kuresel-yeni-oyun-alani-ve-natonun-gelecegi
Küresel Yeni Oyun Alanı ve NATO’nun Geleceği

Küresel Yeni Oyun Alanı ve NATO’nun Geleceği

Okuyucu

Donald Trump yönetimi vaatlerinden birini daha gündeme getirdi. Savunma Bakanı James Mattis Brüksel’de Savunma Bakanları toplantısında NATO üyelerinin savunma harcamalarını artırmaması durumunda ülkesinin desteğinin azalacağını söyledi. Mattis, “Amerikalı vergi mükellefleri, Batı’nın değerlerini savunmak için artık orantısız bir payı üstlenemez. Amerikalılar, sizin çocuklarınızın gelecekteki güvenliğine sizden daha fazla önem veremez. Askeri anlamda hazır olmaya önem vermemek kendimize, ittifaka ve şimdi açıkça tehlike altında olan ve bize miras kalan özgürlüklere saygı konusunda eksikliği gösteriyor,” dedi. Bu açıklama Trump’ın da ne denli ciddi olduğunu göstermiş oldu. Yeni Amerikan yönetiminin bu yaklaşımıyla küresel savunma konusundaki oyunu ne, kısaca bakalım.

NATO ne idi? SSCB’nin enternasyonal yayılmacılığı önünde Batı’nın birlikte savaş verme iradesi idi. İki Dünya Savaşı’nın da galibi Amerika, Woodrow Wilson’dan başlayarak dünyaya çekidüzen verebileceğini görmüş ve uygulanan politikalara savunma halkasını da ekleyerek bir tür dünya liderliği fonksiyonunu üstlenmişti. Amerika her yönü ile müttefikleri bir arada tutup Soğuk Savaş diye bilinen ve çok ciddi bir süreci idare etmişti.

Berlin Duvarı yıkılalı beri küresel kapitalist düzen farklı okumalarla birlikte ele alınmaya başlandı. Bir kere komünizm tehdidi ortadan kalkmış görülüyordu. Rusya Federasyonu hiç değilse bu ideolojik iddia ile değil, ama özgün savunma, politik, ekonomik ve coğrafi bakış açılarıyla ve sahip olduğu imkanlarla modern dünyada ciddiye alınması gereken bir güç olmaya devam etti. Asıl tehdit ise Çin ve Hindistan’ın da gelişmesi ile birlikte ortaya çıkan post-modern bir dünya düzeni idi.

Bu okumayı Amerika’daki bundan önceki başkanlar bu netlikte yapmaktan kaçınmışlardı ve aslında zamanı da gelmiş değildi. Onlar başka ciddi projelere odaklandılar. Hatta savaşlar yaptılar. George W. Bush başkanlığı süreci sonuna kadar daha ziyade Asya, Doğu Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da SSCB düzeninin devamcısı görünümü veren rejimler üzerine bir dönüşüm gerçekleştirilmişti. Yine bu dönemde alternatif çekim kuvveti oluşturan küresel radikal terörle savaş stratejisi gündeme yerleştirilmişti. Amerika (RAND gibi düşünce kuruluşlarının dokümanları incelenirse rahat görülebilir,) gelişmelerin bu noktaya geleceğini 1998 yılında tahminleri içine koymuş idi. Örneğin o tarihlerde, 2025 yılında küresel tehdit ne olacak, sorusunun cevabını belirginleştirmekle ilgileniyordu. Herhalde hazırlıkları buna göre de geliştirilmiştir. Sanırım stratejisi belli olmuştu ve ileri adım için zamanının gelmesi bekleniyordu. Trump bunu yapacağını, desteğini aldığı ve kabinesine kattığı çok sayıdaki emekli askerlerle göstermiş oldu, söylemleriyle de açıkça ortaya koydu. Küresel düzen Trump’ı seçmekle onun söyledikleri ile olacaklara yatırım yapmıştı. Bu gerçeği unutmayalım.

Artçı süreçler devam etse de (örneğin Suriye sorunu neredeyse son merhalelere geldi,) küresel mücadele alanı Pasifik bölgesine kaymak üzeredir. Dolayısıyla Amerika için Kuzey Atlantik örgütünün getirdiği maliyet bir seviyeye indirilmelidir. Pasifik’te başarılı olmak için Amerika’nın asıl müttefiki esasen Avrupa ülkeleri olmayacak görülüyor. Bu konuda Rusya daha hayatidir. Bu nedenle olsa gerek Trump yönetimi ile Rusya’nın adının sıkça duyulması boşuna değildir. Vladimir Putin, Amerika’nın amacını bildiğinden olsa gerek sürekli taviz koparır türden politikaları izlemektedir. Ortadoğu’daki mücadelede birçok konuda Amerika’nın sessiz kalması boşa değildir. Çünkü nükleer gücü, silah üretimi ve satışında ileri, enerji üreticisi, Çin’i ve Hindistan’ı ilgilendiren alanlara en yakın konumda, Pasifik Okyanusu’na kıyısı olan Rusya ile partnerlik yapmak için belli köprülerin kurulması gerekiyor gözükmektedir.

Peki, bu nasıl olacak? Şangay İşbirliği Teşkilatı (SCO) tam da bunun için kurulmuş idi: Batı’ya karşı Asya’da bir güç oluşumu. Hindistan henüz kenarda duruyor olsa da Şangay’da söz sahibi. Bu cepheden bakılırsa Amerika’nın yapmak isteyebileceği SCO’nun güçlenmesini engelleyecek bir sürü sorun yaratması ve yönetmesi gerekecektir. Bu da geçiş dönemi stratejisi olarak görülebilir. Amerika bunu iki yolla yapabilir. Ya SCO’yu doğrudan karşısına alır ve Rusya’ya bir ödün vererek oradaki etkinliğini azaltması yoluna gider; ya da çok sayıda ülkenin Şangay’a katılmasa vesile olur ve bu yolla karar mekanizmasını sulandırarak işlevsizleşmesini sağlayabilir. Rusya ise SCO’dan asla uzaklaşmaz ama politik amaçları için her iki tarafı da kullanır. Bu bakışla Amerika her durumda Rusya’ya muhtaçtır.

İlk sınama nerede olabilir? Geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’nin tekraren belirttiği Tayvan konusu var. Bu sorundan dolayı ipler bir hayli gergindir. Güney Çin Denizi giderek ısınıyor. Bölge sürekli silahlanıyor, askeri tatbikatlar yapılıyor. Amerika Japonya ve G. Kore’nin savunma güçlerini daha da sıkılaştırmak istiyor. Bu alanda pek çok güncel gelişme var. O halde sıcak temaslar ile veya K. Kore’deki bir sataşma ile birlikte ülkelerin tavrı sınanabilir mi? Daha geçen gün Trump yemek masasında oturan Çinlilerle Çok Gizli CIA raporunu masaya koyarak bir gösteri yapmıştı.

Bu makalenin asıl amaca NATO olduğuna göre bu gibi ihtimalleri fazla konu etmemek yararlıdır. Burada söylenmek istenen şu, Amerika dikkatini Pasifik’e çevirdiği andan itibaren NATO’nun sürekliliği için müttefiklerine “pamuk eller cebe” demesi hiç de şaşırtıcı bir durum değildir. Bu durumun netleşmesi için bütün bu gelişmeleri özetlemek ihtiyacı duydum.

Bu süreçleri Trump yönetebilir mi? Türkiye gibi ülkeler ne yapar? Çin’in Uygur Özerk Bölgesi diğer bir çatışma alanı seçilebilir mi? Bu bakımdan radikal terör paketi bu bölgede harekete geçirilebilir mi? Bu gibi önemli sorular var ve her biri başka bir makale konusu.

Evet, Amerika NATO’da bunların konuşulmasını istiyor. Ticaretinizi ve finansmanınızı bu sorunlara odaklayın diyor. Özellikle Çin ile ilişkileri güçlü giden Almanya’ya gözdağı vermek istiyor. İngiltere bu durumu çoktan anladı bile. Amerika, Kanada, İngiltere birlikte Avustralya, Yeni Zelanda ile askeri alanda bağlarını güçlendiriyor. Petrol fiyatları ve FED etkisi ile başka bir politika daha izleniyor. Bunlar çok önemli gelişmeler olarak gündeme yansıyor. Çok ülke bu yükleri hem anlayamıyor hem de altında ezilmekten kendilerini kurtaramıyor.

Küresel yeni oyun alanı Pasifik’tir. Geçen haftalarda Trump’ın strateji danışmanı Steve Bannon, “Çin ile savaş kaçınılmaz,” demişti. Jeopolitik bir bölünme söz konusudur. Dünyada bugün büyük bir savaş oluyor ama boyutları ve türü pek anlaşılamıyor. Trump’ın seçilmesi bunun en önemli kanıtıdır. Trump silahlanmaya yön vermeye başlamıştır. Ama öncesinde silahlanma dinamikleri bütünüyle bilinenin ötesine geçmişti bile. NATO ülkeleri ile konuşma biçimi malumdur. Rusya ile angajmanlar dikkatle izlenmelidir. Savunma Danışmanı Mike Flynn olayı garip değildir. K. Kore Diktatörü Kim’in magazindeki konumu garipsenmemelidir. Siber Savaş’ın çoktan başlamış olması ortada duran bir gerçektir. Şimdi bakalım, ne olacak?..

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Enternasyonalizm mi, Küreselleşme mi?

DİĞER YAZI

Hollanda Krizi

Politika 'ın son yazıları