emperyalizmle-mucadele
Emperyalizmle Mücadele

Emperyalizmle Mücadele

Okuyucu

Durum hiç olmadığı kadar ciddi! Bunu anlamayan yok. Yoksa anlamadığını söyleyenler mi var? Trumptokrasinin etkileri, küresel ticari savaş, popülizm, plütokrasi ve Türkiye’nin özelindeki konuların tümü… Bunlara bir bakışta değerlendirme yapabiliyor muyuz, yoksa aklımız karmakarışık mı?

Özellikle iktidarın sözcüsü olan kesim, akademisyenler ve medya çalışanları, ısrarla bir anlatım standardı içindeler ve bu yöndeki tutumlarını dünyada ne olursa olsun değiştirmiyorlar. Konuya olması gereken şekilde tüm boyutlarıyla bakarak toplumsal açıdan daha da birleştirici olmak varken, bu kesim ısrarla ve değişmez perspektifli okumalarla hareket ediyorlar. Ortak perspektifleri dışındakilere de “Neden bu konuyu anlamıyorsunuz?” diyerek, yersiz bir tartışma ortamı hazırlıyorlar.

Bu tartışmamın daha fazla derinleştirilmesine ve görüşlerin sürekli tekrarlanmasına gerek yok. Çünkü durum çok ciddi! Gerçekten, hiç olmadığı kadar, diğer kesimlerce samimiyetle ifade edildiği üzere, entelijans arasında üç aşağı beş yukarı, bugünkü durumun ciddiyetini anlamakta ortak bir düşünce var. Bu nedir? Durum çok ciddi! İstenen ne? Bu konunun ısrarla bir tarafa çekilip sabitlenmesine artık bir son verilmeli. Konu buna dönüştü. İşte bu noktada duran engeli aşamamız gerekiyor. Eğer aşarsak hem çoğalacağız hem de güçleneceğiz. Bu önemli bir adımdır.

Sorunun adını koyalım: Bu küresel badireyi en az hasarla atlatmak ve kısa zamanda düze çıkmak.

Efendim, entelijans tarafından verilen örnekler hem kısır, hem de ülke içi meselelere endeksli türden; siyasi. Esasen siyasi olmayan bir mesele yok ama; hiç değilse bunu diğer anlayışlarla birleştirerek açıklamamız gerekiyor. Ne için? Daha avantajlı ve güçlü olabilmek için. Ne denmesi gerekir? Strateji, jeostratejik, jeopolitik… Yani sadece siyaset değil!

Ana muhalefet içinden bazı dar düşünceliler şunu veya bunu demiş olabilirler. Bırakalım muhalefet içindeki marjinalleri, ana fikre bakalım. Kürtçülük yapan ve dışarıdakilerden icazet bekleyen diğer parti ise bir türlü girdiği yanlıştan kurtulamıyor. Bunu da anlamayan yok. Ama ormana bakalım biz, ağacı zaten görüyoruz.

Bıkıyor insan. Akşam televizyon tartışmalarına bakıyorsunuz hep aynı tekrarlar, hep aynı tekrarlar!.. Durumu anlayan anladı, anlamayan da olacak elbette, bu bir bakıma doğal değil mi? Kurtuluş Savaşı zamanını düşünün, harap ve bitap düşmüş bu ülkede yüzde yüz nüfus aynı tarafta mı idi? Yoksa o şartlarda bile başka taraflara çekenler var mıydı? Marjinaller olacaktır elbette. İşimize engel değil bunlar.

Akılla düşünen ve durumun ciddiyetinin idrakinde olan geniş kesimler olarak bizler yapacağımızdan şaşmayalım, önümüzdeki ödevleri aksatmadan yapalım, özveriyle gereken tedbirleri alalım. Birileri zengin olurken bile, eğer bu vatan uğruna biz canımızı vereceksek verelim. Fakat şu safsatadan kurtulalım artık, bu yersiz oluyor, hatta zaman geçiyor!..

Kısır tartışmalara çekiliyor konular, farkında mıyız?

Kısır! Türkiye merkezli görüş açılarının bir sebebi olsa gerek. Örneğin, “Evanjelistler Türkiye’ye saldırıyor,” “Amerika ve İsrail’in asıl hedefi Cumhurbaşkanı Erdoğan,” denirse bu tez eksik olur. Tam olan şekli ne? “Küreselci neo-liberal plütokrasi dünyada yeni bir düzen kurmanın planını işletiyor.” İşte bu küreselci neo-liberal plütokrasi içinde hepsi var: Amerika’da Evanjelistler hakim, ama dünyanın diğer taraflarında Siyonistler ile aralarında Arap şeyhleri de dahil olmak üzere küresel diğer güç odakları var. Doğru olan tez budur. “Nasıl olsa hepsi aynı yere çıkar,” denmesin. Çıkmaz. Neden? Almanya, Çin, Rusya, Hindistan, vs. ülkelerle konuşurken söylenen değil de olması gereken biçimde bir tez ileri sürerseniz işte o zaman ikna edici olabilirsiniz. Evet, hepsi bir yere çıkmaz: Küreselci neo-liberal plütokrasi dünyaya kendi planı bağlamında çekidüzen vermek için sıradaki işine bakar. Örneğin Ortadoğu coğrafyasında sıra Suriye’den sonra Türkiye’ye gelecek dendi ise bir biçimde gelmeye başladı veya şartları ölçüsünde gelecektir. Biz ne yapacağız? Ülkemizi koruyacağız. Ama kırıp dökmeden, çok önceden alacağımız doğru tedbirlerle… Örneğin, Irak, Libya, Suriye ve diğerlerine uyguladıkları gibi, ülke liderini hedef almak bir usul ise Türkiye için de bunu yapacaklardır. Ama biz ne yapacağız? Saldırının hedefini kişiselleştirmeyeceğiz. Esas saldırının hedefi hepimiziz, devlet, millet, vatan, bayrak… Elbette liderimizi de sahipleneceğiz, kara propagandaya kulak asmayacağız, bir bütün olarak ödevlerimizi yapmaya devam edeceğiz.

Kısır! “Artık yeni bir dünya var, eskisi okumalarla bakmayalım,” görüşü gerçekten kısır. Yeni dünyayı tasarlayanlar bunu göremiyorlar mı yani… Bu mu? Çin, Hindistan vs. dahil, dünyanın önemli köşelerinin elli-yüz yıl sonraki sosyo-ekonomik ve kültürel düzeni şekillendiriyorlar, hangi evlerde yaşayacağımızı, hangi gereçleri kullanacağımızı, ne tür bir kent düzeni imar edileceğini, iletişimin ve ulaşımın ne türde gerçekleşeceğini belirliyorlar, ama biz onlardan daha çok biliyoruz, bu mu yani? İleriki düzene göre finans, ticari ve mali düzenler, alışkanlıklar, yönetimsel mekanizmalar kuranlar işi bilmiyorlar, görmüyorlar, ama biz görebiliyoruz, böyle mi? Kısır fikirlilerce söylenmek istenen şu: ABD olmazsa biz de gider Rusya ve Çin ile veya bilemedin Almanya ile işbirliği kurarız, yeni coğrafyalarda çeşitli fırsatları beraber değerlendiririz, partner oluruz, yeni para sistemi kullanırız, yeni güvenlik paktları inşa ederiz, vs. diye düşünüyoruz. Bu fikrin gerçekleşmesi için neler gerekli? Kapı kapı gezmek yetiyor mu? Herkes temkinli, hakim akımların ve güçlerin adımlarını izliyorlar, temkinliler. Hadi diyelim Çin ile işbirliği içinde olacağız, bunu küreselci plütokrasi görmüyor dersek yanlış olur. Şunu unutmamak gerekir: Bazı gelişmeleri bizim kendi aklımızla yaptığımızı zannetmemiz için bile hazırlanmış bir ekosistem içinde hareket etmiş olabiliriz. Bu iş bu denli ciddi!

Kısır! Bu iş ne zaman başladı? Bu soruya herkes kendi perspektifinden bakıyor. Biri 17-25’te, diyor. Diğeri Türk-İran ticaretiyle, diyor. Konuyu Atatürk 1938’de vefat edince başladı, diyenler de var. En son konuyu Kudüs konusunda Sn. Erdoğan’ın aşırı tepkide bulunmasına bağlayanlar da var. Ben ise On Minute ile başladı, diyenlerdenim. Peki, ne fark eder? Hepsi doğru dense, ne fark eder? Mesele Türkiye değil mi? Az öyle, çok böyle… Mesele bugün çok taraflı şekilde Türkiye’nin ABD odaklı politikalarla bastırılmak istenmesi değil mi? Mesele ABD’nin baskın diplomasi gücü içinde kullandığı enstrümanların çeşitli olması ve bütün bunlara karşılık Türkiye’nin gerekli ön hazırlıyı her yönüyle yapması ve tedbirli olması değil mi?

Türk toplumu tarihte emperyalizme karşı savaş kazanma tecrübesine sahip ender ülkelerdendir. Küreselci neo-liberal plütokrasi bunu bilmiyor mu? O halde bize bir plan uyguluyorlarsa öyle sıradan politikalarla mı karşımıza gelirler? Böyle sıradan düşüncelerle mi dik duracağız? Tek taraflı düşünmeyelim artık. Mesele bir partinin veya bir kişinin meselesi değildir, emperyalistlerle onurlu bir milletin meselesidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Diplomasi Gücü

DİĞER YAZI

Kılıç Çekmek

Politika 'ın son yazıları

’Hırsız ABD’

Dün, bugün medyada Suriye, Rakka bölgesinde karayolu üzerindeki uzunca bir tanker konvoyunun video görüntüsünün yayımlanması üzerine

Pelosi Esintisi

ABD Temsilciler Meclisi Nancy Pelosi'nin Asya-Pasifik bölgesine ve bunun içinde Tayvan'a yaptığı ziyaret (2-3 Ağustos 2022)

Ortadoğu’da Bloklaşma

Geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Jeo Biden'ın uluslararası ilişkiler açısından çokça sözü edilecek bir ziyaret programı gerçekleşti.