Yeni Dünya Düzeninde Nükleer Antlaşmalar

Güvenlik

ABD yeni dünya düzenine uygun çeşitli cephelerde, neredeyse kaotik denebilecek adımlarını peşi sıra atmaktadır. Önden Ticaret Savaşlarını gördük. Siber Savaş sinsice uygulanıyor. Uzay Savaşı hazırlıkları sürüyor. Küresel ve jeostratejik konuların başında yer alan Kitle İmha Silahları (KİS) ve özel olarak işaret edilen nükleer tehdit başlığı, bu kaotik düzenlemelerin içinde yer almaktadır. Bu düzenleme ifadesi neredeyse bir paradoks yaratır niteliktedir. Orta-menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması (INF) 2 Ağustos 2019 tarihi itibarıyla bitmiştir. Peşinden Şubat 2021’de Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşması (START) sona erecektir. Bütün bunlar cevaplanması gereken yeni soru işaretlerinin de nedenidir.

INF Antlaşması nedir?

ABD ve SSCB arasında imzalanmasına rağmen, silahların etkisi bakımından düşünüldüğünde, esasen Atlantik Paktı (NATO) çerçevesinde ve Avrupa’nın güvenliğinin temini açısından önemli olan bir antlaşmadır. Ronald Reagan ve Mikhail Gorbachev arasında 8 Aralık 1987’de imzalanan bu antlaşma uyarınca taraflar işbirliğine girmişler ve 11 Mayıs 1991’de antlaşma kapsamındaki son füzelerin imhası gerçekleşmiştir.

ABD neden antlaşmadan çıktı?

Rusya tarafından geliştirilen ve Avrupa’ya (haliyle NATO bölgesine) konuşlandırılan SSC-8 / 9M729 füze sistemleri bir ihlal sebebidir. ABD ve NATO Rusya’yı “tam ve doğrulanabilir bir uyumluluğa dönme” çağrısında bulunmuştur. Tavrını değiştirmeyerek, hatta asıl süreci ihlal eden tarafın ABD olduğunu işaret ederek Rusya, 2 Ağustos 2019’da antlaşmanın sona ermesine yol açmıştır.

Elbette asıl mesele bu değildir. Böyle olmadığını bize dolaylı da olsa ABD’nin çiçeği burnunda Savunma Bakanı Mark Esper işaret ediyor. Esper 3 Ağustos 2019’da Avustralya’ya giderken uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, Pasifik bölgesinde birkaç ay içerisinde orta menzilli konvansiyonel füze konuşlandırmak istediklerini söyledi.

ABD’nin bu hamlesine Çin tehdidine göre yapılmaktadır. Esper, Çin’i işaret ederek şöyle dedi: “Onların ordu envanterinin yüzde 80’den fazlasını orta menzilli sistemler oluşturuyor, bizim de bu şekilde bir silah istememiz onları şaşırtmamalı.” İşte bu cümle INF antlaşması çerçevesinde yaşananlarla ilgili bütün planı açıklar mahiyettedir.

Hint-Pasifik bölgesindeki büyük mesafeler nedeniyle ABD’nin etkili orta menzilli silahlar geliştirmesinin önemli olduğunu savunan Esper, füzelerin nereye konuşlandırılacağının müttefiklerle müzakerelere bağlı olduğunu vurguladı. Söylenen böyle bir şey. Ama Asya’da müttefik olarak kastettiği kim? Pakistan veya Bangladeş mi? Yoksa, Japonya ve Güney Kore mi? Belki de Avustralya’dır.

Esper Asya-Pasifik’te yeni nükleer silah mevzii yapıncaya kadar bu acil önlemlerin alınacağını söylediğine göre, başka bir sorun daha ortaya çıkıyor. Bu nedir? Yeni bir START antlaşmasının imzalanmayacağı konusudur. O halde plan daha geniş çerçeveli imiş, bunu anlıyoruz. INF’den sonra START da devre dışı kalacak.

START’ı hatırlayalım, ABD ile Rusya arasında 2010 yılında imzalanan bu antlaşmanın süresi Şubat 2021’de dolacak. START’ın uzatılmasının mantıklı olmayacağını dile getiren Savunma Bakanı Esper ABD’nin buradan ne amaçlandığının da sinyallerini veriyor. ABD’ye göre gelişen konjonktürde, bütün nükleer sınıflardaki antlaşmaların yeni silah sistemlerini kapsayarak ve yeni taraflarla birlikte ele alınması gerektiği şeklindedir.

Bu durumu netleştirmenin ilk adımında Esper, ABD’nin hem Avrupa’yı hem de Pasifik’i koruyacak kapasitede füzeler konuşlandırması gerektiğini ifade etmektedir.

NATO açısından gelişmeler neler?

INF antlaşması 1 Haziran 1988’de yürürlüğe girmiştir. Her iki ülkenin de 500 ila 5.500 km menzilli yerdeki balistik ve seyir füzelerini ortadan kaldırmalarını istenmiştir. (1.000 – 5.500 kilometre menzilli IRBM, Orta Menzilli Balistik Füze sistemleri dahildir.) İki ülke 1.846 Sovyet ve 846 Amerikan füzesi olmak üzere, toplam 2.692 kısa ve orta menzilli füzeyi imha etmiştir. Bu durum nükleer savaş başlığı taşıyabilecek silah kategorisinin tamamının kaldırılmasının ilk işareti niteliğindedir ve önemlidir.

Ancak son yıllarda, Rusya, nükleer savaş başlığı taşıyabilecek kapasitede, mobil ve iyi kamufle edilebilen SSC-8 / 9M729 olarak bilinen yeni bir orta menzilli füze geliştirmiş, üretmiş, test etmiş ve kullanımda tutmuştur. Bu durumu ABD ve NATO muhataplarına Temmuz 2018’de ikaz mahiyetinde bildirmiştir. Aralık 2018’de NATO Dışişleri Bakanları ABD’nin önerisini kabul etmiştir ve Rusya’nın INF antlaşmasındaki yükümlülüklerini maddi olarak ihlal ettiğini ve Rusya’yı antlaşmaya tam ve doğrulanabilir bir biçimde geri dönmeye çağırdığını desteklemiştir. Türkiye de bu çağrıda yerini almıştır. Ancak Rusya, INF antlaşması ihlalini reddetti, ikna edici bir cevap vermedi ve istenen şekilde somut bir adım atmadı.

Rusya’nın bu uyumsuzluğu sonucu, ABD 1 Şubat 2019’da INF Antlaşması’nın On Beşinci maddesi uyarınca yükümlülüklerini askıya alma kararını açıkladı. Bu durum, eğer Rusya gerekeni yapmaz ise ABD tarafından altı ay içinde antlaşmayı tek taraflı sona erdireceği anlamı taşıyordu.

NATO Savunma Bakanları 26 Haziran 2019’da Rusya’yı bir kez daha tam ve doğrulanabilir bir uyuma dönmeye çağırdı. Ayrıca NATO, tatbikatları, istihbarat, keşif ve gözetlemeyi (ISR), hava ve füze savunmasını, konvansiyonel yetenekleri gözden geçirdi, potansiyel önlemlerini de göz önünde bulundurarak ittifakın güvenli, emniyetli ve etkili bir nükleer caydırıcılık sağlamaya devam edeceğini teyit etti. Aynı zamanda Savunma Bakanları, NATO’nun Avrupa’da yeniden karada konuşlu nükleer füzelerin dağıtılması niyetinde olmadığını ve yeni bir silahlanma yarışı istemediklerini doğruladı.

Bütün bu çabalara rağmen bir şey değişmedi ve 2 Ağustos 2019’da ABD’nin antlaşmadan çekilme kararı yürürlüğe girdi. Türkiye de dahil, NATO Müttefikleri ABD’nin kararını tam olarak destekledi.

Bugün Esper’in işaret ettikleri çerçevede bakıldığında, Atlantik ittifakı NATO, Donald Trump ve daha sonra ABD’ye Başkan olacak liderlere kendini daha fazla çaba ile ifade etmek zorundadır. Zira tehdit küreselleşince ABD’nin dikkati haliyle Asya-Pasifik’e kaymaktadır. Bu bölge asıl oyun alanı hüviyeti kazanmaktadır. ABD’nin savunma yatırımları Asya-Pasifik bölgesine doğru akacaktır. NATO kendine Avrupa’dan daha fazla bütçe bulmak zorundadır. Hatırlayalım, Trump bu durumu iki yıldır ima etmektedir.

Moskova ne diyor?

Moskova, esasen Washington’un çok büyük bir hata yaptığını, ama kasıtlı bu yola girmiş olabileceğini savunuyor.

INF antlaşmasının aksine Washington, uzun yıllar boyunca orta menzilli seyir füzeleri fırlatma kabiliyetine sahip MK-41 rampalarını Avrupa’daki ABD askeri üslerinde konuşlandırdı. Bu nedenle antlaşmayı ihlal eden ABD oldu. Rusya durumu izledi. ABD ise Rusya’ya sürekli ültimatom verme yöntemini seçti. Rusya gerekli şeffaflık için yeni adımların atılmasını önerdi. Karşı taraftan, antlaşma dışına çıkılmaması şeklinde cevaplar alındı. Hatta ABD, antlaşma gereği üçüncü ülkelerin pozisyonlarının zaman içinde değiştiği bahanesini ileri sürdü.

Rusya, ABD’nin bu tür anlaşmaz politikalarının ilk olmadığını da ileri sürüyor. ABD’nin bu tür yanlış tutumunu 1990 sonrasında ve özellikle Anti Balistik Füze (ABM) antlaşmasında da göstermişti. ABD’nin bahanesi hep uluslararası konular olmakta, deniyor. Açıklamalarda, Rusya’nın küresel sorumlulukla hareket etmeyi sürdürürken, buna karşılık ABD’nin gerilimi tırmandırıcı politikalar güttüğünün açık olduğu vurgulanıyor.

Değerlendirme

ABD’nin amacı: Atlantik’ten Asya kadar küresel çapta Rusya ve Çin başta olmak üzere yeni bütün aktörleri ve silah sistemlerini içine alan yeni bir nükleer silah dengesi kurmak istemektedir. Ancak küresel KİS dengelerinde değişim söz konusu olacaktır. Dünya tekrar her türden ve sınıftan KİS’lerle belli bir tırmanma sürecine girmiş bulunmaktadır. Bu durum özellikle Atlantik’ten Pasifik’e doğru değişik cephelerde, ama daha çok Asya-Pasifik bölgesinde çeşitlenecektir.

Leave a Reply

Güvenlik 'ın son yazıları

DÖN BAŞA