yeni-post-modern-politika-yapicilik
Yeni Post-modern Politika Yapıcılık

Yeni Post-modern Politika Yapıcılık

774 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Uluslararası ilişkilerde teori ve pratiği birlikte ele alalım ve kamuoyunda yer bulan dili kullanarak bazı açıklamalar yapalım. Nedir bunlar? Oyunu kuran ve oyunu bozan; devletlerin iç politikasına müdahale; proje yönetimi… Sonunda kendimize soralım: Ne yapmalıyız?

Genel

Yeni post-modern politika yapıcılık (policy making) için başlıca görünür konu başlıkları şunlardır: Popülizm, plütokrasi, kleptokrasi, otokrasi. Uluslararası politikaların resmi uygulayıcısı olan liderlerin, bürokratların ve diplomatların yeni yöntemlerine örnek, twit atmak, doğrudan yabancı toplumların günlük yaşamlarına etkide bulunmak, ekonomik saldırılar yapmak. Öne çıkan olgu ise kamu diplomasisidir. Aslında propaganda ileri düzeyde ve küresel çapta kullanılır olmuştur. Bu bakımdan sanal alem uygun bir altyapı imkanı vermektedir.

İç politikaya müdahale

Klasik modern dönem politika döneminde devletlerin iç işlerine “karışmamak” temel bir ilke idi. Bugün bu ilke terk edildi. Başat ülkeler proje bazlı politika yapıyorlar. Örnek proje: Bir ülkedeki petrolün veya gazın çıkarılması, ulaştırılması, pazarlanması ve piyasasında hakim olunması. Eğer bu bir proje ise buna engel olan konular neler, incelenir. Projenin gerçekleşmesine engel teşkil eden yönetim veya rejim ise bunun değiştirilmesi planlanır, yani iktidar veya rejim hedef alınır. Dolayısıyla post-modern dönemin politikasında devletlerin iç işlerine “karışmak” öne çıkan bir konu olmaktadır.

Bugün açıkça görülen örnek İran’dır. Konu ne? Haritaya bakılırsa rahatlıkla anlaşılır. Her doğrultuda; doğudan batıya, kuzeyden güneye, hem çıkan fosil yakıtın ulaştırılmasında hem de piyasasında söz sahibi olunması bakımından İran yönetimi bazı ülkeler için (özellikle ABD, İngiltere, İsrail, Suudi Arabistan,) bir engeldir. Başat güç ABD’nin (ve adı geçen ülkelerin) projelerini İran rejimi nasıl kabul eder, itirazsız nasıl uygular? Molla rejimi ile bu olur mu? Olmaz. En azından eskisi gibi, Şah dönemindeki gibi, bir yönetim işbaşında olmalıdır; hatta imkan varsa İran parçalanmalıdır. Bunu ben değil, İran’ı hedef alanlar bugün böyle görüyorlar. Bu bakımdan yapılması gerekenler bir planla düşünülür. Yani o ülkenin iç işlerine müdahale şart diye düşünülmektedir. Bu “klasik-modern” dönemde askeri darbelerle gerçekleştirilmekteydi. En son Mısır’da Sisi yönetimi bu şekilde işbaşına getirildi. Ama İran için öngörülen tamamen bir “halk hareketi” biçimidir ve “kalıcı” değişikliği sağlamalıdır. İran (tabiriyle) lime lime olmalıdır ki, enerjinin yanı sıra İsrail’in güvenliği de bu yolla sağlanmalıdır.

Şimdi de Suriye’de olanlara bu gözle bakın. ABD ve İsrail aslında pek çok Turuncu Devrimi ve Arap Baharı değişimlerini belli bir şekilde projelendirip uyguladı. Taşeron-melez terör örgütleri, STK’lar, medya, kamuoyu diplomasisi ve ilgilileri parayla destekleme yolu ile bu faaliyetleri yönetiyordu. Ancak Suriye daha ilginç bir uygulama alanı oldu. Farklılık Suriye’de Rusların Soğuk Savaş’tan bu yana yerleşmiş olmasından ileri gelmekteydi. Üstelik İran Hizbullah’ı burada etkiliydi. Aslında Rusya küresel, İran ise bölgesel planlar yapmaktaydı. Dolayısıyla, ABD ve İsrail tarafından Suriye’ye yönelik plan başka türlü hazırlandı. Çok konu var: Rejim değiştirilecek, küresel terör örgütleri görevlendirilecek, halk baskı ve zulümle karşı karşıya bırakılacak, kimyasal silah tehdidi kullanılacak, çok ülkenin ve uluslararası kuruluşun ilgisi bu bölgeye çekilecek, din-mezhep ve etnik ayrılıkları körüklenecek… Zamanla değişim gerçekleşecekti; ya kendiliğinden ya da uluslararası şartlar bağlamında pes ettirilerek gerçekleştirilecekti.

Irak’takine benzer biçimde Suriye bölünecekti. ABD güdümünde olan bir toplum yaratılacaktı. Son işaret ettiğim ne? Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’ne benzer biçimde, Suriye Bölgesel Kürt Yönetimi. Ne yapıyor Amerika? Çok yönlü ve kaos benzeri bir post-modern yöntemle saldırılıyor ve twit atmak dahil, başta ifade edilen tüm yöntemleri kullanılıyor. CIA başka bir iş yağıyor, Pentagon başka; propagandistler Başkan Trump adına planlı ve hedefli twit atıyor, Dışişleri başka bir açıklama yapıyor…

Proje bu ya; Suriye ve İran nasıl bütün halde ele alınabilir? İran’daki rejimin değiştirilmesi ile Suriye’deki kaosun uzatılması birlikte değerlendirilecektir. Görüleceği üzere, her iki ülkedeki Rus (ve Türk) etkisinden dolayı, burada çok daha “yıkıcı” bir plan uygulanacaktır ve burada bir devletin iç işlerine müdahalenin çok ileri örneklerini görmek söz konusu olacaktır. Peki, burada Amerika hangi deneyimden istifade ediyor dersiniz? Vaktiyle Rusların etkisinde olan Yugoslavya’nın dağılması sürecinde elde ettikleri deneyimi kullanıyorlar.

Oyunu kuran ve oyunu bozan

Örnekle devam edelim. Suriye ve İran’da (önceki Irak ve diğer Arap ülkelerinde değişik biçimlerde görüldüğü gibi,) “Oyunu asıl kim kurdu?” dersek, “Amerika ve İsrail,” şeklinde cevap vermemiz gerekmektedir. Alt hedefler içinde bakalım: Kuzey Suriye’ye daha önce belirtilen “Suriye Özerk Kürt Yönetimi” projesi üzerinde çalışırken, Türkiye, ABD’nin oyununu bozan olmuştur. Türkiye ABD’nin oyununu bozmasın diye önceden tedbir almış ama başarılı olamamıştır. Nedir bu? ABD, Türkiye’de mevcut iktidarı bir darbeyle değiştirmek için FETÖ’yü görevlendirmiştir. Ancak millet bu oyunu bozan olmuştur.

Ya Türkiye kendi açısında hangi oyunu kurmuştur? Cevap net değil. Zamanla birtakım ihtimaller ortaya atılmaya başlanmıştır. Örneğin: Türkiye PKK’yı bitirme oyununu bu kaos içinde kurdu. Olur mu? Birlikte göreceğiz.

Sonuç

Çok temel bir yaklaşımla, bugün Ortadoğu’da yaşanan olayları, özgün terimleri içinde değerlendirerek ve belli bir anlayışla özetlemiş bulunmaktayız. Sonuç ne? Günümüzde “post-modern politika yapıcılık” ilkesi uygulanıyor. Buna dayalı olarak, devletlerin iç işlerine müdahale, yapılan projelerin gerçekleşmesi adına her türlü yöntem uygulanıyor, oyun kuruyor ve gerekirse oyun bozuyor.

Türkiye nerede, ne yapıyor veya ne yapmalı? Dünya değişti ise düşünülmesi gerekenler var. dış politika gerçekler üzerinden yapılır ve çıkarlar esastır ve bu ilkeler klasik-modern döneme aittir. İster saldırırken, ister savunma yaparken, bu ilkeleri düşünmek mümkündür. Bugün Suriye ve İran bütün haliyle örnektir.

Hatta geçmişte darbelerle (planı yapanlar gibi ifade edelim,) “yola getirilmeye çalışılan” Türkiye bu işlerde çok tecrübelidir. Ama şu an Türkiye’de bazı çevrelerin bir ölçüde aklı karışmaktadır. Esasen akıl karışıklığı post-modern anlayışlardan ileri gelmektedir. Çünkü Türkiye’ye doğrudan ve dolaylı etkiler aynı anda yapılmaktadır. “Özellikle halkın aklı karışsın,” istenmektedir. 2012’de Davos’taki “One minute” olayından sonra açıkça görülmüştür ki, ABD ve İsrail (buna bir ölçüde Avrupa,) tarafından mevcut iktidarın alaşağı edilmesi dahi planlanmıştır. Yani bahse konu ülkeler esasında Türkiye’nin iç işlerine müdahale etmişlerdir, Türk Milleti üzerine oyun kurmuşlardır. Türkiye (özellikle Türk Milleti) bu oyunu bozan olmuştur. Türkiye hem oyun kurma hem de bozma yönteminin gerçekte mümkün olduğunu yaşayarak öğrenmiştir.

Şimdi, okurlarıma soruyorum, eğer bugün bu geçerli bir yöntemse, yani devletlerin iç işlerine karışmak bir politik tarz olmuşsa, Türkiye bu yöntemi kendi çıkarları için başkaları için kullanmalı mıdır?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Yeni Hint Okyanusu Jeopolitiği ve Türkiye

DİĞER YAZI

Üçlü Zirvenin Tahran Bildirisi

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını