Ergenekon

344 Tıklama
8 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Yargıtay Ergenekon Davası olarak bilinen Türkiye’nin son dönemini uzunca süredir meşgul eden dava ile ilgili kararını açıkladı. Buna göre “usule aykırı birçok işlem” olduğu sebebiyle dava bozuldu.

Yargıtay’ın gerekçesinde öne çıkan noktalar şunlardır:

  • Ergenekon (Terör) Örgütü kabulünde isabet yok.
  • İlker Başbuğ Yüce Divan’da yargılanmalıydı.
  • Devlet sırları ifşa edildi.
  • İfadelerin sağlıksız koşullarda alınması.
  • İddianamede olmayan suçlardan hüküm kurulması.
  • Makul sürede yargılanma hakkının ihlali.
  • Dijital delillerin kopyalarının verilmemesi.
  • Avukat-müvekkil arasındaki görüşmelerin dinlenmesi.
  • Gizli tanık konusu.
  • Davaların birleştirilmesinde isabetsizlik.

Başından beri sadece hukukçular değil, konunun dışındaki çeşitli çevreler tarafından bile bugün belirtilen bu hususlar işaret edilmişti; “Bu iş bütünüyle yanlış!” denmişti. Şimdi, “Hak yerini buldu,” diye geçiştirenler olacaktır. Ancak bazı mağdurlar onurlu duruşlarıyla şimdiden sevinemediklerini, devletin vereceği tazminattan bile incineceklerini, sürekli veren konumundaki halka bir kez daha haksızlık edileceğini söylüyorlar.

Çok büyük haksızlıklar oldu, canlara zarar geldi, yok yere aileler mağdur edildi, umutlar söndürüldü, devlet ve halk yok yere meşgul edildi, maddi ve manevi onca kayıp… Böyle bir işi düşman yapsa idi elinden ancak böyle bir kötülük gelirdi, zararı bu denli olurdu. Birileri, “seve seve hayatımı feda eyleyeceğim” diye yemin etmiş kendi güvenlik görevlilerini ve aydınlarını hedef aldı. Tam bir kumpas! Tertipleyenlerin amaçları bir yana, sonuçta devletin görevlisi devletin diğer görevlisine öyle veya böyle bir tuzak kurdu ve uzunca süre taltif edildi. Sonra ne yaptığının hesabını vermekten aciz bir kesim devlet görevlisi gerçek mağdurlarla yer değiştirdi, ama yine de dışarıda kalanlar var. Görülüyor ki aslında bu işle iltisaklı olanlar bir örgüt imiş; içlerinde hukukçuların ve güvenlik görevlilerinin de olduğu bir örgüt varmış, bunlar kendi insanına saldırmışlar…

Şimdi kim hesap verecek? Belli ki bir kesim mahkeme edilecek, bir kesim kendini masum ilan edecek. Ama “devlet sırlarının ifşası” gibi büyük bir suç var ki, bunun bedeli öyle kolay kapatılmamalı, değil mi? Şimdi Cumhuriyet Savcıları kendiliğinden bu gerekçelerden hareketle devletin hangi sırlarının kime yaradığı, kimlerin kullanıldığı, aracıların kimler olduğu hakkında mahkemeler açacaklardır.

Konu ile ilgili sadece FETÖ yok, başka çok suçlu var. Geçiştirilmesin! Dışarı kaçanlar nasıl olsa tutuklanır, tutuklu olanlar nasıl olsa hüküm giyer; ya diğerleri?.. Şimdiki süreç daha zor olacak. Halk ve devlet uzun süre yine meşgul edilecek.

Ama böyle, adaletin terazisi bir kere kaçtı ise düzelene kadar işler zordur. Türkiye enerjisini adalet ve güvenlikle ilgili kayıplarına tüketiyor; belki bu da bir bedel. Keşke refah ve zenginlikle ilgili çabaları konuşuyor olsaydık. Neden bunları konuşamadık ve bir süre daha konuşamayacağız dersiniz? İşte günümüzün teknikleri böyle, Mercidabık Savaşı yok artık, bu tarz mücadeleler var; demokratik zeminde, meşru insanlar kullanılarak, barıştayken ve kendi kendine gelişen çatışma süreçleriyle ülkeler geri bırakılıyor veya ikna ediliyor, bu tarz yöntemler var.

Genel olarak asker bugünün küresel mücadele tekniklerini biliyor idi, akademilerinde bunların dersi veriliyordu, tüm devlet yetkililerine, üstelik bu açılardan daha hassas şekillerde ilgilileri uyardı da. Ancak siyaset, adalet ve asayişte yeterince bu tür tehdit bilinci oluşturulmamış, karşı-bilinci oluşturanları görememiş veya gördüklerini kendi kontrolünde tutmak istemiş ki, aynı zamanda siyaset  hasmın kullanabileceği işlere alet edilmiş.

Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan ve üstelik adaleti temsil eden insanlar koydu bu adı, Ergenekon dediler; terörle, ihanetle, kumpasla yüce değerlerimizi yan yana getirdiler, hiçe saydılar tarihimizi, kültürümüzü, medeniyetimizi hedef aldılar, iyi mi?

Bu tür güç mücadelesi süreçleri sonunda savaşlardakine benzer barış konferansları, mütarekeler, anlaşmalar yok. Yıpranmayı ve baskıyı kabullenmeyi sindirme süreçleri var. Partiler, iktidarlar, çıkar çevrelerinin aralarındaki görüşmeleri, niyet beyanları ve sözle alınan kararlar var. Mekanizmalar buna göre talimatlandırılıyor, gidişat kötüye doğru olursa bu durum asıl-hasımların daha da işine geliyor.

Küresel güç odakları gelip Türkiye’nin iç meselesi halindeki bu zafiyete çok üzülecek değiller ya! Üstelik bazı mağduriyetlerden dolayı davalar yine dışarıya taşınacak. Şikayet edeceğiz vatandaşımızı dışardakilere. Başkaları bizler hakkında kararlar verecekler, hiç değilse akıl verecekler. Neden üzülsünler?

Türkiye’de siyaset yapma kültüründe ve adalet anlayışlarında düzenlemeler gerekli, zaman alacak… Ne geçti elimize şimdi? Koca bir yazık!..

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Partizanlık, Partililik ve İleri Demokrasi Formülü

DİĞER YAZI

Din İstismarı

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını