olmalıdır.
  • Yasalar sivil siyaset için vatandaşın bu hakkını koruyabilmelidir.
  • Vatandaşa, “Eğer siyaset yapacaksan bir partiye girmek zorundasın,” denmemelidir. Siyaset 15 Temmuz’daki gibi bireysel irade konarak yapılır. O veya bu partili olunabilir, hatta siyasetle hiç ilgilenilmiyor da olunabilir. Ama bu Aziz Millet nasıl Türk Bayrağını alıp “demokrasi nöbeti” esnasında çok net bir şekilde siyaset yapabildi ise aynı mantıkla devam etmek mümkündür.

Sivil siyaset böyle kökleşir…

Normalleşme tamamlandıktan sonra bu avantajlı bilinç bir yana bırakılmayacak, aksine daha da kökleştirilecektir. Artık siyaseten vatandaş ülke ve devlet üzerine faaliyeti olanlara gerektiğinde, “Dur bakalım, bu söylediğin, yaptığın vatana ihanet anlamı taşır, şimdi son bir daha düşün, aksi halde seni hem siyasetten hem de bu sınırlardan men ederim,” diyebilecektir.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!”

Haydi Türkiye, insana yakışır bir ileri demokrasi için, gelişmek, refah ve güven toplumu olmak için, barış ve esenlik için, dünyaya örnek olabilmek için devrimimizi önce kendi kalplerimizde başlatalım.