Haklılığın Ötesinde

255 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
Okuyucu

İnsanlar bir konu hakkında konuşmak durumundaysalar çıkıp karşısındaki kitleye kendi cephelerinden bakarak bir şeyler söylerler, sonucu az çok hesap ederler ki kendilerince bir pozisyon alırlar; ama bu başkadır. Esasen gerçekte olacak her ne ise o kendi şartlarındadır ve zaten gerçekleşecektir; tahmin edenin veya durumu haber alanın gerçekleşecek bir işte değişiklik yaratıp yaratamaması başka bir konudur. Demek ki gerçekleşecek bir şey için bilmenin de ötesine geçebilmek söz konusu olmalı, eldeki gücün ortamdaki şartları değiştirmeye yetmesi gerekmektedir. Örneğin soralım, tam da 15 Temmuz günü olacakları kim hesap etmişti, bugün çıkıp konuşanlar mı?

Türkiye’de zaman içinde bir Mahir Kaynak kültürü geliştirildi. “Her şeyi bilen adam,” olmak insanlara hoş geliyor. “Ben bildim!” diye ortaya konanlar toplumca alıcı buluyor. Aslında Mahir Kaynak yöntemini kendisi açıklıyor: “Sonuçlardan en faza kim fayda sağlıyorsa o işin sahibi de odur, ben de onları sıralandırıyorum,” diyor. Yani analizinde sonuçları listeliyor, sonra buna göre bir sentez yapıyor. Peki, Mahir Kaynak veya başka bir isim görev başındayken her şeyi bildi de neyi değiştirebildi? Bunun cevabı var  mı? Bugün ise insanlar başka isimlerle ilgileniyorlar.

Doktor Güneydoğu’da bir mezrada doğuma gider. Önceden tecrübesi vardır, doktor hem her şeyi bilen adam olmak durumundadır hem de ağanın sorularına cevap vermek zorunda kalmaktadır. Bir kağıda “kız” diye yazar ve eve girer girmez kağıdı yatağın altına saklar. Ağa sorar, “Doktor ne olacak?” Her ağa gibi bu da erkek beklemektedir. Doktor, “Elbette erkek ağam,” diye cevap verir. Doğum başlar, kız olur. Herkes “Bilemedin doktor,” der. Doktor, “Bildim ama söylemedim, ağayı kızdırmak benim ne haddime,” diye karşılık verir. Devam eder, “Bakın yatağın altında bir kağıt var, orada ne yazıyor?” Yatağın ucunu kaldırıp kağıdı alıp bir de bakarlar ki, kız yazıyor. Hayranlıkla, “Vay be doktor, ne müthiş adamsın,” derler. Ağa da doktorun hınzırlığına dem vurur. Eğer erkek doğsaydı sonuç yine “müthiş” olacaktı, yatak altına sıkıştırdığı kağıt parçasını doktor koyduğu gibi gizlice alıp çöpe atacaktı.

Bugün medya yüzü olarak ortaya çıkan kesimlerin içinde haliyle bir vakitler devletin güvenlik birimlerinde görev almış, yaşanan dramatik olaylardan sonra bugün o veya bu nedenle medya kanalıyla bilgisini ve görgüsünü aktarmak durumunda kalmış, değerli çok insan var. Bu gibi değerli insanların bilgi ve tecrübesinden istifade ile toplum tarafından mevcut durumu daha iyi anlamak söz konusu olmaktadır. Geleceğe nasıl bakılması gerektiğine de içten içe karar verilmektedir.

Ancak bu şahısları izleyen halk önce şunu bilmelidir. Söylenenler illa tam da söylendiği gibi algılanması gereken konular değildir. Nasıl mı? Örneğin siz zannediyor musunuz ki, devletin içinde görev yapanlar tarafından gündemdeki konular bilinmiyor, hesap edilmiyor veya tartışılmıyor? Gerçek şu ki, devletin içinde bu tip değerlendirmeler olsa bile gidişatı değiştirmek söz konusu olmayabilir. Bu gerçeği en iyi bilenler şu an konuşan medya yüzlerinin kendileri olmalı. İspatı mı? İşler konuşanların kendi dönemlerinde, her ne sebeple, olay bir türlü olması gereken ölçekte gerçekleşmediyse, bugün de devletin içindekiler durumun zaruretleriyle gerçekleşmeyi temin edememektedirler. Demek ki, dışarıdan konuşmakla sistemin içinde olarak konuşmak arasında fark vardır.

Kültürümüzde istihbarat konuları ilgi çekmektedir. İstihbaratın inceliklerini içinde çalışanlar dahi iyi bilmiyor olabilir ki dışarıda film seyreder gibi konulara vakıf olanlar durumu anlayabilsinler. Diğer taraftan medyada yer alanlar eğer “istihbarat görevi yapmış biri” olarak takdim edilirse, elbette izleyici çekecektir. Ama sıradan insanlar şu ayrıntıyı bilmeyebilir: “İstihbarat kültürü alan ile istihbarat görevlerinde bulunan arasında fark vardır.” Medya bu farkla ilgilenmez. Genel olarak söylüyorum, hatta toplumu yapılandırmak isteyen güçler ve siyasiler konuşmalardan kendi amaçlarını güçlendirecek sebepler de çıkarıyor olabilirler. Sonuçta medyada konuşulan kimselerin ağzından çıkanlar elbette bilgidir, değerlendirmedir veya analizdir; ama bir bakıma konu belli bir görüşle ortaya konmaktadır. Konu ortaya konma noktasında her kırıntı önem taşır. Bu demek oluyor ki toplum önündeki konuşmalar kelimenin tam anlamıyla olmasa da teknik bakımdan propagandadır. O halde ekranda bir sima gösteriliyor ve altında falan kişi yazıyorsa, o zaman izleyici şunu sormalıdır; “Acaba bu zat işinin kültüründen biri mi, o veya bu biçimde o işlerin içinde mi görev yapmış, şimdi nerede, ne yapıyor?” Peki, sonucu nasıl anlayacaksınız? Eğer belli yerlerde görev yapmış biriyse, “Bakın size çok önemli bir bilgi vereceğim…” der ve sansasyonel açıklamalar yapar. Seyirci, medya yöneticisi ve bu işlerden çıkar elde eden her kim ise hepsi memnun kalır. Durum değişir mi? Kim bilir? Şöyle, bu ülkede kırk yıl boyunca Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde, “Nurculuk altında yer alan Gülencilik Türkiye’ye tehdit bir örgüttür ve engellenmelidir…” şeklinde yer bulur ama sonuç değişir mi? Daha ne? Tam kırk yıl “tehdit var ve bertaraf edilmeli” denmiş, bilgi toplayanlar, analiz yapanlar çaba sarf etmiş ama gereken bir türlü yapılmamış, hatta sonuç tam tersi olmuş… Mesele ne? “Tehdit” sözcüğünün anlamı siyasetle mi karıştırılıyor? “İyi terörist, kötü terörist” der gibi “falan tehdit, feşmekan tehdit,” mi denmekte? Dünyayı bilenler için bunlar çok doğal ve mümkün konulardır. Dünyayı bilen biri için acaba tek söylenmesi gereken “15 Temmuz günü…” demek miydi? Bir sebeple konular orta yerlerde konuşulmamış ama eminim ki bilenler var, bugün de yarın da böyle… İstihbarat kültürü alan biri olaylara başka türlü bakar.

Evet, bugün hep bir elden ülkenin içine girdiği kötü atmosferden çıkmasına gayret etmekteyiz. Bunu özenle yapmak önemlidir. Bunu yaparken başkaca çıkarlar elde edilebilecek algıların ortaya konmaması icap eder. Eğer böyle bir yola sapanlar olur ise konu hakkında takdim edilen yönleriyle de tartışılmaya başlanır ki esas odaklanıldığı yerden başka bir alana kayma durumu söz konusu olabilir. Son olarak şunu söyleyelim, açıktır ki ülkeyi bölüp parçalamak isteyenler içerideki dinamikleri kullanıyorlar, bu dinamikler herkes olabilir, özel seçilmişler de olabilir. Bu tür işlerle ilgilenenlerin amacı şudur: “Herkesin dediği doğru, her söylenenin yeri var, herkesin haklılığını savunabileceği ortam oluşturmakta…” Kimi dinleyeceğinizi şaşırıyorsunuz, hayrete düşüyorsunuz değil mi? Çeşitli açılarda böyle olsun istenir de ondan! Demek ki doğru veya haklı olmanın ötesinde bir atmosfer daha vardır. Önemli olan bölünüp parçalanmamak ise ve iç dinamik yapılar olarak şu an ortada duran insanlar ve kurumlar süreçte bilerek veya bilmeyerek bir rol alıyorlarsa veya onlara rol biçiliyorsa, her yapılan ve konuşulan hakkında bir değil, iki kez düşünmek gerekmektedir, öyle değil mi?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Ajan mı?

DİĞER YAZI

Kerkük Meselesinin Hatırlattıkları

Güvenlik 'ın son yazıları

Mimetik Yaklaşım ve Savaş

Günümüzün medya ve siyasetle ilgili sorunlarını mimetik alan etkileşimiyle ele alacağım. Köklü adımların atılmasında geçmişten geleceğe

İstikrarsızlık

Barış Pınarı Operasyonu zamanında yaptığım konuşmalarda defaten ifade ettim, "Terör örgütü PKK, ABD’nin özellikle ikinci Körfez

Akıllı Güç

ABD’nin küresel üstünlüğü tartışılıyordu ve Joseph S. Nye 2005 yılında etraflıca yazdı, Yumuşak Güç (Soft Power)