zaman-ve-mekan-sikismasinin-etkisinde
Zaman ve Mekan Sıkışmasının Etkisinde

Zaman ve Mekan Sıkışmasının Etkisinde

13 Mayıs 2016
Okuyucu

Immanuel Wallerstein’in “zaman ve mekan sıkışması” kavramını önemseyenlerdenim, bu kavramı çok kullandığımı da söylemeliyim. Hatta zamanı ve mekanı sıkıştırma evrenini felsefi boyutta çok farklı açılardan esneterek farklı düşünceler üretmeye çaba gösterdiğimi okurlarım hatırlayacaklardır. Şimdi burada kısa denebilecek politik süreçlerle ilgili bir saptama ve değerlendirme yapmak istiyorum. Teorik, kısa ve düşündüren bir yazı okuyacaksınız, sonuçta da bir öneri bulacaksınız, hepimiz için gerekli olan, doğal, insani ve çok basit!..

Zamanımıza gelmeden kısa bir dönem öncesinden başlayayım. Esasen Wallerstein Dünya Savaşları süreçlerine bakmıştır. Bu dönemde, diyelim 1900-1950 arası, insanlık tarihsel bakışla önemli sıçramalar yaptı, etkilerini de gördü. Sanayi ve ticarette ilerlemeler oldu. Teknolojide sürekli yeni bir şey arandı, özellikle askeri alan zorlandı. Bu dönemde atom bombası bile patlatıldı. Milyonlarca ölüm, çevre felaketi…

Bu dönemin insanı, yaşayanları, politikacısı, sanayicisi, ekonomisti, üreticisi, bilim insanı vb. kim varsa, atmosferin verdiği ivme ile hem kendi isteklerini üretti hem de döneme etki etti. Bunu daha belirgin coğrafyalar ve süreçlere dilimlemek mümkün ise örneğin sıkışmanın asıl görüldüğü yer Almanya coğrafyası ise burada büyük sıçramalar ve aynı ölçüde kayıplar oldu. Almanya politik gerekçelerini ve liderlerini üretti. Adolf Hitler bu konuda çok bilinen bir örnektir. Asıl çatışma ne idi, neden bu yollara sapmak zorunda kalındı, kimler kullanıldı vs. bağlamla açıklamalar yapılabilir ama sonuçta çok genel bakışla, “İnsanlık zamanı ve mekanı sıkıştırdı,” diyoruz.

Bu bakışla dikkate değer bir saptama yapılabilir. Bazı kültürler ve atmosferik yapılar diğerlerini tetikleyen nedenleri üretebiliyor. Örneğin Amerika veya Yahudiler dünyada dönemsel dinamikler bakımından ana etkileyici olabiliyor ve tam tersine Almanya ve Hitler sıkışmanın faili olabiliyor. Benzer bakışla, demokratik rejimler ve bununla yönetilen toplumlar insanlığın kabul edebileceği nedensellikleri ve tepkileri ortaya koyarak ana etkileyici olabiliyor ve totaliter rejimler ve liderler sıkışmanın odağında kendini gösterebiliyor. Öyleyse dünyanın doğal dinamiklerinde bu tarz itme-çekme eylemine dair gerçeği görmemiz gerekmektedir.

Şimdi gelelim bu günlere… Ortadoğu’da örneğin Türkiye’ye göre çok daha demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi, refahı temsil eden ileri ve güçlü ülkeler ve buralarda yaşayan insanlar, zamanın ve mekanın sıkışmasını göz ardı edecek şekilde, bırakın bilinçli fiilleri, çeşitli duygular besleseler bile, küresel doğal iklim bundan etkilenecek, kendi dinamiklerini hazırlayacak ve özel yeri olan bahse konu Ortadoğu coğrafyasında çok ağır sonuçların doğmasına neden teşkil edecektir. Bu bakışla örneğin Irak, Suriye, İran, Arap Ülkeleri olduğu kadar Türkiye de bu doğal atmosferde itme-çekme dinamiklerinden nasibini alacaktır. Önceki dönemin Almanya’sına benzer şekilde, potansiyeli olan ülkelerde bu doğal iklimin doğuracağı sonuçlara bağlı olarak, haklılıklar veya duygusal durumlar bir yana, normatif bakışla, olması gerekenden daha sert ve hatta militer bakışlı bazı reflekslerin doğmasına zemin hazırlayacaktır.

Belki bugün Türkiye’de yaşanan politik atmosferin asıl nedeni dünyada dönemsel zaman ve mekan sıkışmasıdır. Bakın etrafınıza, kullanılan dil ne, militanlaşma ve kamplaşma var mı, rejimi zorlama söz konusu mu, ekonomik girişimlerde söylem farkı duyuyor musunuz, bir olağanüstü vaziyet söz konusu mu? Bu ve benzeri farklılıklar için cevabınız evet ise nedeni zaman ve mekan sıkışmasıdır. Eğer durum bu ise zaman ve mekan sıkışma etkisi iklimi teneffüs edenlerden bir bedel ister!

Önerim şudur: Politikacılar ve liderler zamanı olabildiğince yaymalı ve mekanı genişletmelidir. Pratikte bu akılla, duyguyla, düşünceyle ilgilidir. Örneğin, beş yılda olacak bir şeyi dört yıla indirmek değil, hatta altı yıla çıkarmakla gerçekleştirilmelidir. Örneğin, Katar ile pakt imzalamak suretiyle sorumluluk menzilini Körfez’e uzatmak düşünüldü ise menzili çok daha yaymak, kapsayıcı olmak, baskıların ötesinde kabul edilebilir olmak gerekir, örneğin İran ve İngiltere ile de pakt imzalanmalıdır. Yani doğal iklimden kaynaklı baskılar azaltılmalıdır. Fırsatları kaçırıyorum denmemelidir. Kaçan çok şey varmış gibi gösterip, nedenleri sürekli öne sürüp, insanları daha fazla germemek gerekir. Konuşulan dil düzeltilmelidir. Zamana ve mekana daha geniş çerçeveden yaklaşmalıdırlar. Çünkü doğal iklimsel sıkışma durumları liderleri tam tersi için zorlar, bunu bilip hareket etmek gerekir. Örneğin git şu ülkeyle ile anlaşma yap, git şu askeri projeyi başlat, git muhalefete ağzının payını ver, düşman bellediğine haddini bildir, delilleri onun gözüne sok vs. der. Lider ve icracı, önüne gelen sıradaki işe teksif olur ve kendince gerekeni yaptım der, bu zaman ve mekan sıkıştırma psikolojisinin tam da beklediği yanlıştır.

Bu öneri bir boşvermişlik ve görmezden gelmek anlamı taşımaz; politikayı başka bir yöntemle belirginleştirip uygulayabilmek demek olur, hem daha geniş yaklaşımlarla. Bakın ABD Başkan adayı Donald Trump’a, bir de görevi bırakacak Barack H. Obama’ya. İkisi de politikacı ve liderdir. Trump küresel politikaları ve söylemleriyle iklimi daha da sıkıştıracak bir lider. Türkiye’de de politikaya bu gözle bakılmalıdır.

İngilizce söyleyeyim; larger, and more relax… Bence asıl liderlik de budur!.. Ne dersiniz?

Politika 'ın son yazıları

49 views

Emperyalizm

Bugünün anlayışı, küresel imkanlar içinde sahip olunan alanları artırmak ve güçlenmek, değer üretimi rekabetinde gerilerde kalmamak fikri üzerinedir. Ruslar gibi sürekli “kahrolsun emperyalizm” diyeceğinize, “ben hangi değeri üretebiliyorum, hangi büyük pazarda kaça satıyorum,” diye bakın isterim. Bugün ülkeler bazında ABD, İngiltere, Çin, Japonya, Güney Kore, birlik bazında Avrupa Birliği, küresel şirketler bazında sürekli sayısı artan ve yenilik üretenler, esasen bunlar değerleri zorluyorlar ve muhatap alınıyorlar. Daha fazla muhatap alınabilmek için yapılması gerekenler belli! Olan şu: Muhatap alınanların ve değer üreticilerinin daha fazla yayılması fikri!..
79 views

Doku Bozumu

Bu makale Ortadoğu'da kangren olan meseleleri stratejik düzlemde incelemektedir. Mevcut dokuyu bozan yapay düşünceler ile gerçekte olanlar arasındaki farkı bütün çıplaklığıyla dile getirmektedir. Halen bölgede savaş, çatışma, suç, terör, işgal, soykırım, gibi pek çok olumsuzluk yaşanmaktadır. Uluslararası sistem bu olup bitene çare bulamamaktadır. Suriye, Irak, Lübnan, Yemen, Libya, gibi ülkelerin halkları harap ve bitap düşmüş durumdadırlar.
84 views

Devlet-dışı Aktörler

Burada gayet karmaşık, iç içe geçen ve masum insanların istismarına dönük olayları ihtiva eden, bütün gayrimeşru faaliyetleri, politikaları, planları ve operasyonları, terörizmden tutunuz, vekalet savaşlarına, buradan iç savaşlara, gri bölge operasyonlarına, meşru görünse de esasen çıkara hizmet edenlere, meşru siyaset yapmak ve bunu geliştirmek varken, siyaset alanını anti-demokratik yöntemlerle daraltanlara kadar, birçok durumu kısaca da olsa açıklama imkânımız oldu. Meşruluk ile gayrimeşruluk arasındaki perdeyi görmek veya belirlemek çok çok önemlidir. Ben de sizler de hep birlikte bu dünyada birer aktörüz, tıpkı devletler, hükümetler, liderler, şirketler, gibi. Politika, insana has bir yetenek, işlev ve özelliktir. Meşruiyet dahilinde kalabilmek çok önemlidir. İnsanlar, istikrar, barış ve esenlik içinde yaşamayı, gelişmeyi, evlatlarını refah ve güven içinde yetiştirmeyi istemektedir.
77 views

ABD ile Yeni Bir Sayfa mı?

Geleceğe bakıyoruz, öyle değil mi? Mesela NATO’nun genişlemesi yönüyle İsveç’e onay verildi, bunun karşısında F-16 modernizasyonu gerçekleşecek. Hatta şimdiden aradaki başka tıkanıklıkların giderilmesi açısından olumlu açıklamalar yapılıyor, kamuoylarına bilgiler veriliyor, bunların bir anlamı olmalı.
112 views

İran’ın Riskli Durumu

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi dün (24 Ocak) Ankara'da idi. Ben de merakla bekledim, net ne açıklama olacak diye. Ekonomik Konsey gereği yapılan anlaşmaları kastetmiyorum. Benim görmek istediğim stratejik ve jeopolitik duruma getirilebilecek açıklık idi. Ne gördüm? Bugünden sonra Türkiye hem çok dikkatli olmalı, hem İran'dan alabileceklerini azami şekilde kısa dönemde almalı. Ama risk yok! Zira riskin çok yüksek olduğu bir döneme girdik, bunu göremeyenlere özellikle işaret etmek isterim. Sonuçta amaç Türkiye'nin gelişmesi, güçlenmesidir.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme