Hakkında

Genel:

PM küresel politik gelişmelerin değerlendirildiği bir düşünce platformudur. Bu bir parti ve bir hareket değildir. İleri demokrasiyi esas alır.

Amacı farkındalığı artırmak, gelişmiş bir toplum idealini gerçekleştirmek ve olgunlaştırdığı düşüncelerini toplumla paylaşmaktır.

Analiz edilen konularda güncel gelişmelerin üzerinde durulmakta ve yorumlara yer verilmektedir. Konuların hangi alanlarda kapsandığı da işaret edilmektedir. Politik konularda daha çok incelenmiş düşünceler ve öneriler yer alır.

Tutumu ne şekildedir?

PM tarafsız bir gözlemde bulunur ve düşünceye saygılıdır. İstismarcı ve çıkarcı politikaları toplum yararına eleştirir. Bu eleştiri yararlı ve olumlu bir sonuç almaya yöneliktir.

PM, etrafını gözetmeden yaşayan, gündemi kendine göre şekillendiren, düzeni kendi geleceğini teminat altına alma sevdasıyla çarpıtan, genelin ve gerçeğin icaplarına karşıt olmayı iş edinen ve dahi söylenebilecek türden insan doğasının ve toplumsal geleceğin yıpranmasına sebep olan istismarcılara ve sömürücülere karşı sorumlu bir tutum sergiler.

PM varoluş bilgisine ters düşmeyen şekilde ve evrensel doğrularla yüksek insanlık idealini gerçekleştirme sürecinde kendine bir ödev düştüğünün bilinciyle hareket eder.

Doğallık ve gerçeklik üzerine temellendirilen her gelişme dikkate değer görülmektedir. Halen insanlığın geneli ile kabul ettiği ve günlük yaşamını buna göre şekillendirdiği kurumlar, yapılar ve düşünce akımları yok sayılamaz. Ancak uygulamalara ve detaylara bakar, insanı ve toplumu korumak adına yapıcı hatırlatıcı tutumunu çekinmeden sergiler.

Toplum idealleri nelerdir?

  • İdrak sahibi, olgun ve vakur.
  • Yapıcı olmayı bilen ve eleştiriyi hazmedebilen.
  • Sorumluluklarının idrakiyle ve ciddiyetle kendini ifade edebilen.
  • Vizyon sahibi ve dinamik.
  • Zamanın, mekanın ve şartların değerini bilen.
  • Merkezde durmanın erdemlerini koruyan.
  • Küresel gelişmelere hazırlıklı ve dalgalanmalara dirençli.
  • Çevresine ve çevre değerlerine uyumlu ve dengeli.
  • Doğal, akılcı ve gerçekçi.
  • Kavramsal kargaşa içinde olmayan ve ufku açık.
  • Bilim-teknolojiye düşkün, çalışan ve araştıran.
  • Barışçı ve kucaklayıcı.
  • Üreten ve paylaşan.

Çerçevesi nedir?

İleri Demokrasi (Virtual Democracy – Tam, Esas, Gelişmiş Demokrasi) için Türkiye sathında yapılması gerekenleri yapmak ve bu anlayış çerçevesinde birey ve toplumun tutumunu belirginleştirmesine destek vermek asıl amaçtır.

Sloganıyla, “Yeni bir vizyonla, haydi Türkiye politikayı merkezine taşıyalım…” demektedir.

  • Yeni bir vizyon olması, bugüne kadar görülen politik kültürün dışında kalınması ve Türkiye için kısır düşüncelerin terkedilip yerine olması gerekeni inşa etmeyi hedeflemesi sebebiyledir.
  • Türkiye olması, bu vatanın değerini bilmektendir. Bütün dengeleri yerli yerinde bir toplum için en başta olması gereken konunun “insan gücü” olduğunu ön planda tutmayı hedefler. Bu nedenle bireysel gücün yükselmesine katkı sağlamakla ilgilenir. Türk insanının potansiyeli tartışmasız tamdır. Duygusallık, maceracılık, tarafgirlik, bağnazlık, gerçek-dışıcılık, gibi tüm olumsuzlukların terk edilmesi gerekmektedir. Meselenin özünde ciddiyet vardır. Buna göre:
    • Ciddi bir yeni-organizasyona odaklanabilmek,
    • Ciddi bir liderlikle sevk ve idare edebilmek ve
    • Çalışıp üretmekten başka yapılacak ciddi işin olmadığını bilebilmektir.
  • Politik olması, insanın yaratılışındandır. Zira politikaya bakan düşünce gurupları köhneleşmiş ve istismarcı temsil eder mahiyettedir. Yeni bir dünyada yaşadığımızın ve düne oranla birçok şeyin hızla değiştiğinin farkında değillerdir. İleri demokrasi kültürü topluma ancak sivil siyaset ile yerleşebilir. Dolayısıyla sivil siyasetin gelişmesi sağlamlaştırılmalıdır.
  • Merkez olması, düşüncenin karakterindendir. Politik yelpazedeki, coğrafyadaki ve anlayıştaki merkez ve merkeze yakınlık;
    • Kapsayıcılığı, kucaklayıcılığı, birleştiriciliği,
    • Hoşgörüyü, empati yapmayı, toplumsal barışı,
    • Sinerjiyi ve prodüktiviteyi ortaya çıkartır.

Neden Merkez?

İnsan için merkezden çıkmak ve uzaklaşmak kaybolmaktır. Bir tarafa kaymak diğer taraftan bir miktar daha uzaklaşmaktır. İnsan her değerin merkezindedir. Merkezde duruş sergileyen ne bir arayış içindedir ne de kendiyle sorunu vardır. Merkezci mücadelesini iç beninde yapmış ve galip gelmiştir. Bu nedenle hem kendiyle hem de çevresiyle barışmıştır. Savaşında ahlakına sarmaladığı top gülleleri ile bencil dürtülerini toz duman etmiştir. Vicdanının sesini dinlemiştir. Mücadelesinde bilinç ve sorumluluk zırhına bürünmüştür. Bilgi ile kendini sürekli ikmal etmiştir. Paylaşarak yerini kökleştirmiştir. Hak ve adaletin kendi içinde tamlığını güçlendirmiştir. Merkezci olanın cephesi iyi örülmüş bir hattır. İnsani değerlerle esner ama asla yıkılmaz. İnsanları zayıf düşürecek bir şeyden kaçınır.

Politik ölçekte merkez ideal bir yerdir. Bugün kendini merkez parti görenler dahi merkez-sağ veya merkez-sol kanadı temsil ederler. PM parti değil düşünce akımıdır. Bu nedenle merkezde olabilmektedir ve ideali temsil ederek diğerlerini eleştirebilir konumdadır.

PM insan ve toplum merkezlidir.

Yeni olan ne var?

  • Uzay: Yakın gelecekte uzayın günlük yaşama daha çok etki edeceği düşüncesinden hareketle buna dair her alandaki çabaların artırılması önemsenmektedir.
  • Mega-kentler: 203o’lardan sonra dünya belli ölçüde mega-kentler arasındaki yeni bir küreselleşme anlayışıyla ilgilenecektir. Devlet ve demokrasi anlayışları ile sosyo-ekonomik yapı büyük ölçüde bu düzenekler içinde kendilerine yer bulma gayretinde olacaklardır. Bu sebeple konuyla yakından ilgilenilmektedir.
  • Eğitimliliğin Statüyü Belirlemesi: Elbette herşey insan içindir, insanla ilgilidir. Ancak ülke ve küresel bağlamda bu merkezden bakarak bir yönetim algısı yaratılmak zorundadır. Uygulamadan örnek verelim: Eğitim, idare ve iş kurum ve kuruluşlarının tümü zincirleme olarak uzun vadeli şekilde ve bütün yönleriyle insan gücü tanımını ve planını yapmak zorundadır, yoksa hiçbir ilerleme sağlanamaz. İnsan gücünün etkisini artırmak için toplumsal katmanların belli bir düzende olması gerekir. Bu düzen statü belirlemede eğitimliliğin başat olmasını gerektirmektedir.
  • Pozitif Haklılık: Hak, devlet-birey ve birey-birey bağlamında bir anlaşma ve ilerleme isteğiyle belirgin şekilde hukuk sistemini ileri düzeyde tutar. Bu noktada hak’kın daha istemeden teslimi ve sürekliliğinin garanti edilmesi şartı vardır.
  • Ahlak: Ahlakla ilgili kapsamlı ve yeni bir tanım sunmaktadır. Bu tanım yaşanan sorunların hepsine cevap niteliğindedir. Ahlak, insanın kendi iradesiyle, nefes aldığı sürece, nefs muhasebesi yaparak, bütün zaman ve mekanlar bağlamında kazanan olmayı temin edecek seçimleri yapması ve buna göre yaşaması, yaşam şeklini seçmesi demektir.
  • Dinamik Devlet Yapısı’nı parolalaştırması, ileri demokrasi için gelişimi modelleştirir. Dinamik Devlet’in tanımı: Gelecek vaat eden kadroların işaret ettiklerini derhal yapılandıracak ve kullanıma sokabilecek inisiyatifin ve elastikiyetin var olması, bunun da üstünde sürekliliğin ve kendi kendine yaratmanın düzeneklerinden emin olunması demektir.

Bu düşünce ve sitenin sistemi nasıl işler?

  • Aynı arzuyu, ülküyü ve amacı paylaşanlar katkı yaparlar.
  • Düşüncenin yaygınlaşmasına ve kökleşmesine kişisel potansiyelleriyle katkıda bulunurlar.
  • Düşünceleri paylaşırlar ve tartışma imkanları yaratırlar.
  • Verilebilecek olumlu ve olgun tepkiler ve öneriler için platform oluştururlar.

Bu düşüncelerin ve çabanın yararı nedir?

  • Bir birey olarak, diğer bir kişiye bir harf ile bile olsa yarar sağlamak hedeflenmektedir.
  • Bu site politikanın fiilen içindekilerle hiç ilgilenmeyenler arasında bir yerdedir. Bu konum her iki tarafı gören bir merkezdedir ve daha yararlı olabilme avantajını sağlamaktadır.

Katkı

Asıl katkı

Asıl katkı bilinçlenme yönünde olacaktır.

Olumsuz alışkanlık yaratan vurdumduymazlıklardan, körlüklerden, duyarsızlıklardan ve sorumsuz davranışlardan kendimizi olması gereken tarafa yönlendirebilirsek, ne mutlu bize!

Hangi alanlarda olacağız?

Küreselleşme, kentleşme, üretim ve tüketim, ahlaki değerler ve eğitim, çatışma ve krizler çerçevesinde hassasiyetlerimizi farkındalıklarımızı artıracağız. Bu konulardaki tespitlerimizi, teşhislerimizi ve önerilerimizi birbirimize aktaracağız. Bu ortak akıl için bir bilinçlenme oluşturacak. Uçlardaki düşüncelerimizi bir merkeze yaklaştıracağız. Çünkü toplum daha güvende ve refah içinde olmak için odaklanmalı ve kendini güçlendirmelidir; dağınık değil, her alanda derli toplu bir görünüm vermelidir. Uyumsuzlukları kendi içimizde gidermeye gayret etmeye çabalayacağız. Belki bilinen çok konu olacak ama bilinenlerin içinden çıkaracağımız kritik yararların yerleşmesi için bir katkı sağlamayı hedefleyeceğiz.

Tespit, teşhis ve önerilerinizi, “bu da işe yaramaz,” deyip kenara atmayın. Önce bir kez kendiniz değerlendirin. Sonra başkalarının da değerlendirmesi için “yararlı” olmasını düşünün. Onları hiç değilse yarım sayfada derleyin. Yazılı ve görsel materyalinizi bize gönderin.

Unutmayın! Bilgi paylaşıldıkça değerlenir.

Uygulanacak program var mı?

Herkes bulunduğu çevrede bir çaba içindedir. Duyarlıklarımızı kendimiz karınca kararınca eyleme geçiriyoruz. Bu böyle devam etsin.

Bu bir sosyal içerikli sitedir. Ancak yaşam bize öğretti ki; yetemediğimiz, uzanamadığımız ve göremediğimiz alanlar hep vardır. O halde, mevcut kurumsal ve bireysel çabalara destek olacak şekilde, gerekli olanı usulünce işaret ederek dikkat çekelim ve yoğunlaşalım.

Başlangıçta sokak çocukları, yaşlılar ve düşkünler, afetlerde insanımız ve tabii ki engelliler bazen dünyanın başka yerlerinde olduğundan çok, bazen de olması gerekenden çok ötelerde bir yerde gözetiliyor. Ulaşamayanların arasında köprüler kuralım ve kurumlara, vakıflara ve derneklere destek olalım. Gelin bunu bir program kabul edelim. Birbirimize bazı kritik ve pratik konuları hatırlatalım.

Unutmayın, sizin görüşleriniz çok önemli!

Sağlam gibi görünen ama sorunlu alanlar neler?

Kanıksandığından, görmezlikten gelinen çok konumuz var ve bunlar mutlaka farkında olup, onarmamız gereken alanlardır.

Yolda yürürken, duraktayken, birbirimizle konuşurken, bize normalmiş gibi gelen yanlışlarımızı görebilmek ve düzeltmeye yönelmek küçük bir iş mi? Bize sağlam gibi görünen ama aslında kartopu gibi büyüyüp işin içinden çıkılmaz hal alan sorunları zamanında ve yerinde tespit edip, gerekli tedbirler için birbirimizi bilinçlendirmemiz yanlış mı olur?

Unutmayalım! “İleri demokrasi” tanımını çok kullanıyoruz. Ama bu tepeden inme bir iş değildir. Aşağıdan yukarıya yürütülen bir inşa faaliyetidir. Toplum güçlü, duyarlı, dengeli ise kendine uygun olan yönetimi hak eder. Hak etmek için önce kendi şapkamızı önümüze koyup düşünelim. Neler yapmamız gerektiğine dair düşüncelerimiz bizi günlük yaşamın ayrıntısındaki hassas konulara götürecektir.

Hele ahlaki ve eğitime dönük konulardaki sarfı nazar ettiklerimiz! Nesli iyi yetiştirmek, bebekleri, çocukları, gençleri görmek, onlara dönük akıl yürütmek, belki yapılıyor ama bir kez de bu şekilde gözden geçirilsin.

Sosyal medya

Günümüzde sosyal medya imkânlarının yaşama bu denli girmesi ve yaygın bir şekilde kullanılması bilinen bir olgudur. Buradan yola çıkarak elimizdeki imkânların bu amaçla da kullanımı sağlamalıdır, diye düşüneceğiz.

Paylaştıklarımız, beğendiklerimiz daha fazla bilinçlenmeye, duyarlı olmaya, farkında olmaya köprü oluşturacak. Sitenin dinamosu sosyal medyadır.

Ancak unutmayalım ki; bunu muttakiye yakışır yapabilmek, bizler için bir hedef ve ulaşıldığında bir zirvedir!

Duyurular

İlgili kamu, özel kurum ve kuruluşlar, dernek ve vakıflar belirtilen amaçlara ilişkin çabalarını duyurmak amacıyla bu siteden yararlanabilir. Bu anlamda ortak bir platform teşkil edilmeye gayret edilecektir.

Özellikle uygulamalarda çıkan sorunlar, aşılması gereken birtakım tıkanıklıklar, insana yardım bağlamındaki konuların açıklamaları bu kapsamda yazıya dökülebilir, varsa görüntüleri dahi yayımlanabilir.

Muttaki olmanın ruhuna ters olan, maksatlı hazırlanmış ve bu sebeple uygun görülmeyen duyurular haliyle kabul edilmeyecektir.

Güncel siyasetten uzak kalmak da ön koşuldur. Siyasetin duyurusu siyasetin gündemidir. Buna müdahil olmamak sınırı bilmekle özdeştir.

Yazarlık

Makale ve köşe yazısı ayrı gruplandırılmıştır. Köşe yazısı için yazarlarımız olacak. Kısa ve öz, gündeme dair kâmil insan yaklaşımı ortaya konacak.

Makaleler ise bilimsel çalışma mantığıyla hazırlanacak. Araştırmalar, sonuçlar, görüşler, sorular, cevaplar, tezler dipnotları ile birlikte, belgelerle desteklenerek hazırlanıp sunulacaktır.

Değişik konularda katılımcı görüşlerinin yazı halinde gönderilmesi ise serbest metin halinde olacaktır.

Son Söz

Her alanın bir erbabı vardır, söz de karar da erbabına aittir. Burada biz onlardan yararlanacağız. Amaç akıp giden günlerimizi daha anlamlı kılmak ve sorumluluklarımızı yerine getirebilecek motivasyonu yakalamaktır.

Bakış Açısı

Genel

Türkiye’nin temel doktrini, Vizyonu, Stratejisi ne olmalı?

Temel Doktrin

Türkiye;

  • Yüksek insanlık medeniyetinin beşiğidir, merkezidir.
  • Yaşanabilir bir dünyada hakkı ve paylaşmayı, insanların en fazla hareket ettiği ve kaynaştığı zengin kültüre sahip bir coğrafyada hoşgörüyü ve saygıyı savunmakta ve yaymaktadır.
  • Yaşanan zamanda adından çokça söz ettiren düşünce kalıplarıyla değil, insanlığa ait değerlerin gelecekteki tutarlılığına ve dengesine bakarak yolunda emin adımlarla ve güven verir biçimde ilerleyecektir.

Vizyon

Türkiye;

  • Doğu-Batı ve Kuzey-Güney eksenleri arasında köprü ve
  • Güvenlik ve refah arayışlarının barış unsuru ve insan haklarının savunucusu olarak medeniyetler ittifakının timsali olmayı,
  • İnsanlık tarihinin kaydettiği ayrımcı, çatışmacı, sömürücü ve tahrip edici kavramların inşa ettiği düzenleri ve politikaları men eder ve tersi politikaların uygulanması için mücadele vermeyi sürdürecektir.

Strateji

Türkiye;

  • Karadeniz’in, Akdeniz’in ve Hazar’ın bir barış havzası olmasını sağlamak için çaba sarf edecek,
  • NATO üyeliğine devam edecek, Avrasya ve Asya-Pasifik’te başka güvenlik paktlarına da üye olacak,
  • AB’ye girecek, Avrasya ve Asya-Pasifik’te başka sosyo-ekonomik ve politik birliklere de dahil olacak,
  • BM’in daimî üyesi olma hedefini sürdürecek,
  • Çin’in Yeni İpek Yolu inisiyatifinin bölgede en önemli ve daimî partneri olacak,
  • Afrika’nın gelişmesine ve kalkınmasına destek verecek,
  • Uzayın insanlık için gelişme alanı olmasına katkı sağlayacak.

Türk politik kültüründe bazı ters algıların mevcudiyeti bilinmektedir. Bu tersliklerin düzeltilmesi zamanı gelip geçmiştir. Çünkü ilerlemenin ve demokrasiyi geliştirmenin en öncelikli ödevi kavramları halkın günlük yaşamına ve kişisel siyasetine doğru işlemektir. PM öncelikle bunu temin ve tesisi önemser.

Örneğin cumhuriyetçilik ve demokratlığın bir tutuculuk veya ilericilik konusu olup olmamasına dair teşhis doğru yapılmalıdır. Bugüne değin politikada bu alanlardaki yanlış algı Türkiye’de siyasetin yerli yerine oturmasına engel olmuştur. Demokrat olmak cumhuriyeti inkar etmek değildir; bunun tersi de geçerlidir. Bu konu çok partili devre geçişten bu yana halka yanlış takdim edilmiştir.

Bir diğer örnek muhafazakar kavramıyla ilgilidir. Muhafazakarlığın geleneği, kültürel değerleri, köklü mirası körü körüne temsil ettiği algısıdır. Toplumsal algıya bakmak gerekir. Türkiye’de politika yapanlar halkın duygusal tarafını istismar edip ondan oy alabilmek için bu kavramdan anlaşılanı da saptırmamalıdır.

PM muhafaza edilmesi gereken değerlerin temellerinin idrakindedir. Bu köklü değerleri çağdaş şartların önünde gidecek biçimde geliştirerek ilerlemeyi seçer.  

Sömürücü ve istismarcı karakterdeki “siyaset” kabul edilemez. Amaç her anlamda sömürüyü yıkmak olmalıdır. Çünkü sömüren çıkarcılığı, yıkıcılığı, istismarcılığı ve kişisel kazanımları ön planda tutar. Sömürenin ve istismarcı siyaset yapanın karşıtı ise; kucaklayıcı, toplayıcı, birleştirici siyasettir. Bütün bunların ışığında, PM kapsayıcı politikayı temsil eder.

Devletin kuruluş mantığı bakımından tanımı cumhuriyettir. İdeali ise İleri Demokrasidir. O halde İleri Demokrasinin milletçe, kurum ve kuruluşlarca, bütün kesimler tarafından anlaşılması ve sahiplenilmesi şarttır. PM öncelikle ileri demokrasinin politikasını yapmaktadır; bunun doğal gereği olarak kucaklayıcıdır. İleri demokrasi için toplumun her eksenine “sivil politika” kültürünün  yerleşmiş olması gerekmektedir. Buna uygun hukuki zeminin varlığı ve gerekli teminatların bireylerce hissedilmesi devletin teminatı ile belirginleştirilmelidir.

Toplum ve Değerler

Millet:

Kavramın kökeni adına kısa özet verelim: Latince “biz” anlamına gelen ve daha sonra politik-yönetim kavramları içine bütünüyle dahil edilen nation, yani ulus, millet demektir. Bir devlet kurmuş toplumların hepsi, yani biz, millet demektir. Müslüman toplum anlamına gelen ümmet, millet demektir. Hepsi aynı sonuca çıkar; millet demek “biz” demek isteyenlerin toplamıdır.

Millet, bir vatan toprağı üzerinde yaşamını sürdüren, aynı çıkar için bir araya gelmiş, tarihi bağı olan, aralarında anlaşabilen ve birbirlerine güvenen insanlardan meydana gelir.

Ümmeti bölmek isteyenler toplumu mezheplere ayırmak isterler ve “biz” denilen gücü zayıflatırlar. Ulusu bölmek isteyenler alt etnik unsurlara bölmek ve mikro milliyetçiliği esas almak isterler ve “biz” denilen gücü zayıflatırlar.

Halen dünya ulus-devletler sistemi ile idare edilmekte, bütün kurum ve kuruluşlar buna göre düzenlenmiş haldedir. Gelecekte bir gelişme (gelişme olup olmadığını tartışanlar var,)  olacak ise mega-kent devletler sistemin şeklinde olacak gibi görünmektedir.

Dil:

Toplum değerlerinin artması, insanların birbirleriyle daha iyi anlaşabilmesi, huzur ve anlayış birliğinin sağlanabilmesi, bilim ve teknolojide ilerleme sağlanabilmesi, eğitimliliğin ön plana çıkarılabilmesi gibi sebeplere bağlı olarak toplumun çok iyi bir dille yazıyor, konuşuyor ve düşünüyor olması gerekir.

Din:

Din bir baskı, sömürü ve istismar aracı değildir. Asıl olarak din ve onun adı olan İslam kainatın kuralları ve yasaları ile açıklanabilir. İkinci anlamı inançtır. İnançsızlığın veya yanlış/eksik inancın da bir tür inanma şekli olduğu açıktır. İnançlar üzerinden politika yapanların yanlışlığı ortadadır, bu yanlıştır. Din istismarının kökeni çıkarcılık ve sömürmektir.

Sekülerlik:

Sekülerlik din düşmanlığı demek değildir. Sosyo-ekonomi ve sosyo-politik konularla ilgileniyorken inanç sistemlerini bundan uzak tutmak gerekir.

Liyakat:

Liyakatin sistemleşmediği bir yerde halkın iradesi sözde kalır. Demokrasinin kırılganlaştırıldığı anlar ise işte bu anlardır. Dolayısıyla liyakatin benimsendiği ve asla bozulmayacağı bir işletim sisteminin kurulması önem arz etmektedir.

Liderler etraflarında liyakat sahibi insanlar mı arar, ideolojilerine uygun insanlar mı? İleri demokrasilerini sistemleştirmiş ülkelerde bir bütün halinde kalkınmışlık söz konusudur. Eğitimden sağlığa, ekonomiden enerjiye, savunmadan hukuka, sanayiden ulaştırmaya, bürokrasiden politikaya, her yerde ve şartta nitelikli kadrolara ihtiyaç vardır. İleri demokrasilerde kalite ölçütü çıtanın üzerinde olan çok insan yetiştirilir, bu serbest eğitim sisteminin içinde olur; en iyiler, iyi olanların içinden seçilir, zaten hak eden yerini zamanı gelince kayırmaksızın bulur; sosyal ve ekonomik kurumlar devrededir, sistemi desteklerler.

Devlet:

2030’lardan sonra mega-kent dokuları giderek küresel yapılarla entegre olacak, merkez ile ilişkisinde zayıflama görülecektir. Buna hazırlık yapmak, uyumlu ve etkin bir ilişki kurmak bir ödevdir. Ancak bu vakte kadar millet adına en önemli yönetim gereçi devlettir. Devletten vaz geçilemez, ancak gereken düzenlemeler yapılır. Devletin her ne olursa olsun zayıf düşürülmesi ve istismara açık bırakılması demek herkesin zararına olur, yönetilemeyen toplumlar ne hale dönerse sonuç o hale döner.

Devlet bir organizmadır, organizasyondur ve çatıdır. Onu yüceltmek bir çabayı gerektirir. Devlet memlekette yaşayan tüm insanların sömürülmesi için düzenlenmiş bir yapı değildir.

Devlet tarafsızdır. Devlet içinde ve devlete çalışanlar adımını bağımsız olarak, üzerindeki yükleri bırakarak yaklaşmak zorundadır.

Devlet unsurlarının siyasileşmesi kabul edilemez. Seviyesi ne olursa olsun memurun siyasiye, iş çevrelerine ve çıkar guruplarına köle olması vatana, millete ve devlete ziyandır.

Devlet nizamı iktidar çatışmaları için sürekli üzerinde oynanacak bir mecra değildir; kurumsal yapısına ve ilgilendiği her alana saygıyla hizmeti ve özveriyi gerekli kılar. Devlete ve hizmet edene çelme takmak kadar, onu kendine çıkar kapısı yapmak da aynı etkiyi yapar; devlet her iki şekilde de çürür, yozlaşır. Çürük devlet içindekilerin yozlaşmış kültürü ile birleşmiş ise devlette olması şart olan “irade” çöker. Örneğin halkın iradesi kavramı dahi bu tür başıbozuk dokulardan dolayı çöker.

Memlekette temel değerler yozlaşmış ise var olan köklü değerler de zamanla kanserli hale gelir.

Devlete paralel güç, unsur, irade, kurum ve kuruluş olamaz.

Türkiye’nin Değişim Gerçeği:

  • Türkiye tarihe beşiklik etmiş bir coğrafyada yer alır. Halen içinde feodal düzeni aşamamış toplumlar vardır. Bunu değiştirmek zorundadır.
  • Din, devlet, millet ve siyaset gibi kavramlar bireylerin aklında karmaşıklık yarattığı gibi, bu durum toplumu istismar etmek isteyenler için de bir kapı aralamaktadır. Kavramlar toplumun hafızasında kökleştirilmelidir.

Kadın:

Biyolojik açıdan kadının üretkenliği erkeğe göre en doğal farklılıktır. Erkeğin bu üretkenliği tek taraflı olarak, kendi iradesine göre ve güçlülüğünü içeren yöntemlerle baskı altında tutmaya kalkışması kadın-erkek konusunda en temel problem sahası olarak görülmektedir. Konu bu temelde akıllarda çözülemedi ise toplumun her alanında yanlış düşünceler ve anlayışlar ortaya çıkacaktır.

Maalesef Ortadoğu kültürlerinin ortak özelliği olarak kadına bakış noktasında böylesi temel konular öne çıkmaktadır. Diğer kültürlerden farklı bakış açısı olmasının bir üstünlük kabul edilmemesi gerektiği açıktır. Bu en temel konuda insanımız dünyayı okurken en sağlıklı düşünceye sahip olduğundan önce kendisi emin olmak zorundadır.

İlerlemenin Yolu:

Aşağıdaki görseli (İlerlemenin Yolu) inceleyelim. Hayat tarzını değiştirmenin, yani yaşama bakış açılarını kendi arzularıyla değiştirmek istemeleri toplumun en önemli konusu olduğudur. Eğer toplum, yönetenlerinin hazırladığı ve onların destek verebilecekleri bir doğal iklim yaratırlar ise bu ortamda karar verirler ve cahilliklerinden kurtulabilirler, mutlu olmanın yollarını açabilirler ve yaşama uyumla bağlanmanın her adımını atmaya başlayabilirler.

Örneğin memleketimde eğer bir mikro-milliyetçilik, mezhepçilik, bölünme sorunlarından bahsediliyorsa ve terör bataklığına dönüşme gibi konular konuşuluyor ise benim söyleyebileceğim daha somut ve acil bilgiler olmalıdır.

İlerlemenin Yolu

Görsele bakın, zenginlik nerelerde? Bir toplum ikliminde gelişme gösterecek ise önce adalet, eğitim, bilim ve sanat anlayışları gelişmelidir. Bunlar temel direklerdir. Eğer bu hususlar yerleştirilmeden doğrudan ileri safhalara atlanır ise her durumda zayıflıklar görülecektir. Örneğin hukuk yanlış işleyecek, eğitim çarpık şekilde gerçekleşecek, sanat ucubeleşecek ve önemlisi, bilim tamamen kadük halde görülerek, aslında aynı anlamda olan “ilim” gibi bir farklı tarife yönlendirilmiş kelimenin karşısına oturtularak, her alanda bir geriliğin ve gericiliğin yayılmasına imkan tanınacaktır.

Zenginlik bütün bunlardan sonra gelir. Zengin olmak, üretmek, ama her alanda üretmek, kavram, bilgi, değer, ürün, madde, araç, gereç, standart, ölçü, prensip üretmek, diğer bütün toplumlara örnek olmak, barış ve esenlik için uygun zemin oluşturmak bu safhada gerçekleşecektir. Bütün bunlar ilerlemeyi somut şekilde gerçekleştiren hususlardır.

Suçlu bu parti, şu dernek; o görüş, bu fikir; şu kimlik ve bu mezhep; parti, oy, sandık, meclis, hükümet, devlet kapısı değil; o rejim, bu iktidar değil, acizlik içine düşmüş olmak, zafiyeti normal kabul etmektir. Sorun varsa aranacak yerler insanımızın kararlarına, tavırlarına, duygularına, adımlarına etki eden akıllara, vicdanlara ve itkilere kazınmış düşüncelerdir. Akıl asla başkasının ipoteğine terk edilemez. Kasıtlı olarak devleti düşman göstermek yanlıştır. Devletin içindekilerin “sen, ben, o” olmasını nasıl gözardı edebiliriz? Eksikler ve yanlışlar bencillikten ve zafiyetlerden ileri gelir.

Türk Sivil Siyaseti:

“15 Temmuz” sonrası Türk sivil siyaseti yeni ve önemli bir aşamaya geldi. Bu konuyu bir kez daha tespit edelim.

İleri demokratik sistemlerde bireyin gücüne dayalı bir yapı vardır. Bireylerin her biri kendini devlet ile vatandaşlık anlaşması ile bağlarlar. Çünkü birey vatandaştır ve vatan onundur.

Sosyo-politik ve sosyo-ekonomik hayatta sivil toplum resmiyetin dışındaki her alanda vatandaşlığın verdiği güçle ve şahsiyetle bireysel ve örgütlü olarak yer alır. Örgütlü olma açılımını dernek, vakıf vs. Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile hayata geçirir. Birey STK’ların bir gün birine, ayrılıp diğer gün bir başkasına dahil olabilir, çünkü özgürdür. Burada hukuk sistemi, devlet, birey ve STK ile ayrı taraflar arasında işler.

Sivil siyaset ise vatandaşın kendi özgür dünyası ile siyaset yapma hakkını bireysel ve örgütsel olarak gerçekleştirmesidir. Bilinen şekilde bu hak bir siyasi kuruma bağlı veya tamamen kurumsallıktan bağımsız platformlarla ve örgütlenmelerle gerçekleştirilmektedir. Burada temel nokta herkesin vatan ortak paydasında buluşmuş olmasıdır. Ortak değer olan vatan üzerinde bireyler ve örgütler siyaseten hangi yolla daha başarılı olacağının seçimini yaparlar.

Türkiye’de bu hakkın varlığı en son “15 Temmuz” başarısız darbe girişiminde gözlendi ve destansı şekilde teyit edildi. Vatandaş özgür iradesi ile çok farklı haberleşme kanallarını kullanarak sokağa çıkıp demokrasiye, aslında siyasete müdahil oldu. Bu milli irade gayet olumlu bir vakıa olarak Türk siyasi tarihine geçmiş oldu.

Şimdi olması gereken nedir? İleri demokrasi yolunda “demokratik kültür” denen kritik eşikte Türk vatandaşlarının fiilen ispat ettiği bu hakkını kökleştirmesidir. Türk sivil siyasetinde bireyler vatanını kurda kuşa yem etmeme inancı saklı kalmak kaydı ise düşünme, ifade etme, tartışma hakları ilerlemesine devam etmelidir.

“15 Temmuz” sonrası Türk sivil siyasetinin parolası bir kez daha perçinleşmiştir: “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır!”

Bu “Kuvayı Milliye” ruhudur, ama bir ileri aşamasındadır: Kuvayı Milliye işgal altındayken vücut bulan bir diriliş hareketi idi, bu ise demokrasiyi gasp etmek isteyenlere özgür iradeyle verilen bir ortak tepki olarak ortaya çıktı. Bugün Türk Milleti sivil siyasette ölümüne var olduğunu göstermiştir ve bunu bütün dünya gıpta ile tespit etmiştir. Şimdi Türkiye üzerinde belli hedefleri olanların dikkate alacağı bir unsur vardır, Türk vatandaşı vatanına, demokrasine, istikbaline ve istiklaline dair kararları ancak kendisi alabilir, kedisini yok sayanlara cevabını tanların altına çıplak vücuduyla yatarak verebilecek iradeye sahiptir.

Bazı önemli noktaları hatırlayalım:

  • Siyasette partiler, örgütler, STK’lar, değişik görüşler, ideolojiler vardır; demokraside bunlar olacaktır da. Sorun bunlarla iç içe olmak, ilgilenmek, eleştirmek değildir. Sorun, bireysel özgürlüğün önünü tıkayanlardan kaynaklanır. Vatandaşın iradi haklarının gasp etmesinin istenmesi ya ona güvenmemek ya da ona rağmen siyaset yapmak anlamı taşır.
  • “İlla  bana tabi olacaksın, başka bir kapıya gidemezsin,” diyenlere, “Neden?” diye sorabilmek sivil siyasetin derinleşmesi için bir irade arayışıdır. Örneğin, “Eğer Kürt isen benim gibi hareket edeceksin,” diyenler ve vatanı bölmeyi meşru zeminlere çekmek isteyenler var ise buna vatandaş yine siyaseten “Dur!” diyebilmelidir. Ama nasıl? Sadece sandık başında mı? Bu yetmez. Bu yapı ileri demokraside eksik kalır.
  • İleri demokraside vatandaş bireysel veya bir platform olarak, bu vatana sahip çıkılması şartıyla, fikrini ortaya koyabilecek özgür ortamlarda tartışabilmeli, sorular sorup kanuları daha iyi öğrenebilmeli, varsa iradesini beyan edebilmelidir.
  • Medya buna imkan vermelidir. Nasıl 15 Temmuz’da kendini ispat etti ise aynı şekilde medya ileri demokrasiye ve vatanın bütünlüğüne hizmet etmeyi sürdürmelidir. İleri demokraside şunun veya bunun medyası olmaz, vatandaşın sesi olur.
  • Bölücülük, ayrımcılık yapmak ve kültürel yapıdaki ahengi bozmak sivil siyasete engeldir. Devlet vatandaşını bu olumsuzluklardan koruyacak tedbirleri alabiliyor olmalıdır.
  • Yasalar sivil siyaset için vatandaşın bu hakkını koruyabilmelidir.
  • Vatandaşa, “Eğer siyaset yapacaksan bir partiye girmek zorundasın,” denmemelidir. Siyaset 15 Temmuz’daki gibi bireysel irade konarak yapılır. O veya bu partili olunabilir, hatta siyasetle hiç ilgilenilmiyor da olunabilir. Ama bu Aziz Millet nasıl Türk Bayrağını alıp “demokrasi nöbeti” esnasında çok net bir şekilde siyaset yapabildi ise aynı mantıkla devam etmek mümkündür.

Sivil siyaset böyle kökleşir…

Normalleşme tamamlandıktan sonra bu avantajlı bilinç bir yana bırakılmayacak, aksine daha da kökleştirilecektir. Artık siyaseten vatandaş ülke ve devlet üzerine faaliyeti olanlara gerektiğinde, “Dur bakalım, bu söylediğin, yaptığın vatana ihanet anlamı taşır, şimdi son bir daha düşün, aksi halde seni hem siyasetten hem de bu sınırlardan men ederim,” diyebilecektir.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!”

Haydi Türkiye, insana yakışır bir ileri demokrasi için, gelişmek, refah ve güven toplumu olmak için, barış ve esenlik için, dünyaya örnek olabilmek için devrimimizi önce kendi kalplerimizde başlatalım.

Kültür ve Sanat

Çokkültürlülük:

Kimlik siyasetiyle kültürel çalkantılar yaratmak yerine önce kültürlü olmanın değişimlerini yaratmak gerekir.

Hiç bir gerekçe, teori, uygulama, kişi, maddi değer, insanı varoluş değerinden daha önemsiz bir mevkiye koyma hakkını elinde tutamaz. İnsan Hakları konusu bellidir, kurum ve kuruluşlar bununla ilgili ihdas edilmiştir, fikren gelişmektedir. Kültür kavramı da görecelidir. PM bu temel doğruların bir adım ilerisindedir. Mevcut anlayışlarla kendini farklı görenin diğeri ile ilişkisi tanımlanmış, PM bunun üzerine uygulamadaki süreçlere dair esasları belirlemeye çalışır.

Şu soru gündeme gelmektedir; “meselenin özünde tanınmışlık mı var, yoksa çıkarlar mı?” Eğer “ihlallere” bakılır ise bu başlıkların altını doldurmak zor değildir. İhlaller üzerine yapılacak çalışmada “ortak tecrübe” esastır. Bu esasla olumlu-olumsuz her bir tespit ele alınır. Burada sadece bireyselliğe bakılmaz, “objektif veriler” de masa üzerine konur; örneğin maddi ölçüt bağlamında kazançlar-kayıplar.

Çağımıza uygun çokkültürlülük gereği yapılan talepler ve düzenlemeler ele alınırken en büyük ihtiyacın kültürel düzey olması Türkiye açısından önemli bir husustur. Türkiye için geçerli olan ödevler bağlamındaki “eğitim ve sosyo-ekonomik” düzen ile dinamik haldeki “küresel-bölgesel krizlerin bölgeye etkileri” yapılabilecek çalışmaları değişik şekillerde etkilemektedir. Bu etkiler belli fırsatları da öteler mahiyettedir. Bütün bunlara “tarihi ve konjonktürel etkiler” diyebiliriz.

Adalet mülkün temelidir! Bu kural kimlikleri tanımak kadar kimliklerin geçmişini, yaşanmışlıklarını, değerlerini, varlıklarını ve geleceğini de tanımak anlamına gelir. Adalete öncelik veren toplumlar modern dünyanın kalıplarına göre kültürlüdürler.

Sistemini iyi inşa etmiş, demokrasisini hazmetmiş, kültürel yapısını özümsemiş toplumlar için birlikte yaşarken önemli  sorunların çıkmayacağını söyleyebiliriz. Ayrıntıdaki farklar tartışılır ki bu daha da ilerlemek açısından önemlidir. Diğer yandan çokkültürlülüğü becerememek değişik toplumsal sıkıntıları gündeme getirebilir. Çokkültürlülüğü ayrılıkçılık için bir basamak kabul etmek ise kavramın kendisini ortadan kaldırmayı işaret eder, tartışma bitmiştir! Çokkültürlülüğü istismar ederek birbirinde ayrılan toplumlar sonunda yine (kimlikler bağlamında) tek kültürlülüğe dönmüş olurlar. Bu ise pozitif hukuksuzluk konularını gündeme taşır, tarihi anlaşmazlıkların sürmesi için bir gerekçe olur.

Genel olarak konuya şöyle bir tespitle bakalım:

  • “Çok-kültürlülük” yakın zamanların tartışmasıdır. Bundan önce dünya ölçeğinde “kültürlülük” bahsi tartışılmış idi. Türkiye’de belli taleplerle ortaya çıkanlar önce bu tarihsel sıraya uymalı, kısa bir süre de olsa önce kültürü, sonra çok-kültürlülüğü tartışmalıdır. Coğrafyanın sosyo-ekonomik ve politik süreçlerinde tarihi ve konjonktürel gerçekliği bir kenara koyarak, adeta zaman atlaması yapıyormuşçasına, bugünün sorunlarını hızlıca oldubittiye getirmek mümkün değildir. Arada çok-kültürlülük için gerekli kültürel diyebileceğimiz değişik kesimlerin bitirmesi gereken kendi ev ödevleri vardır. Önce bunları çözmelidirler, yoksa kendi kendilerine zarar verirler. Ortadoğu’da (ve Kuzey Afrika’da) böyle çok örnekler vardır. Hatta belli bir kesim, “benim olsun ama sandık demokrasisi olsun,” diyorsa bu sonsuza kadar halkı düşünmedikleri, sadece kendilerini düşündükleri anlamına gelir.
  • Temel kimlik ve çıkar ilişkilerinin hukuksal boyutlarını belirlemek hiç de güç değildir. Günümüzde tartışmayı bu seviyelere indirgemenin çok ilerisine geçilmiştir. Asıl tartışılması gereken mesele, temel konulardan ziyade, ileri demokrasinin ve kapitalizmin küresel sistem içinde yer alan bir devletin dinamik zorunluluklarının hukuksal boyutuna taşınmalıdır.
  • Bu itibarla tartışmalarda masanın üzerine konabilecek hukuki belgeler hazırlanmalıdır. Halklar sisteminden önce haklar sistemi üzerine detaylı çalışmalar yapılmalıdır. Haklar mevzuuna girilince anlaşılacaktır ki, konu politik olduğu kadar, hatta ondan daha fazla hukukidir.
  • Sosyo-ekonomik kültürel boyut hukuksal bazda incelenmeden kolaycılığa kaçılmamalı, ne politikanın istismarına, ne de terörün hedefine açık hale getirilmemelidir. Bu tutum milyonlarca kimliğin binlerce yıllık kardeşlik haklarına ters bir tavırdır. Bir yandan çağdaşız diyelim, diğer yandan ilkel usulleri meşrulaştıralım, bu iş böyle olmaz.

Medya:

Düşüncede tüm medya vasıtaları dikkate alınmalıdır.

Çağımız medya araçları her an bireyin (yaş, mevki, cinsiyet, vs fark etmeksizin,) aktif ve bir ağa (net’e) bağlı olmasını gerektiriyor. Bu durumda toplumun küresel netizen olmaması için tedbirler alınacaktır.

Diğer yandan bir ekonomik mecra olarak ortaya konan medya ürünlerinin toplumun kültür dokusunu iyileştirmesine ve ileri taşımasına imkan vermeli ve bu doğrultuda üretilmelerine özen gösterilmesi sağlanmalıdır.

Sanat:

Sanat bilimle ve felsefeyle kardeştir. Toplum için bunları birlikte görmeniz ve inşa etmeniz mecburidir.

Sanat olmadan neler olmaz? İnsanın geleceğini tasarlaması, günlük hayatını kolaylaştırması, teknoloji üretmesi, mal ve hizmet çeşitliliği sağlaması insana yakışır olmaz.

Sanat yeni ve farklı bakış açılarını ve yaratmayı gösterir. Sanat olanı her defasında tekrar eden zenaat gibi düşünülmemelidir. Elbette “ince iş” ve “el emeği” bağlamında önemlidir ama asıl amaç yeni ve farklı olanı bulmak, bunun üzerinde tartışmak ve yaratıcılığı sürekli zorlamaktır.

Sanat yönünden eser veremeyen toplumlar dizayn yapamazlar, üretemezler, standart koyamazlar ve geliştiremezler. Bilim kadar sanatın ileri düzeyde eser ve ürün vermesinin önü açılacaktır.

Diğer:

Kötü örnek oluşturan medya ürünleri kolay yayın yapamamalıdır.

Dünyayı anında takip edebilecek tercüme ve yayım sistemleri geliştirilmelidir.

E-kitap için gerekli destekler verilmelidir.

İnsan Gücü

İnsan Gücü:

PM her alanda çözümün insan gücünü yetiştirmekle ilgili olduğunu ifade eder.

Ülke ihtiyacı olan “insan gücü” nasıl yetiştiriliyor? Soruyu biraz daha detaylandıralım: Örneğin Devlet’in 2050 yılının insan gücü ihtiyacı nedir? Politikacıların bu yöndeki tasarımları neler? Bakanlık başta olmak üzere her türlü yapının organizasyona katkısı nedir?

Eğer gelecekte ülke şu sektörlerde olacak ve küresel sistem içinde yer alınacak alanlar, iş kolları, ürünler, sektörler, zincirler içinde aktif olunacak deniyorsa; bebeğin doğumundan bir profesörün bilimsel eser vermesine varana dek her türlü detay göz önüne alınmalıdır. Ülke kaynakları, insanın ve kültürel etkilerin değerlendirilmesi, küresel konjonktür, beklentiler, hedefler nelerse ona uygun insan gücü yetiştirilmeyecek mi? Bu konuda devletin politikası olmayacak mı?

Eğitimin iki ayağı vardır:

  • İlki, ülke profili hangi tip sosyal varlığı tanımlıyorsa; ona uygun insan karakterini geliştirmeye dönük eğitimi beşikten mezara kültür yapısı içinde ele alır ve her alanda eksiksiz gerçekleştirir. Bunun içinde bebeğin anne karnındayken nelere maruz kalmaması gerektiğinden tutun da bir Anadolu kırsalındaki ortaöğrenimdeki gencin kültürel seviyesini artırmak için ne yapması gerektiğine, seksenlik Zeynep teyzenin televizyonda hangi diziyi seyredeceğine varana dek bir örgü içinde her şeyi içerilir.
  • İkincisi, ülkenin hedefleri hangi tip sosyo-ekonomik varlığı tanımlıyorsa; hedeflere ve sektörlere göre uygun branşlarda, yetenekte, bilimsel seviyede ve miktarda insanlar yetiştirilir ve istihdamı dâhil bir plan içinde yapılandırılır.

Bu iki alanı tamamen dolduracak yapılarımız maalesef ne Milli Eğitim Bakanlığı, ne de YÖK’tür. Örneğin bir Vakıf üniversitesi belli fakülteleri açacaksa YÖK onay veriyor. Ancak hangi branşlardan mezun olanlar iş bulacak? Gelecek dönemlerin işlerini eksiksiz görecek insan yapısını hedefleyerek mi yeni açılan fakültelere onay veriliyor? Örneğin tüm dünyaca bilinen gerçekler var. Hintliler bilgisayar yazılım piyasasında çok iyiler. Gelişmiş ülkeler dahi istihdam politikalarını buna göre kanalize ediyorlar ve gerekirse beyin göçü alıyorlar. Biz bu alanda bir zorlama içindeysek küresel pazarda ilerleme şansımız ne olacak? Bu tip sorulara verilen cevaplar politikalara işlenmiş midir?

Yoksa “Bu liberal serbest piyasa sistemidir, akan su gibi herkes yolunu bulur…” mu diyoruz? Bence hedeflerini yüksek bir çıtada tanımlayan ülkemiz bu işi de planlayacaktır.

Öyleyse eğitim sistemi örgüsü tekrar ve kapsamlı değerlendirilmelidir. Politika; örneğin derslik seviyesinde değil, insan gücü yetiştirme planlarına endekslenmelidir. Öncelikle vizyon, hedefler vs kurumsal tanımlar uzun vadeli ve gerçekçi yapılmalıdır. Bakanlık, aynı adla veya başka bir adla tekrar organize edilmelidir. Belki şimdi Bakanlığın ve YÖK’ün bütünsel işlevleri yeni bir anlayışla organize edilecek bakanlıkta “daire” seviyesinde olabilecektir. Bu onların seviyesini indirmek değildir. Bütünsel yapının gereği eğitimin gerçek, milli, özgün, köklü, dünya çapında bir değer olması için her şey tekrar değerlendirilmelidir. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Kültür Bakanlığı da bu konularda daha fazla destek ve koordine imkânı sunmalıdır. Amaç, “Türkiye’nin insan modelini sürekli tarif edilir” kılmak olmalıdır.

Eğitim:

Eğitimde önemli yöntemler:

  • Tekrarlarla eğitim olmayacak.
  • Gereksiz bilgi verilmeyecek, zamanında verilecek. Bunun için biyolojik-fizyolojik-prsikolojik analizlere göre bir basamaklandırma esas olacak.
  • Her bilginin anlamı ve gereği sindirilecek, yaşama uyarlanmış hali işlenecek.
  • Bilimsellik, gerçekçilik, doğallık, akılcılık temel anlayıştır.
  • Duygusal konuların tesiri altında kalınmayacak.
  • Eğitimde sürekli değiştirilen programların önüne geçilecek. Eğitim-öğretim bir yazboz tahtası değildir.
  • Eğitim-öğretimde teknolojik gereçlerin kullanılması ve medya planı yapılması teknik ve programlarla yerleştirilecektir.

İlk-ev eğitimi iyi bir aile ortamında sonuç verir. Sosyo-ekonomik kalkınmışlık, ev ortamları, gelenek-görenekler gözden geçirilmeli, varsa geliştirilmesi gereken noktalar gerekli adımlar atılmalıdır. Özellikle Türkiye’de Ankara’nın doğusu için bu yönde yapısal-özel programlar yapılması şarttır. En başta feodal düzenin kalıntıları ve tek odada kalabalık yaşamın sürmesi gibi olumsuzlukları gideren politikalar uygulanacaktır.

Anne olmaya karar veren ailenin hazırlanması, anne karnına bebeğin düşmesi ile eğitimin sağlıklı gelişmesi ve doğumdan sonraki usullerin çağa uygun şekilde tatbiki önemlidir. Bunların bir devlet politikası halinde ve ailelerin olumlu katılımıyla sürdürülmesi ve takibi gerekmektedir.

İlk-okul eğitimi, çocuğa insan olmayı, kendinin farkına varmasını, kendini ifade edebilmesini, sabretmesini, sırasını beklemesini, etrafına zarar vermemesini, kurallara uymanın çok büyük kolaylıklar getirebileceğini anlaması ve uygulaması, yardımlaşmayı, paylaşmayı, temiz, tertipli ve düzenli olmayı, medyayı kullanmanın gerekliliklerini, kaçınılacak yönlerini bilmesini, saygı, sevgi ve empati ile ahlaki davranışların bilinçle gösterilmesini sağlamalıdır. Okuma-yazmayı öğrenmesi, toplama ve çıkarma bilmesi yeterlidir.

Müteakip eğitim kavramları ve değerlerini bilmeyi kapsar. Kavramlar irdelenir. Okuma derinlemesine karakter tahlillerine varana dek derinleşir. Okuma alışkanlığı yerleştirilir. Dildeki duygu ifade eden konuları bilir ve kullanır. Çarpma ve bölme ile basit başka işlemler yapılır.

Temel bilgi eğitimi ise temel bilgilerin başlangıcıdır. Matematik, biyoloji, fizik, kimya, jeoloji, gibi dersler başlar.

Teknik eğitim öğrencinin kişisel özelliklerine göre belirlenir. Sanat, mühendislik, teknikerlik, yazılım vs konular daha başlangıçta yeteneklerin tespitine göre şekillendirilecek.

Lisans eğitimi en uygun öğrenciyi bulmaya yönelecek ve insan gücü planlarına göre kanalize edilecek.

Lisans-üstü eğitim iş, üretim, akademik, sanat alanlarında uzmanlıktır.

Bilim İnsanı:

Bilim insanı olmak ne demek? Bu alanda sıradan değil, gerekli donanımları ve kabiliyetleri ispatla mümkün olabilecektir. Lisan-üstü eğitim bunun başlangıcıdır.

Bilim insanı olmak demek akademik düzende bürokratik işleri yapan rütbeli çalışan olmak demek değildir. Bu konu tamamen ayrıştırılacak ve bilimin hakkı bilim insanına verilecek ve korunacaktır.

Eğitimin Statüdeki Yeri:

PM eğitimli insanları toplum katmanları arasında ve bireylerin sosyal yaşamda birbirleriyle ilişkilerinde statü bakımından daha üst mertebeye getiren doğal bir kültürün oluşmasına çaba sarf edecektir.

Eğitimli olmanın dışındaki statülerin hepsi insan gücünü kullanmaya engel olan, cehalete prim veren, değersizi ön planda tutan ve dolayısıyla politikayı aşağılara çeken yöntemi tarif eder.

PM için en zor işlerden biri budur. Çünkü mevcut yanlışlıkları normalmiş gibi kabullenen bir kültürden yeni bir statü belirleme düzenine geçmenin güçlükleri her yönüyle görülecektir. Ancak bu yapılmadan Türkiye’de başka hiçbir şeyin normalleşmeyeceği bilinmektedir.

Halen bilimin önündeki engel, sosyal yaşamda saygısızlığın ana sebebi ve bürokraside liyakatin ötelenmesi ve bu sebeple kadrolaşma gibi yanlış organizasyonların kaynağı eğitimli olanın değersizleştirilmesindendir.

İnsan gücünü en üst standartlarda donatmak PM için hedeftir. Bu kültürlü ve ileri bir toplum için şarttır.

Liderlik

Haliyle, siyaset lidersiz olmaz. Aslında lidersiz toplum olmaz. O halde PM’nin siyasetteki ve bütünüyle yaşamdaki liderliği pro-aktif liderliktir.

Türk siyasetinde olup biteni süslü sözlerle tarif edenler öne çıkmışlar. Halk bunları siyasetçi olarak tanımış. Bunun yerine lider kime denir?

En uygun anda önemli bir kazanım hamlesi yapana ve olacağa kural koyana lider denir.

Gerçek lider güven iklimini tesis edene ve onu koruyana denir.

Lider toplumdan biridir ama sorumluluk ve yükümlülük kavramlarını bütünüyle üzerine almış, yetişmiş, yetkin bir önderdir. Lider sorumsuz davranamaz, konuşamaz.

Günümüzde lider küresel yarışta bayrağı taşıyabilecek donanımda olmak zorundadır.

Lider vizyon sahibidir.

İstikrar:

Sistemsel açıdan Türkiye’de kritik edilen konular nelerdir?

  • Standartlarla oynanması. Standartların yeniden düzenlenmesi de bir politika konusu olabilir; ancak ortak değerlerin gelişmesine karşılık gelmesi şartı önemli görülmelidir. Bu nedenle keyfiyetten uzak bir yapı öngörülmelidir.
  • Pozisyonlarla ve politikalarla çok oynanması. Bu bile başlı başına bir istikrarsızlık hissi uyandıran konudur. İstikrar adına çaba sarf edilmelidir. İstikrar ayrımcılık yapmaz, fiile dayalı çalışma gücünü dikkate alır. Bu açıdan liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik önemlidir.
  • Vizyona gereken önemin verilmemesi. Vizyon dokümanları olması gereken özende hazırlanamamaktadır. Ama asıl olan bilimle ilgili sorunlarda kafa karışıklığı yaşanmasıdır.
  • Sonucu öngörülebilir küresel projelerin geliştirilememesi. Hesap hatası hem istikrarsızlık yapar hem de dünya pastasından alınan payda gerileme olur.
  • Sürdürülebilir gelişmenin sağlanamaması. Projeler sürdürülebilir değilse kayıp büyük olur.
  • Sistem tartışması yapılması. Demokrasi, cumhuriyet, yürürlükteki ilkeler, politikalar, yüksek ahlaki ve moral değerleri tartışıldığı sürece istikrarsızlık gelişir.
  • Mutlak idealin gerçek zannedilmesi. Gerçek-üstücülük başka bir olgudur. Hayalcilik ve maceracılık yerine hesaplanabilir, katlanabilir risklerin fiiliyata geçirilmesi şartı esas alınmalıdır.

Türkiye tarihi içinde sürekli bir şekilde, belki de sistematik denebilir, sistem sorunları, darbeler, politik müdahaleler ile aslında istikrarsızlaştırılmıştır. İstikrarsızlaşma üzerine kurgulanmış bir süzen asla kabul edilebilir değildir. Her politikacı, lider veya bürokrat evvela “Benim çabam istikrara katkı sağlamak olacak,” demelidir ve bunu bir varlık sebebi olarak görmelidir. “Biz bu konuyu biliyoruz,” şeklinde fikir beyan edenler ise önce şunun cevabını verebilmelidirler; “Şu an istikrar konusundan emin miyiz?”

Dolayısıyla sürekli çalışmak ve üretmek gerekir. Sisteme istikrarla katkıda bulunmak şarttır. Her alanda “daha” fazla olan ne varsa bunun peşine düşünülmelidir. Bırakın teoriyi, uygulamada her bir özne için istikrar; daha kültürlü olmak, daha çok çalışmak, daha güzeli, kullanışlıyı, teknolojik olanı üretmek ve kullanıma sunmak, daha çok kazanacak işlere bakmak, daha ahlaklı olmak ilk akla gelenlerdir. Daha fazla istikrarlı olabilmek için istikrarı bozmadığımızdan da emin olmak gerekir. Ne ev, ne sokak, ne şirket ve ne de devlet yazboz tahtası değildir. Özellikle bilim ve eğitim konuları üzerinden menfaat devşirilmemelidir.

Eğer sınır içindeki insan gücünden emin olunursa dışarıya karşı şu söylenir; “Ben sağlamım, seninle istikrar için işbirliğine hazırım…” Böyle denemiyor ise gelecekten ümitli olmak mümkün değildir.

Bugün için ne söylenebilir? “15 Temmuz” darbe girişimi ile millete ve meclise silah sıkıldı, sistem değiştirilmek istendi, istikrarsızlık sürecinin fitili ateşlendi ve bu durum önemli ölçüde atlatıldı. O halde bundan sonra istikrar için herkes şapkasını önüne koysun.

Önemli olan nokta, güven veren ve liyakatine inanacağımız insanların kadrolara atanması sürecinin ivedilikle tamamlanmasıdır. Sonra inançla ve disiplinle üretmek gerekiyor, daha fazla olan ne varsa, bunları istikrarla geliştirmek ve piyasalara sunmak gerekiyor. İçeride politik durum kontrol altında ama bu yetmiyor. Kontrol edilmesi gereken çok iş var. Her bir proje kontrol edilmelidir. Kontrol; öngörülebilir, hesaplanabilir, sonuçları zerinde gerçekçi şekilde hareket edilebilir, denetlenebilir demektir.

Barışçı, işbirliği yapılabilir, akıllı, gerçekçi, saygın, kültürlü, standartlarıyla ve kontrollü olmasıyla tarzı belirgin istikrarlı bir devletten söz edilmektedir. Bilimin gösterdiği yoldan kopmamak önemlidir.

Bir Türkiye markası oluşturacaksak istikrar şarttır. Çünkü marka olmak da istikrarlılıkla ilgili bir konudur. Acaba istikrar için hakkınca ne yapıyoruz? Bu soruyu soralım kendi kendimize.

İleri Demokrasi

İleri Demokrasi:

Türkiye ileri demokrasiyi hedefler.

PM’nin politikayı ileri demokrasinin milletçe, kurum ve kuruluşlarca idrak edilmesini gerektirir. Demokrasinin kültürünü inşa etmeden ilerlemenin mümkün olamayacağını bilir.

Demokrasi bir dekor süsü değildir. İleri demokrasinin kültürü toplum tarafından benimsenmezse gelişmenin önü açılamamış olur. İleri demokrasi için bütün kurum ve kuruluşlar şeffaf, eşitlikçi ve kucaklayıcı olmalıdır.

Yanlış Nerede?

“İleri” dendiğine bakmayın, bu çeviriden ileri gelmektedir; aslı virtual. Demokrasinin ilerisi gerisi mi var? Evet. Demokrasinin eksik olanı, sandık demokrasisi olanı, “asıl” demokrasi için gelişmekte olanı var; bütün bunlar geri sistemlerdir. Türkiye’deki demokrasi “Virtual Democracy” değildir. Bu siyasilerin işine gelir; “Bizde demokrasi var,” derler. Bu eksik olandır, bu bizim için yeterli değildir, biz buna layık değiliz. “Asıl/gerçek/tam/ileri Demokrasi” için demokrasi kültürüne sahip olmayan kişi ve kurumları eğitmek gerekir, siyasi kurumlar ve liderler buna dahildir.

Batı Rönesans ve Reformlar ile kendini geliştirdi; eğitimde, kültürde, bilimde, anlayışta, disiplinde, sorumluluk anlayışında, ekonomide, yönetme ahlakında ve dahi çok alanda gelişen Batılının bu özgür ikliminde demokrasi olgunlaştı, sonra her ikisi birbirini besler oldu, katma değeri yüksek idari yapı her yönüyle çok ilerilere vardı.

Bunun içindir ki; devlet, demokrasi, adalet, güven, asayiş, parti, oy, seçmen ve irade önemlidir. Eğer herkes aynı düşünmez ve kalbi aynı atmaz ise kartopundan bir çığ düşme tehlikesi hep olacaktır!

Sistem Değişimine Bakış:

Eğer elinizde idari bir sistemimiz varsa bu sistemimizi tam olarak uygulayalım ve geliştirme gayretimizi modelin gerekliliklerini yerine getirmekle ilgili halde tutalım. Kritik ederken yansız olalım, yine de sistem işlemiyorsa o zaman değiştirmeyi düşünelim. Bu talebin çoğu kurum ve kuruluşça gelmesi önemlidir. Çünkü kültürel hazmetme olgusu, her ne olursa olsun idarenin en kritik konusudur.

Örneğin partiler kanunu, seçim kanunu, eğitim konuları, yerel yönetimlerin yetki ve salahiyetleri gibi pek çok konu onarılmadan toptancı bir bakış sergilenmesi gerekiyor mu, denenmelidir. Örneğin, çoğulculuk ilkesi başka boyutlarda da düşünülmelidir; temsil edilenlerin (parti, ideoloji, lider, akım, vs) bir tekel değil, alternatifleriyle birlikte halkın önüne konması ve tartıştırılması gerekebilir.

Demokratik Sistem İnşaası:

Demokrasiler hazmetme rejimidir.

Demokrasi iyileri ve en iyileri ahenkle birleştiren bir sistemdir. Kaliteli bireyler, kurum ve kuruluşlar, her alanda “en iyiler” olursa işler rayında olur. Devlet daimidir, boşluk ve zafiyet kabul etmez. Demokrasilerde çoktan seçilecek en iyiler yetiştirilemez ve lider kadrolar bu doğal atmosferde hakkaniyetle fırsata dönüştürülmez ise kısır bir döngüye mahkumiyet mecburiyeti doğar.

Sistem en iyi aday adaylarını ve adayları hazırlayabilmelidir. Sandık o vakit işe yarar; sandık mecburiyeti seçiyorsa o demokrasi ileri değildir.

Türkiye’nin daha çok lider adayına ihtiyacı vardır. Liderler manipülasyonla seçilmemelidir. Liderlerden çok sistemin kendisinin gelişmiş olması gerekir. Buna “demokratik sistem inşası” denebilir. Sistem iyi yerleştirilmeli ve korunmalıdır. Bireylere güvenmeden önce güvenilecek bir sisteme sahip olmak en önemli noktadır. Sistemin ögeleri sürekli değiştirilmemelidir. Örneğin eğitimle sürekli oynanmamalıdır.

İleri demokrasinin yerleştirilmesi, bilim ve teknolojinin bir güç haline getirilmesi, iş düzenlerinde liyakatin doğal bir yerleşme imkanı sunması, toplumda saygı ve sevginin asıl kaynağının belirginleştirilmesi gibi tüm gerekli işlerde asıl kaynak olan insan gücünü etkin kullanmak esastır ve bunun için eğitimli olmanın sosyal statüdeki yeri inşa edilmeden başka bir adım atılamayacağı bilinmektedir.

Demokratik Kurumlar:

Parti demokrasinin asli ve resmi kurumudur. Kişilerin çıkarlarına çalışmaz, bir çıkar alanı değildir.

Politikada güven iki yolla hareket eder: Parti ve düşünce. Düşüncede kalan ürettiği fiilden bütün değerler üzerine sorumluluk alır. Bu ağır yükten dolayıdır ki, fiil üretmeye başlamadan önce partili olmak sisteme kazanç sağlar. Ara yerde uzun süre olmak zararlıdır.

Tüm sivil toplum kuruluşu, vakıf ve dernek demokrasinin kurumudur.

Sivil Toplum:

Sosyo-politik ve sosyo-ekonomik hayatta sivil toplum resmiyetin dışındaki her alanda vatandaşlığın verdiği güçle ve şahsiyetle bireysel ve örgütlü olarak yer alır. Örgütlü olma açılımını dernek, vakıf vs. Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile hayata geçirir. Birey STK’ların bir gün birine, ayrılıp diğer gün bir başkasına dahil olabilir, çünkü özgürdür. Burada hukuk sistemi, devlet, birey ve STK ile ayrı taraflar arasında işler.

Sivil Siyaset: 

“15 Temmuz” sonrası Türk sivil siyaseti yeni ve önemli bir aşamaya geldi. İleri demokratik sistemlerde bireyin gücüne dayalı bir yapı vardır. Bireylerin her biri kendini devlet ile vatandaşlık anlaşması ile bağlarlar. Çünkü birey vatandaştır ve vatan onundur.

Sivil siyaset ise vatandaşın kendi özgür dünyası ile siyaset yapma hakkını bireysel ve örgütsel olarak gerçekleştirmesidir. Bilinen şekilde bu hak bir siyasi kuruma bağlı veya tamamen kurumsallıktan bağımsız platformlarla ve örgütlenmelerle gerçekleştirilmektedir. Burada temel nokta herkesin vatan ortak paydasında buluşmuş olmasıdır. Ortak değer olan vatan üzerinde bireyler ve örgütler siyaseten hangi yolla daha başarılı olacağının seçimini yaparlar.

Türkiye’de bu hakkın varlığı en son “15 Temmuz” başarısız darbe girişiminde gözlendi ve destansı şekilde teyit edildi. Vatandaş özgür iradesi ile çok farklı haberleşme kanallarını kullanarak sokağa çıkıp demokrasiye, aslında siyasete müdahil oldu. Bu milli irade gayet olumlu bir vakıa olarak Türk siyasi tarihine geçmiş oldu.

Şimdi olması gereken nedir? İleri demokrasi yolunda “demokratik kültür” denen kritik eşikte Türk vatandaşlarının fiilen ispat ettiği bu hakkını kökleştirmesidir. Türk sivil siyasetinde bireyler vatanını kurda kuşa yem etmeme inancı saklı kalmak kaydı ise düşünme, ifade etme, tartışma hakları ilerlemesine devam etmelidir.

“15 Temmuz” sonrası Türk sivil siyasetinin parolası bir kez daha perçinleşmiştir: “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır!”

Bu “Kuvayı Milliye” ruhudur, ama bir ileri aşamasındadır: Kuvayı Milliye işgal altındayken vücut bulan bir diriliş hareketi idi, bu ise demokrasiyi gasp etmek isteyenlere özgür iradeyle verilen bir ortak tepki olarak ortaya çıktı. Bugün Türk Milleti sivil siyasette ölümüne var olduğunu göstermiştir ve bunu bütün dünya gıpta ile tespit etmiştir. Şimdi Türkiye üzerinde belli hedefleri olanların dikkate alacağı bir unsur vardır, Türk vatandaşı vatanına, demokrasine, istikbaline ve istiklaline dair kararları ancak kendisi alabilir, kedisini yok sayanlara cevabını tanların altına çıplak vücuduyla yatarak verebilecek iradeye sahiptir.

Bazı önemli noktaları hatırlayalım:

  • Siyasette partiler, örgütler, STK’lar, değişik görüşler, ideolojiler vardır; demokraside bunlar olacaktır da. Sorun bunlarla iç içe olmak, ilgilenmek, eleştirmek değildir. Sorun, bireysel özgürlüğün önünü tıkayanlardan kaynaklanır. Vatandaşın iradi haklarının gasp etmesinin istenmesi ya ona güvenmemek ya da ona rağmen siyaset yapmak anlamı taşır.
  • İleri demokraside vatandaş bireysel veya bir platform olarak, bu vatana sahip çıkılması şartıyla, fikrini ortaya koyabilecek özgür ortamlarda tartışabilmeli, sorular sorup kanuları daha iyi öğrenebilmeli, varsa iradesini beyan edebilmelidir.
  • Medya buna imkan vermelidir. Nasıl 15 Temmuz’da kendini ispat etti ise aynı şekilde medya ileri demokrasiye ve vatanın bütünlüğüne hizmet etmeyi sürdürmelidir. İleri demokraside şunun veya bunun medyası olmaz, vatandaşın sesi olur.
  • Bölücülük, ayrımcılık yapmak ve kültürel yapıdaki ahengi bozmak sivil siyasete engeldir. Devlet vatandaşını bu olumsuzluklardan koruyacak tedbirleri alabiliyor olmalıdır.
  • Yasalar sivil siyaset için vatandaşın bu hakkını koruyabilmelidir.
  • Vatandaşa, “Eğer siyaset yapacaksan bir partiye girmek zorundasın,” denmemelidir. Siyaset 15 Temmuz’daki gibi bireysel irade konarak yapılır. O veya bu partili olunabilir, hatta siyasetle hiç ilgilenilmiyor da olunabilir. Ama bu Aziz Millet nasıl Türk Bayrağını alıp “demokrasi nöbeti” esnasında çok net bir şekilde siyaset yapabildi ise aynı mantıkla devam etmek mümkündür.

Sivil siyaset böyle kökleşir…

Normalleşme tamamlandıktan sonra bu avantajlı bilinç bir yana bırakılmayacak, aksine daha da kökleştirilecektir. Artık siyaseten vatandaş ülke ve devlet üzerine faaliyeti olanlara gerektiğinde, “Dur bakalım, bu söylediğin, yaptığın vatana ihanet anlamı taşır, şimdi son bir daha düşün, aksi halde seni hem siyasetten hem de bu sınırlardan men ederim,” diyebilecektir.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!”

Dinamik Devlet Yapısı: Gelecek vaat eden kadroların işaret ettiklerini derhal yapılandıracak ve kullanıma sokabilecek inisiyatifin ve elastikiyetin var olması, bunun da üstünde sürekliliğin ve kendi kendine yaratmanın düzeneklerinden emin olunması demektir.

Dinamik Devlet Yapısı‘na göre teşkilatlanmak şarttır. Devlet sürekli ileriye bakar, mümkünse bir asır sonrasına yönelir. Eğer devlet yeterince ve organize halde olması gereken biçimde dinamik değilse, değişik dinamik yapılar devleti sürekli huzursuz ederler.

Öncelikle sıkı bir devlet nedir, ona bakmak gerekir. Elinde yasal ve meşru her türlü güç var ise devlet güven veren ve sımsıkı olmak durumundadır. Bu ne demek? Aslında bilinmeyen bir şey değil: Bir bütün halinde, milli, laik, demokratik, liyakati esas alan, eşitlikçi, çoğulcu, bağımsız, şeffaf, sosyal ve hukuk devletinden bahsediyoruz. Bu yapı kuvvetler ayrımıyla sabitlenmiş bir anayasa ile teminat altında olmalı ve tüm vatandaşlar özgürce ve eşit şekilde bu zemini benimsemelidirler. Darbe girişimde görüldü ki, vatandaş (bünyesinde her kim varsa aynı ülküyle) devletine ve demokrasisine sahip çıkacak yüce bir irade gösterebilmiştir. Dahası da gereklidir. Devlet bu ise bir dinamizmden bahsedilir. Ön şart budur. Eğer bu olmadan dinamizmden bahsedilecek olursa zemin kayması olağandır.

Tamamen rasyonel bir devlet tanımı yapmanın da yetmeyeceğine inanılmaktadır. Nasıl kişilerin karakteri, kültürel birikimi ve belirgin hasletleri varsa, milletlerin de vardır. Devlet içindeki insan yapısından gayrı değildir. Burada asıl mesele insan yapısının kalitesini artırmaktır; insan hakları bağlamında tartışılamayacak değerdeki kimlikleriyle ve yaşama biçimleriyle oynamak asla kabul edilemez. Yine de devlet bir organizasyondur. Ne kadar rasyonel olursa ve bunun sunduğu ortak değerlerde anlaşma sağlanırsa işler o kadar rahat yürütülebilir. En azından bu gerçeğe göre bir yaklaşım sergilemek esas alınmalıdır. Sabitlenen noktalar bu kıstasa göre belirginleştirilir.

Demokraside çoğulculuk bize içinde farklı dengeleri muhafaza ettiğinden, kontrolü güçlendirdiğinden ve rekabeti artırdığından dinamizmin anahtarı bir formülü sunar. Çoğulculukta ilerleyemeyen liyakatta da ilerleyemez. Türkiye’de bu iki başlığı birlikte okuma eksiği olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle sistem değişim kültürü ile harmanlanmak durumundadır. Politikacılar ve bürokratlar değişim kültürünü sindirmiş olmalıdırlar. Ama önemlisi, teşkilat yapıları buna dayalı olmalıdır. Her bir kritik görevlinin ve politikacının yanında sadece işi dönüşümü görebilen ve geliştirebilen bir uzmanın olmasıdır. Bu uzman eksikleri görebildiği gibi aynı zamanda vizyon sahibidir; değişen her şeyi ölçüp tartar, kıyaslamalar yapar, uygun olanı zamanından önce önerir.

Vizyon sahibi olmak eğitimli olmanın da ötesinde bir kişilik meselesidir. Dünyaya, olaylara farklı bakabilen insan tiplerinden bahsediyorum. Bu sıradan bir memur kadrosu değildir. Vizyon sahibi lider dahi normal olandan çok farklıdır. Devletin dinamik olmasından bahsediliyor ise “vizyoner” olma noktasında bir aşama gösterilmeli, bu yapıya uygun karakterlerin önü açılmalıdır.

Eğitimdeki özgür düşünmemenin ve baskılardan kaynaklı tek-tip bakışların olumsuz etkisini bu noktada bir daha düşünmekte yarar vardır. Bütünüyle eğitim, yaratabilmeyi temellendirebilmelidir.

Stratejik düzenlemeler her alanda temel bir işlevdir, geçiştirilemez ve çok önemlidir. Henüz ülkede stratejik bakış açısında eksiği olan bir anlayış var ise kat edilmesi gereken yolda önemli bir uğraş söz konusu olacaktır. Stratejiyi tayin edebilecek insanlar ve buna yönelik bir yapılanma olmalıdır.

Vizyonu dar ve realize edilebilecek öngörüsü üç-beş yılı geçmeyen bir sorumlu eğer karşısına çıkan durumlara bağlı kalıyorsa ve sadece dergilerden, internetten veya popülerleşen kitaplardan bilgisini ikmal ediyorsa, bu ancak değişimlerin takipçilerini ve kısır düşüncelileri tanımlamaya yeterli olacaktır. Halbuki bu aranan o “yeniliği yaratmak” anlamı taşımaz; geride kalır, yenilikleri öğrenen ve takip eden sıfatıyla ifade bulur.

Strateji oluşturabilenler her bir parçaya ayrıntısıyla bakabildikleri gibi, neden-sonuçlara en üst noktadan ve bütüncül şekilde de bakabilmektedirler. Eğer stratejiden sorumlu biri bu niteliklere haiz olmaz ise mevcut gelişmelerin ve şartların içinde kaybolur ve belki çaresiz kalır. Olan budur; bulduğu çıkış noktalarını strateji olarak yazar, önerir, işini yapmış gösterir. Halbuki bunlar taktik bile değildir. Tamamen yanlışa girmekle, aldanmakla eşdeğerdir. Stratejiden sorumlu olan olayları bilir ama ötesini de bilir, kestirimleri isabetlidir, odaklandığı noktalar birbirini tamamlar, kurguladığı zincirde zayıf halka neredeyse yoktur. Her stratejist aynı zamanda bir liderdir.

Stratejisler kendilerini vizyonerlerle karıştırabilmektedirler veya başkaları olaya bu ayrıntıda bakmayabilirler. İkisi çok başka rolleri ifade eder.

Birey önce kendindeki keşfetme dürtüsünü hissetmesi gerekir. Bu onu ataletten kurtarır, ayağa kaldırır, gerçekler üzerine hayal kurmasına sebep olur. Vizyon, hayaldeki gerçekleri görme ile keşfetme dürtüsü arasında bir yerde belirginleşen ülküdür, kurgulama sanatıdır. Her şeyden önce vizyon sahibi olmak gerekir. Geleceği okumak, yeni eğilimleri ve atılabilecek somut adımları görebilmek, satın alınabilecek donanımları daha öne çıkmadan görüp toplayabilmek, sürekli denemeler yapmak, ümit vaat eden yatırımı çok uygun şartlarda üretebilecek iş başlatmak… Bütün bu gibi bakış açılarının isabetli olması gerekir.

Vizyon stratejik öngörüyü netleştirir. Vizyon, görmek ise strateji nedir? Strateji, vizyonu zamana, zemine ve şartlara uygun yazmak ve ona yönelmek, amaç edinmektir.

Küresel değişimi gerçekleştirecek iklimi hazırlayabilmek; devletin vizyon sahibi olmasıyla, her unsurunu uygun metotlarla kontrolünde tutabilmesiyle, hukuk yapısını buna uygun şekilde hazırlamasıyla, devletin elindeki güçleri zamanında ilgililerin kullanımına açmasıyla, bilim-teknoloji, yatırım ve eğitim araştırma enstitülerini birleştirebilmesiyle, kişisel mülkiyeti garanti altına alabilmesiyle ve daha pek çok detayla mümkün olabilir.

Devletin bu yapıcı fonksiyonu, politik düzeni benimsemiş bir liderlik yapısıyla gerçekleşebilir. Dolayısıyla devletin liderlik etmesini örnekleriyle birlikte incelemek için Amerika’nın bu yönünü çok iyi gözlemlemek gerekmektedir.

Küresel yapıda şirketlerin değişim yapabilme ve bir şeyleri değiştirebilme stratejileri büyük önem taşır. Değişime uyum sağlamak başka bir şeydir. Bu bakımdan daha çok değiştirmeyi ve değiştirebilecekleri hesaba katmayı belirginleştirmek gerekir.

Stratejide zamanlama çok önemlidir. Yeterince önceden değişim için karar verilmelidir. Eğer birileri belirleyici ve siz takipçisi oldu iseniz, dönüştürülenler sınıfına girme durumunuz kaçınılmaz olur. Dönüşümü başlattığınız an diğerleri ile aynı zamanda ve hatta biraz öncesinde bittiği ana karşılık gelmelidir.

Dinamik karakterli şirketlere, kurum ve kuruluşlara sahip ülkede devlet organları da ister istemez dinamik olur. Bu istenen bir durumdur.

Stratejistler ilk planda kaynağı ve imkanı yaratmayı başarır. Bu husus, ayağın sürekli yere basması gerektiği şeklinde açıklanacak olursa; zaman içinde zeminin değişimine bağlı sağlamlaştırılması ve an itibarı ile üzerine yapılanacaklara gerekli imkanları sunması anlamına gelir. Eğer belirlenen uzun vadeli o stratejisi gerçekleşmez ise bütün devlet çarkları küme düşmüş kabul edilir.

İmkan ve kabiliyetler konusunu biraz daha açalım. Örneğin hukuk alanı yaratacağı imkan ve kabiliyetleri içtihatlarla geliştirir. Yasamanın kanun çıkarmasının ötesindeki dinamizm içtihatlarla geliştirilir. Bilim ve teknoloji alanı geniş ve kapsamlı imkan ve kabiliyetlere yol açar. Bu maksatla araştırma enstitüleri, üniversiteler, sanayiciler, finansçılar ve devlet organları çok uyumlu şekilde projeler yürütür. İnsan veya şirket kayırılmaz, sistem hak edenin elinde gelişir. Finansman ise doğası belli bir konudur. Gerekli bütçe kolaylıklarını yaratacak imkanlar geliştirilebilmelidir. Ekonomideki büyüklükleri yaratma becerisi bile başlı başına bir konudur.

Dinamik devlet ile ilgili şu ana kadar değişim kültürü, vizyon ve strateji bağlamında temel noktaları işaret ettim. Eğer bireysel bazda söylersek, burada özgür düşünceli, yaratmayı bilen, vizyoner, stratejist ve lider ruhlu insanları tarif etmiş oluyorum. Ülkede ve konumuz devlet olduğuna göre devlette, bu tip vatandaştan çok sayıda olmalıdır ve birbirleriyle değişik platformlarda iletişim-etkileşim kurabilme imkanlarını kolaylıkla bulabilmelidirler. Eğer bu bir organizma ise örneğin vergiler yük olmamalı, ulaşmanın bedeli yüksek olmamalı, kısıtlamalar gelişmenin önünde dar boğaz yaratmamalıdır.

Dinamik devlet öncü fikirlerle küresel alanda kabul görecek çok değişik alanlarda teori üretebilmelidir. Devlet, kurumlar ve bireyler nitelikli tartışmaları yapabilmelidir. Organlar kapsamlı veya teknik konularda kritik yapabilen ve dikkate alınan düzeyde olmalıdır. Geri besleme, eleştiri ve özeleştiri, öğrenme, öğrenilenleri sistemleştirme, sistemleri denetleme çok önemlidir.

O halde dinamik değil de sadece “dinamik zannedilen” bir devlet olabilir mi, samimiyetle bu soruya cevap vermeliyiz. Çok çalışıyor olmak, terlemek, üstünü başını paralamak, işleri bitmeden tamamlamak, sürekli meşgul görünmek, sorana çok iş var demek, sürekli oradan oraya atlamak… demek değildir. Başka ifadeyle, devlet çapındaki irili ufaklı işlerde yetkililerin her fırsatta, her şeyin en çok ve en önemli olduğunu ifade etmeleri dinamiklik tanımına tamamen ters olmakla eşdeğerdir. Dinamik devlet çok önceden hazırlığını yaptığından fazla terlemez, planlı programlıdır, çalışır ve karşılığını hem alır hem de paylaştırır.

Unutmayalım, eldeki sistem ne ise üreteceği de ona karşılık gelenle sınırlı olur. İlerisini düşünürseniz, farkı da görebiliyorsunuz demek olur.

Adalet

Hak ve Adalet:

Hak ve adalet temel kavramlardır. Hak, sahibine teslim edilmesi gereken bir vergidir. Haktan ve haklılıktan bahsederken “pozitif” olmak için iradeye dayalı belli bir anlayışın olması ve ilgili sistemin inşası ve işletilmesi gerekir.

Bugün için devlet temel toplumsal yönetim organizasyonudur. Devlet donatılmış yetkilerine dayanarak vatandaşlarının haklarını inisiyatifle korur ve kollar. Devlet hak ve adaleti işlettiği hukuk sistemi ve yasaları ile yürütür.

İnsanlık kültürü geliştikçe devletin ve kurumların değerleri, insanlar arasındaki sorunları çözmeye elverişli şartlar ve sorun çözme biçimleri tümüyle gelişme gösterir mahiyettedir. Hak ve adalet çıtası aynı dursa da işletilen hukuk ve yasaların ölçüsü sürekli günün icaplarına göre revize edilir.

İleri demokrasilerde hak ve adalet anlayışı da ileri düzeyde olduğundan yasa-koyucular vizyon sahibidirler, her bir olası şartı belirginleştirirler ve yasalarını zamanın önünde tutarlar.

Adalet ise hak düzeninin bütün dengeleri gözetilmiş (yani ideal) şekilde kabul edilmesidir. İdeal olanın dışındaki her bir seviye adaletsizlik anlamına gelir. Adalet herkese gereklidir ama hukuk adına belli bir kalitede de ısrarcı olunmalıdır. Çünkü ideal olan saflığını ve üstün değerini her şekilde üzerinde barındırır; bu bir kalitenin tescilidir.

Belli bir kesimin gözetilmesi için diğer bir kesimin görmezden gelinmesi bile adaletsizliktir. Adaleti zamanı gelince tesis etmek veya tamamlamak için unsurları belli bir sıralama ile bir tür resmi haksızlığın yaratılması asla kabul edilecek bir yöntem değildir.

Pozitif Olmak:

Hak anlayışının “pozitif” olması demek kısaca, “devlet-birey ve birey-birey bağlamında bir anlaşma ve ilerleme isteğinin belirginleştirilmesi,” demektir. Hakkın istemeden teslimi ve sürekliliğinin garanti edilmesi şartı vardır.

“Pozitif hukuk” kavramına da aynı bakışla yaklaşılır. Sıralı bütün hukuki metinlerin hem “kapsayıcı” hem de “pozitif” olması gerekir. Çağdaş anayasalar için pozitiflik kavramının can alıcı noktası, birey-birey ilişkisinde birbirlerine sağlayacakları hakların belirgin şekilde açıklanmış olmasıdır. Bu demektir ki hukuk hem objektif hem de sübjektif (bireysel özneler yönüyle) hakların güvenceye alındığı anlaşmalardan oluşur.

Bireylerin isimleri, mülkiyetleri, ilişkileri, hikayeleri (yaşanmışlıkları), beklentileri, planlamaları (tasarıları) diğerlerinde var olanlarla çatışır gibi görülse de pozitiflik prensibiyle bütün bu hususların güvence altına alınmış olması çok önem arz eder. Çünkü bu gerçek hukuksal çizgileri belirginleştirmiş bir anlayışı kapsayacaktır, çağdaş anlayışa göre sarfınazar edilemez. Bireyler günlük yaşamlarında ya sorun çıkartacak ya da çıkarları için varlık göstereceklerdir. Bu durumda karşısına ya başka bireysel özne ya da devlet sisteminin tanımlı bir unsuru çıkacaktır. O halde düzenlenmesi gereken konuların başlıkları bu değişkenlerin altına listelenecektir. Bütün bu direkler üzerine inşa edilmiş yapıya “haklar sistemi” denebilir.

Pozitif haklılık “sorunlar” ve “çıkarlar” başlıklarını, birey-birey ve devlet-birey ilişkileri içinde tekil ve kolektif bakış açılarına göre inceler. Dolayısıyla örneğin çıkarlar bağlamında karşı karşıya gelenler sorunlarını daha hukuk alanına taşımadan çözebilecek bir anlaşma zemininde mutabakat sağlamalıdır. İleri demokrasi ve çağdaşlık bunu gerektirir. Hiç görülmemiş, ilk kez karşılaşılan bir durumda asıl prensipler nazarında bir yorum yapılır. Bu yorum ikna edici, anlaşmayı sağlayıcı, kapsayıcı, referans olacak mahiyette ise geriye bir nokta kalıyor; özneler bunu idrak edebilmelidir. Tüm objektif ve sübjektif öznelerin kendilerinin bilgili, bilinçli, birikimli, olgun, sorumluluk ve yükümlülüklerinin idrakinde olmalarından bahsetmekteyim.

Demek ki çağdaş dünya vatandaşını tarif ederken belli bir kültürel seviyeden bahsedilmesi şartı vardır.

Birey ve Adalet:

Birey olamadan adaletin tesisini gerçekleştirmek çok güçtür. İnsanlar için özel hayat önemlidir. Bu yeterince tanımlı değilse, hatta yeterince farkındalık sağlanamadıysa, özel mülk de tanımsız kalmıştır. Özel mülkün korunamaması demek adaletten mahrum kalmak demektir.

Adaletten yoksun olmak demek yapay algılara dayalı bir yaşama mahkum olmak demektir.

Bilim ve Teknoloji

Bilim:

Bilim kendi kuralları içinde yapılacaktır, farklı tariflerin önüne geçilecektir.

Bilim insanı gerekli donanımları ve kabiliyetleri alacaktır. Bilim insanının bu hüviyeti alabilmesi bilim alanındaki çalışmalarının ispatıyla mümkün olabilecektir.

Üretmek:

Üretmek demek, aynı zamanda ticari ürün, standart ve kavram üretmek anlamına gelir.

Dizayn eden ve tasarlayan olmak en önemli beceri imkanıdır ve ispat konusudur.

Üreten kurum ve kuruluşlar politikacıların iş bulma alanları değildir. Teknik ve uzmanlık konuları kesinlikle uygun insan gücüne dayandırılır.

Gerekli İklimin Hazırlanması:

İnovasyon ve teknolojinin yerleşmesi ve meyve vermesi demek, gerekli altyapının hazırlanmış olması demektir.

Bunun için sadece görünür-yapısal altyapı yeterli olmaz. Gerekli iklimin de hazırlanması şartı yerine getirilecektir. Bu iş için gerekli ve yeterli insan gücü olmadan hiçbir şey olmaz. Hukuk en önemli iklim düzenleyici unsurlarından biridir. Mülkiyet haklarının korunması şarttır. Özel girişimciye açık bir teşvik ve finansman mekanizması özel sektörün çalışma prensiplerine göre verilir.

Teşvikler yerini bulmalı ve sonuç alınmalıdır.

Teknoloji transferi ve bunu yaratacak beyinlerin uygun şartlarda çalışabileceği alanlar geliştirilmelidir.

Üretim Dalları:

Bir öncelik listesi olmalıdır.

  • Savunma sanayii ile ilgili yürünen yolda bir hayli ilerlenmiştir. Bunun daha da geliştirilmesinin önündeki çıkarcı engeller kaldırılmalıdır.
  • Bunun için kimya sanayii önecelikliler arasında görülmektedir.
  • Sağlık gereçleri, teknolojisi ve ilaç üretimi ile ilgili yatırımlar önemsenmektedir.
  • Tarım ve hayvancılıkla ilgili teknoloji üretimi sıralamada en üstlerde tutulacaktır.
  • Madencilik önemlidir.
  • Bilişim, uzay, robot, yapay zeka gibi teknolojiler ve alanlar için gerekli yatırımlar yapılacaktır ve bu alanlarda birkaç önemli küçük ve hassas üretim elemanında söz sahibi olunacaktır.

Ekonomi

Genel:

PM ekonomiyi kendi dinamikleri ile gerçek bir sınav alanı olarak görür. Türkiye, sadece “küresel ticaretten payını alan kısır bir ekonomi” olarak nitelendirilmeyecek kadar güçlüdür ve değerlendirildiğinde dünyaya çok önemli katkı sunabilecek altyapı ve insan gücüne sahiptir.

Halen ekonomiler büyümekle ilgili politikaları üzerine yarış yapmaktadırlar. Her biri kendi doğasına uygun yöntemler bulmuş ve geliştirmişlerdir.

PM temelde, ileri demokrasi içindeki şeffaflık ve eşitlik anlayışıyla teminat altına alınmış özgür bir toplumun kapsayıcılığında ve bu doğal ikliminde gelişeceğini ileri sürer. Serbest piyasa şartlarının, hak ve hukukun birlikte cereyan ettiği bireysel çabayı en üst seviyeye çıkaran bir anlayış benimsenmektedir.

Paylaşan bir ekonomi anlayışı yaygınlaştırılmalıdır.

İnşaat çok önemli ve bel bağlanacak bir ekonomik büyüme stratejisi değildir.

Ekonomik Eşitlikler:

Memleketin bir tarafı diğerine oranlar her alanda farklı muamele göremez. Vergide, teşvikte, harcama kalemlerinde ve insan gücü yönetiminde her konuda eşitlik uygulanacaktır.

Finans:

İstanbul potansiyeli ve konumuyla bölgede önemli bir finans merkezi olacaktır.

Maliye:

Vergi düzenekleri tekrar incelenecektir. Dolaylı verginin kazanç-kayıp konusu incelendikten sonra oranının düşürülmesi yoluna gidilecektir.

Kalkınma:

Kalkınmak üreterek olur. Stratejik bir hammaddemiz yoksa ara ve mamul madde üretmek gerekir, bilişim ve dijital sektörlerde geri kalmamak gerekir; dizayn, kavram, standart, fikir üretmek ve bunların mülkiyetlerini küresel düzeyde elde tutmak gerekir.

Fason ürünlerde, taşeronlukta ve hizmet işlerinde iyi olmak demek, kalkınmanın yolu açık demek değildir. En temel konularda, örneğin tarım ve hayvancılıkta dahi sorunlar var.

Büyüme:

Bugünün icaplarına göre sürdürülebilir büyüme şarttır. Dünya Bankası raporlarına göre bir listeleme yapalım. Sürdürülebilir büyümenin beş şartı:

  • Piyasada hissedilir şekilde makro-ekonomik istikrarın tesisi gerekir.
  • Gerekli yapısal değişiklikler zamanında ve özenle yapılmalıdır. Bu çabalar piyasanın uyumluluğuna göre düzenlenmelidir.
  • Dışa açılmak için her adım dikkatlice atılmalıdır. Kaldıraç etkisi ve disiplin adına gerekli düzenlemeler yapılır.
  • Geleceğe odaklanan yatırımlar gerekmektedir. Bugünden geleceğe uyum sağlayan yatırımlar özenle yönetilir.
  • Liderlik ve yönetim etkinliği şarttır.

Türkiye’nin büyümesi için gerekli olan ileri demokrasinin inşası ve hükümetlerin etkinliği hususları en başta alınması gereken tedbirleri içerir. Olgun ve etkin politika ekonominin ilk adımıdır.

Güvenlik

Genel:

Toplumlar refah ve güvenliğini artırmak için her türlü tedbiri alırlar. Bu temel bir amaçtır. Hatta devletler, kurumlar ve sistemler aslen bunun için kurulmuştur.

Küresel sistem Soğuk Savaş’tan sonra terörü başlıca tehdit olarak işaret eder olmuştur. Diplomasi bu yönde işlemektedir. Eğer bu asırda bir ülke başka bir ülkeyle cephe savaşı yapacak ise “çok” geri kalmışlar listesine dahil olacaktır. Savaşlar daha çok insanlar arasında, ekonomik ve teknoloji ağırlıklı cereyan etmektedir. Temel bakış bu şekilde olmalıdır. Örneğin küresel çapta insan istihbaratını ve siber savaşı beceremeyen bir ülkenin ilerlemesinden bahsetmek safdillik olur.

Türkiye güvenliğe bakışını değiştirmeli, yenilemelidir. 

Öncelikle Türkiye açısından asker kavramının önemli bir unsur olduğunu, korunun güçlendirilmesi gerektiğini tekrar edelim.

Bu anlamda;

  • Askeri sayısal değil niteliksel olarak okumak gerekir. Çağdaş tehditlere göre desteklenmelidir.
  • Türkiye diplomatik taarruz ve savunmayı becerebilmelidir. Diplomatik taarruz maceracılık değil, akılla gereken zamanda pro-aktif diplomatik çabayı göstermektir.
  • Ekonomik ve teknolojik savaş alanlarında yol almalıdır. Ticarette, özellikle Dünya Ticaret Örgütü kapsamı içindeki faaliyetlerde masaya somut varlıklar ile oturmalıdır.
  • Teröre, siber savaşa ve bilgi harbine göre eksiksiz donanmalı ve tecrübe sahibi olmalıdır.
  • Kamu güvenliğini halkın bilinçli katılımıyla en üst seviyeye çıkarmalıdır.
  • Asayişi teknik teçhizatı ve bilgisi yüksek tarafsız teşkilatlarla çözmelidir.
  • İstihbaratı içeride ve dışarıda, savunmada ve operasyonel mantıkla geliştirmek gerekir.

Terör:

Çağımızın düşmanı ve güvenlik algısı teröre odaklıdır. O halde ülke terörü üretebilecek ve geçiş imkanı verebilecek her türlü olumsuzluktan korunmak gerekir.

Bu konuda uluslararası tüm önleyici ve mücadele eden çabalara tam katkı sağlanmalıdır.

Siber Tehditler:

Günümüz siber tehditlerin giderek yaygınlaştığı bir zamanı tarif eder. Bununla savaşabilecek her türlü tedbir alınmalıdır.

Asayiş:

Mega-kentlerin getireceği yeni tehdit algısına uygun asayiş tedbirleri alınmalıdır.

Uluslararası İlişkiler

emelde bilinenler: Bir insana düşman olacak diğer bir insan değildir; bir insanı diğer bir insanın katletmesi müsaade edilecek bir şey değildir. Dolayısıyla barışçı olmak esastır.

Uluslararası ilişkilerin asıl görevi olup biteni açıklamak değildir. Diplomasi çözüm üreten ve insanlık yararı başta olmak üzere toplumun haklarını temin ve tesis eden bir güç unsurudur.

Diplomasiyi bir güç unsuru haline getirmenin yolu sürekli konuşmak ve yakınan taraf olmak demek değildir. Olmayacak idealleri önemsetmek için sürekli aynı şeyleri gündeme taşımak demek değildir.

Gerçekçi olmak herşeyin merkezinde olan bir değerdir. Bu konuda da gerçekler sürekli göz önünde tutulacaktır.

Türkiye Avrupa Birliği’ne girme yolunda önemli adımlar atmıştır. Bu yoldan geri dönmeye gerek yoktur ama yıpranmaya da gerek yoktur. Avrupa’nın tutucu ve dini esasları önemseyen kültürü bilinmektedir. Avrupa’nın Türkler için bir formül bulmasını beklemek başkalarına bel bağlamak anlamına gelir. Türkiye kendisi için her türlü yükümlülük adımlarını tamamlayarak olması gereken standartlarda toplum ve devlet değerlerini yükseltmek öncelikli hedef olmalıdır.

PM ilerlemeyi politikasına yazmıştır, bu sebeple küresel ilişkilerde hedeflerini ilerleme yönünde formülüze eder.

Halen dünyada ulus-devletler sistemi devam etmekte, bu yöndeki uluslararası kurum ve kuruluşlar işlevlerini sürdürmektedirler. Bunların içinde etkinlikle ve saygınlıkla yer almak esastır.

Sağlık

Genel:

Beslenme alışkanlıkları, huzurlu olma, iyi uyku uyuma, doğal yaşamdan vazgeçmeme gibi her türlü basit ama temel konu üzerinde durulacak ve PM’in sağlık konusundaki ana düşüncesi olarak açıklanacaktır.

Koruyucu sağlık geliştirilmelidir.

İlaç ve tıbbi cihaz üretimine önem verilmelidir.

 Toplumsal Sağlık:

Yaşamdan memnuniyet demek mutluluk sorusunu cevaplamak mıdır? Yoksa olayların doğru anlaşılması, bir duyguya, düşünceye veya fiile uygun, doğal, yansız, dengeli, dolu ve insani tepkiler verilmesi midir? Öncelikle, mutlu insan olmak ne demek? Yaşamın içinde insanın sürekli mutluluğu arama çabası beyhude midir?

Eğer belli bir olay veya edinim sonrası mutlu olunuyorsa ortada memnuniyet söz konusudur. En azından bireyin evinden, iş yerinden, sosyal yaşamından memnun olup olmadığının gözlenmesi mümkündür; hem de taraflar birbirlerine ne veriyor, ne tüketiyor diye bakılmalıdır. Çünkü birey çevresiyle ilişkide sadece talep eden değil, veren konumuyla da yükümlüdür. Çevresindekilerin bireyden memnun kalmaları için doğru bir ilişki söz konusudur, hak edilen bir durumun varlığı aranmaktadır.

Ne yaptın da hak ettin? Soru budur. Örneğin mutlu olmayı hak ediyorum. İyi de etrafına veya muhatabına sen ne verdin? Hangi olaylardan ve şartlarından bahsediliyor? Hangi duyguya, düşünceye veya fiile uygun, doğal, yansız, dengeli, dolu ve insani tepki verildi? Bütün bunlar gerçek mi, zan mı? Bir hayal mi veya mitomani mi? Bu meselenin zorluğu nedir? Eldekilerin alt alta listelenmesi yetmez, doğru sonuca varmak için kültürden kültüre farklı kategorilerin varlığını dikkate almak gerekir.

Kaldı ki insan için istenenler ile hedefler aynı şey değildir. İstekler dürtü olarak ele alındığında isteklerin ısrarcısı olmayı kapsamaktadır. Hayalleri de bu tartışmaya dahil edelim. Hayal edilen ile istenen de farlıdır, değil mi? Aynı dünyadayız ama değişik kültürler arasındaki farklılıklara göre gerçekleri ve talepleri bir tabloya dönüştürecek olursanız ortak noktalar bulamamaktan yakınırsınız. Bu nedenle algıların yönlendirilmesi söz konusu olur. Ancak bu manipülasyonların hepsi yapay bir tarifi işaret eder; seninki iyi, benimki kötü denecek türden şeyler değildir. Cebinde parası olanın nelerden keyif alması gerektiğini bile kurgulayabilen bir dünyadayız. Politikacılar da bu yapaylığın içindedirler. En azından ideolojiler düşünsel birikimi kapsadığından daha temeldir; ki bunlar bile zamanla ya değişir ya da aşınır.

Yaşamından memnun kalmayı bir türlü becerememiş ve üstelik memnuniyetin ne anlama geldiğini bir türlü çözememiş birinden ne beklenebilir? Toplum içindeki konumunun doğru ölçüler içinde farkına varamayanlar ve çevresindekilerle ilişkisini düzenleyemeyenler nelere sebep olurlar?

Kendiyle barışık olmayanların üzerlerindeki yine kendinden kaynaklı olan öz-baskının altındakiler için en basit anlatım şu olsa gerek: Bu halde kendini korumaya alma temayülü belirginleşir ve sonra bu tip birinin ahlaki denebilecek birtakım ataklara başvurma eğilimi yüksek olur.

Ahlaki bağlamı yeterince irdeleyememiş toplumlar asıl meseleyi irdelemekten uzak kalırlar. Zira hak ve hukuku algılama, özeleştiri ve empati yapma, sosyal olma, gibi alanlarda birey kendi konumunu belirleyemez ise ahlaklı olmanın da tarifinde bocalayacaktır. Bu sıralanan hususlarda konumunu belirleyemeyenler esasen öz-baskı altındadırlar ve tehlikeli olmaya başlamışlardır.

Örneğin ahlakı salt cinsellik bahisleriyle algılayanların dar bakışları topluma ayrıca bir baskı aracı oluşturur. Halbuki ahlak bahsi birinin alanına neden girildiği ile başlayan çok belirgin bir temelle açıklanabilir konuyu kapsar. Bu alan maddi olmakla birlikte, özel yaşam, seçkileri ve ilgileri, duygu ve düşünceleri dahilindeki insana özgü her türden zenginlikleri kapsar. Eğitimsiz toplumlarda bu donanımlardan yoksunluk anlaşmazlıkların da temel sorunudur. Eğitimsiz toplumlarda yalan söylemek prensipte bir ahlaksızlıktır ama hemen herkes yalana bir ölçüde başvurabilir, hırsızlık ahlaksızlıktır ama imkan bulanın eli bir diğerinin cebindedir. Üçkağıtçılığa “iş” diye bakanlar çoktur. Yazılı hukuk ise somut kanıt arar durur. Yine de yazılı olanı eğip bükmek bir hünermiş gibi anlatılır. Bakılırsa toplumda memnuniyetsizlik alıp başını gitmiştir. Bireyler bir keşmekeşlik ve bilinmezlik içinde savaşmak durumundadır. Bu şartlar atmosferik şartlar gibidir, memnuniyetsizliğin sebebi olur.

Bireysel ölçekte bu konu daha da başka yerlerde aranmalıdır, örneğin psikolojik veya fizyolojik rahatsızlıklara varana dek. Bu belki daha da önemlidir. Çünkü nesilden nesle genetik bozukluklar bile söz konusu olur.

Bireysel kimlik mücadelesinde yarım arpa boyu yol kat edememişlerin kurumsallıkta ve demokratik uygulamalarda kendini yararlı kılması beklenemez.

Benim asıl sorun olarak gördüğüm bu temel saptamalardan sonraki alandır. Nedir bu? Toplumsal açıdan dünyayı politik kısıtlarla kalıplaştırmış tüm edinimler göz önünde tutulursa, bireysel tepki verme eğilimlerini terk etmiş olanların ideolojik temayülle ortak davranış göstererek bir çarpık topluluk oluşturmaları ve üstelik her yaptığını doğru zannetmeleri, bundan dolayı da diğer bütün kesimlere zarar vermeleri hususlarıdır. Bu aşikardır ve mantıksaldır. Eğer bu bir korunma mekanizması gereği fiil ise cevaplanması gereken bir diğer sorunsalı bize işaret edecektir. Bu kez karşımızda duran mesele, neyden korunma ihtiyacı duyuluyor sorusuyla açıklanacaktır.

Temelde insanın sürekli gelişme içinde olmasını ve fakat buna dair ileride atacağı adımların kendisine yarar getirip getirmeyeceği hakkında endişelerinin varlığını, zamanın bu diliminde politik manada kapitalizmin vahşiliğini, liberalizmin aldatmacasını, biçimsel demokrasilerin tuzaklarını, otoriter liderlerin baskılarını, ideolojilerin çıkmazlarını, dinin zararlı uygulamalarını ve bir de doğal bağlam ile dünyanın sürekli döndüğünü alt alta koyacak olursak, ortalama ve sağlıklı bir bireyin güncesinde gerekli olacak değerlerin neler olacağını tam olarak işaretleyemezken, bir de korunma nedenini açıklamakla ilgilendiğimizi görmüş olacağız. Böylesi bir ortamda örneğin birey “çarpıklıklardan korunuyorum” dese ne anlama gelir ki? Önemi var mı?

Varsa tespitler, tanımlar, bunları benimseme konusuyla beraber düşünelim, görülen çarpıklıklar her toplumsal değere göre ayrı tasnif edilmektedir. Görülmeyenler ise zaten bireylerin algısındaki temel çıkmazlardır. Bunları gösterecekler kimlerdir? Toplumun seçkinleri. Seçkin zümre kimlerden müteşekkil? Seçkinler salt önderlik edenlerle mi açıklanmalı, yoksa olaya göre doğal şartlardan ortaya çıkanlardan mı kabul görmeli? Bilim, sanat, felsefe, toplumla iletişim kuran mekanizmalar ve pek çok köklü yapı içinden doğal birikimle ortaya çıkan seçkinler ile çarpıklıkların doğurduğu ama üstün bir yere gelmiş konumdakilerin bir biçimde karşılaşmaları sonucunda bir çatışma meydana gelir. Burada ihtiyaç olan doğru politikadır. Konumsal avantajları yukarıda açıklanan tarife dayalı ahlaki sınırları dışında kullananların, hak ve hukuku algılama, özeleştiri ve empati yapma, sosyal olma bahislerinden sınıfta kalanların, toplum için gerekli elitleri de belirleme inisiyatifini ellerinde tutmaları bu sorunun asıl çıkmazıdır. Bu bakışla bilinen çarpıklığa bir de “çıkmaz yol” etkisi eklenmiş haldedir.

Çarpıklık ve çıkmaz içindeki toplumlarda çıkarcılar, etkisi altındaki toplumda seçkinciliğin yerinin olmadığını vurgularlar. Bu tip toplumlarda, eğer bu tip bir vurguya inananlar varsa, bunlara ancak “kör” denebilir. Körlük çeken kesimlerin politikaya dahil edilmesi ise çıkarların belli şekilde bütünleşmesi anlamına gelir. Sınırları belirlenmiş bir alandaki tatmin araçları ve yöntemleri ile bu çarpık seçkincilik kendi yönetimini kurmuş olur.

Toplumsal gerçeklik mi, toplumsal ahlak mı? Gerçeklik bile kırılgandır ki ahlaklılığı yerli yerine oturtabilelim. İnsandan ve insana ait ortak güdülerden bahsediyoruz. Güdüler içseldir, iç dünyaların dışavurumlardaki tezahürlerdir. Jacques Lacan’ın, “Gerçeklik kurgu gibi yapılanmıştır,” söylemi bu konunun ne denli kırılgan ve aldatıcı olduğunun kanıtıdır. Kurgularla dolu bir evrendeyiz. Herkesin bir kurgu içinde olduğu bir yerde doğruyu bulmakla ilgilenenlere ne diyeceğiz? Örneğin çocuklarımıza “doğru budur” diyebilecek miyiz, yoksa onlara da bir kurgu bağışlayacağız? Bu evrende algıların ne denli etkili olduğunu savunanlar var. Sürekli bir diğeri suçlanıyor. Ama kendileri aynı nedenle bir yanlışın gerçekliğinin sebebidirler. Bu bile bir gerçektir ve kolayca değişmesini beklemek safdillik olur. Arzular elbette önemlidir ama arzular kırılgan ve aldatıcı bir dünyanın da sebebidir. Görüldüğü üzere bazı toplumlarda gerçek, ahlak içinde kolaylıkla eritilebilen bir olgudur.

Topluma dönersek, bunun ne denli sorun yaratabilecek kapasite olduğunu elbette göz önünde tutmak durumundayız. Toplumsal gerçek nedir? Bu, sıradan da olsa yine bir gerçek etkinin müdahalesiyle her an parçalanabilecek kırılganlıktan başka bir şey değildir. Gereksiz işler yapmamak, gereksiz endişeler yaratmamak, gereksiz düşmanlıklara sebep olmamak varken, örneğin en basit gündelik konuşmalar veya sıradan görülebilecek fiiller mevcut durumu her an tehlikeli hale getirebilir ve hatta telafisi mümkün olmayan zararların sebebi olabilir.

Kurgular büyütüldüğünde bırakın bireyinkini, toplumsal paranoyadan bile bahsetmemiz söz konusu olacaktır. Coğrafyalar bir yana, mühendislikler yolu ile belli kesimleri içinde barındıran örneğin küresel terör örgütlerini bu tür kurgularla imal etmek mümkün olabilmektedir. Evet, bunlar bir paranoyanın içine çekilebilmektedirler. Bu mümkünse bireysel olarak, mahallece veya cemaat halinde paranoya sahibi olunabilir. Sigmund Freud bunu hastalık olarak tanımlar. Şimdi etrafınıza bakın, kimler size paranoya, yani hastalık bulaştırmaya çalışıyor? Ama bir paranoyada bile bir tatmin gerçeği vardır, öyle değil mi?

Bakın, bireyi bu tür olumsuzluklardan koruyacak olan çok ve çeşitli kitap okumak, olabildiğince sanatla etkileşim içinde olmak, eğitimde bilimden kopmamaktır. Örneğin bir eğitim sistemi sürekli kendi ezberi içinde kalıyorsa bu zaten bir fasit daire oluşturur. Yaşama aynı çember içinden bakanların düştüğü tuzak budur ve bu aslında bilinen bir gerçektir.

Şu an bu Ortadoğu coğrafyası içindeki belli toplumlar kendi kültürünü tekrar hatırladığını ve bu asra göre güncelleyerek tekrar tanımladığını düşünüyor olabilir. Toplumun çarpıklıkla ve çıkmazla öne sürülmüş çarpık seçkinleri başka politikacıların da etkisiyle bu yönelimdedir. Ancak bu bakış açısıyla kazanılacak toplumsal dinamikler nedir ve bunlarla neler yapılabilir? Düşünüldü mü? Esenliğe doğru mu gidilir, çıkmazlardan kurtulmak söz konusu olabilir mi, yoksa bireyler ve hatta toplum daha büyük bir tuzağa mı çekiliyordur? Peki, Türkiye’yi bu tartışmalardan soyutlamak mümkün müdür?

İnsanüstü bir aklın günlük yaşamı sürekli yönettiği düşüncesinden hareketle bakılırsa insanın bu atmosfer içinde doğallığı ve gerçekliği sürekli tartışılan bir hal alır. Hırsızlık gibi basit ahlaki konular bile insanüstü bir gücün etkisiyle açıklanacak oluyorsa, burada başka bir şey aramak da güçleşecektir. Kaldı ki örneğin aile içi veya işyeri disiplini konularındaki detaylarda bile bazı olayları çözemeyebilirsiniz. Bu nedenle eğitimin az olduğu, belli toplum kesimlerinin eğitimden uzak tutulduğu veya insanlığın kabul edeceği düzeydeki bir eğitimle değil de, çok ilkel eğitime maruz bırakılan toplumları düşünün. Bu olumsuzluklar nerede mümkün olabilir? Ortadoğu bunlardan bir yer midir?

Halbuki olabildiğince gerçekliği inşa edecek toplumların temel gıdası bilimdir, sanattır, felsefedir, kültürdür, bütün bunlara açık kapısı olan çağa uygun eğitimdir.

Tam da bu tür soruları soracakken çarpık seçkincilik çıkıp, “Zaten her şey belliyken bir tartışma açmakla ilgileniyorsunuz, toplumun hafızasına nifak sokuyorsunuz, algılarla oynuyorsunuz…” klişeleriyle çıkışıyorsa, işte konu başlığı anlamını bulmuş demektir: Bu, birey ve seçkin arasındaki asıl meselenin yerini işaretler. Ortada bir memnuniyetsizlik vardır.

Bir daha üzerinden geçelim, seçkin genel bir ifadedir. Çarpık olup olmaması ile ilgilenmekte yarar vardır. Zararlı ve aldatıcı olan çarpıklıkla ilgili olandır.

Çare nedir? Burada seçkinleşmek derken, ayrılmak veya kopmak anlamı kullanılmamaktadır, üstüne üstlük daha değerli, arı, ileri düzeyli olmak anlamı savunulmaktadır. Bu gözle bakılırsa aranan çare şöyle olur: Toplumun her bireyi seçkin hale getirilmelidir. Yani diğer ifadeyle bazılarının değil, olabildiğince çok kişinin seçkin olası. Bu nasıl olur? Donanımlı, tartışabilen, dünya ve iç dinamikleriyle barışık, dünyadaki konulara eşit mesafede ilgi gösterebilen, kendini tanıdığı gibi başkaları için kolaylıkla ve eksiksiz empati kurabilen, saygın ve adil, her şartta bilgiyi baş tacı eden gibi özelliklerle yüklü, sadece ihtiyarlar değil, olabildiğince genç nesiller yaratabilmek gerekmektedir. Bizler bilgi ile tatmin olan, bilgi üretimi ve tüketimi ölçütünde haz alabilen bir toplum yaratabiliyor muyuz? Bilgili olana saygı noktasından hareketle, bizler toplumsal çizgileri ne denli belirginleştirmişiz ki yeniliğe ve yaratıcılığa o denli değer veren olmuşuz. Tabi bütün bunlar psikolojik ve fizyolojik tamlıktan sonra kabul edilebilecek hususlardır. Toplum sağlığı bu nedenle her yönüyle önemsenecek bir konudur.

O halde toplumumuz ne türden seçkinlerden müteşekkildir, şimdi çevremize kapsamlı bir toplumsal sağlık için bir kez daha bu gözle bakalım mı? Çarpıklık mı, doğruluk mu söz konusu? Çarpık seçkinler toplumun belli kesimlerini ve temiz bireylerini bir çıkmaza sokuyorlar mı? Hem ahlak, hak ve adalet, gelişme ve ilerleme, demokrasi ve özgürlük diye diye… Bu süreç gelecek nesillerin yaşamına da etki edecek nitelikte mi? Gelecekte çocuklarımız yaşamlarında mutlu ve mesut olabilecekler mi?

Çevre

Mega-kentler:

2030’lardan itibaren sosyo-ekonomik yaşama ve idari mekanizmalara önemli ölçüde etki edecek ve yaşama dair konulara yeni bir boyut ekleyecek bu mega-kentlere en yakın İstanbul için gerekli her türlü düzenleme gerçekleştirilmelidir.

Gelecekte mega-kentler birer çevre felaket alanı ve suç merkezi olmamalıdır.

Diğer kentlerin hızla göç alacağı ve küresel entegrasyona kayacağı düşünülerek yapısal tüm adımlar atılmalıdır.

İmar:

Kentlerin giderek büyüyeceği aşikardır. İmar konuları en önemli yapısal sorun alanıdır. Politikacılar imar işlerinin komisyoncusu değillerdir.

Çarpık kentleşmenin önüne geçilmelidir.

Dere yatakları çarpık imarın ve talanın alanı değildir. Deprem ve sel felaketlerinin çoğu bu tür yanlış yapılanmaya dayanmaktadır.

Mekan ve İnsan:

Mekan bireyin gelişimi için elverişli iklimi vermelidir. Eğer doğal ve elverişli bu iklim tesis edilemedi ise bireyler kendi haklarını savunmaktan geri kalırlar. Toplum kurgusu bu olumsuz durumdan zarar görür ve geriye gider, ilkelleşir.

Apartmanlar Türk kültürünü ihya etmez. Bireylerin sağlıklı gelişmesi ve özel yaşamın korunması için müstakil ve bahçeli evler gerekmektedir.

Toplu konut mantığı yanlıştır ve bu yapı toplumda mahalle baskısını artırarak yapay bir huzursuzluk nedenidir.

Tarım ve Enerji Alanları:

Tarım alanlarını yanlış sulamanın önüne geçilmelidir.

Yanlış HES yapımının önüne geçilmelidir.

Göllerin ve akarsuların korunması için her türlü tedbir alınmalıdır.

Fosil yakıtla enerji üretirken veya madenlerin çıkarılması esnasında çevrenin değerleri yok edilmemelidir.

Kirlenmeye Karşı Tedbirler:

Emisyon kontrolü eksiksiz yapılmamalıdır. İthal edilen her türlü mal ve hizmetin çevre değerleri ile ilgili testi yapılmalıdır. Bu tür işler ciddi takip edilmeli, kağıt üzerinde bırakılmamalıdır.

Türkiye’nin iç ve çevre denizleri ekolojik yönden iyi korunmalıdır. Su ürünlerinin tekrar eski hale dönebileceği temiz ve üretken deniz sularına kavuşulmalıdır.

Neden Muttaki

Neden muttaki?

Böyle bir kavram neden önemli? Muttakinin çok farklı açıklamaları vardır. En yalın bakışla muttaki, sorumluluk sahibi ve kötülükten ve yanlıştan sakınan insan demektir. Bakın aşağıdaki şemada muttaki nerede duruyor?

Muttakinin Sorumluluk/Nitelik İfadesi

Önce takva sözcüğünü açalım. Takva bireyin ilahi bilinç sistemine bu dünyada yapıp ettikleriyle ulaşabilmesidir. Neler gerekir? Her işin başında insanın içinden geçirdiği bir niyet, varmak istediği bir hedef, düşündüğü bir sonuç vardır. İnsan bir şeyi yapacaksa, yaptıysa veya yapmasa, yapma imkanı bulamasa bile işin başından itibaren düşünmesi, bir duygu beslemesi, tatmin olacağı seviyeyi belirlemesi söz konusudur, aklından bir çok şey geçirir, işte bütün bunların iyilik, doğruluk ve güzellik yolunda olmasına dönük beslenen niyet takvadır. Takvada bir sorumluluk, uyumlu olma, bilinç atmosferine katkıda bulunma, kötülüklere engel olma, düzeltme çabası gösterme, değilse bile sakınma ameli vardır.

“Muttaki” bu sözcükten türemiştir, “takva sahibi” demektir. Basit anlamıyla Muttakilik, Kur’an’ın insana yüklediği en geniş anlamı ifade eden sorumluluk duygusuyla ilgilenmektir. Muttakilik insanın has vasfıdır. Muttakilik geçmişin değil tüm zamanların kavramıdır. İnsanoğluna gelecekte de gerekli olacak, onu bugünden ilerilere taşıyacak nitelikler bütünüdür.

Değerlerimizde neler var?

Değerlerimizde ve davranışlarımızda belirlenmiş çok olgu var. Bunlardan bazıları:

  • Ahlak,
  • Adalet,
  • Ölçülülük,
  • Uyumluluk,
  • Sorumluluk,
  • Yükümlülük ve
  • Merhamet gibi erdemli değerler.

Günlük yaşamda beyefendi, hanımefendi olabilmek önemlidir. Kainat ölçüsünde bu hedef halife ve kamil olma yoluna düşmekle ifade bulacaktır. Üstün insan betimlemesinin nihai tanımını halife ve kamil insan gerçekleştirir.

Temel hedefler;

  • Merkezde durmak,
  • Bireysel direnci güçlendirmek,
  • Sahih İslam’ı savunmak,
  • Bilimsel çabada olmak bazılarıdır.

Dünyaya gerçekçi bir bakışı önemser. Bu itibarla;

  • Özgürlük,
  • Yaşam,
  • Bilimsellik,
  • Asıl düşman gerçeğini göz önünde tutar.

Bu sitede ifade edilen düşüncede neleri içerilmektedir?

1) Sınav

Yaşam bize ait bir sınav yeri ise, her türlü sapkınlık ve inkar (örtme) bir kötü puandır. İnsanlar değerlerine sahiptir ama kafasını karıştıran birçok konu ile baskı altındadır. Ya olanı ve olması gerekeni görmezden gelmek yolunu seçiyor, ya da kendine uygun bir yol bulup takip ediyor.

2) Hedef

Muttakilik bir düşünsel açıklığı kapatıyor. Değerlerini bilene ve bilinçli olup kendini geliştirene söylenecek bir şey yok. Ben de aynı yoldayım! Değerleri savunmada sorunu olanlara ve yabancı duran bir yaklaşıma belli bir gerçeklikle açıklama sunuluyor. En önemlisi, ileri tarihlerde yüzleşilecek kent devletleri gibi tamamen küresel, sanal ve yapay ağırlıklı bir yaşamda, insanın yüce değerlerini savunabileceği hatırlatmaları daha şimdiden yapabilmektir. Vizyon taraması bununla ilgili endişeleri resmedecek mahiyettedir.

3) Yaşam

Bilmek, bilinçli olmak, anlam vermek, dili doğru kullanmak için muttakilik bir açıklama getirmektedir. Daha çok bilimsel düzeyi ileri toplumlar için belli bir seviyede tartışma imkanı verecek değerdedir. Farklı bir dil ve üslupla anlatım içerir. Her türlü bağnazlığa karşıdır. Doğal, güncel, pratik, yararlı, ölçülü, uyumlu, dengeli ve sorumludur.

4) Politika

Politik nitelikli insan doğası tercihlerini üstün insan bilinciyle yapmalıdır. Bunun için donanmalıdır. Eksikliklerle daha da “sinsi” saptırma yollarının meşrulaştırıldığı dünya ortamında değerlerini olması gereken nitelikte taşıması mümkün olmayabilir.

5) Şahitlik

Şahitlik hem bu dünyayı hem de buradayken ilerisini iyi değerlendirmekle mümkün olur. Muttaki bir halife olarak sizleri şahitliğe davet eder. Bu davet bireysel güçle sahip olunanların değerinin farkında olunmasını, merkezde durmayı, asıl düşmanı işsiz bırakmayı hedefler, hem maddi hem de manevi dünyaya sahip çıkmayı ifade eder.

6) Çevre

Dünya ve bütün içindeki varlıklar insan gibi kıymetlidir. Korumak, kollamak ve saygıyla yararlanmak, israf etmemek, kirletmemek üstün insana yakışan olarak açıklanır.

7) Nesil

Evlatlarımızı üstün değerlerle yetiştirelim, savrulup gitmesinler. Aile yapısını, eşlerin ve nesillerin birbirleriyle ilişkilerinde üstün davranış düzeyini hakim kılalım.

8) Sabır

Sabırlı olalım. Acele kararlar vermeyelim. Nefsimizin “çok” ve “en” ekli isteklerine gem vuralım. Yararsız alanlarda yarışmayalım. Unutmayalım ki insanlığın elli bin yılda geleceği seviyeye on bin yılda gelmesi, örneğin bir milyar yıllık bir sürecin içinde çok önemi yoktur; hatta birey olarak ömrümüz içinde elde edileceklere bakarsak, bir kapışma zorunluluğu duymak en büyük sapkınlık kanıtı olsa gerek. Büyük düşünmek çok kazanmak demek değildir; zaman ve mekanı tanımlanmış düzeylerde genişletmektir.

9) Eğitim

Eğitim dili öğretir, önemlidir; yaşamın gerekli kurallarına alıştırır, önemlidir; bilgiyi verir, anlamayı pekiştirir, önemlidir… Eğitimi kariyer sürecine sıkıştırıp insanı modern bir makineye dönüştürmek yanlıştır. İnsani ve yaşama dönük değerler her ölçüde dengeli verilmelidir.

10) Sistem

Muttakiliğin sistemi, insanları kutuplaştırarak kendi hükümranlığını kuran; sapkın din, kopuk bilim ve bencil ekonomi sistemini men eder. Bunun yerine;

  • Sahih İslam’ı,
  • Paylaşan ekonomiyi ve
  • Asıl bilimi kapsar. 

Sonuç olarak:

Muttaki, inanan yetkin insandır. Yetkinlik için ilahi uyum şarttır. Sorumluluk sakınmış bir insan için daha belirgindir. Üstün insan için hayırlı olan muttakiliktir.

Yazma Kuralları

Politik Merkez’de Nasıl Yazı Yayınlayabilirim?

  1. Henüz üyemiz değilseniz anasayfanın sol alt kısmındaki “Meta” bölümünden “Kayıtol”a tıklayarak sitemize kaydolun. Kaydolma işlemi sırasında sarıyla işaretli kutucukları doldurmanız ve taahütnamemizi kabul etmeniz gerekmektedir. Takiben e-posta adresinizi kontrol etmek için size onaylama e-postası gönderilecektir. Onay işlemi sonrasında site yöneticimize yeni kullanıcı kaydı bildirisi  gönderilecektir. Yönetici “takipçi” veya “içerik sağlayıcı” olarak size kullanma hakları tanımlayacaktır. “Takipçiler” yeni yazılardan e-posta bildirimleriyle haber alabilmekte ve siteye yorum yapabilmektedirler. “İçerik sağlayıcılar” ise aşağıdaki işlemleri takip ederek yazı yayımlayabilirler.
  2. Anasayfadaki Meta bölümünden girişe tıklayın.
  3. Siteye kayıt olduğunuz e-posta ve parola ile giriş yapın.
  4. Hesaba girme işleminde hata oluşursa “iletişim” kısmından irtibata geçin. Eğer sorun oluşmadan hesabınıza giriş yaptıysanız karşınıza içerik sağlayıcı başlangıç ekranı gelecektir.
  5. Soldaki gezinti menüsünden “Yazılar” kısmına tıklayın. Takiben “Yazılar” kısmı altına açılacak “Yeni yazı ekle”ye tıklayın. Eğer daha önceden eklenmiş yazıların durumlarını incelemek ya da değişiklik yapmak isterseniz “tüm sayfalar” kısmına tıklayın. Sonrasındaki adımlar için 16. maddeyi takip edin.
  6. Öncelikli olarak yazıya başlık verin. Başlığa girilen metin aynı zamanda yazının adresinin de belirlenmesini sağlayacaktır. Örneğin; Başlığa “test” yazıldığında bağlantı adresi https://www.politikmerkez.com/test şeklinde olacaktır.
  7. Yazı kutusu MS Word formatını otomatik olarak algılamaktadır. Yazıları Word’den kopyalarayak yazı kutucuğuna yapıştırabilirsiniz. Başlıklar, boşluklar ve dipnotlar otomatik olarak site içerisine kopyalama işlemi sırasında çekilecektir. Yine de hataları tespit edebilmek için kopyalama işleminden sonra yazıyı kontrol edin.
  8. Yazı kutusunun üzerinde bulunan yazı düzenleme tuşları yardımıyla yazıda düzenlemeler yapılabilir. Düzenleme barındaki üst üste kutucuk simgesi olan “Araç Çubuğunu Göster/Gizle” düğmesine tıklanarak tüm düzenleme tuşları görüntülenebilir. Simgelerin üzerine fare imleçi götürüldüğünde kutucuğun işlevini anlatan metin açılacaktır. Paraglaflandırma, metni sağa-sola yaslama, dışarı bağlantı ekleme, metin boyutunu büyütme, ara başlık yapma gibi işlemler bu bölümde yapılabilir. Yazıda eğer dış kaynaklardan faydalanılmışsa yazının alt kısmına referans verilmelidir.
  9. Yazı yazımı tamamlandıktan sonra sayfanın sağ bölümündeki “Kategoriler” kısmından yazının konusuyla ilgili bölüm seçin. Bu yazının site içerisindeki gösterileceği yeri belirleyecektir. Örneğin Türkiye Ekonomisi ile ilgili bir makalede Türkiye ve Ekonomi şeçilmelidir.
  10. Kategori seçildikten sonra yazının arama motorlarınca bulunmasını sağlamak için “Etiketler” bölümüne yazıyla ilgili anahtar kelimeler girilmelidir. Örneğin Türkiye Ekonomisi ile ilgili bir makalede Türkiye, Ekonomi, Serbest pazar, Dış borç gibi kelimeler girilebilir. Farklı etiketler arasına virgül koyulmalıdır. Kelimenin baş harfini büyük yazın.
  11. Sayfanın sağ alt kısmındaki “Ediorial Metadata” kısmından editörlerin yapacağı değişiklerde dikkat edilmesi gereken noktalarla ilgili olan kısımları işaretleyin. Bunlar bildirim olarak editöre iletilecektir.
  12. Sayfanın sağ alt kısmındaki “Öne Çıkan Görsel Olarak Belirle” düğmesi tıklanarak anasayfadaki kutucuklarda ve yazının başlığının üzerinde görüntülenecek resim seçilmelidir. Açılan pencerenin sol üst köşesindeki “dosya yükle” düğmesi ve sonrasında sayfanın ortasındaki “dosya seçin” düğmesine tıklayarak bilgisayardan resmi yüklenebilir. Son olarak kutucuğun sağ alt köşesindeki “Öne çıkarılmış görsel olarak belirle”yi tıklanarak resim sisteme kaydedilmelidir. Görsellerde telif hakkı sorunu yaşamamak için mümkün olduğunca kullanımı serbest resimler kullanılmalıdır.  Serbest haklı resimler için google.com dan “creative common” araması ile resim bulunabilir. Tumblr ve flickr en çok serbest dolaşım hakkına sahip resimlere sahiptir. Yahoo’nun Flickr hizmeti için https://www.flickr.com/creativecommons/by-2.0/ u ziyaret edin. Ancak Flickr’da her yeni aramanız için yukarıdaki linke yeniden tıklayarak arama yapmanız gerekmektedir. Flickr peş peşe yapılan aramalarda telif haklı resimleri serbest resimlerle karışık olarak göstermektedir. Resim ekleme işlemi sonasında yazınızın metnine resmin referansı verilmelidir. Örneğin; Öne Çıkan Görsel Kaynağı: https://www.flickr.com/photos/european_parliament/
  13. Yazı ekleme sayfasının en alt kısmındaki “notifications” kısmından yazıyı kontrol etmesi istenilen kişi veye gruplar seçilmelidir. Örneğin yazı içeriği ile ilgili değerlendirme için editörü seçin.
  14. Son olarak sayfanın sağ üst kısmındaki “yayımla” kısmından “durum”u seçip kaydet veya “save” düğmesine tıklayın. Örneğin tamlanmış bir yazıyı onaya sunmak için “‘inceleme bekliyor”u işaretleyip kaydedin. “Önizleme” tuşu ile yazının son durumunu inceleyin.
  15. Yazı ile ilgili değişiklerin bildirimleri e-posta adresinize sistem tarafından otomatik olarak gönderilecektir.
  16. Yazıda değişiklikler sol gezinti menüsündeki  “Yazılar” kısmının altındaki “Tüm yazılar” sekmesine girilerek yapılabilir.“Tüm yazılar” sekmesinde ilgili yazının üzerine fare imleci getirilerek “düzenle”ye tıklayıp yazıda değişiklikler yapılabilir. Değişiklik ekranında editörlerin yorumları sayfanın ortasındaki “editorial comments” bölümünden görüntülenebilir.
  17. İçerik sağlayıcı ve yazar profil resmini ve özgeçmişini profiline eklemelidir. Anasayfanın “meta” bölümünden giriş yaptıktan sonra çıkan soldaki gezinti menüsünden “Kullacılar > Profiliniz”e girip sayfanın alt kısmındaki “biyografik bilgi” kısmına özgeçmişi, “avatar” kısmına da profil resmini ekleyin.

Yazım kuralları ve politikası nasıldır?

  1. Temel amaç çatışmayı, kargaşayı, kışkırtmayı, bozuk üslubu, tutarsızlığı, bilgisizliği, seviyesizliği, nezaketsizliği, çıkarcılığı ve sorumsuzluğu ortadan kaldırmak olduğuna göre, yazılarda bu noktalar muhakkak göz önünde tutulmalı ve özenle uygulanmalıdır.
  2. Tarafsızlık, politik-merkezcilik ve yararlılık bu sitenin temel ilkeleridir. Tarafsız olmak, başka fikir sahiplerinin haklarına olması gereken mesafeden yaklaşabilmeyi, empati yapabilmeyi kapsamaktadır ve barışı temel düstur olarak sahiplenmek demektir. Politik-merkez ileri demokrasi anlayışına dayalı olarak, paylaşan, kucaklayan, kapsayıcı olan ve ilerlemeyi hedefleyen, hakkı bilen, kültürlü olmayı zorunlu gören bir düşünceyi içinde barındırır. Yararlılık ise bağcıyı dövmek, kaş göz çıkarmak, üstünü başını kirletmek yerine bilgi verebilmenin tatminini kalben kabullenmektir.
  3. Sitenin amacı ve görüşleri için “Hakkında” ve “Politik Çerçeve” içeriklerine bakın. Burada belirtilen hususlar Gürsel Tokmakoğlu’nun düşünceleridir. Eğer sadık kalınır ve içeriklerin gelişmesine destek sağlanır ise bundan daha büyük yarar sağlanır. Ancak belirtilen düşüncelere katılmamak veya bir kısmına katılmakla birlikte yazarlar kendi görüşlerini sitede yayımlayabilir. Yazılan ve yayımlanan yazıların tümünden hukuken ve cevap hakları yönleriyle yazarın kendisi mesuldür.
  4. Yazarlar, “Ben bir kişi olarak, diğer bir kişiye, bir harflik bile olsa yarar sağlayacağım!” ilkesiyle, bir beklenti sahibi olmadan, entelektüel birikimini aktarmayı, bilgisini paylaşmayı ve düşünce üretmeyi amaçlamalıdır. Yazarlar referanslı, sağlam, doğru ve yararlı yazılar yazmak zorundadır. Kısa ve öz olması okunabilirliği aktaracaktır. Yazılar akademik ve belli bir birikimi temsil edecek şekilde olmalıdır.

Kurallarımız

Nelere dikkat edeceğiz?

Basit olarak ortaya konan bu tanım çerçevesinde hareket edeceğiz. Muttakiye yakışmayan söz ve davranıştan uzak durmak aynı zamanda bu projenin de amacıdır. Örnek olmak esastır. Kötü söz, kötü örnek, kötü fiil, haset, fesat, saldırganlık, anlayışsızlık ve sorumsuzluk kırmızı çizgilerimiz olsun. Kötü örneklerle değil, iyi örneklerle düşüncelerimizi savunalım. Bardağın boş tarafından değil, dolu tarafından bakalım. Objektif, olgun, sabırlı ve empati yapabilen bireyler daha yararlıdırlar. Kişilerle ve olaylarla değil, daha çok fikirlerle ilgilenmek hedefimiz olsun. Örneğin siyasetle ilgileneceğimize, siyaset düşüncesiyle ilgilenebiliriz. Kimsenin söylediklerini çarpıtmayalım. Kargaşadan ve suları bulandırmaktan uzak duralım. Ortamı germek değil, sakinleştirmek, barış ve huzuru savunmak hedefimiz olsun. İnsanı istismar edenleri göreceğiz ve farkında olmadan yaptığımız hatalarda bir istismarın olup olmadığını arayacağız. Ayrıştırıcı değil, birleştirici olmayız. Ortak değerlerimizin farkındalığını artıracak çaba içine girelim. Muttaki için bu konular temeldir.

Öncelikler

Günlük yaşama ve genele ait olan, daha çok sosyal bir bakış, başlangıç için göz önüne alınabilir. Önemli olan konuların derinliğindeki ayrıntıyı algılamak ise buna yönelelim. Ortak değerleri arayalım. Farkların zenginliğe olan katkısına bir çıkış kapısı aralayalım. Çocuklar, eğitim, aile, sokak ve işyeri gibi temel konulara öncelik vermenin yararlı olacağı muhakkak. Yeter ki duyarlılıkları artıralım.

Dil ve üslup

Dil bireyin ve toplumun aynasıdır. Dilin bilinçle olan etkileşimi temeldir. O halde dili düzgün tutmak ve güzel bir üslupla dışa vurmak  muttaki için bir özelliktir.

Sosyal medya

Sosyal konular ve bunun içinde teknoloji ile gelişip bugünkü hali alan sosyal medya, en kolay ve yaygın kullandığımız ama en “yararlı” olmak zorundaki bir alandır.

Lütfen ahlaktan taviz vermeyelim. Eleştiri yapmak insana özgüdür. Ama bildikleriniz ve ilgilendikleriniz geliştirilmeye muhtaçtır. Bu herkes için böyledir. Masa arkasına geçip kendimizi tatmin etmeyelim, katkı sağlamak yıkmakla olmaz!

Yasallık

Yasal sınırları ihlal etmemek esastır. Özellikle fikir ve telif konusunda duyarlı olunması gerekir. Bir haksızlık yapan kendisi sorumludur.