abd-ulusal-stratejisindeki-sorun
ABD Ulusal Stratejisi’ndeki Sorun

ABD Ulusal Stratejisi’ndeki Sorun

251 Tıklama
9 Dakikalık Okuma
Okuyucu

ABD’nin görevinden yeni ayrılan Savunma Bakanı James Mattis imzalı Ulusal Savunma Stratejisi Dokümanı (2018) sorunludur. Özellikle Ortadoğu bağlamında işaret edilen konularda çelişkiler vardır. Sorunlar neler? ABD’nin bugün Suriye’de düştüğü yanılgı nedir? Nasıl düzeltilmeye çalışıyor? Bu soruları yine ABD’nin kendi düşüncelerine bakarak cevaplayalım.

Öncelikle, ABD’nin dünyaya yönelik şekilde hazırlayıp uyguladığı ve adına ulusal dediği savunma stratejisini hazırlamasına ve uygulamasına temel eleştirilerde bulunmak isterdim. Hatta Pasifik’ten Atlantik’e ABD’nin değişik yanlış adımlarını da irdelemek isterdim. Bunu daha başka bir zamana bırakalım. ABD ulusal stratejisi, Ortadoğu’daki mevcut durum çerçevesinde incelenirse, esasında sorunların kaynağı olan bir metindir. Özellikle Suriye bağlamındaki temel yaklaşımında var olan bir noktayı görmezden gelmek mümkün değildir. Zira başta NATO müttefiki Türkiye’yi ilgilendirmektedir.

ABD strateji dokümanında, “ittifakları geliştirelim ve cazip yeni partnerler bulalım,” diyor. Bunu yaşanan 75 yıla ve 11 Eylül tecrübesine dayanarak ifade ediyor. “Karşılıklı yarar sağlayan ittifaklar ve ortaklıklar, stratejimiz için çok önemlidir,” diyor. İlişkilerde uzun ömürlü olmaktan bahsediyor. “İttifaklarla beraber asimetrik bir stratejik avantaj sağlamak” hususundan söz ediyor. “Müttefiklerin ve ortakların ABD’ye bölgesel ilişkilerle ve beraberinde liderliklerle tamamlayıcı imkanlar sağlayacağı ve güç kazandıracağı,” ifade ediliyor. ABD’nin durumu kavramasına imkan veren, sorunu ortamında aydınlatan ve çözen, çıkmaza girildiğinde başka seçeneklerin geliştirilmesine imkan veren “müttefiklerin ve ortakların önemi” konusuna işaret ediliyor. Müttefiklerin ve ortakların temel ve lojistik sistemi destekleyerek kritik bölgelere erişimi sağladığına değiniliyor.

ABD, “iyi bir ittifak ve ortaklık ağı oluşturmak için üç unsura odaklanacağız,” der. Bunlar: “Karşılıklı saygı, sorumluluk, öncelikler ve hesap verebilirlik temelini oluşturmak. Bölgesel danışma mekanizmalarını ve işbirlikçi planlamayı genişletmek. Birlikte çalışabilirliği derinleştirmek.” Bu amaçla, ana işbirliği sistemlerinin desteklendiği ve müttefiklerin kendi güvenlik ilişki ağlarıyla takviye edildiği, kalıcı koalisyonlar ve uzun vadeli güvenlik ortaklıkları hususu öncelikli görülmektedir.

Hangi bölgelerde bu işbirlikleri yapılacak? Dört coğrafi bölge ve işbirliği konusu var. Bunlar: “Hint-Pasifik ittifaklarını ve ortaklıkları genişletilmeli. Trans-Atlantik NATO İttifakı güçlendirilmeli. Ortadoğu’da kalıcı koalisyonlar oluşturulmalı. Batı Yarım kürede avantajlar sürdürülmeli. Afrika’daki önemli terör tehditlerini ele almak için gerekli ilişkiler desteklenmeli.”

Peki, bu bağlamda Türkiye nerede? Atlantik’te başka, Ortadoğu’da başka bir yapıda mı olacak? Hani diyoruz ya, “neredeyse 70 yıllık müttefikiz,” diye, soru yineleniyor: ABD gözüyle nerede müttefikiz, nerede değiliz? Bu bağlamda ilk eksik düşünme noktası budur. NATO görev alanı Soğuk Savaş sonrasında genişletilmiştir. Bunun tartışılması NATO’da olmaktadır. Sorumluluk ve ilgi alanlarıyla genişletilmiş bir NATO bağlamı, daha da tartışılabilir. Ancak bir yandan coğrafyaya geçici fırsat alanları gözüyle bakmak, diğer yandan köklü, güvenilir ve uzun vadeli ilişkiler kurulmasını beklemek sorunludur.

Gelelim Ortadoğu’ya, strateji dokümanı ne diyor? Önce Ortadoğu nasıl olacakmış? “ABD; teröristleri caydırılmış, ana kıtasına terör ihraç etmeyen, küresel enerji piyasalarının ve ticaret yollarının istikrarına kastetmeyen, güvenilir bir Ortadoğu’yu teşvik edecek.” Dolayısıyla, “ABD, Afganistan, Irak, Suriye ve diğer bölgelerdeki şu ana kadar elde edilen kazanımları pekiştirmek ve İran kaynaklı terörün kalıcı yenilgisini desteklemek için yine kalıcı koalisyonlar geliştireceğiz,” diyor. Aslında bölgede bütün bunları Savunma Bakanlığı içinde CENTCOM marifetiyle yapıyor.

İran bağlamındaki çelişkiler de dünyanın tartışılan konuları arasındadır. İran’ın Ortadoğu’daki İsrail stratejileriyle çakışan noktalardan dolayı temel bir engel oluşturduğu, enerji piyasalarına etki ettiği, Kitle İmha Silahları ve terörle bölgesel tehdit olduğu, sürekli gündemdeki konulardır. İran’daki rejimi değiştirmek amaçları güncel çabalar takip edilmektedir. Ancak Suriye’de çözüm nedir? Örneğin İsrail’in ülkeyi bölmekle ilgili stratejisi mi daha doğrudur?

Bu ulusal bir konudur, yalnız üçüncü taraflara dokunduğunda sorun büyür. Her şeye rağmen ABD İsrail ile Ortadoğu’da kalıcı bir ittifak içindeyse, temel ölçeklerde bunun bir sakıncası elbette olmaz. Ama Türkiye’nin sınırında, “bir terör örgütü marifetiyle yaratılmaya çalışılan oldubitti, buna dayalı kalıcı ve istikrarlı bir durum” sürekli tartışmaya açık olur. Örneğin dünyada petrol fiyatları böyle mi kontrol edilecek? Bu iyi bir strateji olmaktan çok uzaktır.

ABD’nin “kalıcı” dediği, Suriye’de kurulmaya çalışılan YPG/PKK bağlamındaki o sorunlu ittifak 2015 Obama stratejisi ile belirlenmiş bir konudur. 2018’de bu yanlış stratejiye dair tartışmalı ifadeler görülmektedir. Bu terk edilmelidir. Obama döneminde temelleri atılmış olan “bir garnizon devleti kurma” fikri ABD’ye sadece Ortadoğu’da değil, diğer bütün coğrafyalarda da sorun çıkartır. Biraz düşünülse bu gerçek görülecektir. YPG/PKK ittifakı ile kalıcı ortaklık olmaz, bölgeye istikrar gelmez, ticaret yolları ve enerji kaynaklarının küresel istikrarı bu yolla asla sağlanmış olmaz. Neyse ki Trump bir kısmıyla bu düşüncelerin mantıksız bir yol olduğunu anladı. Bu sorunlu aklın mimarlarını işten el çektirdi.

Not: ABD Ulusal Savunma Stratejisini incelemek isteyenler, Bkz. https://dod.defense.gov/Portals/1/Documents/pubs/2018-National-Defense-Strategy-Summary.pdf

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Terörle Mücadelede Son Merhale

DİĞER YAZI

Türkiye-Rusya Yapıcı İşbirliği

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,