Bağdat’ta Şark Usulü Operasyon

Okuyucu

Bu hafta saman alevi gibi Irak’ta kanlı saatler yaşandı. Pazartesi (29 Ağustos) gecesi olaylar Muktada es-Sadr’ın politikayı bıraktığını ilan etmesiyle başladı, ortalık karıştı, Salı (30 Ağustos) öğle saatlerinde birden bir şey olmamışçasına normal hale dönüldü. Ama bu arada Bağdat’ta içinde “devrim” sözcüğünün geçtiği ifadeler de sarf edildi. Şaşırtıcı değil mi? Bu olsa olsa sahte bir devrim, hatta söylemek gerekirse bu tam bir “operasyon” oldu.

Irak’ta yaşananları aylardır anlatıyoruz, seçimler yapılamıyor, 11 aydır ülkede siyasi kriz var, anayasanın kendisi yaşanan ve yaşanacak krizlerin baş sorumlusu, kamu düzeni yok, işsizlik çok, vs. dedik. Muktada es-Sadr’a rakip Şii Başbakan Nuri el-Maliki hükümet kuramadı, engellendi. Sosyo-politik düzensizlik hükümet kurmaya engel, dedik.

Merkezi hükümet Ankara ile temas kurdu, bize yardım edin, bile dedi. Ancak bu çok karmaşık bir denklemdi, bu şartlarda Irak’ta bir sihirli değnek bile işe yaramayacaktı. Merkezi ordu içinde İran yanlısı gruplar bile ayrı konudur, düzensizliktir. Irak’ta Şii milislerin sayısı çok fazladır ve etkilidir.

Sadr, Şii Arap Milliyetçiliği üzerinden yeni bir siyasi çizgi çizdi, her yönden güçlendi. Sadr hükümetin kurulmasına diğer gruplar kadar engel oldu. Çıktı “ben siyaseti bıraktım” dedi, ama bunun bir siyasi manevra olduğu başından belliydi. Sadr yanlıları sokağa çıktı, Yeşil Bölge’ye, Parlamentoya yürüdü.

Sadr yanlılarından çağrı geldi: “Iraklı Sünni Müslümanları, Irak’ı, İran destekli radikal Şii gruplardan kurtarmak için Sadr hareketi kardeşleriyle birleşmeye çağırıyoruz.”

El-Maliki’nin ABD helikopteri ile Bağdat’tan ayrıldığı haberleri alındı, emniyetli bir yere götürüldüğü söylenebilirdi.

Gece İran güvenlik güçleri Irak lideri Sadr’ı kaçırdı haberleri geliyordu. Bilerek görüşmeye mi gitti, yoksa kaçırılma mı? Neticede Sadr’ı taşıyan uçağın Tahran’a indiği söylendi.

Halk sokaklara çıktı, bir kısmı bilinçsiz, bir kısmı hedefine doğru hareket ederek… Merkezi Hükümet sokağa çıkma yasağı ilan etti, ama buna uyulmadı.

Irak’ta çatışmalar Bağdat ve Basra vilayetlerinde gerçekleşiyordu, her ki taraf (Sadr yanlısı Şiiler ve İran yanlısı Şiiler) birbirlerinin askeri/milis karargah ve depolarını basıyor, Irak merkezi ordusu Bağdat’ın kritik noktalarını korumaya çabalıyordu ve daha çok asayişle ilgileniyordu. Bağdat’ta Yeşil Bölge’de çatışmalar şiddetli cereyan ediyordu. Bağdat’ta Sadr şehri olarak bilinen bölgedeki Asab Ahul Hak milis ofisi, gece Barış Tugayı tarafından basıldı ve ateşe verildi, sabah saatlerinde ise yağmalandı.

Bu sahte bayrak operasyonu için gerekli hamleler olabilir miydi? Hem Şark usulü…

Sadr milislerinin Barış Tugayı’nın havan topu, Katyuşa roketi ve gerçek mühimmatla Yeşil Bölge’ye saldırısına rağmen, Irak Başbakanlık güvenlik güçlerinin gerçek mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanmasını yasakladı.

Çatışmalarda 30’dan fazla ölü ve yüzlerce yaralı olduğu bildirildi. Irak Kuvvetleri’nin 200’den fazla üyesi çok ağır yaralandı. Çatışmaların olumsuz şartları nedeniyle yaralılar bir süre hastaneye dahi sevk edilemedi.

Bağdat Yeşil Bölge’de Sadr Barış Tugayları milisleri keskin nişancıları başlarından vurularak öldürülüyor.

Dışarıdan da manipülasyonlar vardı, kaynağı muhtelifti. Bu belirsizlik Irak için durumu oldukça kritik bir hale getirdi.

Bağdat’taki grupları dışarıdan hangi ülke veya güç manipüle ediyor, sonunda bu kargaşadan kim kazançlı çıkacak? İran, Rusya, İsrail, hangisi? Irak halkının kazançlı çıkmayacağı kesindi!

Çatışmalar alevlendikçe değerlendirmeler yapıldı: Eğer İsrail’in manipüle ettiği İran yanlısı Irak’taki gruplar Bağdat’ı karıştırmaya devam ederse, yeniden başlayacak ABD-İran Nükleer Anlaşması şimdiden ölü demektir, Beyaz Saray geri adım atmak zorunda kalır ve İsrail bu hamleyi yapmaktan asla kaçınmaz! Sonra İran’a taarruz! Eğer Rusya destekli İran yanlısı gruplar Bağdat’tı ele geçirirse, bu olayların sonrasında ABD uçakları Irak semalarında olacaktır. Rusya destekli İran, Irak’ta petrol kuyularına girerse, ABD büyük bir kayıp yaşadığını düşünecektir. Irak’ta çoğunluk ABD karşıtı olur ise Orta Doğu değişecektir. Bunlar olaylara daha geniş pencereden bakanlar için değişik olasılıklar idi.

İran, Irak ile kara sınır kapılarını kapadığını ilan etti. Ancak çatışmaların merkezinde bu İran aklı vardı. ABD ve bazı Batılılar diplomatlarını hemen geri, emniyetli noktalara çekti. ABD ülke kuzeyindeki Kürt bölgesi Erbil başta askeri üslerinden durumu izliyordu.

Salı öğlen Sadr ortaya çıktı ve konuştu: “Irak’ta olanlardan dolayı gerçekten üzgünüm. Güncel olayları kınıyorum ve şiddete dönüştüğü için buna devrim demeyeceğim. HSB üyelerine istikrarı korudukları için teşekkür ederim.”

Bu şartlarda kim bir devrimden söz edebilirdi ki? Devrim de nereden çıktı?

Sadr “Irak kanı haramdır, haramdır, haramdır!” dedi. Akıllara şu soru geldi; kimin kanı helal?

Sadr, taraftarlarının 60 dakika içinde tüm Yeşil Bölge’den çekilmesini istedi ve buna derhal uyuldu. Barış Tugayı milisleri Irak meclis binasını hemen boşalttı.

Irak Özgürlük Savaşçıları “devrimden” vazgeçtiği için Sadr’ın İran ile anlaşmaya vardığını iddia etti. Bir devrim sözcüğü dönüyordu, ama…

Açıklamaya göre, Irak Özgürlük Savaşçıları halkı barışçıl protestolara devam etmeye ve Bağdat’ı kurtarmaya, Batılıları bu devrim için desteğe çağırdı. Yine mi devrim!..

Pazartesi gecesi Bağdat’ta karışıklık başladığında hemen sonraki günü işaret ederek, durumu Salı günü anlarız demiş idim! Irak’ta Şiiler, ABD ve onunla işbirliği yapanlara karşı, İran güdümünde konsolidasyon sağladı. Sadr, İran yanlılarıyla geçici de olsa anlaştı. Ortada devrim falan yoktu.

Şimdi top ABD tarafına geçti. Bakalım buna ne tür bir tepki gelecek?

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

ABD’nin Yunanistan Tercihi

DİĞER YAZI

Yunanistan ile Savaşılır mı?

Politika 'ın son yazıları

Pelosi Diplomasisi

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ile yeni bir dış politika anlayışı gelişti: Pelosi Diplomasisi. Bu

Barış Stratejisi

Hemen her politikacı, lider, diplomat aynı sözleri sarf ediyor: Sorun savaşla değil, diplomasiyle çözülür! İyi de

Yaşayan Romalılık

Geçmişten günümüze değişmeyen gerçek, Romalı olmak! Bugünün dünyasında bir tür Romalıların iç savaşını yaşıyoruz. Savaş yayılırsa