ekonomik-savas
Ekonomik Savaş

Ekonomik Savaş

414 Tıklama
35 Dakikalık Okuma
3
Okuyucu

Ekonomik Savaşı yeterince anlayabildik mi? Geçenlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ekonomik savaştan da başarıyla çıkacağız!” dedi. Nedir bu Ekonomik Savaş? Bu yazı, bu konuda gerek konjonktürü ortaya koyması, gerekse temel noktaları ele alıp köklü bir inceleme yapması bakımından önemlidir.

Başta hatırlatmalıyım. Bu yazıya kadar yaptığım değerlendirmelerde, önce durumu net anlayabilmek adına ABD’nin güç enstrümanlarını ele almıştım. Herhangi bir ülkeden farklı şekilde, ABD bir ülkeye yönelince sadece bir noktadan değil, aynı anda sekiz-on alanda yaptırım uygulamaktadır, hem de gücünü ve etkisini hissettirebilmektedir. Bu hususun göz ardı edilmemesini salık veririm. Bugün bir Ekonomik Savaş yapılacak ama, hasmın kullandığı diplomasi tarzını bilmezsek eksik hareket etmiş oluruz, bu birinci husus. İkincisi ise şöyle, durum çok ciddi demiştim. Bunu hem siyaseten hem de bütün ülke olarak idrak etmek gerekiyor. Kısır tartışmalardan kurtulmak şarttır.

Bir diğer hatırlatmam ise şöyle. Öncelikle konuşulan neydi? Ticari Savaş. İyi de bu bilinmedik bir şey değil ki! Hatta işine gelir, aktörler pozisyonlarını buna göre yumuşatabilirler de. Ama Türkiye için konu sadece Ticari Savaş değil, Ekonomik Savaştır. Bunlar kapsam, yöntem ve sonuçları itibarı ile farklı şeylerdir. Türkiye’ye uygulanan Ekonomik Savaş ana bir planı gerektirir. ABD kampı tarafından yakın geçmişte başka tür güç unsurlarıyla saldırılar yapıldı, oldu olmadı, ama şimdiki uyguladığı hamle Ekonomi. Peki, plan ne? Ekonomik Savaş ile birlikte halkın direncini kırmak ve sonra istenen jeostratejik kazanımları elde etmektir.

Ekonomik Savaşı ikiye ayıralım: Birincisi Küresel çapta uygulanan, ikincisi ise coğrafyamıza özel olan, yani doğrudan veya dolaylı Türkiye’ye uygulanandır. İncelememizde bu iki ayrı anlatımı da işleme imkanımız olacaktır. Ancak aklımızdan çıkarmayalım, bu iki konu arasındaki ilişki her zaman baskın halin etkisinde gerçekleşen olguya dayalı gelişecektir ve bu nedenle önce temel etkileşimleri iyi anlamamız gerekiyor.

Ekonomik Savaş bağlamında derin öykü nasıl özetlenebilir?

ABD, Barack Obama döneminin “küreselci” politikaları ile belirgin biçimde ekonomik bir krize girdi. Bu arada “küreselci” sözcüğünden kastım ne, bunu açıklamak isterim. Küreselcilik, küresel iktidarı isteyenlerin gelecekte dünyayı başka bir idari ve yaşam standardına dönüştürmek istemesi ve patronajını küresel-kapitalistlerin sahiplenmesi ile ilgili bir anlayıştır. Küreselleşme diye bir olgu var ve bunun kendine özgü dönüşümü doğal şartlarında söz konusudur. Küreselciler ön alarak küreselleşme olgusunu kendi çıkarlarına ve planlarına göre projelendirmekle ilgilenmektedirler.

Küreselleşmeye inanan Obama ile küreselcilerin birlikte çabaları sonucunda ortaya çıkan tablo ABD’nin dengelerini bozdu. Küreselcilerin en önemli toplandığı coğrafya Amerika’dır, New York küreselciliğin başkentidir. Düşüncelerine göre, medeniyetin bu son noktasında işlerlik kazanmış en az 270 küresel mega kent New York’a irtibatlı olarak idare edilecektir, vizyon budur. İdare sözcüğü klasik anlamda düşünmemelidir. Dünyanın diğer tarafı şu an bilinen siyasal harita ile gösterilmiş alan “küresel taşra” olmaktadır.

İki dönem başkanlık yapan Obama, Çin ve Hindistan’ın ekonomik ve üretim-tüketim açılarından daha da öne çıkmasının özellikle “planlı” olduğunu kabul etmek istemedi. Donald Trump’a akıl veren stratejistler bunu biliyorlardı ve buna göre bir seçim süreci ile hareket ettiler. Bugüne bakın: Trump’ın yanındakilerin yarısı değiştirildi. İktidarda kalabilme anlaşması bunu gerektirdi. Hangi anlaşma? Donald Trump “America First” diyerek Amerika’nın gidişatındaki bu hassasiyete göre bir politik kazanım elde etti. Ama sonra ne oldu? Küreselciler Trump’ın bazı kişisel sorunlarını masa üstüne koyarak yine isteklerini yerine getirdiler. Yani Trump’ı Amerikan milliyetçili ile küreselciliğin arasında bir alana sıkıştırdılar. Yoksa Trump ilk yılın sonunda başkanlığa veda etmek zorunda bırakılabilirdi. “Başkanı azletmek o kadar kolay değil,” diyenler olsa da Amerikan tarihi enteresan örneklerle doludur. Trump meselesi de bir yana, küreselciler bakımından süreç işliyor.

Peki, Amerikan ekonomisinin bu son handikabı ile küreselci politikaların birleştiği alan ne? İki önemli sorun var:

1) ABD içindeki Dolar ile dışarıdaki Dolar hacmine bakın. Dolar dünyada küreselcilerin elinde daha fazla dolaşıyor. Örneğin Çin Dolar zengini bir ülke oldu. Kasası Dolar dolu, Çin Merkez Bankası bununla ne yapacağını soruyor. Bir önceki Davos zirvesinde Çin Başkanı Xi Jinping, “Küreselleşmenin sınırlarını daha da geliştirin, bazı güçler buna engel olmasınlar,” dedi. Trump ise aynı anda tam tersine politikalarını işaret etmekteydi. Enteresan değil mi? Xi’ye elinde biriken Dolarla ne yapacağını söylemesi başka bir konu, Çin gibi bir ülkenin, “Acaba başka para sistemi olabilir mi?” demesi başkadır.

Şu hatırlatmayı da yapalım, vaktiyle Avrupa Birliği (AB) Dolara karşı bir değer oluşturmak istedi. Bunu asıl öneren Almanya’dır. Bakın şimdiki duruma, AB Avroyu ayağa kaldırmakla uğraşıyor. Bu işin serbestçe olabileceğini düşünmüştü. Öyle değil mi, Serbest Piyasa Ekonomisi varsa, AB’nin böyle düşünmesi doğal değil mi? Ama Dolara muhalif olan başını derde sokmaktan kendini kurtaramamıştır. Almanya bugün ABD’nin ekonomik hedefi olmaktan kurtulamamıştır, aralarındaki kavga sürüyor. Son Kanada’daki G7 toplantısında yaşananlar açık örnektir.

Hatta aynı bağlamda SSCB de örnekti. Dünya üzerinde alternatif oluşturma beklentisi olan Ruble çöktü, SSCB sonrasında Rusya Federasyonu’nun kasasında bugün Dolar var.

Bu noktada esasen ABD’nin sorununu tespit ediyorsak, tekrar edelim; Doların bir biçimde hem ABD içinde hem de küresel ölçekte kontrolünün düzenlenmesi güçleşmiştir. Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) içindeki yönetsel ağırlıklar neredeyse küreselciler lehine döndü. FED’in yapısı gereği küresel kullanımının güçlü Dolar ile ABD’ye dünyada bir üstünlük sağlanıyor gibi görünmesi söz konusudur, ancak küresel sorumluluklar üzerinden ABD halkına birtakım bedeller ödetilmesi söz konusu olmaktadır. ABD bunu dengelemek adına kendi içinde büyük bir tartışma içindedir. Bu tartışma doğal olarak genişliyor; döviz cinsinden dönen küresel ekonomide ABD dışındaki ülkeler doğrudan etkilemektedir.

Bu sorun bilindiği gibi Dünya Savaşı sonrasında Bretton Woods Sistemi ile ele alınmıştı. Ama yine hatırlanacaktır, yetmişlerin sonundan itibaren Altın Sistemi bir tarafa bırakılmış ve Dolar esas alınmıştı. Şimdi, bahsedilen bu Dolar sorunuyla birlikte dünya gerilmiş ve yeni bir evreye gelmiş gözükmektedir. Yani dünya yüksek hacimde Dolar kullanınca, “Şimdi ne olacak?” deme noktasına gelmiştir. Yeni bir sistem tarifi veya düzenlemesi gerekmektedir.

2) Amerikan hazinesinin en önemli kaynağı olan vergi konusunda bir aksama olduğunu görmemiz gerekiyor. üretim başka coğrafyalara kaydığından dolayı, ABD, olması gereken değerde vergi toplayamayan bir ülke durumuna düştü ve her şey değişmeye başladı. Küreselciler yatırımları ABD dışına boşuna çıkarmadı! Yatırımlar vergi toplanamayacak bölgelere kaydı, ucuz üretim alanlarında varlık gösterildi. İşgücü başka coğrafyalara gidince küreselciler istediği gelişmeye sahip oldular. ABD halkı bunun getirisinden mahrum kaldı, hatta işsiz de kaldı. Bu onlar için çarpık bir durum oluşturdu.

Diyeceksiniz ki, (örneğin) Çin burada ne gibi bir fonksiyonu üsleniyor? Olur mu? Çin o efsanevi komünist Mao Zedong’un Çin’i değil ki. Şimdiki Çin bildiğiniz küresel yatırımcıların eşgüdümünde olan bir ülkedir. Evet yatırımlar orada, Çin bunlara yer gösteriyor ve halkını karın tokluğuna üretimde seferber ediyor. Bütün küresel markalar buralarda üretiliyor, buradan paketlenip satılıyor veya bazı parçalar, ara mamuller buralarda üretiliyor. Çin kendi payını alıyor ve Dolar zengini oluyor. Hatta Çin kendi kapitalizmini de geliştirmekle uğraşıyor, ama şirketlerin içine girilirse görülecektir, iştirakler bir hayli farklı karakter göstermektedir. Orada da bir plütokrasi gelişiyor. Sağlıklı bir sosyal düzen ve sosyo-ekonomik gelişmenin var olması söz konusu değildir. Çin ve benzeri ülkelerin durumu böyledir. Küreselciler bütün coğrafyaları kendi kontrollerinde başka nasıl tutarlar, öyle değil mi?

Peki, küresel başkentin bulunduğu Amerika’nın cari sorunu nasıl çözülecek? Trump saldıracak: Kanada’ya, Avrupa’ya, Almanya’ya, Çin’e, Hindistan’a… Nasıl? Trump, “Bana gelirinizden daha fazla pay ödeyin,” diyor. Açıkça bunu söylüyor. Dolayısıyla küresel bir Ticaret Savaş başlatıldı. Bu şartlara uyumlu olarak Amerika’nın sistemini restore etmek için kontrollü kaos ve yeni düzenin taşlarının oturtulması planı uygulanıyor. Küreselci güçler bundan hiçbir şey kaybetmiyor, hatta kazanan zaten hep onlar oluyor. Amerika ise başarabildiği kadar ilerler. Ancak, ABD’nin elinde başka güçler var; Yumuşak ve Sert Güç unsurları. Klasik anlamdaki konular bunlar, istihbarat gücü, kitle imha silahları gücü, konvansiyonel silah gücü, eğlence-kültürel güç, bilim-teknoloji gücü, politik güç, medya gücü, hukuk gücü… Bunları istediği gibi kullanıyor şimdi! ABD dışındakiler bu ortamda aklını kullandığı ölçüde ayakta kalır veya fırsatları kullanır, kendini güçlendirir.

Türkiye’nin durumu nedir?

Cumhurbaşkanı Erdoğan Ekonomik Savaşta olduğumuzu hangi açılardan işaret ediyor? Bunun cevabını bilemiyorum. Planlanan projelere ve ilgili Bakanların bu bağlamda söylediklerine bakıyorum, çok net sonuçlar çıkaramıyorum. Böyle olması normal mi? Normal. Çünkü kötü yakalandık! Amerika, İsrail ve Almaya politikaları ile gelişen bir sürü dertli dönemin ardından bu duruma yakalandık. Bildiğimiz konular bunlar, sıralamayayım.

Şu an Türkiye’nin acilen nakde ihtiyacı var. Borçlar var. O halde turizmle, ticaretle, iç tüketimle, vergilerle acil tedbirler alınırken, diğer yandan yeni partnerler de bulunmalıdır. Kimin kapısı çalınacak? Başka bir dünya yok! Almanya, Çin, Rusya, Hindistan… Hangi alanlara açılım gösterilecek? Avrasya, Pasifik ve Afrika. Başkaları ne yapıyor? Örneğin sıkışık haldeki Almanya nerelere saldırıyor? Onlar da Türkiye gibi. Ama onlar bizimle partner olurlar mı? Zor, ama olmaz değil. Rusya ve Çin ekonomik partner olurlar mı? Olabilir ama bunlar riski yüksek başka kutuplar, dikkat etmek şart.

Cumhurbaşkanı, “Doları ve altını yastık altından çıkarın,” dedi. Halka bu denir, başka ne densin? Ya provokatörlere ne denecek? Burası büyük sorun, halen troller işbaşında iken!.. Savaş bu! Herhangi bir cepheye sürülmeyeceğiz ama bu tip bir savaşın bütün zorluklarını iliklerimize kadar hissedeceğiz. Buna milletçe hazırlıklı olmak şarttır. Değilse o İsrail ve Amerika gibi ülkeler ve onların önünde ve altında koşan taşeronlar ortalığı karıştıracak her şeyi yapabilirler, yapıyorlar da.

Birtakım sürprizler olabilir mi? Rusya’nın da inisiyatifiyle Azerbaycan-Ermenistan sorununda yeni gelişmeler başlatılabilir ve Türk-Ermeni ilişkilerinden yeni bir safhaya girilebilir mi? Yine Rusya’nın dolaylı desteğiyle Esad ile görüşmeler başlatılabilir, Suriye sorununun hızla çözülmesi için gayretler artırılabilir mi? İran ile özel bazı ekonomik ve enerji işbirliği alanları başlatılabilir mi?

Türkiye Savunma Sanayii konularında yakaladığı ivmeyi artırarak sürdürmek, hem refah hem de güvenlik bağlamında bu konuyu motor yapmak istiyor. Burası açık. Savaş gemisi, akıllı mühimmat ve insansız hava araçları bağlamında iyi noktalara gelindi. Taktik kara vasıtaları ve iletişimdeki konuları detaylandırmak istemiyorum. Şimdi önemli ilk planlama Taktik Savaş Uçağı olacak, buna başlanacak görülüyor.

Türkiye kendini savunmak ve muhataplarına bir güç gösterisinde bulunmak için özellikle Siber Savaş alanında da ileri bir noktaya gelmek zorundadır. Bunu ihmal etmemek şarttır.

Kanal İstanbul Çin, Japonya ve Güney Kore gibi Yap İşlet Devret projelerine yakın duran ülkelerle ve yine aralarında küresel gücün olduğu şirketlerle bir fırsat olarak sunulabilir. Ben bu kısmıyla sunulanlara bir ilave yapmak istiyorum. Türkiye inşaatla birlikte geliştirilecek olan makine-ekipman, enerji depolama ve yapay zeka (AI) ile çalışan teknolojik sistemlerin Ar-Ge’sini ve yatırımını başlatmalı, hatta kendisi yapamıyorsa ortaklıklarla bu hususu geliştirmelidir. Zira yakın geleceğin planında kent ve ev yaşamı projelerinde enerji kullanımı ve AI ile çalışan gereçler çok önemli bir yer oluşturuyor.

Türkiye’nin şu an başlıca büyük sorunu Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının çıkarılması ve paylaşımı çerçevesinde gelişmektedir. Suriye, Filistin ve Kıbrıs bütünüyle bu hususa bağlıdır. İran ve Irak’ı da aynı jeostratejik boylamda olduğu nedenle buna ilave edebiliriz. O halde buna uygun politikalara açıklık getirilmesi ile ilgili çalışmalar hızlandırılmalıdır.

Mesele bir anlamda “döviz ve altın” gibi konuşulabilir. Burasını hemen herkes anladı. Ama burada hatırlatmak gerekiyor. Önemli konu Türk Lirasını mevduata yatıracak seviyede güçlü kılmak hedef olmalıdır. Piyasada TL harcaması ve döngüsü elbette önemli, vatandaş alışverişini mutlaka TL cinsinden yapmalı. Tamam da esas olan harcayan toplumdan kapitalini biriktirip güçlenen bir topluma geçemezseniz, özellikle orta kesimi ve sosyo-ekonomik gücü belli bir yapıya oturtamazsınız. Bu noktalara göre yapısal düzenlemeler gerekiyor kanaatindeyim.

Bu süreçte devlet önemli miktarda memur alımı yapacak, yeni yatırımlara beyaz yakalı ve işçi istihdam edecektir. Bu dengeli olmalıdır. Hesabı yaparken atıl kapasitede yığılma olmamasına dikkat edilmelidir. Aksi halde bugün AB’nin yaşadığı yüksek devlet harcamaları açmazına düşeriz. Burada son söz, kamu harcamalarına dikkat edilmesi konusudur.

Peki, bu icraatlar ve benzerleri hususlar etkinlikle gerçekleştirilse düze çıkılabilir mi? İlgililer ne diyor? “Yeni partnerler, pazarlar, fırsatlar arayacağız.” Demek ki aramaya koyulduk! Başka ne diyor? “Katma değeri yüksek ürünlere yatırım yapacağız.” Demek ki Ar-Ge yapıp, yeni üretim imkanlarının peşinde koşacağız. Ne zaman? Şimdiden sonra…

İşaret edildiği üzere, Küresel Ekonomik Savaş başka bir konudur. Önce bunu kabullenmeliyiz. Boyutları ve etkileri farklıdır. Ancak bu arada Türkiye’ye yönelik bu Ekonomik Savaş’ın bir kısmıyla doğrudan ve dolaylı etkisi söz konusudur, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifade ettiği de budur, halkın hissettiği de budur. Bunun için yapılacaklar ise acil tedbirlerle başlaması gereken kapsamdadır.

Küresel Ekonomik Savaşa hazır olmak nasıl olur?

SSCB nasıl kaybetti? Silah, politika, vs. konuları konuşabilirsiniz ama en baştaki konu ekonomi olmalıdır. Sovyet ekonomisi ile Batı ekonomisi kıyasıya savaş içindeydi. O dönem ABD, Sovyetler Birliği’ne bilinçli olarak fazla harcama yaptırtmak istiyordu. Zaten Sovyet sistemi yüksek maliyetli bir kurguya dayalı idi ve rekabeti düşüktü. Diğer taraftan ABD, SSCB içindeki halkların daha fazla tüketici olmasını sağlamak için propaganda yapmaktaydı.

Bugüne gelelim. Almanya, İtalya, İspanya gibi ülkelerin düştükleri duruma bakıyorum da, henüz savaştan söz etmiyorken, güçlü ekonomiler bile küresel piyasalardaki oyunda geri kalıyorlar diyorum. Politikalarındaki sosyo-ekonomik seçimler onları belli ölçülerde dar boğaza soktu.

Çin’e bakıyorum. Bu büyüklükteki bir kapasite eğer yılda yüzde altının altında büyürse ülke geriye gidiyor. Demek ki her ülkenin kendine özgü bir yapısı var.

Türkiye ise öteden beri, eski Bakan Mehmet Şimşek’in söylemiyle, “Küresel sermayeden alınan pay” ile yani benim tabirimle, “dolaylı vergiden toplananlarla maliyeyi dengelemek” diyebileceğim bir yöntemle ilgilenmekteydi. Sürekli “yapısal reform” sözü edildi. Bunun sürdürülebilirliği yoktu. Sürdürülebilir ekonomi üretmekle oluyor, kendin üreteceksin: Montaj en az seviyede olacak; tarım ve hayvancılık alabildiğine hesaplı olacak; millet tasarruf edebiliyor olacak; borçla döndürülen bir piyasa olmayacak; borç mecburiyetle değil, avantajsa alınacak. Ama önemlisi şu: Günümüzde piyasada bir tür aktör olan halk çok bilinçli olacak. Ne ile ilgili? Üretim ve tüketimle, finansla, para kullanmakla, dahası, davranışlarını etkileyen dış etkenlerle ilgili. Yani millet kendi hassasiyetlerinin farkında olacak ve gerektiğinde kendini kontrol edebilecektir.

Türkiye ne Küresel Ekonomik Savaşı biliyor ne de böyle bir şeye yeterince hazırlıklı! Önce bu gerçeği kabul edelim. Kendimizi kandırmayalım ki, bundan sonraki adımlarımız gerçekçi olsun. Hazır olmak demek, en klasik açıklamayla; borç yok, ambarlar dolu, karnın doyuyor demektir. Öyleyse!..

Klasik anlayışla Ekonomik Savaş bir araçtır. Asıl amaç ise ekonomi aracı kullanıldıktan sonra hasmın politik ve askeri gücünü zayıflatmaktır. Sonra hasmı istenilen anlaşmaya zorlamaktır, hizaya sokmaktır. Başka bir açıklamayla Ekonomik Savaş, hasım ülkenin politikalarını veya (halkın ve yönetimin) davranışlarını değiştirmek ve üçüncü ülkelerle normal ilişkilerini yürütme yeteneğini zayıflatmak için ekonomik araçların kullanılmasıyla zorlamaktır. Ekonomik savaşın bazı yaygın yolları vardır. Ticari ambargolar, boykotlar, yaptırımlar, tarife ayrımcılığı, sermaye varlıklarının dondurulması, yardımın askıya alınması, yatırımın yasaklanması ve diğer sermaye akışları ve kamulaştırmalar. Bunlar biliniyor.

Ama günümüzde öylesine iç içe geçmiş bir ekonomik sistem içindeyiz ki, ekonomi demek zaten küresel serbest piyasada oyuncu olmak demektir. Öyleyse doğrudan ve dolaylı etkileşimleri yönetmek çok teknik bir hal almış gözükmektedir. Asıl kullandığı ise hasım olarak seçtiği halkın davranışlarına etki ederek, onları yönlendirmekle alakalıdır. Modern Ekonomik Savaşta uygulanan teknikler tamamen psikoloji ile alakalı görülmektedir.

Ülkemizde ilk özveride bulunması gereken kesim bu küresel sistemin avantajlarıyla zenginleşenler olmalıdır. Ancak bunlar her türlü küresel mali ve finansman enstrümanı kolaylıkla kullanabilmektedirler. Uzmanları küresel değerlerle iş planı yapmaktadırlar. Ağır fatura dolaylı vergiye tabi olan ve gün geçtikçe zayıflayan orta ve alt kesimlere ödetilmektedir. En azından bu konular gözden geçirilmelidir.

Ortada bir Ekonomik Savaş var ise burada sonuçta ne söylememiz gerekiyor?

Suriye’de ABD istediği hızı elde edemedi, engel Türkiye ve İran. Başta da Rusya var. Ama ABD ve Küreselcilerin Rusya ile küresel anlaşma mantığı daha farklı mikyasta olur. Neticede Obama’nın anlaştığı, Trump’ın bozduğu Nükleer Anlaşma sonrasında İran’a ambargo başladı. Ambargonun ikinci dilimi birkaç ay sonra olacak. İran ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde en büyük hedef konumunda. ABD için İran hem enerji hem de İsrail çıkarları bakımından çok önemli bir tehdit. Öncelik aldı. Üzerine gidiliyor. Suriye’den alınan sonuçlar belli; İran-Türkiye yakınlaştı. Tam da üzerine gidilmesi sürecinde, eğer İran-Türkiye yakınlaşması artarsa, ABD’nin bu coğrafyadaki planı suya düşebilir. ABD’nin kafasında İran halkının dara düşüp, ayaklanıp, kendi rejimlerini değiştirme sürecine girmeleri var. Bu nedenle ABD (ve içindeki Evanjelistler ve İsrail de bunu istiyor,) Türkiye’yi de bir sorun alanına çekip, İran’a destek eli uzatmasının önünü kesmek istiyor. Bunu kolaylaştıracak cepheyi ekonomi konusuyla açtı.

Türkiye’de bir papaz konu edilerek iki Bakanımız hakkında bazı uygulamalar başlatıldı. Daha çok politik bir adım bu. Türkiye’ye bir mesaj verilmeye çalışılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında küresel medyada kara propagandanın dozu arttı. Ama önemlisi ülkece bir ekonomik sorun yaşıyoruz. Acil konu bu. Biz hiç Küresel Ekonomik Savaş yapmadık ki, nereden bilelim küresel enstrüman yaratma imkanlarını? Ambargoları biliyoruz. Ambargoyu fırsata çevirmek için bir tecrübemiz olmuştu. Ama bu kez olan ambargo değil. Bir kısmıyla görülemeyen ve çok eksenli etkilere maruzuz! Sanki bir hayaletle savaşıyoruz. Bilindiği gibi, ekonomik alanda fazlasıyla manipülasyon ve finans hareketi vardır. Manipülasyonlar normal zamanlarda daha fazla kazanmak için yapılır, ama olağanüstü zamanlarda planlı ve kapsamlı etkilere dönüştürülerek karşımıza konur. Küresel finans hareketlerini kontrol etme gücümüz olmadığı gibi, kendimize çekebilecek gerçekçi bir hikayeyi de kaybetme noktasına gelmeyelim! İşler olur biter, sonuçlarını öyle hissederiz. Gücümüz nispetinde bir şeyler yapabiliriz. Ama önemlisi, her ne yaparsak dayanışma içinde hareket etmemiz gerekiyor.

Bir cevap yazın

ekonomideki-sinyaller
ÖNCEKİ YAZI

Ekonomideki Sinyaller

bu-savasi-kazanmak-sart
DİĞER YAZI

Bu Savaşı Kazanmak Şart

Ekonomi 'ın son yazıları

Ekonomik Pandemi

Türkiye dirençli bir ülkedir. Çünkü ekonomik açıdan birçok badire atlatmıştır. COVID-19 pandemisinde oldukça başarılı olmuştur. Şimdi

Postkapitalist Teoloji

Neoliberalizm, postkapitalizm, neokolonyal ve küresel düzen üzerine bir eleştiri. Homo Economicus üzerinden sürdürülen bir tartışmanın başka

Küresel Fed Sistemi

COVID19 ile ilgili süreci konuşuyorken aynı zamanda ekonomiyi de konuşmaya devam ediyoruz. Küresel Fed Sistemi nedir?