enternasyonalizm-mi-kuresellesme-mi
Enternasyonalizm mi

Enternasyonalizm mi, Küreselleşme mi?

Okuyucu

Donald Trump’ı anlayabildik mi? Acaba neyi planladı, şimdi ne yapıyor? Trump açısından konu belli: Enternasyonalizmin patronluğu mu, küreselleşmenin maşası olmak mı? O bile sorguladığına göre!..

Bütün dünyada Trump etkisinin tartışması sürüyor. Halbuki Trump seçim kampanyasında neleri değiştireceğini birer birer söylemişti, şimdi de onları yapıyor. Ama o zaman “nasıl olsa seçilemez, komplocu, popülist…” dendi ve durumun ciddiyeti dikkatten uzak tutuldu. Şimdi işlerin öyle olmadığı apaçık ortada. Radikal hamleler peşi sıra geliyor. Küreselleşme yandaşları ise Trump’a çoktan savaş açtılar bile. En büyük küresel güçlerin Amerika’da yaşadığı da malum. Dolayısıyla bir iç politik çekişme gibi görülebilir ama aslında bu konu tüm dünyayı ilgilendiriyor. Trump ve yaptıkları birer gerçek. Bu gerçeklik içinde dünya büyük bir tartışma içindedir. Her ülke bu tartışmaya cidden katılmalıdır.

Bu çerçevede asıl konuyu tespit edelim. Konu, şu ana kadar süregelen küreselleşmenin yapay ve kontrolsüz dinamiklerinin sorgulanmasıdır.

Trump yönetimi kendine göre bunu çok önceden sorgulamış ve cevapları bulmuş olmalı. Ocak ayının ilk haftası sonrası icraata başladı bile. Sorgulamaya yeni katılanlar ve Trump’ı ciddiye almamış olanlar, haliyle icraatlar ortaya çıkınca müdahil oluyorlar. Özellikte Amerika’da büyük bir entelektüel tartışma başlatıldı. Ben bu kısma daha çok ilgi duyanlardanım.

Enternasyonalizm mi, küreselleşme mi? Bu soruya en basit biçimde şöyle cevap verebiliriz: Enternasyonalizm, içindeki nasyonların yani ulusların, kendi ideolojik isteklilikleriyle, tüm açıklık politikalarıyla ve özverileriyle tek bir amaca doğru, uyumlu bir ilişki içinde olmalarıdır. Bu ulus temelli bir yönetişim biçimidir. “Ulus, ulus aşırı, uluslararası…” kavramları tam anlamıyla ülkelerin içinde ve dünyanın çeşitli ortak kurumlarında yazılı hale getirildi. Var olan sistem bunu kabul ediliyor. Ama öyle mi?

Berlin Duvarı’nın yıkılmasını milat kabul edelim, dünya tek pazar haline geldiğinden bu yana uluslar ve uluslararası kurumlar üzerine inşa edilen ama kontrolü kimde olduğu tam olarak belli olmayan bir ortamda küreselleşmeye evrildi. Bu evrimleşmede zamanla görüldü ki, aslen tam olarak küreselleşmenin ipleri, uluslararası düzende en güçlü ulus olan Amerikan devletinin Başkanı’nın dahi elinde değil. Sürekli değişen ve kontrol edilemeyen ve hatta Amerikan Başkanı dahil, pek çok devlete buyurganlık yapan bazı güçlerin elinde. Amerika kendi ulus kimliği ile kazandığı uluslararası güce dayalı avantajını kendi kontrolünde kullanarak enternasyonal bir idare mekanizmasını yönetiyor olmayı beklerken, bu evrimleşme ile bir de gördü ki, büyük kısmı kendi topraklarında yaşasa da dünya küresel güçlere hizmet etmekte. Örneğin Çin’de veya Hindistan’da yükselen küresel güçler birer sorun olmaya başlamakta. İlk böyle bir tanımdan hareketle sorunu ortaya koyan Trump oldu. Akıl hocası diye işaret edilen Steve Bannon’u da yabana atmayalım. Bu açıdan, “Küresel güçler uluslararası kurumlar üzerinde bile Amerikan ulus yapısının avantajlarını kullanarak daha da güçlenmekteler,” şeklinde bir ana tespit yapılmış durumdadır.

Çelişki şuradan kaynaklanıyor: Liberalizm belli anlayışları içermektedir ve ulus yapılarını zorlamaktadır. Amerika bu liberallik içinde ulusçuluğu tekrar ayağa kaldırmak isterse bunda başarılı olabilir mi? Küresel ticaret, küresel üretim, küresel şirket yapıları, küresel finans ağları bu sözü edilen liberal anlayışın içinde güçlendiler. Ve beslendikleri alanlar ise insan kaynakları, ülkelerin zayıflıkları, kontrolsüz alanlardan ve bir de ulus temelli çalışan kurumlardan çıkar elde etmek gibi konulardır. Bu son evrimleşmiş düzen ekonomik olduğu kadar sosyal düzenleri de tetikleyebilecek bir avantaja kavuştular. Kurumların alabildiğine şeffaf olmalarını bu nedenle dayatmaktadırlar.

Trump ise attığı imzalarla buna karşı hamleler içindedir. Trans-Pacific Partnership (TPP) konusundaki tartışma açıktır. Brexit’e ilgi duyması, Eurozone’un çökmesini savunması, diğer yandan Çin ile ticaret konusunda ters düşmesi bundandır. Avrupa’da yaşanan göçmen krizinde söylemlerine bakın, neredeyse siz de duvar örün diyecek. Daha imza atmadı ama NATO’yu bile bu nedenle gündeme getirmiştir. Küreselleşme mantığıyla hareket edilmesi sürdüğü taktirde uluslararası kurumların Amerika’nın değil, başkalarının enstrümanı olmasının önüne geçecek bazı ana noktalar dile getiriliyor. Belki dünya Trump’ın içine çekmeye çalıştığı bu asıl tartışmayı gözden kaçırıyor veya bilerek görmezden geliyor. Trump’ın bu “yasadışı” gördüğü kurumlardaki küreselleşme yöntemlerinin marjinalleştirilmesi veya ortadan kaldırılması hamleleri resmen birilerinin nasırına basmak gibi bir şey oldu. Bundan dolayı olay çok ciddi!

Trump’a bakarak benim çıkardıklarım şunlar; iki konu var, biri “kriz çıkarmak”, diğeri “ticaret mimarisini yeniden inşa etmek”, bunlar üzerinden istismarlar yapılıyor. İlk konu, küreselleşmeciler dünyayı krizlerle yönetiyorlar. Suni krizlerle her alanda ilgi uyandıran mağduriyetler oluşturuluyor ve sonra hangi kurum olursa olsun hassasiyetler istismar ediliyor. Çözüm şu dendiğinde zaten meşru kurumlar ona göre kendilerini düzenleme yoluna gidiyorlar. Ulus yapısının meşru iç dinamikleri ona göre kararlar alıveriyor. Örneğin merkez bankaları ile ekonomik yönetimler arsındaki ilişkiye bakılmıyor bile. Sanki bir mecburiyet söz konusu.

Diğer konu ticaret mimarisini yeniden inşa etmek idi. Bu biraz da Dünya Ticaret Örgütü (WTO) bahsiyle ilgili. Küreselciler şeffaflaştırmayı kendileri istismar edecek biçimde kullanıyorlar. Uluslar ise mahrem verilerini açık tutma konusunda eşit davranmıyorlar. Örneğin küresel büyüme yavaşlayınca sınır ötesi verilerin akışında bir azalma gözleniyor. Çin veya Almanya gibi ülkelere veya AB’ye, “Verileri aç buna göre düzenleme geliştirelim,” dendiğinde ulusal prosedürler ortaya konuyor. Amerika ise bunu sürekli yapıyor. Şeffaflık tek taraflı istismar edilmiş oluyor. Amerika da verilerini diğerleri gibi işine geldiği biçimde açacak olursa bu ulus mantığını geri çağırmak anlamı taşıyor. Trump tarafından, “Öyleyse ticaret mimarisi tekrar ele alınmalıdır… Eğer siz ulus önemli diyorsanız, Amerika’da ulusu önemseyecek!” deniyor.

Ancak görülüyor ki, yaşanan FED ile gizli bir anlaşmazlık, göçmen krizi ve teknoloji şirketlerinin yapılanma biçimleri yukarıdaki ana sorunlarla yeni baştan sorgulanacak ve yeni bir mimari yapı oluşturulacak. Bu hiç de kolay görülmüyor. Bakalım Trump zorlamalara ne kadar dayanacak, dayanırsa dünya nasıl bir tepki verecek?

Bir de işin başka yönü var. Bugün Bannon, “Çin ile savaş kaçınılmaz,” dedi. Hatırlarsanız, Güney Çin Denizi’ndeki ülkelerin silahlanmalarına daha önceden dikkat çekmiştim. Bu tüm dünyada tedirginlik yarattı, ama bir vakıa. Amerika öteden beri belli hazırlıklar içinde, CIA dahil her departmanın elinde dosya hazır. Siz söyleyin, bu ne demek? Acaba Trump yönetimi itirazcı olan iç dinamikleri ve dışarıdaki partnerlerini yola getirmeye mi çalışıyor? Böyle veya değil, düşünebiliyor musunuz, dünya hangi noktalara geldi?

Bu konulara Türkiye de biraz ilgi duymalı. Çünkü Rusya, Çin, İran, Şangay İşbirliği Teşkilatı, vs. konuşulan pek çok konu var ama öncelikli değil. Öncelik sadece Doların artışı gibi konular oluyor, sonuçlarla ilgileniyoruz.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Trump ve İleri Sürüm Kleptokrasi

DİĞER YAZI

Küresel Yeni Oyun Alanı ve NATO’nun Geleceği

Politika 'ın son yazıları

Pelosi Diplomasisi

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ile yeni bir dış politika anlayışı gelişti: Pelosi Diplomasisi. Bu

Barış Stratejisi

Hemen her politikacı, lider, diplomat aynı sözleri sarf ediyor: Sorun savaşla değil, diplomasiyle çözülür! İyi de

Yaşayan Romalılık

Geçmişten günümüze değişmeyen gerçek, Romalı olmak! Bugünün dünyasında bir tür Romalıların iç savaşını yaşıyoruz. Savaş yayılırsa