okumak
Okumak

Okumak

522 Tıklama
24 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Okumayı tüm yönleriyle ve değişik bir bakış açısıyla irdeleyeceğiz. Sizlere, neden okumak gerektiğini kökenden yola çıkarak açıklayacağım. Başlangıçta okumanın bir etkileşim ve iletişim olduğunu aklımızda tutalım.

Boşluk nerede bilmiyorum, ama benim bildiğim her hacmin içinin dolu olduğudur. Kaldı ki evren de bir hacimdir. Eğer evren içindekiler bakımından incelenirse, zerrecik bulutları, enerji, serbest temel elementler, milyarlarca galaksi, yıldız, gezegen ve hepsi iç içe, dinamik, alanı kullanmaktadır.

İlkokulda maddenin halleri diye öğretmişlerdi; katı, sıvı ve gaz diye. Şimdilerde plazmanın buna eklendiği de söyleniyor. Bir madde ölçeğinde hal öyledir. Ancak maddelerin içinde yüzdüğü atmosferde neler yüzüyor? Böyle düşünelim, hal değişiklikleri ile birlikte madde diğer maddenin içinde hacmi dolduruyor, devinim içinde gerçekleşiyor.

Bilim insanlarına göre evrende maddenin dışında karşı maddenin olduğundan da bahsediliyor. Karanlık alanlar var, henüz aydınlanmamış. Bu konular evrenin hacmini ne şekilde etkiliyor, umarım zamanı gelince öğrenebileceğiz.

O halde mutlak surette bir varlıkla diğer varlık arasında bir iletişimin olduğunu, bu iletişimin değme, temas, sürtünme, itme-çekme, içine işleme, nüfuz etme ve genel olarak etkileşimle gerçekleştiğini söyleyebiliriz.

Bunun da ötesinde, “bilinç atmosferi” olarak tanımladığım bir hacim dolgusundan daha bahsetmeliyim. Evrende sadece maddeyle diğer madde değil, maddeyle bilgi, bilgiyle diğer bilgi temas, sürtünme ve etkileşme ilişkisi içindedir.

Bu genel girişi insanın çevresindekilere ve diğer bir insana olan etkileşim dinamiğini açıklayabilmek için yaptım. Çünkü esas olarak bizi ilgilendiren husus budur. İnsanın okuması nasıl olmalı?

Namaz sonrası selam veren birkaç kişiye sordum, sağında ve solunda ne var, diye? Bilmiyorum, boşluk, melek, hava gibi değişik cevaplar aldım. Bu kez iki elimi uzattım, arası açık şekilde tuttum ve ellerimin arasında ne var, diye sordum. Bu kez melek demediler, diğerlerini söylediler.

Aslında atmosferde giriş bölümünde ifade ettiklerimin tamamı var. Bir atmosfer ve içinde çeşitli gazlar, partiküller, yani madde var ve biz elimizi uzatınca elimiz maddeye sürtüyor.

Canlı nasıl oldu, buradaki etkileşme konusunu nasıl okumalıyız? “Orijin[1] isimli yazımda ayrıntısına yer verdiğim üzere, inorganik maddeden organik madde suda meydana geldi. Dikkat çeken nokta ise bu noktada: Bilgi genetik formatı nasıl tetikledi? Buradaki okuma ilişkisi nedir?

Bilgiden maddeye doğru ilişkide ilk basamak bir müdahaleyle meydana gelmiştir; nasıl evrende ilk tetikleme başlatıldıysa, dünyanın uygun atmosferinde bilginin tetiklemesiyle inorganik madde iletişimle “gen” yapısına kavuşmuştur. Gen yapısı bir hücre zarı meydana getirinceye kadar sürekli bir kimyasal etkileşimle sürecini geliştirmiştir.

Zar (membran), teması hissettirir hale gelmiş temel bir aşamadır. Bundan sonrası kolay, bilim insanları da, Kur’an da ayrıntılarını açıklıyor. Hücreler içindeki bilgiyi kullanarak, etrafını okuyarak, duyumsayarak gelişme stratejisini belirliyor ve gelişiyor. Başlama ve bitme noktaları ilk bilgide tanımlı olmasa idi amorf bir gelişme meydana gelir idi. Ancak her gelişme belli bir hedefe doğru kendini yöneltiyor. Örneğin kalp oluşumunu tamamlayana kadar kas hücresi, beyin oluşuncaya kadar sinir hücresi ana karnında nasıl ürüyor ise ilk basamakta da oluşum belli bir bilgi tanımına dayalı işliyor.

Sözünü ettiğimiz gibi insanın anne karnında bir spermin yumurtayı döllemesi, 23+23 kromozomun birleşmesi sonrasında meydana gelmesi, uygun bir hacim içinde gerçekleşiyor. İşte size yazılımın diğer yazılımla etkileşimi, birbirini okuma tablosu! Her şey burada bir ilişki sürecini ifade eder mahiyettedir. Annenin duyumsamaları, örneğin rüyaları, elle tutulmayan bilgiler, fetüse nasıl yansır? Burada maddi bir etkileşme yok ise bilginin maddeyle ve diğer bilgiyle ilişkisinden bahsedilebilir mi?

Benzer şekilde evrende yeni doğan yıldızlar için de ifade edebilir. Rasgele bir etkileşimden değil, hedefli bir oluşumdan söz edilmelidir.

Öyleyse, iki elimin arasında melek var mı, diye tekrar sormam gerekiyor. Bu imanlı olanla olmayanın başka şekillerde verebileceği bir cevaptır. Ancak gerçek şudur; uzayda iki nokta arasında bilgiyle başka bilgi ve bilgiyle madde, belki bir anda, belki de milyarlarca yılda, başka bir değişimi veya gelişme ürününü ortaya koyuyor. Görüldüğü gibi gelişme okuya okuya oluyor.

Diyeceksiniz ki, yaşlanmak, ölüm, ölümden sonra toprağa gömülen cesedin hal değiştirmesi de böyle bir şey mi? Evet, etkileşim böyle bir şey.

Canlıların duyuları, almaçları, reseptörleri var. Bize öğretilen beş duyudur. Başka bilim insanları bunun sayısını artırıyor. Örneğin uzayda çöküş, düşüş, irtifa kaybı, yerçekimi değişimi, basınç farkı gibi fiziksel konulara ilişkin bilinen beş duyunun dışında olan algılamada farklı sistematikler işlemektedir. İnsan dışında da söylenebilecek çok şey var. Köpekbalıklarının binlerce mil yalnız başına yüzerek hedefine ulaşabilmesi ve bunu ilk kez yaptığında başarabilmesi bize ilginç gelebilir. Bilim insanları bu balığın seyrüsefer sistemini yıldızlardan etkilenerek mi tayin ettiğini inceliyor. Daha küçük bir örnek: Reseptörler sayesinde virüsler bile çevresine göre ne yapacağını belirler, bunu her defasında yapar.

Mutasyon konusu okumanın en temel kanıtlarından biridir. Örneğin tek hücreli bir canlı etrafındaki tüm gelişmeleri takip eder ve okur, gerekli değişiklini yapmaya programlanır, gelişir, yeni yapısıyla kendini tekrar güçlü kılar.

İnsanın maddi ortamdaki etkileşimi için fazlaca akıl yürütmeye gerek var mı, bilmiyorum. Evde, iş yerinde, okulda, sokakta, eğlence yerlerinde ve diğer her ortamda insan bir diğeri ile ilişki ve etkileşim halindedir. Birey için genetik, psikolojik, fizyolojik, biyolojik pek çok etkileşim süreçleri söz konusu olur. Toplumsal bağlamda bununla ilgili sosyal, ekonomik, politik vs sistemler, yapılar, kurallar, adetler vardır.

Evrende her şey birbiriyle etkileştiğinde yeni bir oluşum, durum veya ürün meydana gelir. Yıldızları, galaksileri, elementleri bir yana bırakalım, farklı açılardan, günlük yaşamın soyutlukları yönünden bakalım; para-parayla, politika-politikayla, program-programla etkileştiğinde yeni bir sonuç ortaya çıkar, kazanç-kayıp…

Beni rahatsız eden ne? Bilinen ve bilinmeyen pek çok etkileşim sebebinin varlığının olabileceğini düşündüğümüz halde neden ilişkilerimizi yeterince düzenleyemiyoruz? Bu sorunun cevabını daha özele, ülkemde yaşayan bireylere indirgeyerek bakıyor ve arıyorum. Bir olgunluk, bilinçlilik, empati gibi ağırlıklara bakıyorum. Sanki yeterince okuyan yok!

Bu güne kadar dilciler tarafından Kur’an kelimesinin anlamı üzerine çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Kökeni ve kök anlamı bakımından farklı görüşler olsa da sonuç bakımından yaklaşık aynı manalar üzerine mutabakat vardır denilebilir.

Benim burada dikkatimi çeken bir nokta var. Vahiy kitabının Furkan ve Kur’an ismi alması hiç de tesadüf değildir. Kur’an bana anlamını aramaya çalıştığım madde-madde, madde-mana ve mama-mana etkileşiminin esasını veriyor.

Kur’an, Arapçaya iltihak etmiş fu’lan vezninden mastar olup Ka-ra-e kökünden türetilmiştir.[2] “Birbiriyle etkileşen maddenin sahip olduğu öz bilgilerden meydana gelmek, bu yeni bağı ve bilgiyi keşfetmek, üretmek ve bunu yaymak,” anlamında köklü bir fiildir.

Kelimenin anlamı yüklü gelmiş olabilir ama tek bir karşılıkla ifade edildiğinde belki daha iyi anlaşılabilir: Okumak. Çeşitli yazarlar Kur’an’ı okumak fiili ile açıklardır. Malum, okuyanın bir bilgi dağarcığı vardır, okunanın (nesne, durum, olay, kitap, semboller…) içindeki bilgilerin özünde birikimleri ve bilgi bakımından derinlikleri vardır, okuma esnasında bir etkileşim olur, idrak ettikten sonra bilgi bir sonraki okuyana yayılır.

İster bilimsel, mikroskop altında, teleskopla, ister başımızı kaldırarak okuyalım, ister kitaplaştırılmış anlam yumağını elimize alalım, her defasında yeni bir bilgiyi akla getiriyor ise Kur’an’da bitmeyen bir bilincin olduğunu görmemiz gerekiyor. O halde şunu anlıyoruz; okunan şey bir roman veya şiir okur gibi okunduktan sonra bittiği şekliyle değil de, her defa yaklaşıldığında etkileşimini sürdürüyor ve her yeni bir duruma karşılık veriyorsa, bu sadece Kur’an ile mümkündür. Kur’an’ın mucizesi de budur!

Etkileşme okumadır! Maddenin maddeye temas etmesi, maddenin manaya nüfuzu, mananın manayla kaynaşması okumadır. Eğer insan okumada geri kaldı ise başka bir yolla işine yarayacak ne bekleyebilir ki? Bir tesadüften mi umut bekleniyor? Gelişmenin olması için uygun yollarla etkileşimin, temasın ve iletişimin kurulması gerekir. Bu, okumak, düşünmek, algılamak, sindirmek, bilinçlenmektir. Bilinç atmosferi okunur bir şeydir. Hiç değilse doğru gözlemde bulunmak gerekmez mi?

Mucize kelime anlamı bakımından aciz bırakan demektir. Sapkınların daha çok sarıldığı bu acizlik tablosunun istismar edilebildiğidir. Kur’an kendini mucize olarak tanımlar, ayetler mucizedir… Bir anlamda, oku ve idrak et, eğer acizlik duyacaksan sadece Yaratan’ın kudretine duymalısın, gerisi seni aciz bırakmasın, öğrenmen, ilişki kurman gerekir, demektedir. Kur’an madde ve manaya ve her birinin etkileşimine ayet demektedir. Bir yerde mucize kainatın ilk başından itibaren bu etkileşimin ifade edilebilir olmasından ileri gelir. Örneğin nasıl güneş mucize ise insanın kendisi de mucizedir, güneş ve insan birer ayettir; böyle okumak gerekir. Havadaki virüsün, elimizdeki bakterinin, denizleri dolduran yeni keşfettiğimiz ve adını koyamadığımız türlerin bir mucize, ayet ve bu bakışla doğal ve gerçek olduğunu doğru okumak gerekir. Kainattaki, doğadaki ve elimizdeki kitaba dahil edilmiş kavramların etkileşimini okumadan geçmememiz gerekir. Hatta açık duran iki elimin arasındaki içeriği ve etkileşimi yok saymamak gerekir. Kainatta boş diye ne var sizce, soyut anlamın kendisi boş mudur?

Ülkemin okuma çabasına, metoduna, biçimine, beklentisine ve imkanlarına bakalım. Hiç de iç açıcı bir halde değil! Adı Kur’an, sıfatları mübarek, nimet, nur, hayr, rahmet, rızk, beyan, şahit, hak, hakim, kerim, mübin ve müfessir olduğu halde bile anlamak için okunmuyor, bu bir yanlış değil mi? Bu sıfatlar Kitap’ı övmek veya kutsallaştırmak için değildir, anlayarak okunduğunda anlaşılacağı üzere, gerçekten kainatın mana etkileşiminde bu sıfatları ve dahasını içinde barındırdığı ve hissettirdiği içindir.

Bu sıfatlar (ve daha fazlası var) üzerinde ayrıca çalışma yapmak gerekir. ben burada birkaçına değineceğim.

Kur’an nurdur, dediğimizde ne anlaşılıyor? Nur ışıktır, aydınlıktır, vs dediğimizde belli bir anlamı oluyor elbette. Nur suresinde yer alan kainatın nur ile anlatımını da bilmekteyiz. Buraya kadar anlatılanlar nazarında, kainatta etkileşim içinde olanların dinamiğine dayalı olarak her şeyi tekrar gözden geçirelim. Boşlukları dolduralım, iki elimizin arasındaki mesafede olanları görmeye çalışalım ve milyarlarca yıl içinde geliştiği halde bir anda sarfı nazar edilebilen ibretlik değerleri düşünelim; bir benzetme değil, nurun doğal ve gerçek bir mana, anlam, bilgi ve bilinç etkileşimi olduğunu göreceğiz. Allah’ın “maddeye ve manaya üfledim” dediği nurun bildiğimiz dünyada karşılığına vakıf olalım. Allah’ın nurunu alanın elinde kalem mi olmalı, yaramaz başka bir şey mi?

Kur’an’ın kendisi insanlara, okuyanlara kainatı ve dünya yaşamını, geçmişi ve geleceği, varlığı, gerçeği, madde ve manayı tefsir edendir, mübin ve müfessirdir. Bu özelliğini görmezden gelmek en büyük zulümdür. Örneğin varlığın maddi ve mana tarafı, amacı ve anlamı Yaratan’ın eseriyken bunu anlamadan okumak kime zarar verir? Eğer eksik okuma yapılır ise elde tutulanların, temas edilenlerin veya arananların birbiriyle ilişkilendirilmesi nasıl yapılabilir? O zaman maddenin ve mananın hakkını verememiş oluruz. Bu ise “hak” kavramını yok saymak anlamına gelir; hem Kur’an’ın insan üzerindeki hem de Yaratan’ın kainat üzerindeki. Dolayısıyla Kur’an okunup, anlaşıldığında ve gereği olarak yaşama uygulandığında “hidayet” mekanizmesi işler.

Yazıya dökülen Kur’an’ın (musafın) şahit olması içinde bilgi yüklü olmasındandır, geçmişle geleceğe dair bir çok bilgiyi kapsamasındandır. Kainat kitabı Kur’an’ın şahitliği nedir? Düşünebiliyor muyuz, içinde gelişen bilgilerin, bilincin ve herşeyin kaydolduğu ana kitabın dağarcığını, neye yaradığını idrak edebiliyor muyuz?

Kainat kitabını okuyan insanın şahitliği nedir o vakit? Hiç başka birşey söylemeye gerek yok, çok bilinen ve somut değerlerle mukayese yapalım; gelişmiş ülkelerin kişi başına düşen okuma, kitap basma, kütüphane, araştırma, bulgu, patent vs rakamlarıyla, gelişmemiş olanın arasındaki fark bize ne der? Merkürden bir kaya parçası koparıp medde analizini yapan mı, Hindistan’da ağaç altında oturup ömrünü tüketen tarikat mensubu mu bu yaşama şahittir? Kainatın bilinç atmosferine birşeyler aktaran ve gerektiğinde oradan bilgiyi alabilenin şahitliğiyle, elde koyup-çekebileceği birşeyi olmayanın şahitliği bir olmaz. Hiç bilenme bilmeyen bir olur mu?

Madde ve mana ile etkileşimde bulunabilmek için istemek, çalışmak ve kıymet bilmek gerekir, üretmek ve paylaşmak gerekir. Ama bunları kötü maksatlı başka amaçlarla yapar, iyi maksatlı ise hayırlısıyla yapar.

İradeli insan yolunu kendi tayin eder. İradesini bilimsel okumalara, karşısına çıkanları irdelemeye, tartışmayı belli bir faydaya göre yürütenlere kullananlar için tıpkı kainatın yazılımına bağlı şekilde gelişme söz konusu oluyorsa bu tesadüf değildir. Seçimin başka türlü yapanların durumu ise meydandadır! Bir toplum bilim ve teknolojide yok ise okumayı bilmiyor, eğitim seviyesi düşük demektir.

Özellikle günümüzde, eğer hal böyleyse; çok terlense bile elde avuçta para olmaz, haklı olunsa bile politikada ciddiye alınmaz, pasaportunuz olsa bile vize alamazsınız… Bu cümleden olarak, okumayı her alana yaymayı bilebilmek gerekir!

Okumak, bilinçlenebilmek, güçlenebilmek, kazanç elde edebilmek, refaha erişebilmek, güvenlikte olabilmek, üretebilmek, keşfedebilmek, idrak edebilmek, farkına varabilmek, insanı ve doğayı anlayabilmek, arınabilmek, doğru davranış gösterebilmek, takdir görebilmek, güven sağlayabilmek, emin olabilmek, hidayete erebilmek, verilenleri alabilmek ve kıymetini bilebilmek, velhasıl iradeli insan olabilmek için okumak!

Kolaycılık yok! Okuma yozlaştırılırsa insana çıkış yok! Şüphesiz en büyük yazar ve okur Allah’tır. “Yaratan Rabbinin adıyla oku… Oku! Senin Rabbin en cömert olandır…

[1] https://muttakilik.com/orijin/

[2] Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Tefsir Usulü, Düşün Yayıncılık, 2014, İstanbul, s. 85.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Nüzul

DİĞER YAZI

Demokratik Sistem İnşası

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka