Kapitalizmin Kritiği

2 Eylül 2023
Okuyucu

Güncel konulara ve kavramlara bakarak, kapitalizm gerçeğini, yaşananları, ülkelerin, politikacıların ve entelektüelin durumunu irdeleyelim. Gerçekleri, yanılmaları ve kritikleri gözden geçirelim.

KAPİTALİZM GERÇEĞİ

Bazı toplumlar için ekonomi zor bir mesele olsa gerek!.. Nedenler değişebilir. Mesela toplum gelişmemiştir, kültüründe para iyi bilinmiyordur veya sevilmiyordur, belki de kişisel kazançlar daha fazla önemseniyordur, ideolojik saplantılar vardır, her neyse… 

“Ekonominin döngüsü neye bağlıdır?” diye sorsam, yukarıdaki tasnifin aktörlerinden ya değişik cevaplar alınabilir ya da ezberden, kitabi bazı sözler… Halbuki bunun bir şekli var ve çoğu kişinin bir türlü sevemediği bir sözcükle açıklanmaktadır: Kapitalizm

Ekonomi döngüsünün kilit referansı kapitaldir (büyük sermayedir, büyük birikimdir). Eğer kapitalin dışında bir çarkı çevirmeye çalışan çıkar ise önce kendi aldanır, onu izleyenler de birliktedir.

Bu, “ben kapitalistim, sen değil,” türü bir tartışma değildir. Eğer, “elindekileri sırala,” dendiğinde, “piyasadan, pazardan, üretimden, yatırımdan, vs.” bahsediliyorsa, kapitalizm ile ilgili hususlar işaret ediliyordur. Buradaki temel terim elbette kapitaldir.

İki tür kapitalist vardır. İlki, kapitalizmi inkâr ettiği halde getirisinden beslenen kapitalisttir. İkincisi, kapitalizmin bihakkın içinde olan kapitalist.

Kapitalizm, ülkelerin, ülkeler birliğinin veya şirketlerin, ticaretinin, sanayisinin, finansmanının ve bir kısmıyla kritik altyapılarının özel mülk sahipleri tarafından, sonuçta kâr amacıyla kontrol edildiği sürekli kazanan olmayı bilen ve hedefleyen bir ekonomik ve politik sistemdir. Özellikle 1970’lerden itibaren kapitalizm tanımını globalleşme ölçüsünde düşünmek gerekir. Eğer böyle olursa ne denli büyük bir konu olduğu da anlaşılır. Eğer bugün insanlığın içinden çıkmadığı devasa sorunlar varsa, buraya nereden geldik diye sorulacak olunursa, başka bir yere bakmaya gerek yoktur. Ama bu öyle bir sistemdir ki yarattığı zincir, her bir unsuru birbirine muhtaç olacak şekilde bağlar, herkese fırsat var ve siz de kazanabilirsiniz der.

DÖNÜŞÜM GERÇEĞİ

İnsanlık küresel bir sistemin kurum ve kurallarını belirleme noktasına geldi çattı. Ne kadar sistemleştirir, becerebilir, adil olur veya başka bir alana geçiş yapar, bütün bunlar önemli soru işaretleridir. Bunlar uzaylılara ait değil, cevaplar insanlık içindir. Cevaplar verilir; az zamanda veya çok zamanda, bedelini ağır ödeyerek veya hafif bedelle.

Kimler başarılı olabilir? Mevcut dönüşümü anlayabilenler, buna göre hazırlıklarını yapanlar, örgütlü ve zamanında gerekli adımları atanlar.

Hiç kapitalizmi bilmeden veya yarım yamalak düşünce ve eylemlerle politika yürütüyorken, dönüşüm içinde örgütlü ve zamanında adım atılması söz konusu olabilir mi?

YEREL VE KÜRESEL GÜÇLER

Bazı piyasalar ve yatırım imkanları vardır, bunlar ancak halk (public) seviyesinde idare edilirler. Karşımıza, “public market” ve “public investment” terimleriyle çıkarlar. Ama bunun gerisinde asıl kapitali kim sağlar, gerekli politikaları takip ve tayin eder? Uzun soluklu ve önemli miktarlarda yatırım yapanlar. Bunlar kimler? İşi küresel yatırım (global investment) olan kapitalistler. Ekonominin döngüsünde temel referans neyle ilgilidir? Küresel yatırımcıların (küresel yatırım şirketleri, küresel güç odakları, vs. her nasıl söylerseniz, bu aktörlerin) nereye, ne zaman, ne miktarda yatırım yaptıkları veya bekledikleri, izledikleri, yatırım yapmamaları önemlidir. Başka ifadeyle, küresel yatırımcı tarafından küresel, yerel ve bölgesel eğilimler, öncelikler, politikalar ve gelişmeler takip edilir, küresel yatırımcı buna göre kendi ekonomi politikasını belirler. 

İşte size bir büyük politik argüman konusu! O halde şöyle söylemek mümkündür, örneğin, gelişmekte olan bir ülke için politika yapanlar, küresel yatırımcıların küresel ekonomi politikalarını bilmek ve takip etmek durumundadır. Bunu iyi yapan bir ülkenin politikacıları veya karar mercileri, kendi iç ekonomi döngüsünde hem “public” hem de “global” faaliyetlerle iştigal ederler. İyi olmayanlar kimler? İşlerinde “public” seviyede düşünüp “global” beklenti içine girenler.

Yerelin bankası yerelin sermayesi (public investment) içindir; kredi veya mevduat, her neyse. Global ölçekten (global investment) yerel seviyeye gelene kadar bankalar kademelidirler, en büyük sermayedar, muhabir bankalar, yerel bankalar gibi düşünün. Bazen ortaklıkları vardır, örneğin orta seviyedeki bölgesel banka ortaklıklarla yerel bankada pay sahibidir.

Yerelin fabrikası, büyük tarım alanları veya büyük altyapı tesislerinin işletilmesi global sistemin içinde ya bir bölümdür ya da yerelin arz ve talebine göre faaliyet gösterir. Yerelin fabrika sahibi krediyi nereden alır? Yerelin tüketicisi krediyi nereden alır? Bankalar zincirinin açılan bir penceresinden.

Siz, zincirin en son halkasındaki tüketici olarak, zincirin en başındaki global gücü göremeyebilirsiniz. Siz televizyon veya bilgisayar mı alacaksınız, gider mağazadan alırsınız. İndirim günleri olur, onları takip edersiniz. Güney Kore markası mı ilginizi çekiyor, Güney Kore nasıl gelişti, o ülkeye elli yıl önce hangi sermayedar yatırım yaptı, o ülkedeki yerel-global şirket örgüleri nasıl kuruldu, bunları göremezsiniz. Belki sadece hisse senetlerine bakabilirsiniz, ama onların bile gizliliği vardır.

ÇİN ÖRNEĞİ

Eğer bir ülke, kendine özgü öncelikleri, ideolojiyi, ekonomik tarifi benimser ve buna göre dünyayı değiştirmeye soyunur ise bu ne sonuç verir? Bugün Çin, ABD’den fazla GSYİH (GDP) sahibidir, ürettikleriyle tüm dünyayı besleyebilir haldedir, başka ifadeyle global güçtür. Çin gibi ülkeler veya güçler, ideolojilerini “komünizm” ile tarif etseler bile, ellerindeki güç kapitaldir. O halde Çin, kapitalizmin döngüsünde bazı yöntemleri kendi çıkarlarına veya ideolojik tariflerine uydurmak isteyebilirler, ki bu zaten ABD’nin karşı durmasının anlamlı tarifidir, çünkü elindeki imkanlarla, kapasiteyle, birikimle, güçle buna muktedirdir. Ama kritik konu şu, Çin kapitalist döngüyü iyi biliyor, uyguluyor ve daha çok dünyadaki akış yönüyle ve birikim değerlemesiyle ilgileniyor. 

Global yatırımcılardan önce liberal demokrasiyle idare edilen ABD’nin politikacıları Çin’e ülkede köylü devrimi yapmış komünist Mao’nun zamanında gittiler. Sorun bugün de kapitalde değil, paranın gücünü artırmakta!

Aklımızda şu kalsın: Kapitalizm sabit! Şimdi devam edebiliriz. Çin bu güçlü konuma nasıl geldi? Uluslararası sistemin başat aktörü ve koruyucusu bir ulus devlet olan ABD sermayesiyle, kapitalizmin tercihiyle, global politikayla. Fakat dünya gördü ki, süreç içinde başka bir açılımın da gelişimi her yerde ve alanda ekonomik büyümenin, yani kapitalin artışı içinden çıktı, bu nedenle kapitalizmin yeni yol, yöntem, genişleme arayışı belirginleşti. Bu durum bir açıklamaya göre globalleşme gerçeğinin daha hâkim konuma gelmesi, olarak söylenebilir. Ama bu belki henüz tartışmalı bir konudur. Esasen burada “kapitalin daha fazla güçlenmesi” konusu belirgin bir sonuçtur; ekonominin çarkları yeni duruma göre hızıyla, miktarıyla ve öncelikleriyle kendi politikasını işaret etmektedir.

YENİ-NORMAL

Örneğin BRICS henüz bir arayıştan öte değildir. BRICS kapitalist sistemden ayrı değildir. BRICS modernleşmeyi yok saymamaktadır. Bir ulus devlet olan ABD’nin dolarına ve merkez bankası Federal Reserve(Fed), ABD öncülüğünde kurulan Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası gibi kurumlara dayalı model artık kapitalistlerin daha büyük oranlarda, katlanarak büyümesine imkân vermiyor ise burada aranan ne olabilir? Henüz mevcut sistemle güçlenmiş G7 ülkeleri varken, hiç değilse genel olarak çalışan bir uluslararası sistem varken, dünyadaki diğer alanlardaki kapasiteyi, BRICS gibi yeni anlayışlarla desteklemek, bunları birleştirmek “kapitali artırmak” için bir yöntem olamaz mı? Hatta yeni değerleme sistemi, üretim-tüketim kültürü oluşturma, yer kürese ve uzayda el değmemiş alanları sistemleştirme ve yeni duruma göre ekonomiye katma, gibi düşünceler var ise bunu neyle yapabilirsiniz? BRICS ile değil, ama bu tür yeni oluşumlar başka düşünceleri tetiklemek ve yenilikleri kanıksatmak için sadece bir vasıtadır.

Düşünceme göre, “biri yok olacak, diğeri onun yerine geçecek…” türü argümanlar bir zorlamadan öte değildir. Eğer “kapital” konusunu esas alırsanız, var olanların tümünü birleştirirsiniz, sonra dönüşüme tabi tutacaklarınız varsa öncelikleri belirleyerek bunlar üzerine gerekli zemin çalışması yaparsınız. Eğer bu arada bir “çıkar çatışması” ve “zorlama” olacaksa, bunu bile ortaya “yeninin güçlü çıkması” adına yönlendirerek kullanırsınız, en uygun sonuç elde edildiğinde ise bunu “yeni normal” olarak kullanıma koyarsınız.

Öyleyse, bir ülke henüz ABD veya G7 ülkeleri marjına dönük bir güç değilken, kapitalin yönü ve yöntemini değiştirebilir mi? Hayır.

Basılı parayla, madenlerle, ticaret şekilleriyle, yatırımlarla, vs. değerlerle ilgili düşünceniz olabilir. Hatta belli bölgeler için ekonomi politikalarının yeniden yazılmasını isteyebilirsiniz. Ama yer kürede yaşam devam ediyorken ne kadar mümkün sonuçlar elde edebilirsiniz ki? Yoksa elinizde para, tahvil, çek, senet, vs. yok da bizim göremediğimiz başka şeyleri tutuyor ve bunlarla yine bizim göremediğimiz bir amacı mı gerçekleştirmek istiyorsunuz? Örneğin internete girip borsaya tanımlı kağıtları alıp satanların bilgilerini ulusal televizyonlardan neden yayımlıyorsunuz, eğlence olsun diye mi? Diğer örnek, uçağa binip başka ülkelerdeki yatırımcılara başvurup, ülkenizde halkınıza ayrıntı diye vermediğiniz finansman detaylarını, çok mahrem piyasa bilgilerini ve makro ekonomik göstergeleri, eğer sorulduğunda açıklıyorsanız, sadece onlara ne denli şeffaf olduğunuzu göstermek için mi?

GLOBAL SORUNLAR

Örneğin global sorunlar hat safhada, eğer bunlarla ilgili başat oyuncu değilseniz sonuç alamazsınız. Nedir bunlara bir örnek? İklim değişikliği. İklim değişikliği konularının sözcüsü olmak başka bir konu, burada realiteden söz edelim. Kim, nereye, hangi projelere yatırım yapıyor? Örneğin en az yirmi yıl sonra geri dönecek bir kazancı hedefleyip, o noktaya büyük miktarlarda kapital yatıranlar kimler? Bugün siz istediğiniz kadar “yenilenebilir enerji” konusundan bahsedin, teknolojik bütün gereçler, yani yeni duruma göre “dönüştürülen” üretim-tüketim (veya arz-talep) sistemleri bu tür global yatırımlarla ilgili olmaktadır. 

Yine somut söyleyecek olursak, halen ABD doları ile yatırım yapılmaktadır, üreticiler Amerikalı, Çinli, Japon, Avrupalı, vs. olsa da.

Global sorunlar peşi sıra geliyor. 2008 mali krizi, pandemi, savaş, nükleer tehdit, ama en bariz olan iklim değişikliği. Belki ikinci dalga pandemi, belki ardı kesilmeyen silahlanma ve savaşlar iklimi… Sorunların nedeni doğaldır, ama kim daha fazla reaksiyon alır ve kendini korur? Güçlü olan!

MODERNLEŞME, POST-MODERNİZM, ROMANTİZM VE POPÜLİZM

Bu noktada size bir başka pencere açmalıyım. “Modernleşme” ile ilgili sorunu olanların durumu iyi irdelenmelidir. Kapitalizmi, tüm kurum ve kurallarıyla sistemi yerleşmiş, bununla gelişen ekonomik döngüyü aklınızda tutun, bunu, daha çok kendi fikrini veya inandığı ideolojiyi öne çıkartarak menedenleri karşılaştırın. İşte karşınızda duran bu kesimin bir kısmı modernleşmeyi farklı biçimde tarif ederek (esasında istismar ederek) kendisini ön plana çıkarmayı hedeflemektedir, diğer kısmı ise modernleşmede geri kalmanın yükünü hafifletmek istemektedir, durumunu örtmektedir. 

Modernleşme inkâr edilemez, tıpkı kapitalizm, emperyalizm ve hatta sömürgecilik gibi; çünkü yaşanmış ve yaşanacak çok yönü bulunmaktadır. Yeni (neo) veya ötesi (post) gibi ön ve arka ekler, daima ve eksiksiz, bir terimle bizleri destekleyebilmektedir. Post-modernizm bile modernleşmeden ayrı tutulamaz; çünkü modernizmi referans alır. 

Eğer, “sanayileşme, seri üretim, fabrikalardaki bantlar, robotlar, nadir minerallerden bile azami istifade etme yöntemleri, yarı iletken üretimi ve kullanımı, yapay zekâ, sonuçta üretilen ve tüketilen milyonlarca çeşit mal ve hizmet yok sayılabilir,” deniliyor ise böylesi bir durumda ancak başka bir gezegende yaşamaktan bahsetmek gerekebilir; bu ne kadar gerçekçi olursa! İnsanlık için kömürle veya petrolle çalışan sistemler ne kadar gerçekse, bugüne dek işe yaradıysa, ürünlerinden istifade edildiyse, nükleerle, güneşle veya rüzgarla olanlar da o kadar gerçektir, bugünkü gibi gelecekte de bunlardan ve yenilerinden istifade edilecektir. Burada anlaşılması gereken nokta ise global yatırımcı, market, finans, piyasa, hepsi için “seçeneklerden en çok hangisi efektif” diye bakarken, siz bununla ilgilenmiyor görünebilirsiniz, size kalmış bir konu! Hatta siz “ben tümüne karşıyım” bile diyebilirsiniz. Ama nihayetinde buna en iyi ihtimalle “romantizm” denebilir. İyi de insanların duygularına hitap ederek, onların inançlarını istismar ederek, “romantizm” ve “popülizm” ile politika yapılır ise bunun gerçekle yakınlığını veya uzaklığını kim, nasıl ölçecek? Halbuki oy verme zamanlarında halka gidiliyor ve “devleti yönetmek” için aday olunuyor, “hükümeti ben kurayım” deniyor. 

Hatta şunu hatırlatayım, dünyada çok popülist politikacı popülist olduğunu asla bilmemektedir, tıpkı romantik olduğunu bilmediği gibi. Gidin sorun, onlar kendilerinin ne kadar gerçekçi ve akılcı olduğunu söylerler…

Bakınız, yerel, gelişmemiş veya gelişmekte olan piyasalar (daha çok public) bundan, yani romantizmden ve popülizmden etkilenebilirler. Ancak global yatırımcılar bundan etkilenmezler; hatta durum çıkarlarına ise bundan azami istifade etmenin yollarını da çok iyi bilirler. 

KAPİTALİZME GÖRE DEVLET

Devlet hem kendisine çok değer atfedilendir hem iyi idare edilmesi şart olan bir örgüttür. Üstelik doğru politika diye bir şey varsa, demokrasi kuralları savunuluyorsa, seçimler yapılıyorsa, halka iniliyorsa, politikacıların bir kısmı (kendileri bilmeseler veya kabul etmeseler bile) popülist ve romantikse, akılcılık (realizm) ve gerçekçilik (rasyonalizm) sözleri havalarda uçuşuyorsa, entelektüel kesimler tartışmıyorlarsa, bilim ve teknoloji adı var ama kendisi yoksa, eğitim kör ve topalsa, üniversiteler dünya sıralamalarında kayıp yerlerdeyse, böyle olumsuzluklar söz konusuysa, devlet sorunları çözmüyor ve daha çok halkın üstüne yük getiriyorsa, böyle bir atmosferde değerlerinizi ve umutlarınızı neyle ve nasıl savunursunuz? Kapitalizm ile çelişkili (veya kavgalı görülen, gösterilen) bir devletin durumu aslında bu şekilde belirginleşir. İfade ettiğim gibi, devlet idare edilmesi şart olan bir örgütlenme biçimidir, halka gelişigüzel yöntemleri esas alanların devlet dayatmasını şart koşması değil! 

ABD örneklemek için önemli bir devlet; hem de içinde “ulusalcılığı” savunan bir parti (Cumhuriyetçi Parti, Republican Party) ve yaklaşık seçmenin yarısını içeren bu partiye oy veren halk (public) var. Üstelik ABD’de “muhafazakâr” (conservative) kesimi bu Cumhuriyetçiler temsil etmektedir. Karşısındakiler ise Demokratlardır (Democratic Party). ABD’de büyük sermaye sahipleri, global yatırımcılar, konu demokrasi ise her iki kesimde de konumlanırlar, fiilen (seçim zamanlarında adaylara bağış yapmak resmî bir işlemdir) veya dolaylı destek verirler. Demek ki yatırımcılar için bir “nasyonalist” ve “globalist” ayrımı net değildir. Yatırımcılar kapitallerini geliştirmekle ve kendilerine göre öncelikli gördükleri yatırımları bulmakla ve seçmekle ilgilenirler. Onlar global ölçekte doğru karar vermeye odaklanırlar. Görüş alanlarında, yer kürenin ve uzayın derinlikleri vardır. 

ABD’deki global yatırımcı kendine hedef olarak yer küreyi ve uzayı gördü ise en yakın rakibi Çin buna nasıl bakar? ABD ne yapıyorsa aynısı. ABD hangi yolu izlediyse, o daha kestirmeden giderek, ama benzer istikamette… Durum bu! Rekabet (haliyle global rekabet) aynı kulvarlarda; söylem, yöntem, yol başka tarifleri içeriyor olsa da.

Önemli görülen bir “devlet otoritesi” bahsi var, kısaca bakalım. Devlet otoritesi bir “politik otoriterlik” değildir, bilakis sistem içinde devletin yerini belirgin biçimde tayin etmek için önemli bir tariftir. Politikacılar için “otoriterlik” olur ama eğer bir devlet örgütlenmesinden (sisteminden) bahsediliyorsa, devlet ancak hukuk ve adalet mekanizması yoluyla, vatandaşına (citizen) eşit biçimde otoritesini kazandırır ve uygular. “Demokrasi” yönetiminde bu bir tercih değildir; ama “despot devlet” anlamına da gelmez. Hukuk ve adalet mekanizması her bakımdan gereklidir, uygulamaları ile bir engel değildir; bilakis ilerlemenin ve gelişmenin yolu, bunun için “sistemlerin sistemini kurup, birbiriyle uyumlu biçimde işletmek” demektir. Bu her açıdan ve herkes için bir güvencedir, sigortadır, dengedir, haktır, kullanışlı yoldur.

Devletler için vergi konusu önemlidir. İşin doğrusu, gelirden ve zenginden vergi almak gerekir. ABD’de bu konu yerleşmiştir. Bunun dışındaki vergi şekilleri değişik ülkelerde görülebilir, örneklenebilir. 

Kapitalist sistemde vergi, vatandaşın devletten veya yerel yönetimden aldığı ve alacağı hizmetin bedelini ödemesidir. Devlet kendini daha güçlü yapsın diye vergi verilmez. Devlet ancak bazı ortak çıkarları birleştirir ve “halkın adına, halk için” yönetir. Ordu, kolluk kuvveti, okul, hastane, mahkeme salonu, altyapı tesisi, vs. ortak ihtiyaçları birleştirilir, bir plan dahilinde kurulup işletilir. Vergi bu gibi ihtiyaçlarda kullanılır.

Yukarıda eğitimden söz ettim, biraz açayım. Eğitim ülkeyi ilerilere taşıyacak, çalışacak ve üretecek bilinçli insanları (gençleri) yetiştirir. İşte yatırımcı bunlara bakar ve hesap eder, “burada iş var” der. Örneğin Japonya, Güney Kore, Tayvan, Singapur, Hong Kong hatta çok uzun süre görüldüğü gibi Çin, yeniden ortaya çıkan Hindistan… Eğitimlerine bakın, örneğin bu saydığım ülkelerde ilkokuldan itibaren hemen hemen yüzde doksana yakın şekilde çocuklar çok iyi bilgisayar kullanabiliyorlar ve kod yazmayı biliyorlar. Bu eğitimli gençler günde 18 saat gıkını çıkarmadan robot gibi çalışabiliyorlar, sürekli yeniyi üretmenin hevesiyle dolular, yeni olanı yakalayabiliyorlar.

Birleşik Arap Emirliği örneğini vereyim. Emirlik’in nüfusu on milyonsa, bir milyonu o ülkeden olan insan, geri kalan dokuz milyonu yabancı, göçmen. Onlar bu göçmen nüfusa “köle” der. Ülkede (veya Emirlikte) parti, seçim ve demokrasi var mı? Yok. Global sermaye açısından sorun var mı? Yok. Buradaki asıl üzerinde uzlaşılan konu ne? Akılcılık (rasyonalite).

DEVLET KAPİTALİZMİ

Eğer bir tanım yapılacaksa, bir ülke ticaretinin, sanayisinin, finansmanının ve bir kısmıyla kritik altyapısının devletin kontrolündeki kurumların ve şirketler ile imtiyazlı özel mülk sahiplerinin kârını öncelikleyen politik sisteme devlet kapitalizmi denebilir. Ama bu çok da belirgin bir konu değildir. Belki bu kapitalizm türünde esas olan nokta, o ülkede liberal demokrasinin olmamasıyla açıklanabilir. Çünkü kapitalist bir devlette temel şart, bireyler içinden çıkan kapitalistlerin çok olmasıdır, devlet bütün aktörlerin ve sistemin sadece orkestrasyonunu yapar. Devlet kapitalizminde ise temel aktör bireyler değil, devletin kendisidir. Bazı devletlerde bu öyle gerçekleşir ki, sonuçta devletin çatısı ile içindeki politik güç veya güçler özel mülkiyet sahiplerinin sermayesisini de yönlendirmek isterler, onları kendi bakış açılarına göre kontrol ederler.

Çin Komünist Partisi ile yönetilen Çin Halk Cumhuriyeti’nde, oligarşik sermayenin ve büyük devlet şirketlerinin Kremlin’le ilişkisini güçlü tutmayı amaç edinen Rusya Federasyonu’nda sözü edilen kapitalist sistem daha ziyade devlet kapitalizmi ile açıklanabilir. Bu nedenden dolayı ABD ve İngiltere başta olmak üzere Batı tipi liberal demokrasiyi benimseyen ülkelerin hedefinde otokrasi ve illiberalizm ifadesi vardır. Buna karşılık Çin ve Rusya da liberalizmi hedef almaktadır.

Büyük güçler arasındaki küresel rekabetin getirdiği tartışmalar sürecektir, sonuçta bu bir sistem tartışması olarak politika sahnesinde önemli görülmektedir. Global kapitalizmin içindeki tartışmada ise Çin’in yeri ayrı ve önemlidir. BAE örneğindeki asıl dayanak noktası olarak işaret ettiğim “rasyonalite” bağlamında bile değerlendirilse, ABD’nin büyük çıkarlarında Çin’in kendi kapasitesi ve kazandıracakları ile onunla müştereklik halindeki küresel yatırımlar vazgeçilemez somutluktaki konulardır.

ABD’nin asıl rakibi olan Çin’e veya jeopolitik güç Rusya’ya bakarak, kendini devlet kapitalizmine yakın gören politikacılar ise bu arada büyük baskıya maruz kalırlar, bu mücadelesi zor ve gerçek bir husustur.

KAPİTALİZM VE SAVAŞLAR

Global sermaye kaybeder mi? Birikim (kapital) o denli büyük ki, kaybın oranını görmezden gelmek bile mümkün! Kapital sahipleri savaşmazlar, savaşların dışındadırlar. Tarihte savaş için ortalığı kızıştırdıkları görülmüştür. Hatta tam barış yapılacağı zaman ortaya çıkarlar ve yol gösterirler. Yeni bir sistem kurulacaksa onların düşündüğü şekilde olması gerekir. Örneğin, Cemiyet-i Akvam ve Mandaterliği düşünün.

Esasında büyük kapital sahipleri savaşta da barışta da kazanırlar. Yatırım yapmayıp beklediklerinde de kayıpları olmaz. Ellerindeki serveti çuvala koyup Mars’a götürecek değiller ya! Ama çok büyük miktarlardaki parayı gelecek için (mecazen ifade ediyorum) yakarlar. Örneğin Ar-Ge harcamaları için milyarlarca doları bilim ve teknolojide kullanırlar, bu alanda fonlara para aktarırlar. Neticede teknolojik yenilikler bile onların yeni normallerinin kazanca dönüşmesi, piyasaların hakimiyetinin elde tutulması demek olacaktır. 

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları zamanında oluştu bu büyük sermaye, bugünün kapitalistleri, herkes can derdindeyken, halk (maddi açıdan) kaybederken, onlar kazandılar. Ukrayna’daki savaşı düşünün, ülkesi işgal gören Ukraynalı veya işgalci Rus olsun, kim kazanıyor? Tahıl, enerji, yeni enerji, lojistik, silah, yaptırımlar, ticaret yollarının düzenlenmesi… Kim yapıyor bütün bunları, siz önde konulan hükümet temsilcilerini görüyor olabilirsiniz, esasında kim kazanıyor? Güçlü olan ayakta kalır, yıpratılmak istenenler ise yıpranır!

Soğuk Savaş sonrasında Almanlar ile Ruslarla bir oldu ve Baltık Denizi’nde Kuzey Akım Doğalgaz Boru Hattı projelerini inşa etti. Ukrayna’daki savaşın yaklaşık bir yılı dolmuştu. Bir sabotaj gerçekleşti. Almanya’nın Başbakanı oturup seyretti. Dışişleri Bakanı, geçmişte enerji konularında hata yaptıkları itiraf etti. Almanya sustu, oturdu!..

SONUÇ

Kapitalizmi kabul edenler kimler? Emin olun kapitalizme en büyük eleştiri bunu en iyi bilenlerden, içinde olanlardan gelir. Mesela eleştirinin en sağlamı G7 ülkelerinin entelektüelinden gelir. Bu eleştirenler işin felsefesini, tarihini, kavramlarını, sosyo-ekonomisini iyi bilirler. Bunların önerileri de sağlam olur. 

Bu tür sağlam, gerçekçi, akılcı eleştirilerin özünü anlamadan, salt çıkarcı ve çeldirici politikalarıyla halkını yanlış yönlere çekenlere ne demeli?.. Gerçekçilik ve akılcılık önce bilmekle başlar, zannetmekle değil.

Geçenlerde liberalizme karşı olduğunu iddia eden birine sordum, kaç çeşit liberalizm var diye. Cevap veremedi. Ama en büyük liberal sistem eleştirmenleri yine Batı kültüründen çıkmaktadır. Çünkü onlar bilirler, yaşarlar, özümserler, tartışırlar, sadece literatür tarayan bilim insanı, entelektüel, danışman veya politikacı olmazlar, zannetmezler. Üstelik kapitalizm liberal bir sistem olmak zorunda da değildir. BAE örneğindeki gibi, kapitalizm için bir demokrasi şartı da yoktur. Kapitalizm gelecek kazanca ve kendi kontrolünün olup olmadığına odaklanır. Ülkelerin ve politikacıların, gelişen konjonktürde öne çıkan coğrafyalarda (yer) ve dönemlerde (zaman), bir sorumluluk almak yönünden bir adaylığının gerçekleşmesi söz konusu ise bu bile bir ortaklıktır.

Peki, kapitalizmi kritik etmek adına benden bir cümle istediğinizi varsayayım, size ne diyebilirim? Eğer global güç (yatırımcı, sermaye, kapitalist) bana sormadan, geleceğimle ilgili seçimleri yapıyor ve bundan haberim çok sonra oluyorsa, örneğin maaşımı alıyorken, fakat durumu ve şartları değiştirme şansım olmuyorsa, elbette ben buna karşı olurum, çünkü insanlık refleksi, doğası, gerçeği bunu gerektirir. Ama büyük sermaye bu doğal durumların hepsini bilir, kendine göre önlemleri de vardır. Devam edeyim o zaman, peki benim kritiğimin bir yararı olur mu? Bir adım daha atayım, entelektüel olarak kalırsam, yazar çizersem ancak bu kadarını yapabilirim. Ama benden bir politikacı olmamı isteyin! Eğer olacaksam, benim nasıl bir politikacı olmam gerekir? Peki ya siz?..

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

BRICS Hakkında

DİĞER YAZI

Küresel Kapitalizmin Vizyonu İçinde

Ekonomi 'ın son yazıları

409 views

Küresel Kapitalizmin Vizyonu İçinde

Keşifler, sanayi devrimleri, Aydınlanma, Rönesans ve Reform Hareketleri, Fransız İhtilali, ulus devletler ve derken hızla bugünlere gelen insanın serüvenine çok farklı yaklaşımlarda bulunanlar var. Bugünden Sömürgeciliği, Emperyalizmi ve Orta Çağı yeniden hatırlatan yazarlar var. Her şey bir yana, her yaşanan gün, hatta saniye, 8 milyarlık dünya için çok değerli!
540 views

BRICS Hakkında

Güney Afrika'da 22-24 Ağustos tarihlerinde BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) liderler zirvesi 15nci toplantısı gerçekleşiyor. Şimdi önemli soru ortak para birimi olacak mı? Bunu göreceğiz. Ancak böyle bir karar olsa nasıl mümkün olabilir, tarifini yapalım.
1.3K views

ABD’nin Jeo-politikası ve Küresel Ekonomideki Baskısı

Küresel ekonomik şartların aşırı derecede değişiklik göstermesinin mantıklı bir açıklaması olmalıdır. Rastgele gelişmelerin yaşanması şeklinde açıklamalar ve büyük ekonomilerin bunun üzerine politika üretmeleri pek kabul edilebilir değildir. 2008’de başlayan olumsuz dalga Covid-19'dan sonra, bugün Ukrayna’daki savaşın getirdiği olumsuz ekonomik şartları da geçti, gelişmeler salt politika deyip bakılamaz noktada, bugün Ukrayna'da bir savaş oluyorken, Hint-Pasifik’te hemen her an bir provokasyon ile şartlar gerginleştirilmektedir. Normal ekonomi yaklaşımlarıyla "normal, birbirini tetikliyor," şeklinde açıklanabilecek olumsuz ekonomik gelişmelerle, özellikle ABD kaynaklı jeopolitik ve jeostratejik girişimlerle, daha da derin sorunlar olmaya dönüştürülmektedir.
1K views

Global Inflation and Geopolitical Situation

Today we focused on the Ukraine issue. On the other hand, we have a big global problem, related to the economy. We do not talk about the relevance of these negative economic developments to the sanctions imposed on Russia, because the world wants this war to end. So who is making sacrifices or will make more, how will the atmosphere of Post-Ukraine develop?
1.8K views

Hiper Küreselleşmenin Etkileri

Biz ekonomiyi biliyoruz! Kapitalist misiniz, değil misiniz? Liberal misiniz, eşgüdümcü mü? Küreselci misiniz, ulusalcı mı? Kimlik siyasetini mi önemsiyorsunuz, finans politikalarını mı? Kural-egemenlikten yana mısınız, neo-liberalci mi? Kaçıncı Sanayi Devrimi gereği konuları tamamladınız? Bu içinde bulunulan devrimin şartlarına hazır mısınız? Sorular çoğaltılabilir. Ben işin bu netlikle ve bilinçlilikle olan kısmındayım.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme