yeni-hint-okyanusu-jeopolitigi-ve-turkiye
Yeni Hint Okyanusu Jeopolitiği ve Türkiye

Yeni Hint Okyanusu Jeopolitiği ve Türkiye

504 Tıklama
10 Dakikalık Okuma
1
Okuyucu

Bundan önce “Hazar Jeopolitiği ve Türk Konseyi” isimli bir makaleyi yayımladım. Orta Asya ve Hazar bölgesinin öneminin kavranmasına dönük ilave bu bilgileri de sizlerle paylaşmak isterim. Orta Asya jeostratejisinde önemli olan noktaları değerlendirerek gelişmeleri daha farklı bir pencereden okuyalım.

ABD’nin başat rakibi Çin’dir. Doksanlı yıllarında belirlediği tehdit algısı ve strateji ile Çin’e yönelik olarak temel bazı önlemler almayı düşünmüşlerdi. Tabi buna Hindistan ve kadim düşman Rusları da ilave edersek, küresel güç ABD için Asya’nın bütününe dönük bir jeostrateji; buradan öncelikle Ortadoğu, Avrupa, Atlantik ve Pasifik ile ilgili konular da ortaya çıkmaktadır. Neticede İngiliz Stratejist Sir Halford J. Mackinder’in “kalpgah” teorisi bakış açısı bunu gerektirmektedir. ABD’nin küresel çıkarlarını koruma adına inşa edeceği sistemin esası, çok boyutluluk kavramı göz önünde kalmak kaydıyla, yine bu klasik düşünceye benzerlik gösterir.

SSCB dağıldıktan sonra Orta Asya’nın ve Hazar’ın doğal gaz ve petrol enerji kaynaklarının işletimi, mevcut sistemlerden dolayı sadece Rusya bağımlılığı yanı sıra, elini çabuk tutan ve esaslı projelere para harcayan güçlere kaydı. Özellikle Hazar bölgesindeki ülkelerde peşi sıra Turuncu Devrimler ve iç politik çalkantılar yaşandı. En istikrarlı ülke Kazakistan oldu. Azerbaycan ve Batı’ya geçiş yolu niteliğindeki Ukrayna ile Gürcistan değişik süreçler yaşadı. Ukrayna hakkında halen Rus-ABD/Avrupa kavgası sürüyor. Gürcistan ABD kontrolünde. Azerbaycan dengeyi sağladı görülüyor.

ABD’nin çabaları yanı sıra Çin, İpek Yolu (Silk Road) stratejisi (veya sloganıyla söyleyelim: One Belt, One Road) boyunca ülkelere yatırım yaptı. Çin Milli Petrol Şirketi Kazakistan’da önemli bir petrol sahasını aldı. Kazakistan’a bir Orta Asya-Çin Boru Hattını inşa etti. Bu proje onun başka projeler geliştirmesine heyecan kattı. Peşinden Trans-Hazar Boru Hattı projesi geldi. Trans-Hazar Afganistan ve Pakistan’ın önemini ortaya çıkardı. Afganistan bir kez daha çatışmaların göbeğinde yer aldı. Nasıl vaktiyle ABD-Rus çıkarları için savaş yaşandı ise bu kez aynı savaş ABD-Çin arasındaki rekabetle uzayacaktı. Hatta Taliban sebebiyle başka etkileşimler de ortaya çıkacaktı. Pakistan terörle ilişkilendirilen bir ülke olacak ve pek çok yatırımın yönlendirilmesinde üzerinde tartışılan bir ülke olacaktı.

Projenin başlangıç noktası Türkmenistan, Rus boyunduruğundan bir ölçüde kolay kurtulan ülke olma sıfatını kazandı. Bugün Türkmenistan, Avrupa ve ABD’nin yaptırımlarından dolayı Rusya üzerinden Ukrayna’yı da kat eden hattan petrol sevk edemez konuma düşünce, politik tercihlerinin etkisiyle, Çin ile ilişkilerini geliştirme ihtiyacı duyan bir ülke oldu. Şu an Çin’e önemli miktarda gaz ihraç ediyor. Türkmenistan başka alternatifler aramaktadır. Bu bağlamda İsrail’e ve Avrupa’ya projelendirilen boru hatları güzergahı üzerindeki sorun sahası İran’dır. Dolayısıyla politik bakımdan İran’ın rejiminde değişiklik olmasını ABD ve İsrail kadar istemektedir. Bir önceki yazımda Türkmenistan ve İran konusunu ilişkilendirerek ABD ve İsrail politikalarını bundan dolayı işlemiş idim.

Türkiye, hem konumundan dolayı hem de politikaya dahil edilen dinin etkisiyle olsa gerek, Ortadoğu’daki meseleleri asıl imiş gibi görüyor. Hatta boru hatları bakımından Azerbaycan ve Rusya ile inşa ettiği projelerle ve Silk Road ile Çin’in desteğini de görerek kendine yeterli bir sistem kurduğunu düşünüyor. Bu düşüncede bir eksik olmasa gerek. Ama Türkiye Orta Asya ve Hazar politikalarında olup biteni de iyi okumalıdır. Türkiye Orta Asya’ya ve Hazar’a bütünüyle bakarsa, İran’ın, Türkmenistan’ın, Afganistan’ın, Pakistan’ın ve Çin’in durumunu ve burada meydana gelen tartışmalardaki ABD ve İsrail’in (İngiltere’yi de dahil etmek yanlış olmaz) etkisini eksiksiz değerlendirebilir. Birçok nedenden dolayı bugün İran ABD, İngiltere ve İsrail çıkarları için “acil çözülmesi gereken sorunlu ülke” konumundadır. Hazar’ı ve Basra’yı içine alan bir “Hint Okyanusu Jeopolitiği” ortaya çıkmış haldedir ve İran burada düğüm niteliğindedir. Donald Trump’ın masasına konan Ulusal Savunma Stratejisi’nin belkemiği bu anlayışla meydana getirilmiştir. Başta ABD ve Çin bu stratejik düğümde bir savaş halindedir. Savaşın dahilinde din dahil her tartıma götürür sorun sahası konu edilmektedir.

Çin, Asya’da yatırımlarını sürdürüyor ve elinde biriken doların gücünü de kullanıyor. ABD bu durumdan çok rahatsız oldu ve son yıllarda yaşanan Ekonomik Savaş’ın önemli ölçüde nedeni Çin’in politikalarına dayanıyor. Çin’in İran ve Ortadoğu ile bağını da bu bağlamda düşünmemiz gerekir. ABD, Çin’in önünü uzaktan kesmek istiyor. Hatta Afrika üzerinde Çin ve Batı arasındaki paylaşım savaşını da buna eklemek gerekir.

İsrail bugünleri görerek yaklaşık on yıl önce Kazakistan ve Türkmenistan başta, diğer Orta Asya ülkelerine bir boru hatta projesi önermişti.  Bu proje ile doğrudan önce gazı, sonra petrol ve hatta suyu Doğu Akdeniz’e ulaştırmayı önermekteydi. İlk proje taslağı Türkiye’den geçen bir hattı kapsıyordu. Daha sonra bu hat tadil edildi. Demek ki bölgede jeopolitik ilişkileri bu boru hatları projeleri ile okumak yanlış olmayacaktır.

Türkiye Papaz Brunson vakıası sebep gösterilerek ABD ile arasında politik sorun yaşıyor. Devletçe değişik alanlarda ve cephelerde mücadele yapılıyor. Eğer Türkiye, ABD ile Çin’e Rusya’ya ve İran’a karşı gelseydi bu sorunları yaşar mıydı? Şimdi yaşanan krize bu gözle bir başka boyuttan bakmış oluyoruz.

Bu yazı Orta Doğu ve Asya ile Hazar ve Basra hakkındaki meseleleri birleştirir mahiyette, temelde ABD ve en başat rakibi olan Çin’i öne alarak, yaşanan sorunların tümünü açıklayan bir jeopolitiği kapsamaktadır. Bu fikri önerilerinize sunuyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Hazar Jeopolitiği ve Türk Konseyi

DİĞER YAZI

Yeni Post-modern Politika Yapıcılık

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını