gordion-dugumu-idlib
Gordion Düğümü: İdlib

Gordion Düğümü: İdlib

1514 Tıklama
15 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Sanki Gordion Düğümü! İdlib sorunu çözülse Suriye sorunu da çözülecek. Türkiye ve Rusya arasındaki Moskova Mutabakatı olarak da isimlendirilen 5 Mart tarihli Soçi Mutabakatı Ek Protokolü ile dünya yeniden İdlib konusu üzerine odaklandı. 6 Mart 00:01’de ateşkes yürürlüğe girdi ve taraflarca şimdilik uyuluyor. Ancak tartışılıyor, sonra İdlib’de ne olacak diye? Asıl konu HTŞ. Neden mi?

Önce İdlib içindeki yapıya bakalım. Zira sorun İdlib’de ne olduğu ile ilgili. Terör mü, radikal terör mü? En başta Esad ve Rusya’ya bakıldığında bu bölgedekilerin hepsi terörist. ABD için de ‘11 Eylül’ saldırısı ile başlayan süreçte adı konduğu üzere elbette ki el-Kaide bağlantılı olanlar radikal terörist. Radikal terör olgusuna el-Kaide ve türevleri bağlamında bakılmaya başlanmasını dünya böyle tasnif etti. İdlib’de de adı açıklanan örgütlerin bir kısmı el-Kaide benzeri ve alt grupları şeklinde tasnif ediliyor. Bu bakışla Batı toplumu ve hatta Birleşmiş Milletler nezdinde de ‘İdlib’de terörist kim?’ deseniz, kapı aynı yere çıkıyor. 

İyi de ‘Bunlar ne olacak?’ diye sorulduğunda durum başka gibi. Çözüm, uluslararası ilişkilerin her çıkarcı bakışıyla ayrı ifade ediliyor. Bazıları bu örgütlerin Çin’de kullanılabileceğini söylerken, bazıları Afrika ve Ortadoğu’nun değişik yerlerinde, şeklinde kestirimlerde bulunuyor. Bu neden önemli? Eğer bu militan grupların bir sonraki adımdaki yeri ve kullanım şekli biliniyorsa, İdlib’de çözüm o şekilde aranacak fikrinde olanlar var.

Faraziyeleri bir yana bırakıp önce İdlib’de kimler var, bakalım. Başka bir bakışla, İdlib’i kimler kontrol ediyor?

Silahlı ana gruplar:

  • Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ)
  • Suriye Milli Ordusu (SMO)
  • Hurras el-Din (HD)
  • Türkistan İslami Partisi (TİP)

İttifakla şöyle deniyor, bölgeyi asıl kontrol eden Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) örgütüdür. HTŞ, el-Nusra’dan evrimle bu şekle gelmiştir. 2016 yılında el-Nusra Cephesi El Kaide’den koptu ve Jabhat Fetih el-Şam (JFŞ) oldu. Esad rejimiyle ve Hizbullah’la savaşmak için İdlib’de bulunduklarını işaret ettiler, çünkü liderleri böyle ifade etti. Jabhat Fetih el-Şam, Ahrar el-Şam ile işbirliği yaptı. Ahrar el-Şam’ın lideri Ebu Cabir isyancı unsurları birleştirme çabasında olan biriydi. 2016’nın sonlarında birleşme görüşmeleri yapıldı. 2017’nin başlarında İdlib’deki rakip gruplarla, özellikle Ahrar el-Şam ile çatıştı. Ancak Caiş el-Ahrar, Jabhat Fetih el-Şam ile birleşmek için kendini Ahrar el-Şam’dan ayırdı. Toplandılar ve 2017’den sonra HTŞ oldular. Bunlar kimler akıl verdi, bilinmez. HTŞ 2019 yılında bölgedeki diğer alt grupları kanatları altına almış haldedir. Kısaca bölgede fazlasıyla yer alan grupların konsolide edilmesiyle meydana gelmiş bir örgüttür. Nisan 2019’dan önce 15-20 bin civarında silahlı militanı vardı.

HTŞ vergi toplar, ticaret yapar, Türkiye’ye açılan Bab el-Hava gümrük kapısını kontrol eder, petrol işinden gelir elde eder… İdlib genelinde aileleriyle birlikte yaşayan ve sosyo-ekonomik şartlara kaynamış haldeki bu ana grubun liderine sorulacak şu; ‘Bu kadar yerleşmişsiniz buraya, ateşkese kadar Esad ve Rusya tepenize bomba yağdırıyordu, hatta sınıra sürüldünüz, göçe zorlandınız, elinizde silah olsa da buraya sıkışmış haldesiniz, yarın için ne planlıyorsunuz, özellikle çocuklarınız için, onlar da mı terörist olarak yetişecekler, yoksa normal bir yaşam sürmelerini mi bekliyorsunuz?’ Ben bu soruyu radikal bir terörist olarak bilinse de yaklaşık 5-6 yıldır para ile (bu arada dolar kullandıklarını söylemem gerekiyor) fazlasıyla içli dışlı olmuş birine sormak istiyorum, eğer gerçekten örgütüne liderlik ediyorsa. Sizce ne cevap verir? Gelin anlaşalım mı der, yoksa başka bir şey mi?

HTŞ ile yakın ilişki içindeki Hurras el-Din (Dinin Koruyucuları) grubu yaklaşık 3-5 bin silahlı militana sahiptir.

Türkistan İslami Partisi ise Uygurluların ağırlıklı olduğu bir örgüttür. Bunlara yakın Özbek Tevhid, Cihat Tugayı, İmam Buhari Tugayı isimli alt gruplar vardır. Sanırım, ‘Çin için hazırlanıyorlar,’ şeklindeki görüşe katılanlar Uygurlarla ilgili düşünceler üretmekteler.

Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olarak bilinen gruplar daha sonra genişleyerek Suriye Milli Ordusu (SMO) ismi altında birleştiler. İçinde çok değişik gruplar bulunmakla birlikte sahada denge oluşturacak biçimde 35 bin civarında rejime karşı ılımlı-silahlı eğitilmiş savaşçıdan oluşur (bazıları bu rakamın 50 bin olduğunu da ifade etmektedir).

Kabaca ifade ettiğim bu tasnif bize şunu işaret etmelidir, yaklaşık 60-70 bin silahlı rejim muhalifi bazıları radikal, bazıları ılımlı bu bölgededir. İçlerinden sadece SMO rejimle ilgilenirlerken amaçları daha sonra Suriye güvenlik sistemi içinde yer almak ve sisteme meşru biçimde dahil olmaktır. Net olan şu SMO Suriye için var ve siyasal çözüme kavuşunca kendi sistemleri içine dahil olacaklar. Burada bir sorun yok. Ancak HTŞ ve yabancı savaşçıların akıbeti halen tartışılan konudur. Bu HTŞ ve onunla anlaşmalı olan gruplar bu bölgede mi kalacaklar, yoksa başka alanlara mı taşınacaklar?

İdlib’de HTŞ ve bağlı hareket eden örgütler kendi alanlarını muhafaza ederler, birbirlerinin yağına basmazlar, olay çıksın istemezler. Bu denli alanlarını korumakla ilgilenmeleri bize asıl amaç olarak Esad ve Hizbullahla savaşmaya geldikleri konusunu tekrar sorduruyor.

Bölgede sadece silahlı gruplar değil aynı zamanda, haliyle, siviller de vardır. Ateşkes öncesinde Rusya destekli Esad’ın bombardımana tabi tuttuğu hedef gözetmeksizin tüm İdlib’dir. İdlib bölgesi Birleşmiş Milletler raporlarında yer aldığı şekilde, 1 milyonu çocuk olmak üzere 3 milyon kişiye ev sahipliği yapmaktadır. Bunların yüzde 40’ından fazlası daha önce muhalif güçler tarafından tutulan diğer bölgelerden (Dare, Doğu Guta, Hama, vs.) geliyor. Birleşmiş Milletler, Rusya destekli Esad’a bağlı güçlerce, İdlib’deki hava ve kara saldırılarının hem büyük yer değiştirme dalgalarına hem de sivil yaşamın büyük ölçüde kaybına neden olduğunu söylüyor. Raporlara göre, Nisan 2019’da Suriye’nin kuzeybatısındaki çatışmaların tırmanmasından bu yana 337 kadın ve 503 çocuk da dahil olmak üzere, en az 1.710 sivil öldürüldü. Yani Birleşmiş Milletler de konuyu insanlık dramı şeklinde açıklıyor, yakın zamanda netleşti, ABD de bu şekilde konuşmaya başladı.

Ateşkes oldu ve şimdi soru şu: Diyelim bir süre sonra Esad görevden bir şekilde alındı, yerine geçici bir hükümet kuruldu ve Cenevre’de anayasa yazma süreci tekrar gündeme geldi. Başka ifadeyle Suriye’de işler yoluna girmeye başladı. Bu durumda İdlib’deki HTŞ kendini lağveder mi? 

Bu sorunun cevabı bizlere başka bir perspektifi de tartışmaya itiyor, HTŞ burada para kazanıyor ve diyebilir ki ‘Buranın kontrolünü benim üzerime bağlayın’. Bunu uluslararası sistem asla kabul etmez, değil mi?

Ancak bu yaklaşım bize başka bir tartışma konusunu daha hatırlatır. Nedir bu? ABD, PKK/YPG’nin adını son kertede Suriye Demokratik Güçleri, SDG yaptı ve halen Fırat’ın güney doğusunda İdlib düğümünün çözümünü beklerken rahatlar, vergi topluyorlar, gelir elde ediyorlar, vs. Evet, PKK/YPG tıpkı HTŞ gibi ‘Ben de buranın kontrolünü istiyorum,’ der mi? Ama bu durum özellikle ABD ve Fransa gibi ülkelerce hemen kabul edilir. Hatta Rusya bu şartlarda bunlardan yararlanmak için başka fırsatları da oluşturma çabasına girer. Hepsinde öte İsrail bu duruma avuçlarını ovuşturarak bakar.

İşte Suriye ve İdlib düğümü ile ilgili ana konular bunlar. Beklenen cevaplar var. Alanda fırsatçılar çok. Hepsi zamanını kolluyor.

Suriye çok fazla yıkım gördü. Taş taş üstünde değil. Yarın başka bir sorun daha konuşulacak, restorasyon için ekonomik katkı konusu Daha zengin olanlar işe daha hızlı girecekler, avantaj elde etmek isteyecekler. HTŞ ve PKK/YPG gibi gruplar bu şartlarda ne yapacaklar? Rusya, ABD, Fransa, vs. tarafların o şartlarda hangi adımları atacaklarını birlikte izleyeceğiz.

Burada İran’ı hiç konuşmadık; bugün HTŞ İran’a, İran ise HTŞ’ye karşı. İran paramiliter güçleri İdlib’e komşu Halep bölgesinde mevzide. Esad ile İran el ele. İran Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da…

Peki, Türkiye ne yaptı? Kanayan yarayı ele aldı ve durumu kontrol etme şansı yarattı. Sahada güç mücadelesi ise devam ediyor, henüz son kozlar oynanmadı. Türkiye son kozunu oynamadan önce daha şimdiden hazırlığını yapmaktadır. Elindeki gücü sonuna kadar kullanacaktır. Eğer mümkünde elini güçlendirecek yeni kazanımları da gerçekleştirecektir. Ama halen çeşitli provokasyonlarla Türkiye’nin yarınına kasteden taraflar da var. Bu maşalar sinsice çalışmaktadır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Jeffrey ve Craft Ankara’da

DİĞER YAZI

Amerika COVID-19’a Seferberlik İstiyor

Politika 'ın son yazıları

Yeni-Rönesans

Küresel çapta önemli bir bariyeri aşmak üzereyken güçler arasındaki sürtüşmeleri çok doğru bir yere koyarak tartışmamız

Yeni Hakimiyet Mücadelesi

İnsanın hakimiyet mücadelesi bitmez. Belki de ilerlemenin yolu budur! Düşmanı ve kaynakları savaşla ele geçirme dönemi Soğuk

Neomedyeval Çağ

Yeni-Normalleşme mimarlarının hedefi neomedyeval düzendir. Bu konuyu yeterince özümsemeden geçersek, olup biten hakkında ne desek az