Kuzey Kıbrıs’ın Yeni Vizyonu ve Cenevre Görüşmeleri

404 Tıklama
9 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Kıbrıs konusunda Cenevre’de 27 Nisan’da, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres gözetiminde garantör devletler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, taraflar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) şeklinde 5+BM formülüyle zemin yoklayıcı görüşmeler başladı. Elli üç yıldır süren bu soruna çözüm aramak için Türk tarafı olarak KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Cenevre’ye birlikte gittiler. Ersin Tatar’ın muhatabı GKRY Cumhurbaşkanı Nicos Anastasiades de Cenevre’de hazır bulunacak. Bu kez Türkiye ve KKTC kararlı, yeni bir vizyonla masaya oturacaklar. Bu görüşmelerden somut bir sonuç bekleyen yok elbette, ancak ilk kez ve net bir biçimde Türk tarafının bundan sonraki pozisyonunun ne olduğu ilgili bütün taraflara açıklanmış olacaktır.

Adadaki Türk ve Rum halklarının eşit ortaklığında bir federasyon olarak kurulan 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti aradan geçen zamanda birçok olumsuz süreci yaşamış, haksızlıklara sahne olmuştur. Hatta ne acıdır ki Kıbrıslı Türklerin katli ve hak gaspı söz konusudur. Kıbrıs Cumhuriyeti, kurulmasından üç yıl gibi kısa bir zaman sonra, BM Ortega Raporu’nda da belirtildiği gibi, Rumların etnik temizlik içeren saldırıları sonucunda yıkılmıştır.

Açıkça bu ortaklık Kıbrıslı Rumları tarafından 1963 yılında katliam saldırılarıyla sona ermiştir. Kıbrıs’ta 1963-74 yılları arasında Kıbrıs Türk Halkı ölümlerle neticelenen silahlı şiddete ve bütünüyle çeşitli baskılara maruz kalmıştır, binlerce insan katledilmiştir, yerinden edilmiştir, evleri ve köyleri yakılmıştır, can güvenliği ortadan kalkmıştır. Türkiye Garantörlük Anlaşması’ndan doğan hakkı gereği 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nı gerçekleştirmiş ve Rumların zulmüne böylelikle son verilmiştir.

Kıbrıs’ta 1964’ten bu yana iki bağımsız egemen yönetim ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Bugün her iki yönetim de anayasal olarak kendilerine ait yasama, yürütme ve yargı organlarına sahiplerdir. Egemen taraflar, halen kendi topraklarında kendi halklarının refahı ve güvenliği için hareket etmekteler, kamu düzenini sağlamakta hem içeride hem de uluslararası hukuka ve sözleşmelere uygun şekilde dışarıda yasalarla yönetmekteler ve halen adanın self-determinasyon hakkına sahip iki halkın eşitliği uluslararası anlaşmalarla onaylanmış ve kabul edilmiş haldedir.

Annan Planı olarak bilinen BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın çabası ile 2004 yılında ortaya konan iki kesimli tek devlet şeklindeki çözümle ilgili yapılan referanduma KKTC tarafı evet, GKRY tarafı ise hayır demiş idi. Bundan sonra İsviçre’nin Crans Montana şehrinde yine BM temsilcisinin hazır bulunduğu bir görüşme gerçekleşmişti. Türk tarafı bazı tavizler vermesine rağmen buradan da bir sonuç alınamamıştı. Eski GKRYDışişleri Bakanı Rolandis, şimdiye kadar Rum tarafının, iki tarafa da sunulan 17 anlaşma formülünden 15 tanesini reddettiğini itiraf etmişti.

Kıbrıs Türk halkı uluslararası izolasyonların sonlandırılmasını, serbest dolaşımın ve ticaretin gerçekleştirilmesi ve 1948 İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. Maddesinin uygulanmasını talep etmektedir. Şöyle ki, KKTC’nin bağımsız ve egemen bir ülke olma hakkı vardır. Bu itibarla Kıbrıs Türk Halkı’na kendi geleceğini tayin etme hakkı statüsü verilmelidir. Kıbrıs Türk Halkı’nın hakları nelerdir? Kendi kendini yönetme hakkı, kendi dilini konuşma hakkı, kendi dinini ve kültürünü serbestçe yaşama hakkı, eğitimde eşit fırsatlar bulma ve uluslararası örgütlere katılma hakkı, serbest dolaşım ve ekonomik özgürlük ve kendi yönetimini seçme hakkı, zulüm ve saldırıdan uzak, korkusuzca yaşama hakkı, kendi güvenliği için kendiortaklarını belirleme hakkı…

Ekim 2020’de KKTC’de yapılan seçimleri kazanarak Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, iki devletli bir çözümü görüşebilmesi için Kıbrıs Türk Halkı’ndan yetki almıştır. Bu vesileyle Kıbrıslı Türklerin dünyaya vermek istediği mesaj şudur: Yeni vizyonla görüşme masasına iki devletli çözümün getirilmesi.

Bugün adada “iki ayrı halk iki ayrı egemen devlet” olmak zorundadır. Halen adada iki ayrı demokrasibulunmaktadır. Federasyon konusunun müzakere edilmesine gerek kalmadığı açıktır. Hatta Rumların federasyon sözcüğünden anladıkları gerçek bir federasyon anlayışından da uzaktır. Bugüne dek açıkladıkları federasyon fikrine göre, hâkim Rum tarafı Türkleri, kendilerinin yönettiği bir Kıbrıs’ta azınlık statüsünden tutmak istemektedirler. Bu durum artık geride kalmıştır ve tekrar bu konunun müzakere edilmesine gerek olmadığı taraflara açıklanacaktır. Kıbrıs’ta egemen, eşit, bağımsız, iki devletli bir çözüm KKTC’nin yeni vizyonudur. Bundan sonraki tüm toplantılarda gerçek ve kalıcı çözüm için egemen eşitliğe dayanan, iki devletli çözüm müzakere edilmelidir.

Hem bir oldubittiyle ve Yunanistan’ın koyduğu ipotekle Avrupa Birliği’ne (AB) alınan Rumlar bir ayrı devlet halinde bu birlik içindedir. Eğer isterlerse AB tarafı, tanınmış bir Kuzey Kıbrıs Devletini de birliğe dahil edebilirler. Böylelikle adanın tamamı AB üyesi olabilir, bunda bir sorun görünmemektedir.

Ada etrafındaki hidrokarbon rezervlerinin çıkarılması ve işletilmesi adil bir şekilde belirlenerek çıkarılıp işletilebilir, bunda da bir sonun görünmemektedir.

Dolayısıyla ilk planda Cenevre’de sadece bir nabız yoklanmış olunacak, müteakip adımların belirlenmesinde bu görüşme yeni bir basamak oluşturacaktır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Amerika ile Yeni Seviye

DİĞER YAZI

ABD, İstihbarat ve Ermeni Meselesi

Politika 'ın son yazıları

Yeni-Rönesans

Küresel çapta önemli bir bariyeri aşmak üzereyken güçler arasındaki sürtüşmeleri çok doğru bir yere koyarak tartışmamız

Yeni Hakimiyet Mücadelesi

İnsanın hakimiyet mücadelesi bitmez. Belki de ilerlemenin yolu budur! Düşmanı ve kaynakları savaşla ele geçirme dönemi Soğuk

Neomedyeval Çağ

Yeni-Normalleşme mimarlarının hedefi neomedyeval düzendir. Bu konuyu yeterince özümsemeden geçersek, olup biten hakkında ne desek az