Küresel Güç Olmak

501 Tıklama
8 Dakikalık Okuma

Türkiye bölgesel bir güç ancak küresel çapta güçlü olmalı. Bu nasıl olacak? Hedef nereyi gösteriyor? Çocuklarımızın andı nasıl olmalı?

Türkiye 1919’da işgalcilere karşı milli mücadelesini başlattı ve 1923’de Cumhuriyeti ilan etti. Çocuklar, “Ülküm,” diye başladı ve andını “…ileri gitmektir!” ile devam ettirdi. Hatay’ı topraklarına kattı. Osmanlı’dan kalma borçlarını ödedi. İkinci Dünya Savaşı’nda kayıp vermedi. Soğuk Savaş’ta Rusya ülkeden toprak istedi ama hiçbir şey verilmedi. Dünya ile entegre olundu. Saygın bir ülke olarak mazlum milletlere örneklik edildi. Bir ara Üçüncü Dünya denilen ülkelerin temsilcisiydi. Bugün G-20 ülkeleri içinde. Bu dönemde 4 milyondan fazla sığınmacı ağırlayan bir ülke konumunda ve bu yönüyle bile insanlığa örnek durumda. Hedefleri var; daha da gelişmek, insanlığa daha da yararlı olabilmek.

Daha fazla gelişmek ne demek? Eğer Türkiye stratejik vizyonunu, kafa yapısını, kapasite kullanma biçimini yerelden bölgesel seviyeye çıkardıysa, bugün bunun hazmı sürecini yaşıyorsa, bu durumu ilelebet sürmez. Çalışırsa ilerler, nerede olduğunu unutursa da geriler. Eğer bugünkü şartların kazanımlarıyla yetinip büyümekten bahsedilirse yetmez. Eğer bakış açısı, hedefler ve imkanlar küresel seviyede planlanmadıysa ve buna dönük insan gücü ve kurumsal yapılar teşkil edilmediyse olmaz. Gelişmek bir hayal olur.

Türkiye mevcut bölgesel güç olmanın hazım sürecini yaşıyor. Ancak bu sürecin sonlarına doğru geldi. Şimdi ileri insan gücü, kurumsal yapılanma ve küresel vizyon oluşturma yönünde ödevleri var. Bu ödevlerini bitirme dönemine geldi. Dünyanın çok yerinde kendi küresel şirketleri, NGO’ları, devleti temsil eden aktif büroları olmalı. Eğer böyle değilse küresel seviyeye çıkmayı hiç düşünmemeli. Türkiye önce kendi içinde ekonomisine çekidüzen vermeli, bunu takiben dışarıda yatırımlar yapmalı, nüfuz bölgeleri olmalı. Tarihi derinliğinden kaynaklı potansiyeli ve kendine yakınlık duyan coğrafyalar ve kültürler var. Doğru ve özgün bir ortaklık yapma biçimi yaratmalı. Ortaklarıyla aynı anda yerel, bölgesel ve daha çok küresel ilişkilerini sürdürmeli. Hatta dünyanın öbür tarafında bile olsa, yeni savunma işbirliği anlaşmaları yapmalı. Örneğin Pasifik’te bir sorun varsa, çözüm için uzak durmamalı. Bütün bu çabalar nelerle mümkün olacaksa şimdiden hazırlık yapmalı.

Ama önce istemek gerekir. Doğru ve zamanında isteklilik, özgüven, çaba, kararlılık ve başarmaya inanç gerekir.

Türkiye küresel güç sınıfında olunamazsa ne olur, bunun anlamı nedir? İlerlememek yerinde saymak demektir. Mevcuda bakın; ileridekiler her alanda yapılandılar ve kazanımlarını kapasiteleriyle daha da geliştiriyorlar. Hesaplayalım: Örneğin ileridekiler bir yılda, kapasitelerine bağlı bir birim çabayla beş birim sonuç üretiyor olsunlar. Burada verimlilik bire beş iken, bir adım geridekiler için durum ne olur? Bir geridekinin verimliliği olsa olsa bire iki. Sonuç elde etmek katlanarak olur. Beş yıl geçince sonuçlara bakın. Birisi binlerce sonuç alırken, diğeri onlarca sonuç almış olur. Bir adım geride denen, periyotun sonunda ileri olanın yüzde ikisi mertebesinde sonuç alabilen konumdadır. Makas bu denli büyük olur. alınan sonuçların bir sonraki güce katkısı için yatırıldığını düşünün, güç arasında ne kadar fark oluşuyor! O zaman çarpanlara tesir eden noktalar çoğaltılmalı; önce katma değer neyse o bulunmalı, sonra herkesten çok çalışmalı, istekli olmalı, titizlik göstermeli…

Güvenlik katsayılarında da bu tür hesaplar yapılabilir. Vizyon bu konuya da etki eder.

Bu çağda bilimsel ve teknolojik altyapı ile donanmış olanlara iyi bakalım, onlar nelerin peşindeler, gelecekte nerelere uzanacaklar? Bilim ve teknolojiyi kullanmadan bir yerlere ve hatta daha ilerilere ulaşılması mümkün olabilir mi? İsabetli işlere bakmak gerekiyor, “al-sat ve tüket” modeliyle olur mu? “Üret ve biriktir, biriktirdiklerinle yenilikler yarat” modeli başarıya götürür ülkeyi. Hediyeyle zenginli dağıtılmaz. Hatta Alaattin’in Sihirli Lambası’ndan cin de çıkmaz. Bugün ülkeler neyi varsa elinde sıkı sıkıya tutuyorlar. Zamanı çok iyi kullanıyorlar. Birinin elinden bir değeri çekip almak güç ister, ama daha çok düşünülmesi gereken üretip elinde bir değer sahibi olabilmektir.

Konunun teknik kısmı bir yana, düşünce kısmına dönelim. Eğer küresel sınıfa geçmek isteniyorsa ki; hem zamanı geldi hem de yerinde sayan için gerilemek katlanarak olur, bu nedenle ilerlemek şarttır, öyleyse önce insana yatırım yapılmalı. Ama bu insan gücü, yaratıcılık imkanlarını rahat bulabileceği süreçlerde ve ortamlarda bulunmalı. Ülkede iç dinamikler sınıf atlamaya hazır olmalı. Özellikle politika yapanlar bu tür konuları idrak etmeli. Örneğin muhalefet iktidara, “Şu Afrika ülkesinde neden o ihaleyi kaçırdın?” diye hesap sormalı, siyaseti bu tarz olmalı. Basın bununla ilgili bilgileri kendi eliyle temin etmeli. Dolaylı değil doğrudan bilgi ve çaba gerekli. Yani ülkede bir taraf ilerlemeye inanmalı, katkıda bulunmalı, engel değil. Düşünmek ve hayal etmek tamam da, günlük sorular bile önemlidir küresel rüzgarlara açılmak için. Herkes istemeli ve herkes o tarafa bakmalı. Bu önce “eğitim” demektir.

Üç kurum önemlidir: Devlet, aile, okul. Buralarda “bir olmak” gerekir, kopukluk olursa ve yama varsa ilerlenemez. Hasım ne yapar? Devletin etkinliğini, aile yapılarını ve eğitimi bozar. Bunlara sahip çıkılmalı, ama geriye dönülmesi önlenmeli, her şartta ilerlemelerinin önü açılmalı. Bir ilkokul öğrencisi hem okulunda hem de evinde şunu bilmeli ve andını içmeli: “Ülkem küresel bir güç olacak! İnsanlığa daha fazla katkı verecek! Ülküm bu yolda bir olmaktır, yükseklerde uçmaktır…”

Bir cevap yazın

ÖNCEKİ YAZI

"Türkiye battı mı?"

DİĞER YAZI

İnsan ve Sosyo-politik Doğallık