ab-ile-vize-konusunda-derin-meseleler
AB ile Vize Konusunda Derin Meseleler

AB ile Vize Konusunda Derin Meseleler

338 Tıklama
8 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Yazımıza bazı soruları öne çıkararak başlayalım: AB, Suriyeli mülteci krizinde Türkiye’yi kullandı mı, neyin karşılığında? Bu vize işini kim ve ne amaçla öne aldı, ne kazandık? Kıbrıs konusu AB sürecinde pek çok konuda engel ise neden öncelikli politikalarda yer almıyor? Gümrük Birliği Anlaşması çerçevesinde Türkiye’nin vermeye devam ettiği tek taraflı kayıplarını kim tazmin edecek? Türkiye’de politika değişmedi mi, ne zaman doğru bir anlayışa kavuşacak?

Gelin şimdi bu soruları nereden çıkardık, konuyu biraz gerilere giderek inceleyelim. Türk malları AB ülkeleri içinde serbest dolaşırken bu malların üreticisi, sahibi, satış yapacak temsilcisi serbestçe dolaşamıyor! Daha Gümrük Birliği anlaşması imzalanırken bu husus bir soru olarak sorulmalı idi, değil mi? Geçiştirildi… Tansu Çiller Hükümeti zamanından bu yana soruyu görmezden gelerek bu günlere geldik. Türkiye tek taraflı bir mağduriyet yaşamaya devam ediyor. Konunun ekonomik faturası bir yana, Türkiye Avrupalılarca yıllardır tamamen mantıksız bir sonuca mahkûm ediliyor. Bu durum Türk halkının değil, kendilerinden hizmet beklenen politikacıların ve diplomasinin bir eksikliği oldu çıktı.

Başta Almanya olmak üzere üye ülkeler tarafından Suriyeli mültecilerin AB’ye girişine kısıtlama getirilmesi konusunda Türkiye ile görüşmeler sürdürülürken, çeşitli pazarlıklar yapılıyorken, bu durumu bir fırsat gören Türkiye’nin  idarecileri esasında takvimi belli bir konuyu öne almayı bir avantaj gördüler. Varılan noktada ise AB’nin mülteci sorununun giderilmesinde Türkiye bir rol üslenen olmasının karşılığını alabildi mi?

Bugün şunu düşünebiliriz; eğer konu avantajı hemen alabilecek noktada değil idiyse, aslında bu konunun bir avantaj olmadığı da düşünülüyorsa, Başbakan Davutoğlu, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve AB ile başmüzakereci Bozkır neden Türkiye’de “Çok önemli bir işi hallettik!” havası estirdiler? Yoksa bu girişim bir fiyasko ile mi sonuçlandı?

Şimdi asıl meseleyi gözden geçirelim: Vize muafiyeti için Türkiye 72 kriterden 67’sini tamamladı, bunu biliyoruz. Vize muafiyeti görüşmeleri kapsamında eksik kalan kriterlerden “adli ve hukuki işbirliği” maddesinin Kıbrıs konusuyla ilgili olduğu Türkiye’de pek gündeme getirilmedi. Daha çok “terör” tanımı konusu spekülatif olduğu nedenle gündemde yer aldı. Tabi ortada terörden yola çıkılarak bir de “Sen yoluna, ben yoluma!” sözü var. Hatta işler bitti gibi bir hava estirildiğinde, “Chipli pasaportu olmayan Avrupa’da serbest dolaşamayacak,” dendi, sanki sorun pasaport matbaada bastırmak gibi basit şekilde lanse edildi.

Tamamlanamayan kriterler içinde “Kıbrıs” maddesi diye bir kriter yoktur. Olan ise “adli ve hukuki işbirliği” maddesidir. Görüşmeler devam ederken acaba AB yetkilileri Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) mi, yoksa Türkiye’yi mi bir oldubitti içine sokmak istemişlerdi? Bu konu tartışılmaya devam edecek bir husus olarak hatırlanacaktır. Bugün konu takdim edilirken, “Vize işi Rum engeline takıldı,” şeklinde açıklanmaktadır. Acaba Rumlar gerçekte engel olmuşlar mıydı? Bu sorunun muhatabı kimdir?

Konuyu biraz daha açalım; yerine getirilmesi gereken başlıklardan biri “adli ve hukuki işbirliği” alanındadır. Bu alanda üye tüm ülkelerle “ikili düzeyde işbirliği anlaşması” imzalanması gerekiyor. Yani Türkiye bu kriter gereğince her bir üye ülke ile oturup bir işbirliği anlaşması imzalayacak. Bu anlaşma, iki ülke arasındaki “mahkeme kararlarının tanınması, suçluların iadesi, terör konusunda işbirliği ve adli bilgi paylaşımını” öngörüyor. Rum kesimi, Türkiye ile imzalanacak olan anlaşmada “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi”  ifadesinin kullanılmasını kabul etmiyor. Peki, kabul edeceği nereden çıkarıldı ki? Vize ve Gümrük Birliği işleri bir yana, Kıbrıs ve hatta Yunanistan ile ilgili “tarihi” anlaşmazlık konusu asıl mesele bu değil midir? Bugün GKRY bunun yerine, AB metinlerinde geçen ismiyle, “Kıbrıs Cumhuriyeti” ifadesinin yer almasını zorunlu gösteriyor. Bu noktaya gelinmesinin asıl sebebi ise aslında AB görüşmelerinde Kıbrıs sorununun çözülmesinin Ekim 2016 takvimine bağlı planlanmış olması, ancak vize mevzuunun öne alınmasıyla bu planın görmezden gelinmesi, hatta ne bu tarihe kadar ne de Ekim 2016 itibarı ile tarihi Kıbrıs sorununun çözülmesinin mümkün olamayacağı gerçeğinin göz ardı edilmesidir. Bu karmaşık meseleyi kimler politik çıkara dönüştürmek istemiş olabilirler ki? Olan şu: Bugünlerde Güney Kıbrıs Rum Kesimi haliyle, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’na “Kıbrıs Cumhuriyeti” tanımı konusunda geri adım atmayacağını bildirdi. Ayrıca bu konuda 14 ülke de Kıbrıs Rum Yönetimi’ne destek verdiğini açıkladı. Peki, bu sonucun müsebbibi kim?

Görüldüğü üzere giderek çetrefil bir hal alan vize konusunda sadece Kıbrıs meselesini ele aldık, terörle ilgili ve diğer maddeleri ele almadık. Vize işini Ekim 2016’ya ertelediklerini açıkladılar bile. Ama bu bitirilme değil, meselenin yeniden ele alınma tarihidir, yanlış anlaşılmasın.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Davutoğlu Başarılıydım Dedi ve …

DİĞER YAZI

Zaman ve Mekan Sıkışmasının Etkisinde

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,