İnsan Kaynaklı Kaos

396 Tıklama
26 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni uzun süre korumak ve değişimlerle beraber güncellemek. Kaos ve düzeni felsefi açıdan tartışalım. Özellikle kaosu ele alalım, daha sonra insan eliyle olan kaosun özelliklerini ve etkilerini tartışalım.

Güvenlik ihtiyacı bütün canlılar için aynı değerde bir konudur. İnsanoğlu, bu üstün zekâ kabiliyetinin yarattığı mükemmellikle, sürekli öğrenebilmenin getirdiği avantajla, diğer geliştirilmiş ve çözülmüş problemleri hatırlamakla ve belleğe yüklenmiş bilgiye erişim kolaylığıyla, oluşturduğu gücünü güvenliğini pekiştirmek için de seferber etmektedir. 

Karl R. Popper, “Aslında hiçbir şeyi bilmiyoruz; ama bulmacayı çözüyoruz! Bulmacayı çözerken de doğada sırrını çözdüğümüz yasaları ortaya çıkarabileceğimize ilişkin bilimsel olmayan, fizikötesi (ama biyolojik açıdan açıklanabilir) inançla kendimizi yönlendiriyoruz,” diyor.[1] İnsanın ilk çıkış noktası bilimsel olmasa da her adımında bulmacayı çözerek ve bu noktada bilimsel gerçeği yakalayarak ilerliyor. Bilim ve teknolojide bütün bu faaliyetleri insan tam bir disiplinle sürdürüyor.

Bugün yarattığı ileri bilim ve teknoloji insan medeniyetini uzaya taşır seviyededir. İnsanoğlu uzay sayfasını güvenlik gerekçelerini de dikkate alarak açıyor olmalı. Konu sadece dünyanın sınırları değil, insanın evi aslında evrenin her yeri, bakıldığında geliştirilen yeni düşüncenin esası bu noktada. Bunu fark eden insan güvenliği için her bir imkânda evinin duvarlarını genişletiyor olmalı. 

Bu geniş vizyonu ifade etmemin sebebini şimdi söyleyeceğim: Aslında insan en fazla kendinden çekinmektedir, doğa zaten kendi özellikleriyle dolu ve öğrendikçe aşılabilecek problemlerin dolu olduğu bir alan. Öyleyse biz insan yapımı kaosla ilgilenelim. İnsana doğup büyüdüğü dünya ortamında, çevresinde, en büyük tehlike yine kendinden gelebilir, tabii hesaplanamayan doğal felaketler başka, normal hayat süreçlerinden bahsettiğim açık. Normal şartlarda en büyük tehlike o saydığım güçleri, biri diğeri için kullanabildiğinden dolayı, korku ve çekinme hali hep olmaktadır. İnsanlar kendi aralarındaki üstünlük mücadelesinde her defasında yeniden kurguladıkları sorunlarla karşı karşıyalar.

Evren canlılarına fedakârlık, ahlak ve korumacılık özelliğini veriyor. İnançlılar için buna siz Yaratan veriyor da diyebilirsiniz. Geçenlerde bir bilimsel çalışmadan öğrendim, artık insanlar bakterilerin davranışlarını gözlemleyebilecek seviyeye geldiklerinden, bu denli mikro organizmalar dahil çok temel canlıların karakteristik özelliklerini ve tepkilerini inceliyorlar, bana bu deney bu noktada çok önemli geldi, sonuçta bakteriler de kendi türünün devamı için bazılarının fedakârlık yapmasını gerektiren şartlarda bunu tereddütsüz yapıyorlar. Doğa zaten böyle işliyor. Ahlak ve adalet her bir canlı i.in geçerli kavramlar, mühim olan farkındalık, bilinçli kullanmak veya kullanmamayı seçmek.

Canlılar için hayat problem çözme yeridir. Popper şöyle demektedir: “Hayat problem çözmektir. Bütün organizmalar, teknik sorunların çözümünde iyi ya da daha fazla iyi, başarılı ya da daha fazla başarılı olan mucit ve teknisyenlerdir. Hayvanlarda, örneğin örümceklerde de böyledir. İnsanların tekniği insanların problemlerini çözer, kanalizasyon, su ve besin bulma ve depolama gibi, ki bunları arılar da yapmaktadır.[2]

Bu denli gelişkin bir canlı olarak insanın, her türlü seviyede ilkel olanda veya tek hücrelide gördüklerimizin milyarlarca veya trilyonlarca misli daha fazla ölçekte değer ürettiğini söylememiz mümkünken, neden kaosla ve korkuyla ilgileniyoruz, bu sorunun cevabı belli değil mi? İnsan her iki durumu, paradoksal şartları, mükemmelliği ve kötülüğü, kaosu ve düzeni yaratabilecek üstün bir yaratıktır, buna muktedirdir. İnsanın gücü işte bu noktadadır.

Kaotik bir durumun getirdiği tepkilere bakıyoruz. Evrensel ölçekte kaosun veya düzenin tartışması yapıladursun, yaşam ölçeğinde insanın kendisi kaos yaratacak güce sahipse, neden bunu bazıları denemesin? Bunu büyük felaket şartlarına göre düşünmeyelim, örneğin soyo-ekonomik veya sosyo-politik kurgular dahilinde, biri diğerini kaos ortamında çaresiz duruma sürükleyebiliyorsa, neden bunu yapmasın? 

İnsanın yarattığı sosyo-ekonomik ve sosyo-politik kaos nedir? İnsanın yarattığı kaotik ortamın pratiğinde yoğun sorular, suçlamalar, yeni argümanlar, tehditler, istekler, politikalar var. Immanuel Wallerstein’e göre kaos, dünyadaki bütün önemli aktörlerin önceliklerinin sürekli keskin değişimlere açık olmasıdır. Öyleyse aktörlerin arasındaki güç mücadelesini, bu açıklığın bir bilinmezlik yaratmasını ve tahmin edilemezlik halini düşünmeliyiz. Wallerstein, “Bunda şaşılacak bir şey yok!” demektedir.[3] Hedef davranışların belli prensiplerle ve kurallarla yeniden gerçekleşmesi olduğuna göre, insan yapımı kaotik durumların yaşanması da doğaldır.

Doğanın enerjisi ve yeni doğumları böylesi kaotik ama sonra üstesinden gelinen pek çok merhaleden güç bulur. Evren enerji üretimine ve maddeyi dönüştürmeye dayalı sistem özelliği sayesinde sürekli genişleyen bir düzendir. İnsanoğlu evrenin zeki yaratıklar sınıfında olduğuna göre, kendinden korkma gerekçesinin özü de buradan kaynaklanır. Bu öz insanın evrensel ölçekteki doğal cesaretine engel değil, bir tepkisel gelişmenin, hazır olmanın, problem çözerek ilerlemenin ve güçlenmenin bilinçli yöntemidir.

Kaldı ki karmaşıklık bir süre beslenip, taşmaya hazır bir bardak su gibi düşünün, bir damla ilavesiyle bile nasıl taşabiliyorsa, yaşamda da her şey normalmiş gibi göründüğü esnada, bir eylem müdahalesiyle ortam, geçici de olsa, kaosa doğru sürüklenebilir. Bunlar doğal nedensellik meseleleridir. 

Kaosu yaratabilen insan zekâsı veya bilgi birikimi tamamsa, burada ortamın yüklenmiş olduğu birçok tedirgin edici, tanımlanamayan, ucu açık konuların olmasına ne diyelim? Ortamda sorun yaratan parça parça da olsa birikmiş yükler vardır. Sonunda bir de bakarsınız ortamın tamamı aniden patlatılabilir. Bir oda düşünün, bu odaya bir çatlaktan sızıntıyla zaman içinde gaz dolmuş ve böylelikle patlaması an meselesi olsun, her şeyi birbirine katmak için bir kıvılcım yeterli olacaktır. İşte kaotik ortama hazır en basit atmosferik şartlar böyledir. Burada sebep gaz, borunun çatlak olması veya odanın penceresinin o an açılamaması değildir. Burada sorun her şeyi düzenlerken kaotik şartlara hazır bir kurgunun hep var olması halidir. İnsan bu kurguyu duruma göre yapabilir. 

Kaos çekingenliği diye bir konudan bahsetmek istiyorum. Her şartta kaosu davet eden olmak gibi bir argümanı ileri süremeyiz, ancak bu bazen toplumlar için beklenmesi gereken bir gerçektir. O halde tedirgin edici şartlara ilerleme potansiyeli var ise çekinenlerin olması da doğaldır. Neticede kaos, düzenliliğe ters olma durumu, bilinmezlikleri içinde barındırıyor, bu gayet tedirgin edici, ürkütücü bir durum. 

İnsanlar düzeni kabul ederek, bunun sistemleşmesini ve kontrol mekanizmalarını bazı hususlardan feragat etmek pahasına geliştirerek inşa ederler, ama eğer yaşam için böyle bir planları varsa. Planları yoksa, dikkatli değillerse, umursamazlarsa, disiplinden uzaklarsa, sistem kurmak ve işletmek noktasında yeteneklerini beslemedilerse, organizasyon kabiliyetlerini geliştirmedilerse, olacak ne biliyor musunuz, oda gaz dolar ve patlayana dek bu ortamı besleyenler o toplumun aynı zamanda birer ferdidir; bu noktada oluşan kaosun sorumlusu ne binadır ne gaz. O halde insan yeni bir düzen kurulana dek temelde kaostan çekinir. 

Kaos vuku buluyorken insanda korku ve panik hali ortaya çıkar. İnsan en azından kaybedeceklerini düşünür ve karamsarlığa kapılır. Nereden bakarsanız bakın, kaos tıpkı mahşer anı gibidir. Ama biliyoruz ki mahşerden sonraki yaşam insanın ideal şartlarını veya düzeni vaat eder. Geçici korku hali bir anlamda umudu yakalamak için sabretme dönemidir de. Kaos şartlarında panik içinde olan ile sabreden insan arasında fark vardır. 

Şimdi düşünün insanın kendi yarattığı sosyo-ekonomik ve sosyo-politik kaos şartlarında bazılarının panikle savrulmasını ve diğerlerinin ise sabırla ve olgunlukla düzenin gelişmesini beklemesini, hatta imkânı varsa düzenin çabuk kurulmasına katkı vermesini.

Politikanın kendisi kaotiktik, çünkü kaynağı insanın doğasından, arzularından ve itkilerinden gelir. Güçlü medeniyetlerde bir kültür ve olgunluk hali söz konusu ise bu normali ifade eder. Normal düzende politika yeterli dengeleri kapsamıştır. Dengelerde kaymalar görülüyor ve yeni aktörler devreye konuyorsa kaosa doğru seyri isteyen politik girdilerin varlığına işaret etmemiz gerekir. İşte bu noktada hedef konumundaki ortam çekingenlik gösterir. Sonra ortam ne derecede tepki gösterecek? 

Farklı tepkileri görelim: 1) Hafif atlatır, aslında kaos olmaz, kritik zaman eşiği alınan tedbirlerle geçilir. 2) Kaos olur, kayıplar vardır, etrafa saçılanlar, vs. Ancak çabuk bir geçiş süresi yaşanır ve yeni normal şartlar devreye konur. 3) Kontrol edilemeyecek beklenmedik kaos hali varsa bu başka güçlerin devreye girmesini ve normal düzeni tesis etmek için bütünüyle yeniliklerin oluşmasını gerektirir.

Bir köy düşünün, dikkatsizler, disiplinsizler, eğitimi göz ardı etmişler, organize olmaktan kaçanlar, sistemsizler, sürekli didişenler, dedikodu üretenler, birbirlerini sürekli düşman görenler dolu. Gaz dolu oda gibi değil mi? Biri çıkar kibriti çakarsa, bilinçli veya bilinçsiz, sonuçta insanlar, hayvanlar, evler, samanlar, tohumlar, eşyalar cayır cayır yanabilir. Bu durumda o köyün kaos alanına dönme potansiyeli vardır deriz. Bunu tespit etmek gerekir. Bundan sonra itfaiyecilerin ne kadar becerikli olduklarını anlatıp durmak başka bir konudur.

Bu köy örneğinde kaos potansiyeli bahsini gördük. Kaos potansiyeli de içten içe bir gerginlik yaratır. İnsanlar bu gerginlikten, tedirginlikten, korkudan dolayı harekete geçmiş olmalıdır. Zira normalde üstün özellikli bir insan topluluğundan bu davranış beklenir. Efendim yan köyden biri geldi ve kibriti çaktı… Bunu söylemenin bir yararı var mı? Önemli nokta, köyün o kaotik atmosferinin olmaması halidir. Bunu oradaki insanlar yaparlar, başkasından beklenecek bir şey var mı? Başkaları zaten bir rakiptir aslında, yaşamı paylaşırken kendini de düşünür.

Kaos potansiyelinin göz önünde bulundurulduğu yapılar için, eğer konuyu politikaya indirgerseniz bu açıdan değerlendirebilirsiniz, olması gereken nedir? Mümkünse kaosun olmaması, olacaksa da hafif atlatılması, kritik zaman eşiğinin alınan tedbirlerle hemen geçilmesi. Ancak bu noktada bir konu daha var, toplumsal olgunluk! 

Olgun düzenler veya sistemler; 1) istenmeyen bir halin oluşmasına gerekli tedbirleri öncesinden alabilme yeteneğine sahiplerdir; 2) ama hafif atlatılsa dahi eğer bir kaos hali gerçekleştiyse, alınacak tedbirler çok büyük ölçekte değerlendirilerek, köklü değişimleri yaparlar, bunu önemserler.

Bu ikinci söylediğime bir benzetmeyle ilave yapayım. İnanç bağlamında düşünün, cennete gitmeyi bu dünyadaki davranışlarınızla hak edersiniz. Yine de mahşer yaşanır! Yani kaos, insanoğlu düzleminde bu engellenemez bir gerçektir, çünkü aşkın bir güç devrededir. Bu anda şartların yenilenmesine kadar birey veya toplum olarak sabırla sürecin gelişimi beklenir. Bu haldeyken sizin algınızda geçecek zaman kendini kısalır gibi hissettirir, bir anlamda size kolaylık sağlar, dolayısıyla fazla acı çekilmeyecek düşüncesi kabul edilir. Sonra cennet gelir ve önünüze serilir. Eğer sabırlı ve olgunsanız beklentilerinizin karşılığı mükemmel köklü bir değişimdir, devrimseldir, huzur gelmiştir. Bu benzetme çerçevesinde düşünürseniz, gerçekte olup bitenin nedenselliklerini, algılanmasını, sorumluluk yükünü, alınması gereken tavrı ve yapılması gerekenleri düşünmek de kolaylaşacaktır.

Korku ve çekince bazen gereklidir de. Bu, meselenin özünü ve oluşturduğu tehdidin gelişimini bilmekle alakalı bir gerekliliktir. Bu bilgi, insanı önlem almaya ve her şartta ortamı disipline etmeye yarar. Senaryolara göre hazırlıklı olmanın bir yolu da budur. Bundan herkes sorumludur ama yönetme erkinin kabiliyeti de burada kendini gösterir. 

Köyün ileri gelenleri de yöneticiler kadar işin içindedir. Yöneticiler olası yangın için sağa sola su deposu ve çeşme yaparlar, sonra yönetme sürelerini doldururlar, yerine başkaları gelir. İdareci değişimi o köyün içinden olur. O köyde bir olgunluk hali varsa, evlerde, mahallerde, okullarda, işte medeniyet budur. Köyün ileri gelenleri, hafızası, bilge kişileri, insana özgü diğer canlılardan ayırt edici bilgi bazlı kapasiteyi kullanırlar ve disiplinli, sistemli, organize olmayı ve dahi ahlaklılığı, korumacılığı, birlik beraberliği, dostluğu sürekli gençlere aşılarlar. Dolayısıyla, yeni yetişen gençler olgun bir ortamda, düzen içinde, kaos potansiyelinin idrakiyle, sımsıkı bir biçimde köyün asil bir ferdi olurlar, serin kanlıdırlar, tedbirlidirler, hazırlıklıdırlar. 

Mesele bariz bir umudun olması halidir, nasıl olsa doğallıkla tekrar yeni bir düzen gelecektir. Eğer insanın buna bir katkısı olursa hem yeni düzenin gelişmesi kontrollü gerçekleşir hem de buna çaba gösterenin gücünü ve tatminini artırır mahiyette bir sonuç ortaya çıkar.

Zor değil! Politik atmosferi olgun hale getirmekten tutunuz, krizleri ve kaotik durumları atlatmak zor değil. Çünkü her şey insanın algısında ve fiillerinde gerçeklemektedir. Güçlü olmayı bilmek gerekir, yolu da bellidir. Bu öncelikle bilimsel düşünmeyle desteklenen bir yolu işaret eder. Doğayı ve insanı iyi bilmek, soruları doğru sorup cevapları metotla bulmak gerekir.

Ateşi besleyen odun veya patlamayı besleyen gaz dolu oda gibi düşünün, politik atmosferde, dikkatsizce ortaya atılan sözler, yalan haber ve iddialar, hamaset, teşhisleri yanlış yöne kaydıracak ve akılları karıştıracak girdiler yapmak, bırakalım kasıtla yapılanları, doğru yapıyorum derken yanlışı çağırmak dahi bir kaosa hizmettir.

Sosyo-politik ve sosyo-ekonomik konularda kaotik potansiyel alan küreseldir. İç ve dış politikaya bu açıdan bakmak gerekir. Bazı hallerde dış etkileri, tıpkı dünya atmosferine güneşten gelen radyasyon veya asteroitler gibi düşünmek gerekir. Ama önemlisi içerideki algıdır. Kaos çekingenliği doğru düzgün hazırlanmak ve köklü önlemler almak için gereklidir. Buna karşılık kaos potansiyelini mümkün mertebe sönümlemek toplumların elindedir. Kazanmak istiyorsanız küresel sosyo-ekonomik ve sosyo-politik şartların gereğini yapmak zorundasınız. Zenginliği inşa edecek akılla hareket etmek, işe yaramayan kurumlara bel bağlamamak, refahı üretmek ve dağıtmak, verimli döngü alanları yaratmak ve sömürücü, kan emici yasal veya yasa dışı kurum ve örgütleri gecikmeksizin ortadan kaldırmak gerekir.[4] Bunu inkarla, görmezden gelmekle veya tembellikle ilerlemek mümkün değildir. Böyle bir dünya yok, hele bu çağda!

NOT-1: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

NOT-2: Bu yazının görselini kaosun usta sanatçısından, Jackson Pollock’tan bir eseri seçtim. Bunu borç aldım kabul etmesini dilerim.

Gürsel Tokmakoğlu


[1] Karl R. Popper, Bilimsel Araştırmanın Mantığı, Çev. İlknur Aka, İbrahim Turan, YKY, 8. baskı, İstanbul, 2018, s. 314.

[2] Karl R. Popper, Hayat Problem Çözmektir, Bilgi, Tarih ve Politika Üzerine, Çev. Ali Nalbant, YKY, 4. baskı, İstanbul, 2011, s. 205.

[3] Immanuel Wallerstein, Kaos ve Belirsizlik, Çağdaş Dünya Düzeni Üzerine Düşünceler, Kopernik, İstanbul, 2018, s. 9.

[4] Bkz: Daron Acemoğlu, James A. Robinson, Ulusların Düşüşü, Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri, Çev. Faruk Rasim Velioğlu, DK, 5. baskı, İstanbul, 2014.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Bize Bayram Gerekli

DİĞER YAZI

Türkistan’ın Değeri

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi