uydurmak
Uydurmak

Uydurmak

Okuyucu

Önce bir tespit yapalım: Özellikle günlük yaşamda teknik işleri uydurarak yapmak, anlatımları gerçeklerden koparmak, atıp tutmak, denk getirmeye çalışmak, bu uydurmaları esasmış gibi kabul etmek, sonuçta medet ummak, tatmin olmak ve yetinmek neredeyse toplumun her kesimine yerleşmiş bir değer ve ölçü oldu. Asıl, tam ve gerçek olan neredeyse görmezden gelinir oldu, önemsenmemeye başladı. Değersiz değerliymiş muamelesi görmeye başladı veya değerlinin erdeminden bihabermiş gibi davranılmaya başlandı. Bu husus kültürel yozlaşma sinyali almanın en bariz örneklerindendir. Basitliği ve uydurarak yaşamayı kabullenen bir toplum olarak ileri bir noktaya ilerlemenin mümkün olamayacağı açıktır. Bu endişe verici durumu tespit etmek için topluma dikkatlice biraz bakmak yeterlidir.

“Uydurmak” Türkçede iki anlama gelir; ilki bir şeyi diğer şeye denk getirmek; ikincisi ise yalan yanlış konuşmak. Şimdi daha yakından inceleyelim.

İlkinde uyumlu olmakla ilgili teknik bir karşılık söz konusudur. Örneğin, bir somunun bir vidaya uydurulması söz konusudur. Sonuçta vida ve somun işlevini görecek nitelik kazanır, işlevde büyük bir sorun yok gibidir.

Günlük yaşamda başka bir örnek modayla ilgili verilebilir. Giysinin üzerine bir aksesuar takıp daha iyi bir görünüm için uydurmak, uygun düşürmek, birini diğerine denk getirmek söz konusu olabilir. Hatta böyle bir şey yapana, çok yakışmış, yakıştırmışsın, denir. Başka örnek ise gastronomide olabilir. Yemek pişiren aşçı, “şimdi şuna iki tutam şu baharatlardan ekleyelim, çok yakışır,” deyip bir ilavede bulanabilir.

Bu örnekler denk getirilen iki veya daha fazla ögenin “asıl” olmamasını ama biraz “yakını” olmasını kabul etmekle ilgilidir. Sizce “gibi” olanın, aslının yerine kullanılması ve toplumda yerleşmesi hali ne derece tatminkardır ki? Üstelik bir şeyi diğer bir şeye denk getirmekle ilgili bir zorlama varsa, belli ölçüde taviz vermek ve özelliklerden bazılarını sarfı nazar etmek veya kaybı görmezden gelmek söz konusuysa, bu durum işin orijinalinden uzaklaşmak değil midir?

İşin kötüsü, bazı kıt kanaat işler yaptığı halde kendini önemli göstermek isteyen kişiler, “yaratıcılık” gösterisi yapmayı hedefleyenler ve üstelik bu anlamda yaptıklarından sonra kendileri için ilgi uyandıracak ortamları kolayca bulabilenler, bu toplumsal kalıbı bir şekilde yerleştirenler, vasıta olanlar ve imkanı halinde kökleşmesine sebep teşkil edenler vardır.

Aslında yaratıcılık nedir? Hiç olmayanı bulmak veya yapmaktır, öyle değil mi? Nerede yaratıcılık?

İşte bu ortaya çıkan seviye çizgisi toplumda teknik de olsa bazı işlerin yeniliği yaratmaya dayalı gelişimi kısıtlar. Basit de olsa yerleşmiş anlayışlarda bu durum pek kabul edilesi bir değer değildir. İlave olarak toplumda adamsendeciler çoğalırsa, ki öyle olur, uydurma kültürü topluma yerleşme imkanı bulur ve sonra asılların yerini “-miş gibiler” alır gider.

İkincisi halde ise sorun vardır; yalan yanlış işlerden kim ne kazanır, öyle değil mi? Bir şeye uyması üzerinde durulan nokta nedir? Konu bir hali, durumu, davranışı, anlamı, anlayışı, tarifi vb. değişik sözel içerikleri kapsar. Konuşurken, anlatırken, aktarırken eklemeler yapılır ve işin özündeki noktadan bir miktar veya bütünüyle sapma durumu meydana gelir. Daha ileriye gidilirse, muhatapların aklında doğru veya yanlış kalan her neyse, başlangıcındakinden farklılaşmış olur.

Günlük yaşamda konuşanlara dikkat edin, “bir örnek veriyorum” anlamında “atıyorum” veya “uyduruyorum” diye karşı tarafa bir ön hatırlatma yapılır. Bu aslında, “şu anda söyleyeceğim tam olarak o durumu açıklamıyor, ben sadece size bir benzetme yapmak istiyorum, ister önemseyin istemezseniz önemsemeyin,” gibisinden bir ön bilgidir. Ancak burada, “sen aslında her hal ve şartta bana itimat ediyorsun ya, şimdi ben ne desem dikkate al,” gibi bir yanlış ima ve benlik ilanı yapılır. Söylenen ve yapılan kenara konur, bunun yerine bencillik bir kapris meselesi halinde öne çıkarılır. Dolayısıyla samimi ama yanıltıcı olma ihtimali mevcut bir konuşma hali ortaya çıkar. Bu durum toplumsal iletişim ve empati hastalığı olarak kendini başka şekillerde gösterir. Eğer kültürel seviye tatminkar ise etrafına vereceği etkinin olumsuzluğu kabul edilebilirdir.

Atma kardeşim, neden atıyorsun, bil ve öyle konuş, yoksa sus, öyle değil mi? Zaten yeterince konuşan var, hatta bu gök kubbede açıklanmamış pek bir şey bulamaz insan. Yeni bir şey için çok çalışmak gerekir, çok bilmek.. Ama herkes bir hazırcılık yarışı içinde!.. Kopya bile yadırganmaz olmuş halde… Bu kopya ise olması gereken türdekinden değil, hırsızlık cinsindendir. Eğer inanmıyorsanız bazı akademik çalışmalara veya sanatsal ürünlere bakabilirsiniz.

Sözü nereye getireceğim? Şuraya: Farkında mısınız, sürekli “uyduran” bir toplum olduk! Nasıl giyim-kuşam gardıroplardakilerle bir “uydurma modası” halini meşrulaştırıyorsa, nasıl kırk yıllık börek allanıp pullanıp vitrinlenmeye doğru itiliyorsa, bilgi dağarcığındaki kısıtlar, kültürel eksiklikler ve işlere yeterince bilgi sahibi olmadan müdahale etme halleri de benzer etkileri yapar. Sonuçta vasat yaygınlaşır ve bizleri “sürekli uyduran bir toplum” haline dönüştürür ve bu toplum olumsuzluğu kanıksar.

Bir şey eksikse, ne kadar ve ne noktalarda eksik olduğu bilinmelidir. O şey eksik olduğu ölçüde değerlendirilmelidir ve asla “tamam” kabul edilmemelidir. Bir şeyin yanlış yönleri varsa aynı şekilde detaylıca bilinmelidir, doğruymuş gibi kabul görmemlidir. Asıl, gerçek, değerli olan baş tacı edilmelidir; bunlar varken uydurmaların peşine takılmak toplumca zehir içmek anlamına gelir.

Ölçü, öncelikler ve seçilenlerle kendini gösterir; başka açıklamaya gerek dahi kalmaz. Takdirinize!..

(Görsel: Flickr, Paul Moody)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Dünya Bankası Kızların Eğitimi Projesi ve Türkiye’deki Durum

DİĞER YAZI

Sahte Onur

Kültür 'ın son yazıları

Anakronizm ve Propaganda

Anakronizm ile politik propaganda arasında ciddi bir ilişki vardır. Kitle psikolojisiyle ilgilenenlerin çalışma alanında bu tür

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Gerçeklik Ötesi

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis