sahte-onur
Sahte Onur

Sahte Onur

297 Tıklama
8 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar eseri meşhurdur. Sanayileşmenin ve beraberinde gelişen modernleşmenin getirdiği süreçlerin tam tersine, yeraltında, insanların ruh halinde ve günlük yaşamın çıkmaz sokaklarında gelişen aleni çirkin karakter yapıları ve bunlara dair kavramların kolayca meşrulaşması hususu bu eserde dramatik şekilde vurgulanmaktadır. Onurlu duruş gösterenlerin, onurlu ve görüntüde onurlu bireyin tavır ve davranışlarının nasıl olması gerektiğinin eleştirisi bu eserde örneklenmiştir. Salt bu romandaki anlatımla bile mukayese ettiğimde görüyorum ki Türkiye’de yaşayan insanların onur meselesinde çok önemli kayıpları ve vurdumduymazlıkları söz konusudur. Bu yaklaşımla, “onur” kavramına dair kritik bir noktaya değineceğim.

Pek sözünü etmese de, bu tür konularla yüzleşmeyi sevmese de veya belki de konuyu yeterince önemsemese de Türkiye modernizmin ve hatta post-modernizmin etkisini fazlasıyla içselleştirmiş haldedir ve onur kavramı için meşrulaştırdığı bu yeni ve baskın algı maalesef bizim insanımıza hiç mi hiç yakışmıyor! Birçok sebeple yakışmıyor ama konuyu dağıtmamak adına bu sebepleri fazlaca irdelemeyeyim. Sadece şu örneği vereyim; ister inanan olsun ister inanmayan, ağzından çıkanı idrak ediyorsa, elinde şekillenenin ne olduğunu bilebiliyorsa ve eğer kendini ahlaklı olarak tanımlıyorsa, yani insana ait olgun özelliklere sahipse, o kişi aynı zamanda onurludur da; tersi düşünülebilir mi? Sonuç itibarı ile kültürümüzde karşılıkları çok köklü şekilde var olan sağlam karakterli kişi, er kişi veya yiğit, çağımızda fazlasıyla erozyona uğramıştır, onurluluğun yeni yorumunu yapan bir kişi olup çıkmıştır. Bu, önemli ölçüde bir kültürel kayıp manasına gelir.

Aman bu ifade edilen “kayıp” durumu gözden kaçırılmasın! Çünkü şöyle bir yargıda bulunabiliriz: Eğer “onurlu insan” yerine “sahte onurlu insanlar” çoğalırsa, toplumda yeraltındakiler yerüstüne çıkarlar ve günlük yaşam yeraltının meşruiyeti içinde normalleşir. Bu hiç de kabul edilesi bir durum değildir! Ama olup biten bu şekilde özetlenebilir. Söylediklerin yanlış diyen varsa olaya tersten baksın: Şu an yeraltı ile yerüstü katmanları nerede duruyor ve ağırlıkları neler? Bakın seviye nerede? Bakın huzursuzlukların kaynağı topluma hangi sebeplerle açıklanıyor?

Devlet içindekiler, en azından bürokrasi, mahkemeler, güvenlik kuruluşları işlerinde şaşırmamalı, “pardon” demeyeceği işleri etkin ve onurlu biçimde yapmalı, demokrasilerde bu böyle olmalı, bireysel güç gelişmiş olmalı; biz bunu biliyoruz. Hele oldukça kaygan ve dinamik bulunduğumuz topraklarda sıkı bir duruş sergilenemezse; değişik coğrafyaların ücra köşelerdeki çöküntünün etkisi eğer “bir” ise bu topraklarda olumsuzluk katlanarak “birkaç misline” çıkar, seviye oldukça geriye düşer. Bu bizi yerimizden eder, yüzler gülmez olur, geceleri yatağımız bedenimize batar, rahat kaçar, bir türlü geri gelmez!

Partizanlık, ideolojik körlük, inancın istismar aracı olarak kullanılması ve siyasetteki fırsatçılık gibi temel çıkarcılık örgüleri modernizmin karakteristik olumsuzluklarına eklenince çarpıklık katlanarak kendini gösterir ve bireysel ölçüde onurlu duruş ayaklar altına alınmış olur, hem de onurluluk sözleri edilerek, tıpkı bu sözünü ettiğimiz romandaki gibi. İşin kötüsü, böyle bir toplumda olup bitenler normal görülür, adamsendecilik ve basitlik yaygınlaşır. Üzücü olan bu; bugün Türkiye için! Böyle bir ortamda her türlü diğer değerli kavram sulandırılır, geçiştirilir, kötü amaçlar için kullanılır, malzeme edilir… Hep bir şey uğruna başka şeyler feda edilir. Zaten feda edilenler bir erozyon göstergesidir. Erozyon büyük çaplı olursa kayıp çok büyük olur, telafisi zor olur, ya da hiç olmaz…

Onurlu insan gerekirse ölmeye razı olur; ama utanılacak işleri yapmaz, bu tür işlere bir kulp takıp aldatıcı olmaz, değersizi baş tacı etmez, her şeyin değerini bilir, bilmiyorsa ortaya çıkmaz, öğrenmenin erdemini kullanır, kim olursa olsun insanları ahmak yerine koymaz, işleri geçiştirmez, en azından ciddi işleri, çıkar için ahlaksızlık yapmaz, iş bilen sıfatıyla ortalıkta gezinmez, caka satmaz, yağcılık yapmaz, birinin köleliğini kabul etmez, sürü gibi hareket etmez, kendinden sorumlu olur, başkasının istediği görüntüye girmez, var olmayan değerlerin ve bir tür hayallerin neferliğini yapmak adına kurban olmaz, ne pahasına olursa olsun yanlışlıklara rıza göstermez, aklını, bilincini başkalarına ipotek etmez; velhasıl karakter sahibi gibi olur!..

Böyle işte… Dostoyevski’nin eşsiz betimlemesinden buyana daha iyi ifade olduğu üzere, maalesef bugün onurlu insanın bile sahtesi var, hatta çok var; bu kavramın kullanımında bu denli ciddi bir fark var.

İnsanımıza ve kültürümüze sahip çıkalım, değerlerimizi geliştirelim, yozlaştırmayalım…

(Görsel: Flickr, NOAA’s National Ocean, S…)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Uydurmak

DİĞER YAZI

Nezaket

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi