nuzul
Nüzul

Nüzul

353 Tıklama
25 Dakikalık Okuma
Okuyucu

İslam’da nüzul konusu önemli bir yer işgal eder. Etraflıca düşünüldüğü takdirde diğer önemli konuları birbirine doğru eklemlendirmek mümkün olabilmektedir. Önemine binaen üzerine daha fazla yoğunlaştırılması gerekmektedir.

Kainatın genişlediğini bugün herkes söylüyor. Peki, kainat bu gelişimini nasıl sağlar? Önce şunu söylemeliyiz; İslam kainatın yasasıdır, bilincidir ve bu nedenle onun dışında bir algı mümkün görülmez. Konumuzla ilgili yasa hükmü şöyle özetlenebilir: Doğru ve gerekli olan neden olur, Yaratan varlığa ve anlama nüzul eder. Dolayısıyla kainatın tüm varlıkları bir uyum içinde gelişme sağlarken burada doğal süreçlerle bir etkileşim meydana gelir. Etkileşim doğru ve gerekli olanı, doğallığı içinde tarif eder. Bu tarif bir nedenin teşkilidir. 

Nüzul, üst iradenin takdiri ile inmek ve varlığa nüfuz etmektir.

Allah’ın yarattıkları üzerine, yani kainata rahmeti süreklidir; her yerde, her zaman, her boyutta, her yarattığı varlık için bu geçerlidir. Rahmetin gelişi nüzul ile gerçekleşir. Diğer yandan kültüre ilişkin bir söylemde, bir oluş üzerine “Allah’ın takdiri” dendiğinde, Yaratan’ın yarattığına dair rahmetinin ulaşmasından, yani nüzulünden bahsedilmiş olur.

Şimdi daha geniş bir pencereden bakalım. İki yıldızın çarpışması ve bu çarpışma neticesinde yeni bir ağır metalin meydana gelmesi örneğini düşünelim. En başta evrenin düzeni şöyle tarif edilmiş: Çarpışmayla meydana gelen güçlü enerjinin etkisiyle yıldızlarda mevcut elementler işlemden geçiyor ve yeni bir ürün meydana geliyor. Bu süreç dünya zamanına göre milyarlarca yılda gerçekleşiyor. Bu çarpışmayla örneğin demir açığa çıkıyor.

Yaratan’ı hangi noktalarda arayacağız? Evrenin işleme mekanizmasında, kanununda, ölçüsünde, uyumunda; çarpışmanın zemininin hazırlanmasında ve sonuçlarının ortaya çıkmasında; demirin fiziksel yapısında; her yerde ve boyutta Yaratan gerek maddeye gerekse maddenin olmasıyla ilgili anlama nüfuz etmiştir.

Kur’an’ın açıklamasıyla insan, gözle görülen ve iradeli olan varlıktır. İnsanın meydana gelmesi için şartların en mükemmel ortamları hazırlaması gerekir. Burada nemli olan noktaya işaret edelim: İnsan özgündür, benzersizdir, tektir, biriciktir, mükemmeldir…

Dikkatten kaçırılan bir nokta var. Evrenimizde dünya da, onun içinde olduğu güneş sistemi de, onun içinde olduğu Samanyolu da insanla aynı özelliklerle, özgündür, benzersizdir, tektir, biriciktir, mükemmeldir. Eğer başlangıç şartları öyle kurgulanmasa idi insan burada bu harika yapısıyla meydana gelemez idi; bu Yaratan’ın iradesidir ve takdiridir. Dolayısıyla evrenin ilk kurgusundaki amaçta insan gibi bir iradelinin hedeflenmesi söz konusudur.

Bu halde Yaratan’ı hangi noktalarda arayacağız? Baştan sona bütün süreçlerde, hatta insana şah damarından daha yakın, yani her zerresinde, hücresinde, atomunda, kuantında, DNA’sında…

Önemli olduğu nedenle, anlam (mana) için de nüzulün var olduğunu işaret ettim. Kainatta maddenin ve mananın varlığından bahsediyoruz. Örneğin kavramlar, ikimler, fiiller birer anlam ifadesidir, etkilediğine, etkiden oluşana ait bilgiyi verir. Kainat ölçeğinde sembollerle ifade edilmesi gerekmeyebilir, ama varlıkları mutlaktır, çünkü bilgi kainatın temelidir, mayasıdır, ruhudur, kainatın bilinç atmosferinde olan da budur. Yaratan dahil, insana gaip olan varlıklar bilgi ve bilinç aktarımını maddeten yapmazlar, manen, anlam bağlamında, bilinç aşılayarak, bilgi aktararak yaparlar. Maddi dünyada örneğin insan nazarında bilgi ve bilinç somutlaşır, sembolleşir, örneğin yazı, rakam, resim, işaret veya nota olur. İnsanın ses sistemi devreye girince konuşma olur. Dolayısıyla maddeye ve varlığa anlam nüzul ederken akıp gelen bilgi ve bilinçtir. Ya anlama başka bir anlamın nüzulü? Bu nokta insana gaiptir, ama sonuçta mana dünyası veya atmosferinde olan bir iletişimdir, buna inanmak yeterlidir.

Şimdi gaibi, görünmeyen iradelileri ve mucizeyi kısaca inceleyelim. Bunun için ne söyleyebiliriz? Gaip insana “bilinemez” olduğu için ifadelerimizde “olabilir” demek durumundayız! Tarif etmeye de çalışmayalım, asla somutlaştırmayalım, burada sadece tasavvurumuzu genişletiyoruz.

Gaip, kısaca insan için bilinemez olandır. Gaip manevi alemin varlıklarıdır. Manevi alem mana, anlam, kavram, maddi olmayan her tür bilgi ile açıklanabilir. Neler gaiptir? Allah (CC), melek (görünmez-iradeli), şeytan (görünmez-iradeli), ruh (görünür iradelide manevi taraf, irtibat); zamanını sadece gaip olan Allah’ın (CC) bildiği ve şimdiki yaşamın çok ilerisinde tekrar oluşacak süreçlerle ifade edilebilecek de, örneğin ahiret, cennet, cehennem de gaiptir. Ve kendi atmosferinde iletişimi olan insana uzak bilgi ve bilinç de gaiptir.

Gaibe inanmak veya insan için bilinmezliğin olabileceği fikrinin kabulü yanlış mıdır? Kur’an’da evrenin oluşu ve işleyişi, madde ve canlının var oluşu, evrenin yok olması (dürülmesi) gibi pek çok bilgi vardır. Bunlar şimdiki bilgilerle karşılaştırılırsa daha iyi tarif edilmiş türden, üstün bilgilerdir. Bugün bilinenler, yenisi ve doğrusu keşfedilinceye kadar geçerli olan bilgi olarak kabul ediliyor? Yanlışlık ve eksiklik farkına varıldığında tarif ediliyor. Ya gelecekte öğrenilecekler neler? On beş asır önce söylenenler şimdi öğrenilenlere ters değilse, gelecektekiler de ters olmayacaktır. O halde bir ön yargı mı var; yanlışlık Arapça dilinde mi, açıklamaların bir din konusu olarak görülmesi mi? Sembollerin değil, anlamlara odaklanalım!

Kur’an gaibi, yani tarihsel düzendeki insan için bu dünyada bilinemez olanı nasıl açıklıyor? Olduğu gibi mi vahiy etseydi, anlaşılır mıydı, bu bilgi kitaplara sığar mıydı? En doğrusunu o bilir, nasıl anlatacağını da! Müteşabihle (alegori, teşbih, mecaz, örnek halinde…) anlatılan insana en doğru olandır. Örneğin “O an” bilgisini nasıl açıklıyor? Bakınız Allah (CC) Kerim Kitap’ta “kıyamet” diye bir şeyden ismen bahsetmiyor, bunu insan söylüyor; olay dünyada mı, güneş sisteminde mi, Samanyolu’nda mı, yoksa daha geniş bir uzayda mı olacak, ifade etmiyor, hepsi veya biri olabilir, nereden bilelim? Ama, gök ve yer birbirine karışacak, dağlar ufalanacak, anneler çocuklarını tanımayacak, gibi pek çok işareti örnekliyor, bunlar konu anlaşılsın diye açıklananlardır. Bu konularda bilim adamlarının tezleri sayısız değil mi?

Gaibe iman burada öne çıkıyor; böylesi devasa fiziksel bir olay insanın tasavvurunda gelişebilir, yeter ki inkar edilmesin! Bu (örnek) konu bir sınav vesilesidir. İman edecek misin, yoksa inkar mı edeceksin? Diğer gaip olan konuları bu şekilde görecek misin, kendine göre mi seçeceksin? Bu apaçık örneklenenleri saptıracak mısın, olduğu gibi mi algılayacaksın? Sorular çoğaltılabilir…

Her şey insan içindir, insanın gelişimi üzerinedir. Ama insan için hep bir bilinemez şey vardır ve bunun adı da gaiptir!

İnsan iradelidir; akleder ve seçer. Gelişme daha ileriye olur, geriye değil. Evren gelişir, ileriye yeni varlıklar türer, galaksiler yıldızlar… Süreç insan açısından milyarlarca yılı içerir. İradesiz (örneğin madde) için ihtiyaç kendiliğinden hasıl olur, ilk demirin meydana gelmesi gibi düşünebiliriz. Nüzul anında sonuç verir. Bu aşamalar içinde süreçlerin gerçekleştirmesinin bir yerinde, bir işlev için bir “görünmeyen-iradeli”, örneğin Kur’ani tabirle bir “melek” olabilir. Böyle bir bakış açısında görünmeyen-iradeli süreç içinde aracı ve izleyicidir. Nüzul iradeye göre gerçekleşir? Önemli anlarda emir vaki olurken görünmeyen-iradeli kainatın gelişmesi emrinde devrede bulunan konumundadır. Melek gelişmenin her adımında devrededir, örneğin vahyi getiren de melektir.

Adı manevi olur, vahiy olur, melek olur, ruh olur, nur olur, ama hep gaiptendir ve nüzulün temas ettiğidir. Örneğin; vahyi getiren melek ruh olarak tarif edilir (Ruh-ül Kudüs); Allah (CC) nurundan üfler; O insana ruhundan üfler. Hatta bu tür açıklamaları tasavvura dahil edebiliriz; kainatta olup bitene ait manevi her şey devrededir, diye. Sonuçta insanın elimde mana, bilgi ve bilinç vardır. Bunları ayrıştıramıyorsa içinde kaybolur, yerini seçemeyen olur.

Melek ve diğer görünmez, uzak, açıklaması güç ve bilinemez olanlar insan için her durumda gaiptir ve manevidir. Manevi olan dinle ilgilidir. Din kainatın kanun ve kurallarını açıklar. Bunda garipsenecek bir şey yoktur. Din batıl değil, esastır ve ileridir!

Gerçek ve mucize; anlaşılmayan noktalar var. Melek cismani değildir. Tıpkı insan için Allah’ın (CC) olduğu gibi, vesveseci şeytan gibi, elle tutulmayan ruh gibi. Bu insan için olduğu kadar kainatın tüm mana alemine ait bir bilinç ilişkisidir.

Evrenin manevi tarafı gibi insanın bilinci de sürekli gelişmektedir. İnsan bilinç atmosferine denedikleriyle, irade gösterdikleriyle, neden olduğu her adımıyla katkıda bulunur. Dolayısıyla evrenin toplamı açısından gerekli mana ve bilinç artmaktadır. En başta işaret edildiği üzere; “doğru ve gerekli olan neden olur, Yaratan varlığa ve anlama nüzul eder,” diye.

Kur’an nedir? Vahiy edilen Kur’an insana (sadece peygamberlere) nüzul olur, yani bilince nakşolur. Bu tür bir manevi açıklama yöntemi yaşamın ve kainatın gelişmesi içindir. Vahiy; görünen-iradeli, özgün ve mükemmel varlığın iradesiyle gelişmeyi daha da belirginleştirmek için gereklidir.

İnsana bilgi nasıl nüzul eder? İnsan düşünür, akleder, tecrübe eder, tüm bildiklerini zorlar, “bir başka, yeni, öteki,” diye arar, elde edeceği ise yeni bir bilgidir. Bu, isimleri bilme özelliğiyle yaratıldığından, insanın doğal kabiliyetiyle olan bir şeydir. Gaip olduğundan dolayı aldığının ortamını tarif edemese de bilinç atmosferinden kendine yansıyanları alır. Basitçe, örneğin ilham geldi denir; bu dahi bir açıklamadır. Karşılığı da vardır, bilgisiyle kainatın bilinç atmosferine katkı yapar. Eğer insanın aklındakilerle kainatın içindeki bilinç ilişkide ise bunu kim görebilir, kim bilebilir? Ama öyledir, tıpkı insana şah damarından yakın, DNA bilgisine nüfuz etmiş Yaratanı inancında olduğu gibidir. İnsanın hisleri, duyumsamaları ve iç dünyasında yaşadıkları vardır. Bunların belli bir kısmını açıklamak mümkündür ve hatta daha çok fiziksel, fizyolojik ve biyolojik olan bilgileri bilimsel açıdan inceleyip gerekli müdahale yöntemleri geliştirilebilmektedir.

İnsan ve bilinç atmosferinin sahibi arasındaki manevi ilişkide alış veriş yapılan hususun sonucu nettir: İyi isteniyorsa iyi, kötü isteniyorsa kötü elde edilir!

Bu yaşamda maddeten baskın (dominant) varlık insandır. İnsanın inisiyatifiyle ilerleme nasıl olur? İnsanın yanlış, geri, hatalı bilinçle attığı adımlar, daha iyinin, doğrunun ve eksiksiz olanın gerçekleşmesine sebeptir. İnsan, kendisi için muamma kabul ettiği kader algısını bu bağlamda çözsün, değil mi?

Olanlar doğaldır; insan için mucize denilen kadar, kader ve kıyamet de… Bu dindir, doğmak ve ölmek gibi doğaldır. Mesele işletim sistemini, yani dini anlamak ve kainatın düzenini kabul etmek ve uyum sağlamaktır. İnsan uymazsa genel gidişat bozulmaz, insan bunun bilincinde olmalı, kendi akıbetini karartmamalıdır. Nüzul süreklidir, her insan için her an gerçekleşmektedir.

Yaratan kapsayıcıdır, insan aklıyla ileri sürülenleri de kapsar. Allah (CC), “şu değil bu,” dendiğinde ifade eksik kalır; çünkü “O” denmelidir ve şu ve bu da kapsanır. “God, tanrı veya hiç,” değil O, Rab’dır. Allah (CC) tarif ettiği sıfat ve isimleri bağlamında tasavvur edilir ise “benimki, seninki,” gibi tarifler eksik kalır.

O, insana bir anahtar veriyor; zikret, şükret ve yardım et! Basit değil mi? İradeli akıbetini kendisi belirleyecek. İradeli inanacak, isteyecek ve er veya geç kazanan olacak. İradeli kendi içinde de farklı olanı bu ölçülerle belirginleştirecek.

Gaiptir, açıklayamayız ama tasavvurumuzda olan bellidir, Kur’an öyle işaret ediyor: Bundan sonraki yaşamda iyi ortam, adına cennet buyurulmuş, şimdikinden çok daha iyi, şimdiden tasavvur edemeyeceğimiz ölçülerde, mükemmel üstü, yani bize gaip; kötü ortam, adına cehennem buyurulmuş, o da öyle, hesaplarımızın ötesinde, gaip!..

Nüzulü bazı önemli kavramlarla ilişkilendirelim. Kur’an hidayetin Hadi (hidayet veren, hidayete erdiren) sıfatına sahip Hak (olması gerekenin tam olmasını sağlayan) olanı takdir eden Allah’tan geleceğini bildirir. Hidayet insanın aklını kullanarak kainat kitabından aldıklarıyla ve kendine vahiy yoluyla aktarılanlarla verileceği aşikardır. Bu anlaşılırsa özel olur! İnsan önce kim olduğunu eksiksiz bilmelidir ki hidayeti alabilsin, sürekli yağan rahmetten hakkını alabilsin. Hidayettin bir basamaklandırılması ve derecelendirilmesi vardır. Bunu bilmek gaiptir ve biraz da bireysel duyumsamaya tabidir.

Eğer insanlığından taviz vermezsen ‘Allah’ın hidayet eleğinden geçen rahmete’ kavuşabilirsin. Tersi halde sadece Allah’ı ananlardan olursun.

Rahmet; sağanaktır, kapsama alanına nüfuz eden, eksiksiz ve sürekli genişleyen kainatın bilinç atmosferindeki birbirini tamamlayan süreçleridir. Vahyin kendisi dahi rahmettir.

Rahmet sadece açık kalple alınır, takva hem akıl hem de kalple üretilir.

Dua iki yönlüdür; kainatın atmosferine dahil olan rahmet, hak ve hidayet içerikli bilincin kendisi duadır. Kainatın dua üzerine kurgulandığı bu nedenden dolayıdır. İradeli insan için dua nedir? İnsanın duası; Yaratan’a rahmetinin karşılığının verilmesi, algılamanın teyidi, uyumluluk ikrarı, hamd (ki hak, hidayet ve rahmetten dolayı, karşılık olarak sadece Allah’a aittir) edilmesi, şükredilmesi, sorumlulukların ve yükümlülüklerin tekrar edilmesi gibi sunulan bilinçtir, niyettir, hissiyattır, manevi yöneliştir…

Takva Allah’a ulaşan hissiyat, halis duygu, niyet beyanı, hamd ve şükürdür. Muttaki takva sahibidir. Bakınız, sürekli “nüzul” çerçevesindeyiz. Şöyle ki, inenin ne olduğunu bilirsek, bazen vahiy, bazen rahmet, bazen rızık, somut ifadelerle güneşin doğması, yağmurun yağması, esasında kainatın genişlemesi, bireyin sorumluluklarını idrak etmesi de bu seviyede belirginleşmiş olur.

Bu cümleden hayr ve şer konularını daha iyi anladığımızı düşünüyorum. Hayra düşkün olan bütün bunların muhatabıdır, bilinçlidir.

Birleştirelim:

  • Bugünkü bilincimizle bize manevi olan bilinemez olandır, ileriki dönemler de haliyle bilinemezdir; manevi olan her bilgi bize yine bilinemez olanların aracılığıyla yön veriyor, bu önemsenmelidir, din böyle bir şeydir.
  • Yaratan kainata nüfuz etmiştir, insan için manevidir; konu bu yönüyle çok önemlidir, O’na güvenildiği oranda insanın iradesi güçlenir, birey kendi geleceğinden “emin” olma imkanı bulur.
  • Her şey tıpkı kainat kurgusunun gelişmesi yasasında olduğu gibidir; görünen-iradeli üstün insan gelişme için gerekli olanların en önemli nedenlerinden biridir. Bunun kanıtı, kendisine ev sahipliği yapan her şeyin sırasıyla, ta en başından sonuna kadar, mükemmel bir dizilimle bezeli olmasındandır. Bu inkar edilebilir bir şey değildir.
  • Nüzul devam etmektedir, yeni yıldızlar türüyor ise bu kanıttır; göğe bakmak yeterlidir. İnsan için de durum aynıdır; aklına ve gönlüne bakması yeterli olacaktır. İnsan bilinci sürekli gelişmektedir, eldeki araç-gereç somut kanıttır.
  • Yapılacak şey ise kabul etmek ve istemesini bilmektir, gereken nüzul edecektir; bu insana müjdeyle ifade edilendir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Grilik

DİĞER YAZI

Okumak

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka