Yeniden Levant

Okuyucu

Doğu Akdeniz Jeopolitiği hakkında neler yazdım diye baktım, yirmiden fazla makalem var. O kadar tatmin edici ve kapsayıcı yazılar var ki bunlar, 1999’lardan bu yana hem olanları tarif etmişler hem de bugünleri işaret etmişler. O halde yazacak bir şey kalmamış diye düşündüm ilk. Ama daha sonradan madem bölgede gerginlik hat safhada, güncelleyerek konuların üzerinden bir daha geçeyim ve bazı önemli noktaları işaret edeyim istedim. Bu kez makale içeriğinde çarpıcı ve kritik hususlar işaret edilecektir. 1999’dan bugüne mihenk taşları neler, başat ve bölgesel güçlerin amaçları neler, gibi sorulara takvimi işaret ederek ve neden-sonuç ilişkisi içerisinde çok net cevaplar bulabileceksiniz, üstelik başka yerde bu kapsamda ve objektiflikte açıklamalar bulamayabilirsiniz.

TARİHİ ALTYAPI

Öyküyü biraz farklı kılması açısından bölgenin önemiyle başlayayım. Bilinen şekliyle kadim Fenikelilerden (MÖ 2500’ler) bu yana bölgenin ticari önemi büyüktür. Fenikelilerin bölgedeki gücünü ve etkisini her nedense sanat tarihçileri dışında pek anlatan kalmamış gibidir. Bana göre bugünün Filistleri ile irtibat kurarak anlatırsak, bölgenin esas sahipleri hakkında İsrail politikalarına karşı çok büyük bir meydan okuma söz konusu dahi olabilir. Burada benim amacım bu meseleleri deşmek değil. Ama önem diyoruz ya, esasen buralardan başlamamız gerekir ciddi ciddi araştırmalara. Yine de aklınızda olsun, bu bölgede Mısır medeniyeti kadar Fenikelilerin önemi vardır, Sami dili konuşanların politik durumu daha sonradan ortaya çıkmıştır, Mısır’ın neredeyse her şeyini biliriz, ama Fenikeliler üstü kapatılmış bir öykü olarak bırakılmıştır.

Kent devletleri ve krallık idari teşkilleri buralardaydı. Semavi dinler buralarda dile geldi ve idari teşkilatlarla iç içe geçti. Kitaplar burada yazılmaya başlandı. Bunlar bir anlamda medeniyet, diğer yandan cazibe noktası anlamındaydı. Ancak din ve mezhep temelli çatışmalar çok çok öne geçti ve bugün bile bazı noktalarda yıkıcı etkisini koruyor.

Örneğin MÖ 70’lerden itibaren Romalılar burada neden geldi diye düşünmeyin, buradan kadim Mısır’a kadar kontrol edilmesi gereken topraklardır. Burada ticaret ileriydi ve ilk ihracatı şekillendirme işleri burada gerçekleştirildi. Eski tarihlerde bile kent devletleri ticaret yapıyordu.

Bu bir tarih yazısı olmadığına göre bu hatırlatmayla bırakayım, siz jeopolitik ve sosyo-ekonomik birçok konuyu tarih kitaplarından bu gözle bakarak bugüne gelene dek tekrar inceleyin. Sonuçta Avrupa’nın, Fransız’ın, İngiliz’in, Yunan’ın, hatta daha sonra Amerikalı’nın buraya olan ilgisini çok iyi anlayabilirsiniz.

Osmanlı’nın dağılması ve İngilizlerin önüne kattığı Arap isyancılarla yaptıklarına bakın… Enerji kaynakları keşfedildi, dünya ekonomisinde ne anlama geliyor, bakın. Birinci Dünya Savaşı bile yakın zamandır burayı anlatmak için. Yapılan bütün gizli anlaşmaları ve çizilen haritaları, Cemiyet-i Akvam’ı, Soğuk Savaş zamanında SSCB-ABD rekabetiyle ülkelerin pay edilmesini ve silahlandırılmasını, yine yakın zamanlar olan İsrail’in kuruluşu ve Arap-İsrail Savaşları’nı düşünün. George W. Bush bile çıktı Orta Doğu kökenli terör örgütlerinden dolayı küresel savaş ilanında bulundu.

GÜNÜZÜM

Pratik bir anlatım sunması bakımından, tam yirmi üç yılın öyküsünü, 1999-2022 sürecini dört temel periyodla anlatacağım. Bunlar:

  1. Yeniden Levant Anlayışı Dönemi (1999-2004)
  2. Enerji Jeopolitiği Dönemi (2007-2014)
  3. Türkiye’nin Mavi Vatanı Dönemi (2016-2018)
  4. Biden ve Savaş (2019-2022, Bugün)

Yeniden Levant Anlayışı Dönemi (1999-2004)

Dünya çok hızlı şekilde büyük gelişmeler yaşadı ve sonunda ABD, George W. Bush, 11 Eylül 2001’de “Küresel Radikal İslami Terörizm” dediği Orta Doğu menşeili terör oluşumlarına karşı savaş ilan etti. Bundan sonra El Kaide, DAEŞ, vs. görüldü ve bunlar sürekli birer soru işareti olarak tartışma yarattı.

İsrail, Doğu Akdeniz’de doğalgaz varlığını temsil etti. Bunu Gazze açıklarında (Filistin bölgesinde) ilk bulan ve ifade eden British Gas Group’tur. 

ABD, 2003’te İkinci Körfez Savaşı’na başladı. 

Türkiye ile ilgili, 1 Mart (2003) Tezkeresi olayı ABD ve Türkiye arasındaki kırılmadır. Hatta aynı yıl, askerimizin başına çuval geçirilmesi hadisesi meselelere tuz biber ekmiştir. 

Avrupa Birliği (AB) genişlemek istemektedir. Ancak karada olduğu gibi, Deniz Yetki Alanları (1982’de BM Deniz Hukuku Sözleşmesi) kavramı üzerinden deniz zenginliklerine ve Levant Bölgesine de ulaşarak bir genişleme anlayışını bu cephede doğru okumak gerekir. Sonuçta 2003’te AB genişleme sürecine başladı ve Kıbrıs Cumhuriyeti (GKRY) 2004 yılında AB’ye dahil edildi. 

Yunanistan ve Rumların bölgede doğalgaz işbirliğine girmeleri ve aramaya başlamaları 2001 yılıdır ve sondaj için 2002’de Norveç’ten ekip (Northern Access) çağrılmıştır. Rumlarla Mısır’ın Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Anlaşmasını imzalamaları 2003 yılıdır. 

Kimler erken davranmış, kimler geç!..

1999 sonrasında İsrail-Filistin konularına değinelim. Bundan önce nispeten iyiye giden görüşmelerin birden İsrail tarafından terk edilip anlaşmazlıklara döndürülmesini de not etmemiz gerekiyor. Buraya yazmaya kalksam kitap olur… Bu dönemden sonra aralarındaki sorunu derinleştiren türden İsrail ve Filistin arasında birçok olay ve çatışma yaşandı. Ancak konunun Doğu Akdeniz’den (Levant’tan) Filistinlileri silmenin gerekçesinin enerji olduğu net bir şekilde söylenmemiş olabilir, şimdi burada ben söylüyorum.

ABD’deki Yahudi Lobilerinin de bu yöndeki etkisini göz ardı etmemek gerekir, bu tarihten sonra ABD politikalarının tamamen İsrail lehine gösterilecek çabaları destekleme yönüne kayması ancak böyle açıklanabilir. Filistin için sembol isim Yaser Arafat 2004 yılında vefat etmiştir.

Türkiye, Filistin’e arka çıktıkça aslında İsrail ile arasındaki ilişki de olumsuz yönde gelişmektedir, durumun reel politik açıklaması böyledir.

Askeri bakımdan ifade edelim, 2000’de İsrail ve Yunanistan Ortak Savunma Doktrini imzaladılar. İsrail ile Yunanistan ortak tatbikatlar yaptılar. İsrail askeri uçakları, Doğu Akdeniz’de uzun menzilli uçuşlar yaparak Girit Adası’na inip kalkmaya başladı.

Bu dönemin etkisiyle Irak (son tarih 2011) bölündü mü? ABD bölgeye yerleşti mi? İsrail ve Rumlar, Deniz Yetki Alanları konularından anlaşma yapma süreçlerine girdi mi? AB’nin eli yeniden Suriye’den Mısır’a kadar bu topraklara değdi mi? ABD ve AB, İsrail ve Yunan-Rum ikilisiyle işbirliği yapma dönemini başlattı mı? Bu soruların hepsi için cevap, evet!

Enerji Jeopolitiği Dönemi (2007-2014)

Fransa, Rumlarla 2007’de Ortak Savunma Anlaşması imzaladılar. (2017 yılında bu anlaşma geliştirildi ve bir Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması haline geldi.)

GKRY, Lübnan ile Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması imzaladı. Peşinden aynı yıl Mısır ve Lübnan ortak olarak Rumların gösterdiği alanda gaz aramaya başladı. 2008’de İsrail, Hüsnü Mübarek ile anlaştı ve Mısır, İsrail’in ana gaz tedarikçisi oldu. 

İsrail 2008’de Gazze’de ablukaya başladı. Daha sonra 2009’da İsrail’in Gazze’yi karadan işgal girişimi var. Burada neden 2009 sorusunu soralım ve hemen cevabını verelim: Doğu Akdeniz’de doğalgaz yataklarının zengin olduğu anlaşıldı.

Bir kenara not edelim, 2008’de Küresel Finans Krizi hadisesi var ve bu dönemde Avrupa Birliği’nden bazı ülkeler, özellikle Yunanistan fazlaca etkilendi. Bundan sonraki tarihlerde Yunanistan, AB’nin tamamen sözünü dinlemek zorunda kalan ülke oldu, zira maaşları bile AB ödemekteydi. 2008 sonrası bu Küresel Finans Krizi’ni gölgesinde geçmiştir. (Bu dönemde Yunanistan’ın savunmaya ayırdığı pay düşünce, daha sonra, yani bugünlerde, bu açığı kapatmak için AB ve ABD ayrıca silahlanma projelerini geliştirdi.)

İsrail, Leviathan Sahası için rezervleri hesapladı (2010’da ABD Jeoloji Araştırma Enstitüsü açıkladı; burada üretim gerekli altyapının tamamlanmasını müteakip 2017’de başlatıldı), artık gaz ihracatçısı olabilirdi. (2012’de sahalarda toplan 2,35 trilyon metre küp gaz varlığı ilan edildi.) Nitekim 2013’te İsrail devleti gaz ihraç etme kararı aldı.

17 Aralık 2010’da Güney Kıbrıs ve İsrail Dışişleri Bakanları Lefkoşe’de bir araya gelerek Münhasır Ekonomik Bölgeleri’nin (MEB) belirlenmesi konusunda daimî bir anlaşmaya vardılar. 2011’de Noble Energy şirketi Kıbrıs’ın güney kesimindeki Afrodit gaz sahasını keşfetti (GKRY gaz kapasitesini 2013’te açıkladı).

Rumlar da artık İsrail gibi hiçbir söz dinlemeden, hukuk ve adalet gözetmeden, uluslararası anlaşmaları yok sayarak dış politika uygulamaya gireceklerdi.

2011 yılından Arap Baharı başlatıldı. 

Tamar gaz sahasında üretim 2013’te başladı.

Avrupa Birliği, 2013 yılında, Deniz Bölgelerinden – Doğu Akdeniz – Yararlanma Hakkında Maliyetler ve Faydalar Raporu’nu açıkladı, bu konuda üye ülkelerle bir anlaşma imzaladı.

Enerji üzerinden Mısır-İsrail anlaşmaları oldu. Mısır’da 2013’te Mursi darbe ile gitti, yerine Sisi geldi. (Müslüman Kardeşler konuları ve bu merkezden kaynaklanan sorunlar bu çerçeve içinde hatırlanabilir.)

2011’de GKRY gaz bulduğunu ilan etti. GKRY, “benim deniz yetki alanım,” dediği bölgeyi parsellere ayırdı ve enerji şirketlerine ihalelerle ruhsat vermeye başladı. 

Burada 2013 yılında görülmeyen asıl konu şudur: ABD ve İsrail arasında yapılan “Bölgesel Strateji Anlaşması” var, ama buna kısaca EastMed dendi. Daha sonra bunun çerçevesi geliştirildi. Böylelikle ABD, İsrail, GKRY ve Yunanistan ilk Doğu Akdeniz Anlaşması’nı yaptılar. Bu anlaşma ile Levant Bölgesinden Balkanlar’a (Bulgaristan ve Romanya’ya) kadar çizilen hat üzerinde Türkiye’yi by-pass ettiler.

Ayrıca hatırlatayım; Davos’ta One Minute ve İsrail önlerinde Mavi Marmara olayı 2009’da meydana geldi. Türkiye’de Fetö ile alakalı olan 17-25 Aralık 2013 olaylarının bu dönemde gerçekleşmesini aklımızda tutalım. 

Rusya, Suriye ile 25 yıllık enerji anlaşmasını 2013’te imzaladı. Bu anlaşmaya göre, Soyuzneftgaz şirketi Suriye MEB’de 850 mil karelik alanda gaz arama ve kontrol etme hakkına sahip oldu. Demek ki Rusya sadece Suriye iktidarını korumayacak, aynı zamanda Doğu Akdeniz’de bu ülke üzerinden hak iddia edecektir. İşte bu durum ABD ve İsrail’in emellerine terstir. Suriye’de Rusya ile işbirliğine giren hangi ülke olursa olsun, bundan böyle İsrail ve ABD’nin karşısında konumlanmış olacaktır. 

El Nusra 2013’te Suriye’de Rakka’yı ele geçirdi. 2014 yılında DAEŞ Kerkük’te ve Suriye’ye doğru ilerliyor… Aynı yıl İran, DAEŞ’e “cihat” ilan etti. 2014’te DAEŞ, Suriye’de Ayn El-Arab’a girdi. Türkiye ile bu bölge içindeki unsurların yarattığı olumsuzlukları hatırlayalım.

2014 yılında DAEŞ’e karşı mücadele etmek için ABD ve Fransa başta olmak üzere bir Koalisyon kuruldu. Koalisyon güçleri ilk Ağustos’ta Irak’ta, Eylül’de Suriye’de DAEŞ’e karşı harekata başladı. Daha sonra, 2015 yılında bu Koalisyon 83 ülkeye (Türkiye dahil) kadar çıktı ve konu küresel oldu. Fransa öncülüğünde BM 2249 sayılı karar da devreye girdi, Paris’te “DAEŞ’e savaş ilanı” gerçekleşti. 

Rusya, 2014’te Kırım’ı işgal etti. 

Türkiye’nin Mavi Vatanı Dönemi (2016-2018)

Neden sonuç ilişkisi kurabilmek adına bu bir ara değerlendirme olsun:

  • Birinci husus, Türkiye bölgedeki asıl muhatapları olan İsrail, AB, ABD işbirliğiyle sürdürülen Levant bölgesindeki faaliyetlere tam zamanında bir yaklaşım sergilemekte gecikmiştir.
  • İkinci husus, doğal gelişmelere paralel olarak bölgede Rusya ile de işbirliğini artırmak durumunda kalmıştır.
  • Üçüncü husus, Türkiye güney sınırında ABD ve İsrail’in yapmak istediklerine (bunlardan birisi garnizon devletçik kurma planıdır) tam olarak bakarak ilk baştan, 1 Mart 2003’ten itibaren stratejik yaklaşım sergileyememiş, bazı gelgitler yaşamıştır, ta ki 15 Temmuz 2016’ya kadar. 

Bu üç husus ile birlikte bakılırsa, gecikmiş de olsa Türkiye, Doğu Akdeniz’de başat güçlerin sürdürdüğü rekabet içine girmeyi başarabilmiştir. Ancak bu kez de gecikmenin getirdiği reel gerçeklerle yüzleşmek durumunda kalmıştır.

15 Temmuz (2016) olayına kadarki süreçler tırmanarak geldi, hemen her ay büyük kentlerde terör eylemleriyle yüzlerce vatandaşımız ölüyordu. Savaş sebebi sayılabilecek nitelikteki önemli hadiseler peşi sıra gerçekleşiyordu, 2015’te Suriye sınırında Türk jeti Rus uçağını düşürdü. Darbe girişiminden sonraki tarihte, 2016’da Ankara’da Büyükelçi Karlov suikastı var. Bunlar Türk-Rus münasebetlerine yönelik eylemler olarak okunabilir hadiselerdir.

Hatırlayalım, Avrupa Birliği, 2013 yılında, hazırladıkları Deniz Bölgelerinden Yararlanma Hakkında Maliyetler ve Faydalar Raporu’na istinaden üye ülkeler arasında bir anlaşma imzalamıştı, bu anlaşma gereği fiilen icraat başlatıldı. 2018’de Mısır ve AB enerji alanında ortak mutabakat zaptı imzaladı. Hemen sonrasında, 2018’de Mısır ile GKRY doğalgaz anlaşması imzaladı. AB’nin 2004’te GKRY’yi bünyesine almasının, yani Doğu Akdeniz’e doğru genişlemesinin somut bir sonucudur. Benzer şekilde, AB’nin, İsrail ve diğer Levant ülkeleriyle de ilişkilerini böyle geliştirebilecek imkânı, ancak GKRY’yi bünyesine almasıyla elde etmiştir. 

Türkiye, 2017 yılı Enerji Vizyonu dokümanını ve ilgili kararlarını bu periyot içinde aldı. Hemen sondaj gemileri edinmeye başladı ve bugüne kadarki çalışmalarıyla filosunda, bazıları dünyanın en iyileri sayılabilecek ve derin denizde çalışma imkânı olan 4 adet sondaj ve 2 adet sismik arama gemisi var. 2018’de Fatih sondaj gemisi Akdeniz’de çalışmaya başladı.

Türkiye 2016’dan itibaren Fetö ile mücadelesini sürdürmektedir. Ayrıca PKK/KCK/YPG terör örgütüne karşı mücadele sınır ötesine kaydırılmıştır. Diğer yandan DHKP-C ve DAEŞ ile de mücadele sürdürülmektedir.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de fiilen oyuna girmesi Mavi Vatan vurgusuyla sembolleştirilmiştir. Bu dönemde beş temel husus üzerinde çalışılmaktadır. Bunlar:

  • Birincisi, sondaj gemilerinin çalışmalarıyla ilgilidir.
  • İkincisi, Suriye’de sınır ötesinde Güvenli Bölge inşasına yönelik sürdürdüğü operasyonlardır. Burada karşısında esas olarak vekil (proxy) terör örgütü PKK/YPG yoktur, ABD’nin kendisi vardır.
  • Üçüncüsü, Deniz yetki Alanları anlaşmalarına varmakla ilgili çabalardır. Bu konuda ilk önemli çıkış 2019’da tamamlandığı şekliyle Libya ile varılan anlaşma üzerinden olmuştur.
  • Dördüncüsü ise; Kıbrıs konusunda “artık geri dönülemez” şekilde ifade edilen, tam bağımsız Kıbrıs Türk Devleti ilanı konusudur.
  • Beşincisi, Yunanistan ile Doğu Akdeniz ve Ege’deki sorunların giderilmesine yönelik barışçı ve adaletli çabaların hızlandırılması girişimidir. Ancak bu konuda da Türkiye’nin karşısında sanki bir proxy devlet görüntüsü vererek çıkan Yunanistan değil, hamisi ABD olmuştur. Yunanistan, GKRY, İsrail ve ABD bütünüyle Türkiye’nin bugüne dek meydana getirdikleri politika, oluşum ve gayretleri ile Türkiye’yi karşısında görmeye devam etmektedir.

2018 yılında ortaya atılan (Doğu Akdeniz’den AB’ye, İtalya kıyılarına uzanan) bir boru hattı projesi adı olan EastMed’i önemseyenler oldu. Aslında bu başından itibaren efektif olmadığı bilinen politik bir projeydi. Neyse ki 2022’de ABD de böyle olduğunu açıklayınca konu iyice ortaya çıktı. Ancak ABD’nin esas EastMed (Doğu Akdeniz) projesi 2013 yılında İsrail, Yunanistan ve GKRY ile yaptığı planın devamındaki adımlarla somutlaşacaktı. Ayrıntısını bir sonraki bölümde inceleyelim, bu 2019’da somutlaşan bir EastMed Kanunu konusudur, tam adı “Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji İşbirliği Kanunu”, bilgi eksikliğini tamamlayalım, bunun böyle bilinmesinde yarar var. Hatta bu konuda Türkiye’ye karşı uygulanan CAATSA yaptırımları bile var.

2018 yılından, Donald Trump döneminde ABD Kara Kuvvetleri Komutanı GKRY’den askeri üs istedi. ABD, GKRY’ye (1987’den beri) uyguladığı askeri silah ambargosunu kaldırdı. Yine 2018’de Fransızlar GKRY’de Larnaka’ya bir üs kurma girişiminde bulundurlar.

Biden ve Savaş Dönemi (2019-2022, Bugün):

Türk-Amerikan ilişkilerine karşılık gelen hususları incelerken önemli bir gelişmeyi tespit edelim. Rusya’nın Doğu Akdeniz sahası için Suriye ile 2013’te imzalanan doğalgaz arama anlaşması, 2014 yılında Kırım’ın işgali ve 2016’da şimdi söyleyeceğim olay, bugüne, 2022’ye en fazla etki eden bağlamı açıklamaktadır. Rusya (burada ismi geçen lider Putin), 2016 ABD Başkanlık seçimlerine post-truth yöntemleriyle etki etti. ABD en üst seviyede bu konuyu araştırdı ve sonuçta bir Ulusal Güvenlik sorunu olduğuna hüküm getirdi. Bu bir “ABD Demokrasisine kasten saldırı” idi. Bunun “intikamının alınması” gerektiğine karar verildi. ABD tarafından, artık Rusya ve Putin daha belirgin olarak “düşman” ilan edildi. Buradan hareketle dünyada Rusya ve Putin ile işbirliği içine girenler de ABD demokrasisine karşı olduğu ilan edilecekti.

Yunanistan’da Başbakan Çipras gitti, yerine Mitsotakis 2019’da geldi. ABD’de 2019’da Başkan Trump seçimi kaybetti, Biden kazandı. ABD’de 2019’da Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji İşbirliği Kanunu” tasarı olarak sunuldu ve müteakiben kabul edilerek yürürlüğe girdi.

Türkiye Rusya’dan S-400 Hava Savunma Sistemleri aldı. Bu ABD açısından sembolik değerde Türkiye karşıtı politikalar açsından kritik bir başlık haline geldi. Ayrıca Türkiye komşusu Rusya ile nükleer santral inşası, boru hattı projesi gibi stratejik yatırımlarda da ortaklıklar kurdu. Hatta Suriye konusunda Astana Süreci ile Rusya ve İran ile hareket etti. Tabi bütün bunların gerekçeleri vardı. 

Ancak ABD bu gerekçeleri dinlemedi bile, o Türkiye’yi “dışlamak” için bunları hep bir koz olarak kullanıyor. Bugün bile Barack Obama döneminden beri süregelen şekilde, müttefiki Türkiye’nin güvenlik sorunlarına rağmen, ABD, yılda ortalama 750 milyon dolarlık bütçelerle desteklediği PKK/YPG’den devşirme bölücü Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dedikleri yeni ve uydurma bir yapı ile bir garnizon devleti kurma projesini devam ettiriyor.

ABD’li Senatör Bob Menendez Nisan 2019’da şöyle dedi: “Amerika Birleşik Devletleri’nin Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail’le güçlü ve gelişen ilişkileri sayesinde Doğu Akdeniz’deki çıkarları önemli boyutlardadır. Bu ülkeler arasında son yıllarda enerji eksenli gelişen işbirlikleri daha geniş kapsamlı bölge güvenliği, ekonomi ve enerji ile ilgili işbirliklerine kapı aralamıştır. Birleşik Devletler’in bu işbirliğini derinleştirmek ve Doğu Akdeniz’i daha güvenli hale getirmek ve bu işbirliğini kullanmak için devreye girme zamanı gelmiştir. Bu tasarı barış, refah ve uluslarımızın güvenliği adında ortak çabalarla bu dostluk ilişkilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır.”

Peşinden, “ABD’nin Kıbrıs’ta Türk ve Rum kesimlerine birlikte uyguladığı ambargoya rağmen adada 40 bin Türk askerinin bulunduğu ve bir kısım Amerikan menşeli silahların burada kullanıldığı,” vurgulanan tasarı hakkında ABD’li Senatör Marco Rubio da; “Güney Kıbrıs’a uygulanan silah ambargosunun kaldırılması ve Yunanistan’a askeri desteğin arttırılmasıyla bu tasarının bölgedeki kilit ortaklarımızın istikrarına daha kapsamlı bir yaklaşım sağlayacaktır,” dedi.

Rubio ve Menendez imzalı tasarıda öngörülen diğer düzenlemeler şöyledir:

  • ABD, İsrail, Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs arasındaki enerji işbirliğini arttırmak için “Birleşik Devletler-Doğu Akdeniz Enerji Merkezi”nin kuruluşuna onay verilmesi;
  • Yunanistan’a 3 milyon dolarlık askeri destek sağlanması;
  • Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs’a ikişer milyon dolarlık askeri eğitim desteği sağlanması;
  • Beyaz Saray’dan Kongre’ye Doğu Akdeniz’deki ülkelerle kapsamlı enerji ve güvenlik işbirliği stratejisi ve bölgedeki Rusya ve diğer ülkelerin zararlı aktiviteleri hakkında rapor sunmasının talep edilmesi.
  • Kanunda, Rusya’dan S-400’leri alan Türkiye’ye F-35’lerin verilmemesi yazıyordu, nitekim Türkiye bu projeden çıkarıldı.

Bu kanun henüz tasarıyken, Amerikalı Yahudi ve Yunan lobilerinden yoğun destek verdiler. Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) ve Helenik Amerikan Liderlik Konseyi (HALC) yaptıkları yazılı açıklamayla bu tasarıyı memnuniyetle karşıladıklarını duyurdular.

ABD’nin Doğu Akdeniz’e yönelik 2019’da yaptığı Gri Bölge Planı çerçevesinde Türkiye tarifi şöyledir: “ABD açısından orta riskli, Rusya ile politik, ekonomik ve askeri işbirliği olan, ama NATO üyesi, sağlam ülkedir.”

ABD ve İsrail arasında yapılan “Bölgesel Strateji Anlaşması” konusunu da dikkate alarak, geniş bir tanımla Türkiye’nin ABD politikasında yerinin ne olduğunu ifade edelim: “ABD’nin (Yunanistan ve İsrail gibi bir) çıpa ülkesi değildir, şu anki hükümet ılımlı İslam ile irtibatlıdır, Rusya ile işbirliği halindedir, Türkiye’ye ötekileştirme ve dışlama politikaları izlenmelidir.”

Joe Biden, ABD Başkanı seçilir seçilmez Rusya’yı ve Putin’i hedef aldı. Gerekli zemini hazırlayacak ve Ukrayna’da Rusya’nın varlığına karşı bir kampanya başlatacaktı. ABD tarafından bu kampanya süreci Mart 2020’de başlatıldı. Rusya-Ukrayna Savaşı ise 2022’de fiilen başladı. 

ABD, 2020 itibariyle Biden Doktrini’ni yürürlüğe koydu. Buna göre kısaca İttifak ve Ortaklar (G-7, AB, NATO, AUKUS) ile Akıllı Güç kullanacak ve küresel politikasını Demokrasi bağlamında ilerletecekti. Bu doktrini sürdürmek için aslında dünyaya bir tür savaş ilan ediyordu. Ancak bu savaşın türü Tam Spektrumlu Savaş idi. Bu iki basamaktan oluşan bir savaş türüdür. ABD birinci basamaktaki savaş hukuku açısından gri olan tarafı akıllıca uygulama yolunu seçti. Planının detayında strateji, operatif ve taktik seviyeler vardı. 2017’de kanununu çıkardığı CAATSA uygulamaları ile düşmanlarına (Rusya bildiriliyor) yaptırım uygulama metodunu geliştirdi. Aslında küresel çapta uygulandığında görüldü ki bu yaptırımlar bir Küresel Stratejik İzolasyon idi. ABD, Akıllı Güç gereği, içindeki Sert Güç bakımından Stratejik Caydırıcılık fonksiyonu kullanmayı seçti. Bu maksatla İttifakın ve Ortakların gücünü küresel çapta ve etkinlikte seferber edecekti. ABD Ulusal Strateji Dokümanı dahilinde yer alan asıl rakip gördüğü ülke Çin idi. Ancak “tek hedef” ilkesini kullanacağından Çin’i karşısına almadan, doğru odaklanarak, küresel ikna edebilme kabiliyetini kullanarak ve bir taşta çok kuş vurabilmek için böyle yürümek zorundaydı. Ana hedefine ulaşmak için ara hedefi tarif etti ve bu da Rusya idi. ABD Rusya’ya “düşman” dedi. Düşmanını dünyaya (Batı, modern, vs. dünya, her ne derseniz) ve özellikle İttifaka ve Ortaklarına odaklanabilecekleri biçimde bir konu üzerinden ilerlemeliydi. Yani gerekçe sağlam ve ikna eder türden olmak zorundaydı. ABD, Rusya’ya karşı olan harekâtın cephesini Doğu Avrupa’ya çizdi. İttifakı ve Ortakları Doğu Avrupa’ya konuşlandı (örneğin NATO güçleri, askeri yardımlar, vs.), odaklandı. Operasyon Ukrayna üzerine oldu. Bu operasyonda “düşman” konumundaki Rusya, Ukrayna’ya saldırdı.

Rusya, Ukrayna’ya odaklanınca, konumuzla alakalı iki önemli husus gündeme geldi. Bunlar:

  • Birincisi, Rusya Suriye’deki askeri varlığını azalttı. (“Askeri” diyoruz ama bilinemeyebilir, bu tür nüfuz bölgelerinde Wagner gibi paralı askerle daha fazla etki gösteriliyordu, bunlar da Suriye’den Ukrayna’ya intikal ettirildi.) Yine de Rusya’nın Doğu Akdeniz’de kara, deniz ve hava unsurlarını büyük oranda Karadeniz kuzeyine intikal ettirdiğini düşünmemiz gerekir. 
  • İkincisi ise şöyle, Ukrayna savaşı gereği uygulanan yaptırımlarla birlikte Rusya’dan alınamayan enerji için Avrupa çok acil ve büyük miktarlarda doğalgaz ve petrol tedariki için alternatif kaynak bulmaya yöneldi, Doğu Akdeniz bu bakımdan acilen devreye konmalı idi, bunun için çalışmaların başlatılması açsısından hukuksal sorunların giderilmesine ihtiyaç vardı.  

İşte bu uluslararası hukukun konularında; bölgede MEB anlaşmalarının tamamlanması, Kıbrıs itilafının AB, ABD ve İsrail çıkarına çözülmesi bulunmaktaydı. Bunun için yakın zamanda, Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis ile ABD Başkanı Joe Biden görüştüler. Bunun sonucunda Mitsotakis’e Türkiye’ye karşı uygulanacak politikaların talimatı verildi ve Yunan Hükümeti son iki aydır artan tempoda Türkiye’yi “düşman” gösteren faaliyetlerine başladı.

Bugün bizler; Ege sorunları, Doğu Akdeniz, adalar (silahsız/askersiz), Kıbrıs meselesi, Yunanistan’daki ABD üsleri, Batı Trakya, F-16, F-35, Suriye, Esad, terör, göç, NATO’nun genişlemesi (İsveç ve Finlandiya), gibi konuları birlikte tartışır hale geldik.

YUNANİSTAN

Öncelikle iddia edilen bir “egemenlik” konusu var. Egemenlik, ilgili devletin kuruluş kaynağı olan temel anlaşmalarla, hukukla, meşruiyetle belirlidir; değilse işgalcilik, barbarlık olur ki burada egemenlik hakkı tartışmalıdır. Yunanistan’ın adalarla ilgili egemenlik hakkı şartla kendisine verilmiştir, bu şart anlaşmayla sabittir. Şart değişmediği sürece Yunanistan devleti o adalarda hukuken hâkim olur. Batı Trakya da öyledir, anlaşmayla, buradaki Türklerin tanımlı hakları ellerinde alınırsa, Yunanistan’ın hakimiyeti hukuken ortadan kalkar. 

Adalar Denizi (Ege) konusunda başlıklarla bazı önemli noktaları ifade edelim:

  • 1923 Lozan, karasuları 3NM.
  • 1946 Paris, 12 ada İtalya-Yunanistan (14. Md. Asayiş).
  • 1936 Yunanistan tek taraflı karasularını 6 NM ilan etti (itiraz edilmedi).
  • 1936 Montrö, Yunanistan’ın “Boğazlar’da asker varsa adalar da silahlı olur” iddiası var ve Yunanistan “Montrö ile beraber Lozan’ın statükosu bitti,” demektedir.
  • 1952 Leros adası silahlandırıldı sonra Limni, Semadirek…
  • 1964, Karasuları 6 NM, 476 sayılı Kanun.
  • 1964 Kıbrıs sorunu, yakın adalar silahlandırıldı.
  • 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı.
  • 1947 Şikago, ICAO, FIR.
  • 1974 Yunanistan karasularını 12 NM’e çıkarmak istedi.
  • 1975 Ege Ordusu.
  • 1976 12 NM savaş sebebi, BM ve ABD’ye bildirildi.
  • 1976 Hora, sismik arama.
  • 1979 Hamburg, SAR.
  • 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi Türkiye imzacı değil (iç deniz, eşit uzaklık kuralı).

Adalar Denizi (Ege) nasıl barış denizi olur? Bunlar benim kişisel olarak ilk aklıma gelen cevaplardır:

  • Karasuları, FIR, SAR: 6 NM üzerinden kabul edilirdir.
  • Lozan Andlaşması temel senettir ve hükmü geçerlidir.
  • Montrö Andlaşması tamamen farklıdır ve özel statülüdür, Adalarla ilgili olması söz konusu edilemez, Ege’deki hukuksuzluğa sebep değildir.
  • Adaların silahsız olması ve sadece asayiş kuvvetlerinin bulunması gerekir ki bu Adalar Denizi’nin barış denizi olmasının da göstergesidir.
  • Adalar Denizi’nde istikrar tesis edilir ise en kısa zamanda Doğu Akdeniz’de de MEB anlaşmaları tamamlanır, bölgede refah artar.
  • Sorun karşılıklı müzakereyle çözülür.

Böyle olsun istenir, ancak hemen beklenir mi? Zor!..

SONUÇ

Bu son bölümde soru-cevap gidelim. 

  • Bu politik şartlarda Doğu Akdeniz’de sorunlar hemen çözülebilir mi? Hayır.
  • Suriye’de Türkiye askeri operasyon yapar mı, engel var mı? Evet, engel yok.
  • ABD ve İsrail Suriye’nin bölünmesinden ve burada PKK/YPG üzerinden (onlar SDG diyorlar) bir garnizon devletçik kurmaktan vaz geçerler mi? Hayır.
  • Suriye için kısa vadede çözüm mümkün mü? Hayır.
  • Suriye gibi diğer önemli sorun ne? Libya.
  • İsrail-Filistin sorunu için adil bir çözüm beklenebilir mi? Hayır.
  • Türkiye’nin sorun sahalarında asıl muhatapları kimler? ABD, Avrupa ve Rusya.
  • Ege mi Doğu Akdeniz mi ön sırada, neden? Doğu Akdeniz, diğerini kapsar.
  • Yunanistan adaları askersiz/silahsız duruma getirmekten vaz geçer mi? Hayır.
  • Türkiye ve Yunanistan savaşır mı? Hayır.
  • Türkiye ve Yunanistan gerginliği uzar mı? Evet.
  • ABD, İsrail, AB ülkeleri Yunanistan’dan vaz geçer mi? Hayır.
  • NATO genişlemekten vaz geçer mi? Hayır.
  • Türkiye NATO’dan çıkar mı? Hayır.
  • Bu politik şartlarda ABD ve Rusya anlaşabilir mi? Hayır.
  • ABD Türkiye’yi F-35 projesinden çıkarmak mı istedi, geri dönüş yok muydu? Evet, yoktu.
  • ABD Türkiye’ye F-16 satar mı? Evet.
  • Bütün bunlar dünyanın sonu değilse, neyin konusu? Politika.
  • ABD, Orta Doğu, Afrika veya Asya’da hangi bölgede kendi eliyle barış ve istikrar inşa etti, beklenir mi? Yok, beklenmez, her ülke ABD’ye rağmen kendi yolunu yöntemini bulmak zorundadır.

Görüldüğü üzere, bu evetler/hayırlar bir işe yarar nitelikte değildir. Bu bir güç mücadelesi işidir. Bu bölgede güçlü olmak şarttır! Her güç unsuru bölgede kendine göre süreci yönetmek istemektedir. Doğu Akdeniz (Levant) meselesi insanlık tarihi kadar eskidir. Bu coğrafyada hemen her şey zordur. Sağlam stratejik kurguyla ve çok temel bir yöntemde kararlılık göstererek, birlik beraberlikle ve çok çalışarak yürümek gerekir.

Hatırlatmadan bitirmeyeyim, eğer Türkiye AB’ye Yunanistan ile beraber 1981’de girseydi veya AB Türkiye’yi de bünyesine alsaydı, bugün bu sorunların hiçbiri yaşanmayacaktı. Bu neden olmadı dersiniz?

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Roller ve Politikalar

DİĞER YAZI

Adalar Denizi (Ege) Meselesi

Politika 'ın son yazıları