demokrasi-politika-paradoksu
Demokrasi-Politika Paradoksu

Demokrasi-Politika Paradoksu

3 Mayıs 2016
Okuyucu

Türkiye’de politika kızıştı, bu durumda demokrasi ilerler mi, geriler mi? Burada bir paradoks yaratıyor bu iki kavram; demokrasi ve politika. Birbiri için olan bu kavramların güncel Türkiye fotoğrafındaki anlamı ne? Ana hatlarıyla şimdi bunu inceleyelim beraberce.

Sıkışma dönemleri başka büyük bir adımın habercisidir. Şimdi Türkiye’de bir takım politik sıkışmalar var gibi, bu nedenle duruma dikkatle bakmak gerekli. Çünkü milletçe demokrasiyi daha sağlam hale getirebilmek için çaba sarf edici düşünceler içine girecekken milli birlik ve beraberliği tartışma noktasına geldik. Bu kritik bir eşiktir.

Neler var gündemde? 1) AK Parti içinde konuşulanlar var, Ahmet Davutoğlu’nun yetkileri kısıtlanılıyor diye. 2) MHP içinde değişim yanacak gibi, merkez sağın eski ünlülerinden Meral Akşener parlatılıyor şu sıralarda. 3) Meclis dokunulmazlıklar konusunda sıkıntılı bir dönem yaşadı, bazı HDP’liler ulusal ve üniter politika dışına kayıyor sanki. 4) Yurt çapında PKK ve IŞİD’in terörist eylemleri PKK’nın Güneydoğu’da sokak çatışmaları devam ediyor, her gün şehit haberleri geliyor. Bunlar içeridekiler.

Partilerin gidişatı belli; 1) Muhafazakarlar (içinde tüm milliyetçi ve Müslümanlığı ön plana çıkaran gruplar var), 2) Kürtçüler ve 3) Laikler (bu ad genelde kullanıldığı için ifade ediyorum, içinde Atatürkçüler, Ulusalcılar, CHP vs. var). Bu “üçlü politik düzen” içinde %50’nin üzerindeki güç bugüne bakıp değerlendirenler tarafından, Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan liderliğinde devam edecek, şeklinde yorumlar yapılıyor.

Beklentiler gelişiyor genel değişim çerçevesinde, herkesin bir hesabı var muhakkak. Anayasa görüşmeleri bekliyor, sanki Ahmet Davutoğlu engeli var, giderilirse ilerleyebilecek, deniyor. Tıkanma konusu giderilirse bir tür “Başkanlık” sistemi (Şekli ve adı ne olursa olsun, Başkanlık, Yarı-Başkanlık, Cumhurbaşkanlığı Sistemi diyenler var.) halkın önüne getirilecek, deniyor. Hatta çoğu kişi dillendirmeye başladı şimdiden, baharda erken seçim diye, diğer görüş, bu işler çözülür, seçim değil, halk oylaması olacak, diyor. Bunu netleştirecek iki kişi var, Erdoğan ve Davutoğlu, çok yakın zamanda haberdar oluruz. Anayasa çalışmaları sürecinde başkanlığı konuşmaktan Kürt meselesini görüşemiyor. Ötelenen bu mesele, başka zaman bekleyenlerle, örneğin dışarıdaki gelişmelerle birleşince acaba Türkiye için daha ağır ve telafisi güç durumlar yaratabilir mi? Teröriste “terörist” demekten kaçan HDP ve ABD’den yeni dönen Eşbaşkan Selahattin Demirtaş yaklaşık şunu diyor; sizin oyununuza gelmeyiz, TBMM kararlarına uymayız, gerekirse başka bir meclis kurarız, hem Davutoğlu ne konuşuyor, kendisini görevden alıyorlar…

Buradan bazı başlıklar çıkaralım: 1) Partiler-içi düzenlemeleri görüyoruz, hedeflenen ise “üçlü politik düzen”, 2) Anayasa çalışmaları devam ediyor, hedeflenen “başkanlık sistemi” ve R. Tayyip Erdoğan’ın ilk başkan olması, 3) “Toplumsal barış, birlik ve beraberlik” sorunu daha da geriliyor, Türkler ve Kürtler şeklinde her iki tarafın hedefleri üzerinde önderlik edenler süreci daha da geriliyor, toplum-içi ayrılıklar ve bölünme noktaları artıyor, örneğin Kandil silahtan elini çekmiyor, HDP arayışını uluslararası alana taşıdı, Devlet ise güvenlikçi politikalara ağırlık veriyor.

Dışarıda Kuzey Suriye ve Kuzey Irak sorunu var, Suriye’nin geleceği belirginleşmedi, etkileri Türkiye açısından önemli, Barzani bağımsız bir Kürt Devleti ilanına hazırlanıyor Irak’ta. Ortadoğu’da daha çok Suudi Arabistan ve İran arasında geçen ama genelde Şii-Sünni sorunu olarak bilinen bir süreç gelişiyor, yeni İttifak Anlaşmaları imzalanıyor, Türkiye başta Katar ve Suudi Arabistan ile el ele. Malum, Rusya ile ipler koptu bir süreden beri. Türkiye bir taraftan Katar’da askeri üs açıyor ve silahlanıyor, diğer taraftan dış meseleleri daha da gerginleşiyor.

Dış gelişmelerden başlık atmayalım, daha ABD başkanlık seçimleri sonucu beklenecek herhalde. Yeni başkana göre beklentiler geliştirilebilecek tüm dünyada. Herkes bekliyor, o halde biz de bekleyelim. Ama şu kadarını söyleyelim, yarının Ortadoğu Siyasi Haritası bugünkünden farklı olacak ise buradaki esas konular; 1) Türkiye bundan ne kadar etkilenecek? 2) Zamanlama ne olacak? 3) Bu işi içeride kolaylaştıranlar kimler?

Bilinen genel doğrular var: Eğer ortada bir vatan yoksa orada demokrasi meselesi de tartışılamaz, haklar, özgürlükler, eşitlikler vs. Eğer bir ülkede demokrasi ne kadar derinleştirilirse, toplumsal bağlar o denli kökleşir, sorunların giderilebileceği bir ortam meydana getirilmiş olur. İşte bunlar “politika-demokrasi” denkleminin konularıdır, bu asırda güçlü toplum kültürüyle demokrasi ön planda olmalıdır. Bunu biliyoruz, ama insan hasımlarının ellerine kullanabilcekleri kozları kendi elleriyle teslim etmemelidir, değil mi? Çünkü başat güçler, “Sen demokrasiyi beceremedin, o zaman ben de Irak gibi oynarım seninle,” diyebilir. Var olanların kıymetini bilmek en birinci iştir. Bir daha ifade edelim; kıymet bilmek! Her daim demokrasi için çaba sarf edilmelidir ki politika memlekette işleri çözebilsin, gerginliklerin ve sorunların önü alınsın. Demokraside hep “ben” yoktur, bu diğer bencillikleri tetikler. Bencillikler kötüdür! Çünkü demokrasi konuşabilmek ve anlaşabilmek demektir, “biz” olmanın erdemine inanmaktır. Seviye düşükse konuşacaklar azalır, el ve kol hareketleri devreye girer, sesler yüksektir; buna karşın her alanda seviye yükseltilmelidir ki, konuşmaya esas olan konular kökleşsin, ses melodiye dönsün, istenmeyen hareketler azalsın.

Sanki bir paradoks! Politika ve demokrasi… Ben vatan, millet, ileri demokrasi, özgürlük ve dahi ne varsa hepsinin bir bütün olması gerektiğini söylüyorum. Ülke politikasını uçlara taşıyanları ise eleştiriyorum. Çünkü demokraside temel bir kural var; kimlikler, inançlar, anadan doğarken kazanılan değiştirilemeyen değerler tartışılacak ve politikası yapılacak şeyler değildir. Ya ne yapılır? Yönetilebilir değerlere ait görüşlerin kümelenmeleri tartışılır ve bunun üzerinden politika yapılır. Memlekette Osmanlı’dan bu yana yanlış bir yola girildi, içinden çıkılamadı bir türlü. Dinin, mezhebin veya ırkın kendisi yönetilebilir mi? Peki, bunlar kullanılarak millet yönetilebilir mi? Kolaya kaçılıyor böyle yapılıyor ve bu bir siyaset yapma biçimi zannediliyor. Biraz gerilere gidelim, temel yaklaşımla, Demokrat Parti ve Halk Partisi bile bu dinamikler üzerine gruplaşmış kapsayıcı ve kitlesel parti örgütleriydi, bu modeli küçük görmeyelim. Şimdiki ne? Örneğin, “İslamcı Parti” demek de ne demek? İslam’ın kendisini mi ihya etmek, yoksa İslam adını kullanarak toplumu mu yönlendirmek? Bir partinin adına örneğin Müslüman Demokrat Parti diyebilirsiniz, Müslümanlığı istismar etmedikçe ve demokrasinin ruhuna karşı olunmadıkça, bunda bir beis yoktur. Bu konuda bilinen bir örnek; Almanya’da Hristiyan Demokrat Parti sözü sadece partinin ismidir ama yapılan iş demokrasinin ruhunu asla değiştirmiyor, öyle değil mi? Benzer şekilde örneğin Kürtçülük yapan bir politik çaba da demokrasi dışıdır. Bu asla Müslüman, Hristiyan, Türk, Kürt, Alevi, Alman, Fransız, vs. olma demek değildir, bilakis kendin ne istersen ol ve kimliğinle kal, ama diğerleriyle, diğer kimlik ve inançtan olanlarla demokraside buluş, politikan bu olsun, der. Her ne denirse densin, mevcut durumu ve gidişatı sonuçlara bakıp söyleyecek olursak, toplumun mezhep, ırk vs. konularını ön olana çıkaranlarla, bunları dışlayanların çekiştirip durduğu politik alanda ancak demokrasi ve elbette halk zarar görür. Halk dediğiniz de tek tip değildir, tıpkı evdeki çocuklarınız gibi, değişik karakterlidir ve değişik isimlerdedirler… Bu gerçektir!

(Görüntü: İHA)

Politika 'ın son yazıları

49 views

Emperyalizm

Bugünün anlayışı, küresel imkanlar içinde sahip olunan alanları artırmak ve güçlenmek, değer üretimi rekabetinde gerilerde kalmamak fikri üzerinedir. Ruslar gibi sürekli “kahrolsun emperyalizm” diyeceğinize, “ben hangi değeri üretebiliyorum, hangi büyük pazarda kaça satıyorum,” diye bakın isterim. Bugün ülkeler bazında ABD, İngiltere, Çin, Japonya, Güney Kore, birlik bazında Avrupa Birliği, küresel şirketler bazında sürekli sayısı artan ve yenilik üretenler, esasen bunlar değerleri zorluyorlar ve muhatap alınıyorlar. Daha fazla muhatap alınabilmek için yapılması gerekenler belli! Olan şu: Muhatap alınanların ve değer üreticilerinin daha fazla yayılması fikri!..
76 views

Doku Bozumu

Bu makale Ortadoğu'da kangren olan meseleleri stratejik düzlemde incelemektedir. Mevcut dokuyu bozan yapay düşünceler ile gerçekte olanlar arasındaki farkı bütün çıplaklığıyla dile getirmektedir. Halen bölgede savaş, çatışma, suç, terör, işgal, soykırım, gibi pek çok olumsuzluk yaşanmaktadır. Uluslararası sistem bu olup bitene çare bulamamaktadır. Suriye, Irak, Lübnan, Yemen, Libya, gibi ülkelerin halkları harap ve bitap düşmüş durumdadırlar.
83 views

Devlet-dışı Aktörler

Burada gayet karmaşık, iç içe geçen ve masum insanların istismarına dönük olayları ihtiva eden, bütün gayrimeşru faaliyetleri, politikaları, planları ve operasyonları, terörizmden tutunuz, vekalet savaşlarına, buradan iç savaşlara, gri bölge operasyonlarına, meşru görünse de esasen çıkara hizmet edenlere, meşru siyaset yapmak ve bunu geliştirmek varken, siyaset alanını anti-demokratik yöntemlerle daraltanlara kadar, birçok durumu kısaca da olsa açıklama imkânımız oldu. Meşruluk ile gayrimeşruluk arasındaki perdeyi görmek veya belirlemek çok çok önemlidir. Ben de sizler de hep birlikte bu dünyada birer aktörüz, tıpkı devletler, hükümetler, liderler, şirketler, gibi. Politika, insana has bir yetenek, işlev ve özelliktir. Meşruiyet dahilinde kalabilmek çok önemlidir. İnsanlar, istikrar, barış ve esenlik içinde yaşamayı, gelişmeyi, evlatlarını refah ve güven içinde yetiştirmeyi istemektedir.
77 views

ABD ile Yeni Bir Sayfa mı?

Geleceğe bakıyoruz, öyle değil mi? Mesela NATO’nun genişlemesi yönüyle İsveç’e onay verildi, bunun karşısında F-16 modernizasyonu gerçekleşecek. Hatta şimdiden aradaki başka tıkanıklıkların giderilmesi açısından olumlu açıklamalar yapılıyor, kamuoylarına bilgiler veriliyor, bunların bir anlamı olmalı.
112 views

İran’ın Riskli Durumu

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi dün (24 Ocak) Ankara'da idi. Ben de merakla bekledim, net ne açıklama olacak diye. Ekonomik Konsey gereği yapılan anlaşmaları kastetmiyorum. Benim görmek istediğim stratejik ve jeopolitik duruma getirilebilecek açıklık idi. Ne gördüm? Bugünden sonra Türkiye hem çok dikkatli olmalı, hem İran'dan alabileceklerini azami şekilde kısa dönemde almalı. Ama risk yok! Zira riskin çok yüksek olduğu bir döneme girdik, bunu göremeyenlere özellikle işaret etmek isterim. Sonuçta amaç Türkiye'nin gelişmesi, güçlenmesidir.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme