Roller ve Politikalar

Okuyucu

Dış politik konular her boyutta bireylerin günlük yaşamını da etkilemektedir. Kamuoyları, bazı hallerde politikacıların rollerinin farkında olmadan tavır takınabilmektedirler. Bazen de tersi olmaktadır, kamuoyları olup biteni bütün çıplaklığıyla görünceye kadar politikacıların etkisi altıda kalabiliyorlar. İşte örneği Ukrayna! ABD, Avrupa ve Rusya rekabet halinde, ama politikacıların rollerine bakın siz. Burada esasen sizlere, son günlerin önemli konusu olan, Yunanistan ve Mitsotakis Hükümeti’nin politikasından bahsedeceğim.

Bir defasında konu Suriye’de yapılması muhtemel askeri harekattı, televizyon kanalında konuşurken stratejik bakmak gerekir, gibisinden bir şeyler söyledim ve peşinden bu konuda açıklamalar yaptım. Benden sonra konuşan birkaç eski bürokrat ve akademisyen, konuyu aldılar devletin Kırmızı Kitabı’nın olduğuna, stratejinin orada yazdığına, getirdiler.

Dün viral olan bir Yunanistan tv kanalında konuşan emekli korgeneral örneği var idi. Türkiye’yi şöyle istila ederiz, köprüleri vururum, türünden konuşmalar…

Bu iki örnekte konuşanlar uzman sıfatıyla kamuoyu önüne çıkmaktadır.

Birkaç aydır görünür haldedir, Yunanistan Hükümeti Türkiye’yi ötekileştirici, kışkırtıcı, düşman gösteren, planlı bir kampanya içerisindedir.

Alt alta yazdığım örnekler bakımından, Kyriakos Mitsotakis Hükümetinin Türkiye aleyhtarı politikası da bir vakıadır, böylece işaret edeyim.

Gelelim biraz daha bilinen, “genel politik eğilim veya yöntem” diyebileceğim konulara bakmaya. Bunun için en belirgin örneğim haliyle Çin, Rusya, ABD, İngiltere, İsrail, Fransa gibi ülkelerin veya Avrupa Birliği gibi güçlerin politikaları olabilir.

Basitçe yazayım:

ABD genel politikası, hedef ülke ve coğrafyaları istikrarsızlaştırmak, toplumları ötekileştirmek, bölmek ve bu işleri kendi adına kolaylaştıranları yönetmek üzerinedir.

ABD çatışma potansiyeli olan bölgeleri kendi politikalarına bağlı çeşitli biçimlerde istismar eder. Örneğin bu durumun sonuçlarını Doğu Akdeniz’de, Orta Doğu’da, Afrika’da görebilirsiniz, bu coğrafyalarda kabaca İsrail dışındaki ülkelerdekilere bakın, bir karmaşa içerisindedirler.

Genel politik perspektif bağlamında, ABD için kime arka çıktıklarının, örneğin Ukrayna mı, Yunanistan mı, bunun pek önemi yoktur, sonuçtaki “kazanım ortamı” önemlidir. Bu dış politik konular üzerine yoğunlaşın, genellerseniz şu hükme varacaksınız; ahlaki de rasyonellik de olsa, ABD veya diğerleri tarafından uygulanan politikalarda sağlam bir nedensellik yoktur, uydurulmuş meşruiyet durumları politika halinde uygulanır. Amaç yönetilebilir alanlar yaratmaktır.

Irak, Afganistan, Suriye, Libya… Söyler misiniz bugün ABD’nin Suriye’de bulunmasının meşru nedeni ne? Yaşı uygun olanlar hatırlarlar, BM’de Saddam’ın cehennem toplarının fotoğrafları gösterildi bir vakitler. Sonra politikacılar özür dilediler, geçti! Özür dilemeyi bilmeyenler de var hani…

Şu da var, başka amaç ve yöntemler kullanılıyor olsa da Rusya ve Çin gibi güçler de ABD’den aşağı kalmazlar. Özellikle Rusya, Avrupalıların ve Amerikalıların nüfuzunun bulunduğu bölgelerde, kendi nüfuz alanını genişletmek adına rekabet ortamı yaratır ve buna dair politikalar yürütür. Rusların XIV. Asırdan beri politikaları üç aşağı beş yukarı böyle gelişmiştir.

Halen devam ediyor, Ukrayna-Rusya Savaşı çok bariz bir örnektir. ABD, savaşan tarafları kolayca savaştırıyor, Doğu Avrupa’yı istikrarsızlaştırıyor…

O halde şunu bilmek gerekir, bu asırda bir Türk-Yunan savaşı çıksa, ABD’nin aklındaki senaryo değişmez; insanlar ölmüş, kentler yıkılmış… ABD savaşanlardan bir tarafa silah verir, diğer tarafa akıl ve bunu iyi de yapar. Diyelim Yunanistan’a silah veri, Türkiye’ye akıl!

Tarihte de örneğini görmedik mi? Birinci Dünya Savaşı, İngilizler Yunanlılara silah verdi, Sevr ile parçaladıkları ve tarihten silmek için son hamleyi yaptıkları Türkiye’ye akıl! Neydi o; “Dönün Asya’ya, geldiğiniz topraklara veya bu coğrafyada kalmayı seçerseniz asimile olun, bir daha sizi böyle görmeyelim…”

“Böl ve hükmet!”

Bölgemizde biten bir savaş var mı?

Soğuk Savaş’ın sonlarından başlayın aramaya… Bunlardan bazılarını hatırlayalım: Afganistan, İran, Irak, Suriye, Libya… Diğerlerini siz sayın. Bu coğrafyada bir ABD, Avrupa ve İsrail, bir de Rusya, bütün bu savaş ve çatışmaların sürmesini ister, nüfuzundakilere teşvik verir. Nitekim ABD ve Rusya gibi birbirlerine rakip de olsalar büyük güçler böyle yaparlar, kullandıkları argümanlar ve dilleri değişiktir, sonuç aynıdır.

Konuşmalarımda ve yazılarımda Yunanistan’ın ne tür sorumsuzluklar yaptığını anlatıyorum. Yanlışların dolu dolu görüldüğü Yunan politikalarını anlatıyorum.

Ancak olaya bir de şöyle bakın, bu coğrafyada bir dönem İngiltere vardı bugün de Amerika… Peki yaklaşık bir asırdır neden tarifi belli olan bu basit konuları, aramızdaki sorunları çözemedik? Lozan Barış Andlaşması diyoruz değil mi, altında imzalar var, durum net! Peki, Türkiye ve Yunanistan olarak, neden sorunlarımızı, itilaflarımızı bugün dahi çözemiyoruz ve sürekli birbirimize karşı gerginlik dolu politik çıkışları ileri sürüyoruz? Burada Yunanistan’ın daha fazla agresif, sataşmacı, anlaşma masasına gelmeyen taraf olduğunu hasseten ifade etmem gerekiyor; Türkiye’nin anlaşmacı ve barışçı çabalarının hakkını kimseye yedirmem, bu ayrı. Ama sonuca bakın; iki koşmuş ülke, aslında yapılması gerekenler belli, peki neden bir türlü olmuyor? Yunanistan’ın “maksimalist politikası” deyip geçiliyor. Ama sadece bu kadar mı? Yunanistan’ın hamisi, yani bu ülkenin üzerinde nüfuzu olan güçler, alttan alta bu politikaları mı körüklüyorlar?

Acaba bütün bu coğrafyada çözümsüzlük, anlaşmazlık ve hatta çatışma, birilerinin işine mi geliyor?

Politika şu olmalı: ABD’nin işini kolaylaştırmayalım ne biz ne de bir başkası.

Haklılık konusunda söylenecek belli; şüphesiz haklıyız, ancak sonuçları itibariyle bu işler böyle yürümüyor, bilelim. Tavşan kaç tazı tut! Rusya ve Çin’e de güvenmeyelim. Zaten Avrupalılar belli!

Rasyonel politika önce oyunu görmekle başlar!

İngilizlerin bilinen bölücü politikası bugün, başta ABD olmak üzere Anglosphere ülkeleri olarak, küresel çapta sürdürülüyor.

İsrail ve Rusya da dahil olmak üzere, bu “coğrafyayı istikrarsızlaştırarak yönetmek” sevdalısı ülkeler, istedikleri aparatları yerinden temin ediyorlar. Örneğin Yunanistan bir vekil (proxy) devlettir, bunu biliyoruz.

Ancak sonuçta bizim bölgemizde barış ve istikrar olmalı, bizim refahımız artmalı, diğerlerininki değil.

Biz, bu bölgenin insanları, bu tabii refah ve güvenlik ihtiyacımızı ABD ve diğerlerine rağmen karşılamak zorundayız!

Gelelim retoriğe ve biraz da politika söylemlere…

Devletleri yönetenler, liderler, hükümetler, yüksek bürokratlar, diplomatlar, vs. belli bir hedefe yönelerek bir plan dahilinde konuşurlar. Bu konuşmalar bir son söz değildir, arayıştır. Neyin? Refah ve güvenliğin.

Peki hasım kim? Örneğin, Rusya’nın Ukrayna’daki hasmı ABD ve Avrupa mı, yoksa Ukraynalı mı? Diğer örnek, Türkiye’nin Akdeniz ve Ege’de (Adalar Denizi’nde) hasmı, Yunanistan mı, yoksa ABD ve Avrupa mı?

Egemenlik sırılarında, anlaşmalara sadık kalarak, kendi alanında, daha fazla ve uzun süreli refah ve güvenlik için yapılması gereken ne? Asıl hasmınız sizi çukura çekiyorsa…

Elbette ülkelerin stratejileri vardır, Milli Güvenlik Strateji dokümanları, usul böyledir. Ben orada neler yazar bilirim…

Elbette Yunanistan’da da Türkiye’de aynı türden konuşan emekli korgeneral bulabilirsiniz. Ben bunları da bilirim.

Herkesin bir rolü vardır. Politikalar ilgililerin gayretiyle sahaya sürülür.

Elbette Mitsotakis’in bir rolü ve politikası vardır. Ancak iddia ettiği o egemenlik konusunun kaynağı nedir? Lozan, Paris gibi Andlaşmalar değil mi? Yoksa hamilerinin yaptırdığı tarifler mi? Yunanlı politikacılar bunca imzanın ıslaklığı dururken; “Bana ne bu anlaşmalardan, ben Doğu Roma İmparatorluğu’nun topraklarını istiyorum,” diyebilir mi? Kim veriyor bu hakkı ona? Megali Idea da ne oluyor? O konu bir asır önce bitmedi mi? İngilizler istedi diye saldırmadınız mı Türkiye’ye? Ankara önlerine kadar karşılıklı savaşmadık mı, sonra
İzmir’den kayıklara binip kaçanlar kimlerdi? Mudanya’da karşımıza oturan kimdi? Lozan Konferansı ve Andlaşması niye yapıldı?

“Hepsini at çöpe, yine Megali Idea,” mı diyor bu Mitsotakis?

Kime sözcülük yapılıyor? Kimin istikrarsızlaştırma politikasının vekilliğine tabi kalınıyor? Bir asır önce İngiltere, şimdi de Avrupa ve ABD…

Rolleri ve politikaları çok açık şekilde yazdım sizin için. Şimdi, herkes şapkasını önüne koysun ve bir daha düşünsün!

Bakın ben eski bir askerim ve toptan tüfekten değil, size barış ve esenlikten söz ediyor, formülünü söylüyorum.

Yoksa ben de bilirim silahın nerede nasıl kullanılacağını, işte ortada o bariz Ukrayna örneği…

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Doğru Bir Barış Stratejisi

DİĞER YAZI

Yeniden Levant

Politika 'ın son yazıları