Site icon Politik Merkez

Türkiye’nin Denge Politikası

Okuyucu

Ukrayna meselesinde Türkiye denge politikasını seçti. İyi mi etti, kötü mü? Analiz edelim. Analizimizde Yunanistan örneğine de değinelim.

ABD ve RUS STRATEJİSİ

ABD en başından itibaren şu 3 hedefi seçti: 1) Rusya’yı zayıf düşürmek, sonra demokratikleştirmek, 2) Rus ordusunu ve nüfuzunu Ukrayna’dan çıkarmak, 3) NATO’nun daha fazla genişlemesini sağlamasının önündeki engelleri kaldırmak.

ABD bu hedeflerinde başarıya ulaşabilmek için; 1) ortaklarıyla güç birliğine gitti, 2) NATO’yu bölgede hazır duruma getirdi, 3) Ukrayna’ya asıl düşman Rusya ile savaşması ve halkını ayakta tutabilmesi maksadıyla her türlü desteği verdi, 4) Rusya’ya ekonomik konular başta çeşitli yaptırımlar uyguladı.

Buna karşılık Rusya ne yaptı? Rusya; 1) Bekleyip görmeyi ve buna göre klasik cephe savunmasıyla hasmını niyetlerinden vazgeçirmeyi seçti, 2) karşısındaki bloğun ideolojik ve politik çözümlemesini yaptı ve dünyada bu yolla bir karşı duruş sergilenmesi sürecini başlattı.

Demek ki, ABD hedefleri ve Rusya’nın seçtiği yola bakılırsa bir sonuç almak için henüz çok erken. Savaşın uzadığını artık herkes dile getiriyor ve bu aşamada ABD ve ortakları da Rusya’yı sıkıştırmak adına yaptıklarını gizlemeden hareket ediyor. Başka ifadeyle Batı bloku vitesi bir ileriye attı. 

Bu durumda Batı bloku neyi görüyor? En başta işaret ettiğim hedeflerde kendi planlarının iyi işlediğini ve başarının bu yolla alınabileceğini hesaplıyor. Peki, Rusya ne yapabilir? Ayak sürüme yöntemine sarılmayı seçiyor. Bu ayak sürüme yöntemiyle, zaman uzadıkça rakiplerin yorulacağını düşünüyor. ABD ve ortakları, Rusların bu yola gireceklerini düşünmediler mi? Düşündüler. Onlar da uzayan bu savaşta, durumu muhafaza ettikleri, yönünde kararlılık göstermeye devam ediyorlar.

YUNANİSTAN ve TÜRKİYE KARŞILAŞTIRMASI

İşte sürüp giden bu şartlarda, örneğin AB üyesi Yunanistan ne yaptı? 1) Tam anlamıyla ABD planına dahil oldu, 2) Dedeağaç’tan Ukrayna’ya ulaşacak şekilde, Boğazlar ve Karadeniz su yoluna alternatif, yeni bir lojistik hattının devreye konmasına imkân verdi. Bu lojistik hattın kapsamı, Rusya’ya karşı kullanılan silahları da içermektedir.

Türkiye; 1) Boğazlar’ı Montrö statüsüne tam riayet etmek şeklinde yönetti, 2) tarafsız oldu, 3) kendi inisiyatifiyle dengeleyici rol üstlendi, 4) savaşta insani yardımları öne çıkardı.

O halde bu iki bölge ülkesinin yöntemlerinde bir fark oluştu. Bu nedir? AB ve NATO üyesi Yunanistan, eksiksiz ABD şemsiyesi altında yer alırken; Avrupa’dan Orta Asya’ya ve diğer yönde Rusya’dan Afrika’ya kadar derinliği olan, NATO üyesi Türkiye, kendi aklıyla hareket etmeyi seçti. Bu seçimle Yunanistan silah ve başka maddi destekler alıyor, ki en başından itibaren kendisine taahhüt edilen buydu. Buna karşılık Türkiye, ABD’den silah alamazken (mevcut programlardan dahi dışlandı), kendi savunma sanayiini güçlendirdi, ileriye dönük daha da belirginleşecek, iki ülke arasında belirgin bir fark yaratacak güç oluşumu yarattı.

Başka bir ifadeyle durumu şöyle açıklayayım. Bu durumu varsayımsal düşünerek hesap edelim: Eğer, ilerilerde bir Türk-Yunan savaşı olur ise Yunanistan’ın pozisyonu bugünkü Ukrayna’nın aynısı olacaktır. Buna taşıma suyla değirmen döndürmek diyelim. Peki, Türkiye ne durumda olacak? Kendi güçlü arka planıyla sürdürülebilir bir savaştan kaçmayacaktır.

Bu işler böyle taşıma suyla olmaz! Hatta Ukrayna’ya bakarak Yunanistan bunu iyi bilmelidir. Sürekli ABD ve Avrupa Birliği destekli şekilde yaşamak, bu stratejiyi seçerek politika yapmak, saha genişletme (maksimalist politika) hesapları yapmak, doğru değildir. 

İki ülke arasındaki sorunları çözmek için ne yapmalı? Yunanistan kendi gücüyle masaya gelmelidir, eğer egemen bir ülkeyse. Değilse, Türkiye’nin muhatabı Yunanlı politikacılar değil, Washington’da veya Brüksel’deki politikacılardır.

SONUÇ

Türkiye, egemen, inisiyatif alan, kendi kaynaklarına güvenerek adım atan, barışçı, istikrardan yana politika izleyen, Ukrayna-Rusya, ABD-Rusya, Türkiye-Yunanistan, AB-Türkiye arasındaki ve hatta başka kombinasyonlardaki her duruma çözüm arayan taraftır. Denge, bu kapsamlı bakışa karşılık gelen bir politikadır.

Bugün Türkiye, ABD’nin amaçlarına hizmet etmedi diye bazı konularda dışlanmış gibi görülebilir, ancak uzun vadede bunun tersi durum ortaya çıkabilir. Hele bir Üçüncü Dünya Savaşı konuları konuşuluyorken bu gibi stratejik tercihler bağlayıcıdır. Rusya-ABD ve hatta peşinden gelişmesi mümkün ABD-Çin geriliminin nerelere tırmanacağını henüz kestirebilen yoktur. Olabilecekler arasında bir nükleer tehdit atmosferinden de söz edenler vardır. Böyle kaotik bir ortama sürüklenme noktasında, daha işin en başında, Türkiye itidalli davranmıştır, böyle devam etmeyi seçmektedir.

Buradan çıkan sonuçları listeleyelim: 1) Ülkelerin mukayesesinde, kendini nerede gördüğüne dair temel düşüncesi, önüne çıkan durumlara ilişkin uygulayacağı politikaları da yansıtmaktadır. 2) Tarihten ders almayanlar, yaptıkları stratejik seçimleriyle, büyüme potansiyeli olan sorunların daha da karmaşıklaşmasına aracılık edebileceğini bilemezler. 3) Ülkeler ve liderler için, kaotik şartların gelişmesini hesap etmek, kaosta kontrolü kaybetmemek, kaostan çıkıldığında var olmayı sürdürebilmek temel hedef olmalıdır.

Exit mobile version