“Türkiye battı mı?”

180 Tıklama
5 Dakikalık Okuma

Hemen her şeyin biyolojik ve psikolojik etkiye dayandırıldığı bir çağa girdik. Örneğin, ekonomi psikoloji ile ilgili, teknolojik gereçler biyolojik esaslar üzerine kurgulanmış… Ülke yönetiminde direnç gösterilecek cephe ise bireylerin iç dünyasına ve yapısına göre oluşturuluyor. Güçlü olma derecesi bilinç ile değerlendirmeye başlandı. Bilinçli birey ve toplumlar geçmişe oranla daha dirençliler. Neye karşı? Her türlü ve anlık yöneltilen saldırılara karşı. Saldırılara bakın; sanal veya yeni gerçeklik temeli ile imal edilmiş her türlü detaydan oluşmuş haldeler…

“Türkiye battı mı?” Neden bunu soruyorum? Daha dün yapılan propaganda, ki sanal ve yeni gerçekliğe dayalı, bireylerin psikolojisine etki ederek bilinç değişimine sebep olacak türlü ataklardan müteşekkildir, Türkiye’nin battığına dayalı idi. Öyle değil mi? Ço uzak değil, bir ay, bir hafta öncesini unuttunuz mu yoksa? Bakın, okullar açıldı, iş dünyası koşturuyor… Temel konulara bakın, özeldekilere değil. Özeldekiler tam anlamıyla konumuzla ilgili; saldırı altında, altında ki iflasları, iş kayıplarını, sokağa yönelmeyi gerektirecek türden. Hedef belirleyenler biyolojiye ve psikolojiye odaklanmış halde. Kurgu böyleyse direnç de buna göre olmalı. Dikkatten uzak tutulan burası. Politikacılar ya bilmeden konuşuyorlar, ya da bilinçli olarak bu durumu istismar için kullanıyorlar.

“Türkiye battı mı?” Dolar bilmem kaçtan bilmem kaça yükseldi veya yükseltildi… Bankalar batacaktı… İdlib’den sayısız mülteci gelecekti veya insanlık dramı yaşanacaktı… Hatta liderlerden bazıları hastalıktan ölecek, bazıları ülkeden kaçacaktı!.. Daha sayayım mı? Bunlar oldu mu? Türkiye’de bir Arap Baharı gerçekleştirmeye kalkışanlar bile vardı! Ne oldu?

Amerika, İsrail, İngiltere kurgulamış, Kuzey Suriye’de bir uydu devlet kurmayı planlamış, yumuşak güç unsurları üzerinden sürekli bir faaliyetle Türkiye’deki direnç noktalarına karşı kampanya içinde. Başka türlüsü olur mu? Ne diyoruz? Dış politika çıkar esaslıdır!

Sen de yap kardeşim!.. Gücün varsa yap. Yumuşak güç unsurlarını saldırı yapacak seviyeye çıkar; istihbaratı, kültürü, politikayı, hukuku, ekonomiyi, medyayı, caydırıcılığı… Öyle bir çaba içine gir ki, başka ülke insanlarının biyolojisine ve psikolojisine yönelik bir şeyler yap; ama kendi tarzını kullan, onlarınki gibi değil, bir insan olmalarını idrak edip dünyaya öyle bakmaları için. Onlar şeytan olsun, sen melek!

Kim bu, “Tek dişi kalmış canavar!” veya emperyalist? Yok mu? Var. Bugün de var. Ama yöntemi değişmiş, çıkarcı, hedefi bir diğer insan. Bizdekiler nerede? İçimizde yaşayan, o emperyalizme tetikçilik eden kandırılmışlar, psikolojileri bozuk, biyolojileri etki altında olanlar?..

Unutulmasın! Eğer ABD gibi bir “tek dişi kalmış canavar” sizi hedef aldıysa, örneğin güneyinizde bir terör devleti kurmayı kafasına koyduysa, önce sizin birlik ve beraberlik içinde olup olmadığınıza bakar. Ne derece başarılabilir bir proje bu, diye bakar olaya. Yoksa vazgeçmez hedefinden, soğutur, geciktirir, ama vazgeçmez. Zamana oynar, zemini sarsar, psikolojilerin ve görüşlerin değişmesini bekler. Hem ne kaybedecek ki? Olayın kurgusu burada ve bizlerin üstünde; yazan da okuyan da, ölen de öldüren de, kanan da kandıran da biz!.. “Biz” demek ise çok basit; anlamı nasyon, ulus, millet, ümmet demek. Latince, Arapça, Farsça, Türkçe… Değişik dillerde, kapsamları ve anlatımları az faklı birer kabul; biraz özel vurgular taşısa da temelde değişmezler, aynılar.

“Türkiye battı mı?” Hayır. Hayat devam ediyor. O halde kendine gel ey gafil!

Türkiye batmayacaksa eğer, bu “biz” olabilmek ile mümkündür. Bizim paramız değerlensin, bizim fikirlerimiz hayata geçsin, bizim ürettiklerimiz alınır-satılır olsun, bizim sözümüz dinlensin… Hatta başkalarını insan olmaya davet edecek psikolojiyi ve biyolojiyi aşılayacak güce ulaşmanın yolu bile buradan geçer.

Küçük hesabı bırakalım, tepeden tırnağa…

Bir cevap yazın

ÖNCEKİ YAZI

Tespitler ve Beklentiler

DİĞER YAZI

Küresel Güç Olmak