din-istismari
Din İstismarı

Din İstismarı

731 Tıklama
15 Dakikalık Okuma
1
Okuyucu

Laiklik konusunu sorun edenler din olgusunu kavrayamamış olanlardır. Kendilerini dindar sıfatıyla tanımlayanlar bir daha düşünmelidirler. Bunlardan bir kısmı ya kıt düşüncelerle hareket etmektedirler ya da çıkarları için dini bilerek veya bilmeyerek emellerine araç kılmaya çalışmaktadırlar. Buna karşılık, her fırsatta din ile inançsızlık arasında olanları ve inançlar arasında olanları istismar aracı yapanlar ve ortamı sulandırmayı vazife edinenler hem konuyu yeterince anlayamamış kabul edilebilir hem de çıkarcı oldukları söylenebilir. Sizlere bu sorunu, bu çağda, yeni baştan yaşadığımız bu günlerde, “din istismarı” olarak sözünü ettiğimiz kapsamlı bir konuyu Kur’an’da açıklanmış şekli ile sunmak isterim. Bakın doğrusu nasılmış? Haddime değil ama!..

Efendim, haddime değil ama hatırlatayım, Kur’an’a göre din iki anlama gelmektedir: Bir, inanç; iki, evrenin yasaları. Eğer din sözcüğünü inanç bağlamında kullanırsanız beşeri türden her şey olur, tüm anlatılanlar, kavramlar, dünyalık keşmekeşlik din ile aynıymışçasına anlaşılır. Ama yine de Kur’an, senin dinin sana benimki bana, babından; yani sen neye inanırsan inan ben bunun için sana zorlama yapmam demektedir. Bu aslında laikliğin de açıklamasıdır, siyaset bilimi ile ilgili söyleneceklerin ötesinde değildir.

Evrenin yasaları anlamına gelen ikinci ve asıl anlamı ise bütün yönleriyle kapsayıcıdır, tartışılmaz, esastır ve insanın idrakini aşan yönleri, müteşabih yönleri vardır. Buna göre örneğin güneşin de dini vardır, atomun da, genin de, hücrenin de… Bakın bu bütünsel bakış açısı zaten dışına çıkılamayacak bir kapsamı işaret eder, öğrenmeyi ve idrakle kabul etmeyi gerektirir. İdrakle kabul etmek iman etmektir ve bu bireyseldir, kalben yapılan bir tasdiktir, karşı tarafa söylenmesinde bir zorunluluk yoktur. Bu idrak bilime saygıdır, kainatın kitabına müteallik olmaktır, insanın üstünlüğünü kabuldür, dünyanın mükemmel bir gezegen olmasını, güneşin doğmasını ve batmasını, denizlerin birbirine karışmamasını, yıldızların gökte bir işlev üstlendiğini ve pek çok temel anlamı içerir. Hepsi İslam’dır, Semavi denilen dinler de, Hindu inançları da ve diğerleri de, inanılsa da inanılmasa da, yani bu ikinci anlamdaki esas din anlayışının dışına taşmak diye bir şey söz konusu değildir. Hz. Adem, Kur’an’da adı zikredilen bütün peygamberler, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed gibi İslam peygamberi değil midir? Bu bir yorum değildir, Kur’an’ın tanımı böyledir. O halde bu ikinci ve esas tanımla da laiklik arasında bir sorundan söz edilemez. Konuya yorumla zamana ve zemine uydurmak, kelimenin tam anlamıyla “uydurmak” demektir.

Bir örnek vereyim: Kainat kitabını okuma yolunda diğer insanlardan daha çok çaba sarf etmiş Albert Einstein, ki Yahudi olduğu bilinir, din kavramının ikinci anlamına göre değerlendirilirse dindar olduğu söylenebilir. Ama iman konusu ne beni ne de bir başkasını ilgilendirir ve zaten Kur’an’da da yazdığı üzere iman Yaratan ile yaratılan arasındaki bir konudur. Tanımı gereği bakın, inanç sahibi herhangi birinin, örneğin bir siyasetçinin, kendi adına çıkıp bazı vecibeleri yerine getirdiğini düşünerek, etrafındakilere ben sizden daha dindarım demesi oldukça abestir. Ben bu durumda Kur’an ışığında düşünürüm ki, ikinci şahıs dini siyasete alet etmektedir.

Şimdi ikinci kullanımla işaret edersek, bu konuda Kur’an ne diyor dersek, İslam demek din demek, din demek İslam demek dersek, tamamen bu çerçevede bir açıklama yapmış oluruz. Bütün tartışmalarıyla, kıyaslamalarıyla, kullanımlarıyla ve uygulamalarıyla bunun konu edilen “inanç” ile ilgili olmadığı açıktır. Elbette inanç kurumları konuya yaklaşanları beslerler, pratikte bu bir sistem haline gelir, ekol, ideoloji veya akım olur çıkar. Hatta içinde Türkiye’nin de olduğu bazı ülkelerde olduğu gibi parti olur çıkar, siyaset yapar. Siyaseti yönetenler dine hizmet ettiğini ifade ederler; esasen bu basit ve günlük, hatta içinde çıkarcılığın yuvalanabildiği birçok konuyu tartışılır yapmaya yeterli değil midir? İnanç sistemleri olarak bilinen sosyolojik tasnif bu anlayışla alakalıdır. Hz. Muhammed’in ümmeti Müslümandır. Son Peygamber, değişmesi mümkün olmayan İslam anlayışını tekraren ve bir bütün olarak hatırlatmıştır, Vahiy kapsamındaki hususlara örneklik etmiştir. Kur’an böyle der.

İşte size beşeri bir alan açıklaması: Toplumlar kendi uygulamalarını, anlayışlarını, inanç pratiklerini istese de istemese de işin içine sokmuştur ve bu çok doğaldır ve bu İslam’ı değiştirmez. İslam kaybetti denemez, buna karşılık kaybeden veya kazanan varsa Müslüman’ın veya Hristiyan’ın veya Yahudi’nin veya Budist’in veya Ateist’in kendisi olabilir; kişiler, kurumlar ve insan eliyle değiştirilenler olabilir. Din ile devlet işleri nasıl birleşir? Diğer taraftan, inançlar-arası ilişkilerde laiklik bir garantidir, deniyorsa, sorun nerede diye sormanız gerekmez mi?

Efendim, haddime değil ama hatırlatayım, önce şunu bilmek gerekir: İslam’ı öyle uluorta kullananlar dikkatli olmalıdırlar. İslam Terörü, İslam Devleti, İslam Anayasası vs… Bunun yerine Müslümanın işlediği terör suçundan, yazdığı anayasadan veya inşa ettiği devletten bahsedilmesi doğrudur. Bireyler kendi inançlarını uluorta kullanmakta serbesttirler, buyursunlar. İddialar İslam ile mi ilgili, Müslümanlık ile mi veya başka inançlarla ilgili olabilir mi? Bu yaklaşım bütünüyle denklemi karmaşıklıktan kurtarır ve inandığınız şeyi ne kadar anlamışsanız o kadar Müslümansınızdır, Budistsizindir veya Ateistsinizdir. Öyleyse dindar kelimesini statü ve önderlik açıklaması gibi değişik beşeri gereklilikler için uluorta neden kullanırlar? Cevabı bellidir; bu bir çıkar ve çatışma konusu edildi ise İslam’ın böyle bir kaygısı asla olamaz, eğer İslam ile kendi yapageldiklerini özdeşleştirmek isteyenler varsa, bu aslen Kur’an açıklamasına göre münafıklıktır.

Örnekler: “İslam İşbirliği Teşkilatı” ne demek? “Müslüman Toplumlar İşbirliği Teşkilatı” mı denmek istendi? “İslam Dünyası” ne demek, tüm kainata şamil mi olunmaya çalışılıyor? Acaba, “Müslüman Dünyası” mı denmeye çalışılıyor? “Din İşleri Yüksek Konseyi” demek ne demek? “Müslümanın İnancıyla İlgili Yüksek Konsey” mi denmek istendi acaba? “Din Dersi” ne demek? “İnanç Dersi” mi denmek istenmektedir? “İslami Anayasa” ne demek? “Müslümanlık Anayasası” mı denmeye çalışılıyor? Kaldı ki Peygamber Efendimiz bile bunu kullanmadı, “Medine Anayasası” dedi, hatırlayalım, çünkü konu beşeri idi, bölgesel idi, zamana ve zemine aitti. İslam sözünü ne kadar çok kullanırsa o kadar çok hizmet etmiş oluruz düşüncesi büyük bir hatadır!

Efendim, haddime değil ama hatırlatayım, Kur’an böyle emrediyor; cehennemin yakıtı olacakların içinde müşrikler ve kafirler kadar, münafıklıklar da olacaktır. Kim kendini Kur’an’dan, Sahih Din’den ve İslam’ın kainatı kapsayan gerçeğinden, doğallığından, biliminden ayrı tutabilir ki? Demek ki, söylenenler Kur’an ile de bağdaşmayan türdendir, nerede olursa olsun bu tür işlere dahil olmuş ve kendini mümessil görmüş insanların adında inanç kavramları geçen yerlerde ders görmüş olmaları kimseyi aldatmasın, herkesin yararına, hatta Müslümanların da yararına münafıklar şöyle bir kenarda dursunlar. Doğrusu bu! Siyer’e bakın, Hz. Peygamber münafıklarla mücadele etmedi mi?

Efendim, haddime değil ama hatırlatayım, yanlış inanışlar içine girenler, bu yanlışlığı Vahyin açıklamalarını sapkın yorumlarla dil üzerinden değiştirenler, yetmezse Hz. Peygamber’in ağzındanmış gibi açıklayarak olanı iyice karmaşıklaştıranlar, inandığını asıl iman konusuymuş gibi savunanlar, bunu siyaset yapanlar, sonra da inançsızların karşısına oturanlar, inanç üzerinden dünyalık pazarlıklar yapanlar, bunu meslek edinenler münafıklardır. Şüphesiz, diğerleri kadar dini istismar edenler içinde münafıklar da vardır.

Buraya kadar şunu açıklamış olduk, Kur’an bu ve daha da geniş perspektifte bakıldığında dini özgürlükler konusunda ne diyor? Batı dillerinde telaffuz edilen laiklik ve sekülarizm gibi açıklamalardan rahatsızlık duyanlar için bu çok temel açıklamalar bir hatırlatma mahiyeti taşıyabilir kanaatindeyim.

Peki, din istismarı diye bir şey var mı? Var. İşte bu böyle bir şey… Görüldüğü üzere mezhepçilik, ibadet vs. konulara girmedik bile, çok temel açıklamalarla yetindik. Bir de bu tür konulara girseydik, istismarcıların nice alanlarda cirit attığını da tartışmış olacaktık. Bu gerçekten bizi aşardı…

(Görsel: Flickr, Caitlin Rodgers)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Ergenekon

DİĞER YAZI

Demokrasi-Politika Paradoksu

Politika 'ın son yazıları

Yeni-Rönesans

Küresel çapta önemli bir bariyeri aşmak üzereyken güçler arasındaki sürtüşmeleri çok doğru bir yere koyarak tartışmamız

Yeni Hakimiyet Mücadelesi

İnsanın hakimiyet mücadelesi bitmez. Belki de ilerlemenin yolu budur! Düşmanı ve kaynakları savaşla ele geçirme dönemi Soğuk

Neomedyeval Çağ

Yeni-Normalleşme mimarlarının hedefi neomedyeval düzendir. Bu konuyu yeterince özümsemeden geçersek, olup biten hakkında ne desek az