Tam Spektrumlu Savaş

266 Tıklama
17 Dakikalık Okuma
Okuyucu

ABD’nin askeri talimnameleri bizlere neler olup bittiğinin de resmini verir. Çünkü içinde ABD stratejisi, bütçesi, kapasite artırımı, hazırlıkları ve günlük yaşama dönük uygulamaları vardır. Gördüm ki Türkiye kamuoyu henüz ABD’nin Tam Spektrumlu Savaş kavramının getirdiklerinin ve bu konudaki talimnamesi JP 3-0’ın pek farkında değil. Hal böyle olunca eksik veya bilinçsizce yargılar oluşuyor; konvansiyonel savaş bitti, siber savaş dönemi başladı, gibi. Bu vesileyle dünyada yaşayan herkesi ilgilendiren önemli konuyu tartışmaya açalım.

Birinci konu, tam spektrum konusu savaşların ilan edilme döneminin bittiği bir dönemde bulunmamızdan ileri gelir. Soğuk Savaş’tan bu yana “ilan edilmemiş savaşlar” dönemine girdik. Dolayısıyla barış ve gerginlik dönemleri yoğun güç mücadelesi ve aktif çatışma haliyle geçmektedir. O halde savaşın spektrumu bu şekilde kabul edilerek bir anlayış ve düzenleme içinde olmak durumundayız.

İkinci konu, bu güç mücadelesi ve aktif çatışma biçiminin alanı ve kapsamı hakkındadır. Bu da her türlü savaş ve çatışma yönteminin aynı anda kullanılması şeklinde olmasıdır. Bu nedenle de her spektrumda savaş veya rekabet hali söz konusu olduğunu görmekteyiz.

Üçüncü konu, ortakların mücadelenin içine sokulması ve onlarla ilişkilerin belirlenmesi marjının çokça kapsamlı düzenekleri içermesi halidir. Rekabetin boyutları ve alanları bu denli farklılaşınca, müşterek ve koordineli karşı koyma mücadeleleri süreklilik kazanınca, örneğin ABD için kurulan ortaklıklar NATO’dan ibaret olmamaya başlamıştır. O halde ortaklık spektrumu da değişmektedir.

Şöyle düşünün, küresel politikaları olan ABD için eğer asıl rakip (veya hasım) aynı anda hem Rusya hem de Çin ise burada başarılı olmak adına yapılacaklar listesi ve kapsamı çoklu bir yapıyı içermelidir. Ticaret, finans, hukuk, bilimsel&teknolojik, istihbarat, politik&diplomatik, sosyo-psikolojik, bilişim, ulaşım, askeri, siber&uzay gibi alanlarda aynı anda sivil ve askeri, legal ve illegal yapılarla çok kompleks ve daha çok kriz yönetimi uygulamalarıyla somutlaşan girişimlerin olması gerekir. Baskı kurmak, diz çöktürmek, caydırıcı olmak, bölüp-parçalamak gibi bilinen hedeflerin yanı sıra, yukarıda saydığım her alanını istismar ederek kendi çıkarına olacak şekilde rakibe ait kaynakları seferber etme durumu da hedeflerin içindedir. 

Örnekleyelim, Rusya’nın jeopolitik ölçekte ulaşım ve enerji kapasitesi iyi durumdadır. ABD bir taraftan Çin ile rekabet ederken aynı anda Rusya’nın bu imkanlarını hedef alıp savaşmak yerine, seçilen yöntem gereği, bu kabiliyeti kendi çıkarına kullanmak, Çin karşısında daha güçlü mücadele etmek mümkün olabilmektedir. Benzer biçimde tam tersi durumlarda Çin’i kullanarak Rusya baskı altına alınabilmektedir. Bütün bunlar aynı anda gerçekleşirken, her iki rakibin genişleme alanı içindeki ülkelerde ve yönetimlerde “gri alan faaliyetleri”yürütülmektedir. O halde rekabetin her biçimde spektrumu kullanır bir çabayı içermesi gerekmektedir.

Örneğin Ukrayna krizine bakalım. Bu ülke ABD, AB ve NATO için bir hedeftir. Rusya ve İngiltere için de bir hedeftir. Çin’in de ilgi alanındadır. Ukrayna krizine sadece ABD-Rusya veya AB-Rusya boyutlarıyla bakılırsa eksik olur. Eğer sadece JP 3-0 talimnamesi çerçevesinde bakarsanız, elindeki imkanları kullanarak doğrudan çözebileceği bir Ukrayna krizini ABD en azından bu aşamada çözmek istemez, krizi devam ettirir. Neden? Küresel çapta ama daha özel kapsamda Pasifik’te Çin-ABD rekabetinde, karşısına değil de yanına almak zorunda olduğu Rusya’yı ve Ukrayna meselesini kendi çıkarına kullanmak ister. Tatbikat yapar, Ukrayna bölgesine asker yığar, NATO ile diplomatik faaliyetleri başlatır, Ortodoks kilisesini devreye sokar; ancak ABD Cenevre’de, Joe Biden ve Vladimir Putin’in dört saatten fazla süren, ikinci Yalta diyebileceğimiz türden bir zirvede, küresel meseleler üzerine anlaşma yapılırken, Ukrayna hakkında da bir gizli anlaşma yapar. 

Tam bu zamanlarda örneğin İngiltere Karadeniz’de iki savaş gemisiyle Kırım sınırından geçer, buna Rusya müdahale eder, herkes savaş olacak zanneder. Bu olayda İngiltere’nin Rusya’ya mesaj verdiğini düşünenler olabilir, ama aslında Hazar ve Trans-Kafkaslar bölgesinde faaliyeti olan BP enerji şirketini de işaret edercesine, ABD’ye mesaj verir, bir nevi, küresel rekabette ben de varım der. Hatta bu çerçevede aynı anda Queen Elizabeth-II uçak gemisine Pasifik’te gösteri yaptırır.

Şimdi bütün bu olanlara birlikte bakarsak, küresel rekabeti de tam spektrumlu savaş mantığını da eksiksiz anlamış oluruz, analizlerimiz yerli yerinde olur. Tabi bu örneği Ukrayna’yı merkeze koyarak verdim. Bunlara ilave olarak eğer aynı anda, Hong Kong, Tayvan, Güney Çin Denizi, Pakistan, Afganistan, gibi alanları da kapsayarak okursanız, tam spektrumlu savaşta kriz mantığının nasıl işlediğini de daha iyi açıklar oluruz. Savaş gemilerini, askeri tatbikatları, nükleer ve yeni nesil silah sistemleri denemelerini sürdürdükleri bir anda, iktidardaki liderleri ve hükümetleri, ekonomik faaliyetleri, siber saldırıları, vs. birlikte okumamız gerekir. Bütün bunlar bizlerin de tam spektrumlu bakış açımızı ortaya koymamıza yönlendirir.

Tam spektrumlu savaş; rakibi, düşmanı veya başka bir hedef ülkeyi baskı altına almak ve üzerinde üstünlük kurmak demektir. Ancak şurası önemli, bu baskı ve üstünlük sonucunda ABD, sahadaki kaynakları nasıl elde ederim ve kullanırım der. Bu demektir ki, yeni kolonyal dönemin savaş tarifidir. Asker bir adım geride duruyor gibi görünse de bu konu diğer ülkeler için bir aldatmacadır. 

Bir diğer endişeli yaklaşım da dünyada insanların ABD tarafından “beyin kontrolü” veya “algı yönetimi” ile etki altına alınması şeklinde yorumlanmaktadır. Siber alandaki faaliyetler fazlasıyla baskı ve üstünlük konusu haline dönüşmüştür. Küresel çapta insanların algısı tam spektrumlu savaşın kapsamı içinde gösterilmektedir. Samimiyetin olmadığı, ancak çok samimi görülen bu savaş yöntemi yaklaşımının asıl hedefi diğer otoriteleri yok etmek ve sadece ABD’nin otorite olmasını temin etmektir. Buna ABD hakimiyetinin artırma da denmektedir. Diğer açıdan ise otoriteleri yok etmek veya zayıflatmak derken, aslında savaşın ön hattına masum insanlar ve halklar konmaktadır, askerler değil. Sonuçta sözle özgürlük ve demokrasi denecek ama aslında insanların yaşamı kontrol edilecektir. Bu savaş türüne; “görünmez, gölge veya gizli savaş” diyenler de vardır. ABD’de bazı kiliselerde bu savaşa, “şeytanın savaşı” veya “Lucifer’in Savaşı” denmektedir.

O halde askeri bakımdan tam spektrumlu savaşın çerçevesini şöyle çizebiliriz: Kara, deniz, hava, uzay ve siber alanda; bilgi (siber-uzayı içerir), elektromanyetik spektrum (EMS) ve diğer faktörlerin (örneğin mikro-biyoloji, nöro-bilim vs.) ortamında; rakip, düşman, dost ve doğal aktörlere karşı aynı anda sürdürülen belirgin veya belirgin olmayan çabalardan oluşur; politik, ekonomik, askeri, sosyal, bilgi, altyapı, fiziki çevre ve zaman argümanlarını birlikte kullanır.

ABD’nin tam spektrumlu savaşında diplomatik, bilgi, ekonomik ve askeri faaliyetlerine ve hedeflerine birlikte bakmak gerekir. Bütün bu hususlar sonuçta ABD çıkarına bir sonuç elde edilmesine kadar sürdürülecektir.

ABD askeri yapısının müşterek operasyonlarının safhalarını gözden geçirelim. Yukarıdaki görsele bakılırsa, küresel ve harekât alanı faaliyetlerinin aynı anda kapsandığı açıktır. Burada ABD’nin harekât sahasını baskılaması (“tam dominasyon” da denebilir) faaliyetlerinin yoğunluğunu görmek mümkündür. Rakip/hasım/hedef baskılandıktan sonra dengeleme süreci sevk ve idare edilir. Beşinci safhada devreye giren konu sivil otoriteyi etkinleştirme faaliyetidir.

Bir adım ileriye gidersek, ABD Savunma Bakanlığı hedefe yönelik faaliyetlerinin sürdürürken devletin diğer birimleri ne yapıyor, onu görmemiz gerekir. Özellikle diplomasinin fonksiyonu çok ileri seviyelerdedir; bütünüyle krizin veya gerilimin gelişimi ve yönetilmesi gerekmektedir. Eğer rakip/hasım krizde Amerika Birleşik Devletleri’nin diplomatik, ekonomik, askeri, vs. baskısına bakıp anlaşma yoluna gider ise sorun bu kapsamda yönetilmeye başlar, değilse askeri faaliyetlerin daha fazla devreye girmesini gerektirir. Ancak askeri faaliyetler sadece ABD Savunma Bakanlığı unsurlarının çatışma içine girmesi şeklinde anlaşılmamalıdır, işte burada diğer çatışma yöntemleri (asimetrik savaş, hibrit savaş, vekalet savaşı, sıfır kayıplı savaş, vs.) devreye girmektedir. 

Bizim de dilimize girdiği gibi bu faaliyetler “hem masada hem sahada olmak” şeklinde anlaşılmaktadır. Ancak ABD’nin stratejik ve operatif kapasitesi ile bu sahayı kullanma biçiminin yapacağı etkiyi bu bilgilere göre okumamız gerekir. 

Çokça sözünü ettiğimiz konulardan biri olan bilgi harekâtı konusuna değinelim. Aşağıdaki göresi inceleyelim.

Stratejik ve operasyonel faaliyetler aynı anda sürer. Siber-uzay, bilgi ağları, bilgi desteği gibi taarruzi ve savunma faaliyetleri uzaydan harekât alanına kadar her katmanda sürdürülür. Bu tür görsellere bakıldığında önce düşünülmesi gereken, bu konuların başlama ve bitme zamanları olmalıdır. Örneğin ABD’nin Suriye’deki operasyonunu düşünürseniz, yaklaşık on yıldan fazla zamandır süren bir bilgi harekatının olduğunu ve ABD kazanıncaya kadar devam edeceğini hesaba katmamız gerekir. Ne zaman biter, biliyor muyuz? Öyleyse, ABD bu harekât alanında sadece rakibi Rusya’ya değil, bölgedeki her bir aktöre, Türkiye’ye, Suriye rejimine, İran’a, terör örgütlerine, diğer bütün aktörlere karşı taarruzi ve savunma harekâtı yapması söz konusudur.

Ülkemizle ilgili mücadele ortamını değerlendirirken bu önemli konuyu bilmeden hareket edemeyiz! Belki Batı kültüründeki endişeli yaklaşımların haklılık payı yüksektir, bu bir şeytanın savaşma biçimidir, ne dersiniz? Böyle bir savaşa hazır mısınız? Alabileceğiniz önlemlerin neler olduğunu biliyor musunuz?

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Terör ve Propaganda

DİĞER YAZI

Etkin Tutum ve Gerçeklik Ötesi

Güvenlik 'ın son yazıları

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.

11 Eylül’ü Hatırlamak

11 Eylül 2001’deki terör eylemi nedeniyle hayatını kaybeden tüm insanları rahmetle anıyorum.Ancak şu da var, Uzun