Site icon Politik Merkez

Strateji Meselesi Üzerine

Okuyucu

Günümüzde strateji bahsine olan ilginin farkındayım. Hatta görüyorum, lakırdılarının arkası bomboş olan sözüm ona uzmanların sahne alabildiği bir ülkedeyiz; önünüzdeki örnekler kötü, hatta sahnelerdekilerin eksik ve yanlı algısına maruz kalmak bile söz konusu. Böylesi olumsuz bir ortamda biz yaşı kemale erenler endişeliysek eğer, kendimizden kaynaklı değil, gördük göreceğimizi, gelecek kuşaklar adına kaygılıyız daha fazlası. 

En kısa ve kapsayıcı ifade ile strateji gücü kullanma sanatıdır. Değişik kapsamlarda güç veya güç parametrelerine sahip olmak gerekir. Ortaya konacak bir strateji için belirlenmiş bir amaç ve plan gereklidir. Uygulama iradesi ve imkanları gereklidir. Uygulama zamana, zemine ve şartlara göre şekillenir. Bunların hepsi için bir hesap gerekir.

Strateji gücü hissetmiş olanların işidir. Güçlü stratejiler gücü oluşturanlar ve bizatihi kullananlar içinden çıkar. Napolyon örneği, bir imparator, devlet adamı, asker, ama bakıldığında bir dönem Avrupa’nın güç dengelerini elinde tutmuş bir lider. Napolyon’un stratejisi şudur derseniz bir karşılığı vardır.

Keza Atatürk, Birinci Dünya Savaşı’nın neredeyse tüm cephelerinde bizatihi yer almış, pişmiş, kendi planladığı muharebeleri kazanmış, gücü iliklerinde hissetmiş, askeri bir deha ama sürekli barışı kovalamış, bilinçli ve planlı şekilde sivil inkılapları başarıyla gerçekleştirmiş, yeni bir ülkenin doğumuna liderlik etmiş, ülke, bölge ve hatta uluslararası politikada önemli süreçlere imza atmış bir stratejist. Atatürk’ün stratejisi derseniz de bir karşılığı vardır.

Ne dediğim gayet açık! Eğer içinizden birisi strateji cümlesi kuracak ise gücü kitaptan almayacak, satırlardan okumayacak, tevatürlerin içinden de mezun olmayacak; bizatihi güç ortamlarının içinde kalacak, bunun önemini ve ağırlığını hissedecek. 

Gerçek stratejiyi ancak güçlüler, güç bileşenlerini sindirenler, güçlülerle mücadele edenler, güçlü olmayı bilenler ortaya koyabilirler, uygulayabilirler, hatta başkalarına tartıştırabilirler. Diğerleri değerlendirmelerinde sürekli strateji sözcüğünü kullanırlar, ama nafile! Aslında içinde strateji sözcüğü olan çoğu cümle hiçbir şey ifade etmemektedir, yerine göre strateji bile değildir.

Örneğin denge diyeceksiniz. Neyin dengesi? Önünüzdeki cereyan eden cari olayların toplamından kendinize göre bir sözüm ona analiz yaptınız, cılız da olsa bir senteze vardınız, değerlendirme cümleniz çıktı ortaya, bu yeterli olacak mı zannediyorsunuz? Yaklaşık bir asırlık (stratejik güç merkezi olmuş) ABD ve Rusya’nın küresel güç dengelerinin toplamına bakarak mı bir dengeden bahsediyorsunuz? Yoksa son onlu yıllara şamil değişkenliklerden sonra ortaya çıkan cari durumun gereği, (örneğin) Suriye harekât alanındaki çıkarların sürtüşmesinin devamına dair oluşan bir algınız mı sizi dürttü? Burada strateji veya onun dahilinde sözünü etmek istediğiniz ABD ve Rusya dengesi nerede? 

Denge, planlı sürdürülen çabaların gereği, zamanın akışını değiştiren güç parametrelerinin, uygulanma biçimlerinin ve elde edilen sonuçların tümüyle ilgili bir ilişkiyi betimler. Örneğin ayrı ayrı, nükleer güç dengesi demek ile küresel güç dengesi demenin arasında korkunç bir fark vardır. Ancak son asır içinde toplam dengeden bahseden stratejistlerin nükleer güç dengelerini gözetmeksizin kuracağı bir cümlenin asla geçerli olamayacağı gibi bir zorunluluk da vardır. Buradan anlaşılan ne olmalı? (Örneğin) şayet, Suriye’de Rusya ve ABD birbirini dengeleyecek politikalar uyguluyorlar, deniyor ise stratejist nükleer parametreden yoksun bir muhasebe içine girecekse, bu tamamen eksik bir değerlendirme olacaktır.

Yeni sorular: İçinizden kaç kişi gerçek nükleer hesaplamalar içinde oldu? Bildiğiniz liderlere bakın, kaçı gücü kendi geliştirdi, kaçı güçlülerin hizmetinde büyüdü? Hanginizin uygulanıp sonuçları ortaya çıkmış bir gerçek stratejisi oldu?

Jeopolitik diyeceksiniz. Neyin jeopolitiği? Denge bahsinde kurduğum cümlelere bakın, aynısını burada da kullanarak benim yerime siz muhakeme edin.

(Örneğe devam:) Bir de baktım, Rus destekli Suriye rejim birlikleri saldırılar gerçekleştiriyorlar ve kendini stratejist konumuna layık gören kişiler çıkmışlar konuşuyorlar; kendi kulakları işittiklerinden ikna olmuş değiller! Arıyorlar, bir şeyler arıyorlar dinleyenlerine söyleyecek. Ama mecra sahipleri veya temsilcileri onların konuşmalarına imkân veriyorlar. Neden? Meydan boş kalmasın! Sahnede bunun bir anlamı vardır: Körlerle sağırlar birbirini ağırlar!..

Strateji vizyonuna sahip kişilerin; en az yarım asır geriden planlananları, (plan ve uygulama şartları farklı olabilir), bulunulan zamana kadar gerçekleşenleri, an itibarıyla oluşanları ve birkaç on yıl daha olacakları kapsamaya dönük muhasebeyi sağlıklı yapabilmesi gerekir. Bu onların gerçekleşenleri doğru okumalarıyla yeterli olmayabilir. Bu sadece tarih veya ekonomi bilmeyle yeterli olmayabilir. Bu sadece askeri mülahazaları değerlendirmekle olmayabilir. Stratejik içerikler derin felsefe, biyografi, tarih, ekonomi, sosyoloji, politika, bilim ve teknoloji, coğrafya, askeri bilgiyle bezenmiş olmalıdır. Beş on yıl bir devlet dairesinde çalışmış olmak demek veya bir akademisyenin makale yayımlaması demek, gerçekte stratejist olması manasına gelmez. Kendini bu yerlere koyanlar ve dahi onları bu mevkilerde konuşturanlar ancak budaladırlar.

Beğenin beğenmeyin, Samuel P. Huntington’un (1927-2008) Medeniyetler Çatışması tezi (1996) aynı zamanda önemli bir strateji belgesidir. Aslında Huntington’un (etkileştiği kişi, kurum ve vakıflar ve akademisyenler bağlamında) gücü kendi içinde hisseden biri olması söz konusuydu, buna bağlı kapsamlı-küresel bir tezle ana stratejisini ortaya koydu. Dahası, değişik alanlardaki uygulayıcılar (jeopolitikçiler, politikacılar, ekonomistler, askeri stratejistler, vs.) bu ana stratejiye eklemeli kendi stratejilerini ve uygulama biçimlerini ortaya koydular. Dolayısıyla temsil ettiği bir fikre hizmet eden akademisyen Huntington’un tezinin baskın bir strateji olduğunu kabul etmemek dahi konuyu anlamamakla özdeştir. Uygulama alanları çok farklı olabilir ama burada, etkisini bütün dünya bir kısmıyla gördü, halen kalan kısmıyla görmekte, bir dönem sonra dahi görülecek çatışmaları içermekte, böyle bir metinden bahsediyoruz. 

(Bilinen büyük stratejist isimleri var, kara teorisi, deniz teorisi, hava teorisi gibi önemli bütün dünyanın tanıdığı stratejilerin sahibi olan. Bunlardan daha önce çok bahsetmiştim, yazılarıma bakabilirsiniz.)

Strateji belirttiğim kapsamda her şeyden biraz bilenin işi olmayacağına göre demek ki modern çağda tam bir ekip işidir. Bazen sağlam bir strateji için devlet (örneğin sadece Almanya) veya kurum (örneğin sadece NATO) dahi yetmez; bunları destekleyen vakıflar kurulur ve tüm bilgi ve düşünce kaynakları devlet desteğine verilir. Binlerce uzman çalıştırılır, bunlara saha çalışanı, analist, vs. denir. Bizde sahada az, analizde biraz bulunmuş olan meydanı boş buluyor ise olmaz, buradan strateji çıkmaz!

Görüyorum ki ülkemizde, Rusya, ABD, Avrupa, vs. her neyse de özellikle son çeyrek asırda gündemde olan Çin’in yayılmacılığı ve küresel stratejilerle ilgili değerlendirmeler çok zayıf. İlave olarak, oluşan algının gereği, iklimde, biyo-teknolojilerde, yeni kitlesel tehditlerde, gelişen ekonomi eğilimlerinde, sosyo-politikalarda yeterince söz sahibi olacak ve güvenilir uzmanlarımız yetişmiyor.

Özellikle gençler, lütfen sizler önünüze konanları dikkatlice inceleyin, temkinli olun. Eğer giderek layık olmayanların sözlerinin esiri olmaya başlarsanız, bu sadece sizin sorununuz olmanın ötesine geçer, ülkenizin kısır bir döngüye sokulduğunun anlamına gelir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Exit mobile version