baris-ve-istikrar-icin
Barış ve İstikrar İçin

Barış ve İstikrar İçin

Okuyucu

Türkiye’de sürdürülebilir bir barış ve istikrar politikası için neler gereklidir? Bu soruyu değişik şekillerde soranlar ve cevaplayanlar var. Sorunun içindeki belirleyicilere bakılırsa; sürdürülebilirlik, barış, istikrar ve politika konuları kapsanmış durumdadır. Birini veya ikisini düşünen çıkacaksa da asıl aranan bu dört unsurun birlikte olması halidir, yani düzgün bir sistem kurmak ve işletmek şarttır. Mevcut bir sistem varsa daha iyi olması için belli yönleriyle bu noktalarda onarımlar yapılır.

Böyle bakınca genel ve özel diye iki başlık atmak gerekecektir. Genel olarak bu unsurlarla ilgili; ileri demokrasi, hukuk devleti, uluslararası sistemle uyum gibi bilinen alt konular dikkate alınır. Özelde ise Türkiye’deki ve bölgedeki sorunlara doğru açıdan bakmak gerekmektedir.

Kürt meselesinde barış dendiğinde mutlaka her kesimin yapacağı var ama örneğin HDP’in PKK’nın bir terör örgütü olduğunu parti tüzüklerine yazmaları beklenir veya bunu her platformda savunmaları şarttır. Radikal terör örgütlerine bağlı gelişmelerde örneğin “IŞİD bizim toprakların işi değildir” demek yetmeyecektir. Başka bir konu, FETÖ ile mevcut siyasal yapıların benzerlikleri varsa terör noktasından hareketle gerekenler hukuken yapılmalıdır. Türkiye’deki bazı çevrelerin de bu tür konulara yatkın oldukları bilinecek ve politik düzenlemelerde bu gibi bataklıkların kurutulması en baştan kabul edilecektir. Dini siyasete alet ederek yaklaşım sergileyenlerin değişik kisvelerle devlete sızmalarının önü alınmaz ise yapacak başka bir şeyin kalmayacağı bilinmelidir.

Siyasetin doğru algılanması şarttır. Militanlaşmak ve ideolojik yaklaşmak farklıdır. Günüzde küresel çapta demokrasileri militanlaştırma temayülleri vardır. Bunlar iyi okunacak konulardır. Partilerin işlemesi demokrasiyi hazmetmiş biçimde olmalıdır. Dünya bir savaş alanı ve yaşam bir dinler arası savaş ortamı olarak görülmemelidir. Bu fikirlerle yola çıkılır ise barış nasıl sağlanır ki? Bu fikirleri meşru kılmak için “ben dünyada adaleti yerleştirecek seçilmiş kişiyim” düşüncesiyle ortaya çıkmak başkaları tarafından nasıl kabul edilebilir ki?

Bütün bu yaklaşımlara toplumun her bir noktasında inanmak ve geleceği tasavvurda birlikte yaşamanın bilinciyle hareket etmek şarttır. Ama asıl olarak liderlik gücüyle değil, sistem gücüyle hareket etmek şarttır. İnsanların değişik fikirlerle ve ölçülerde beklentilerine sistemli bir yönetim ile liderlik edecek devlet yapısı kurulup işletilmelidir. Mevcut olan ise buna göre düzenlenmelidir, varsa aksaklıkları giderilmelidir.

Basit bir örnek: Mevcut trafik yasasına rağmen araç kullanırken cep telefonunu kulağına dayayan şahsa bir şekilde fırsat çıkarsa bu yaptığının yanlış olduğunu hatırlatmak bir vatandaşlık görevi mi? Diyelim hatırlatıldı. “Bu tür ihlalleri sen de yapıyorsun arkadaş, bak işine…” şeklinde karşılık veriliyorsa, bu nasıl bir sistem olur? “Benim dayım şu partili, seni şikâyet ederim görürsün gününü …” denebilir mi? “Bu bölgede senin kanunun sökmez…” şeklinde karşılık veriliyorsa, hiç olur mu? Bu basit örnek neyle ilgiliydi, hatırlayın; bir iletişim gereciyle, bir ulaşım aracıyla ve bir insanlık hikayesiyle ilgiliydi. Ama verilen cevaplara bakılırsa, işin sağa sola çekiştirildiği taraflara yakınen bakılırsa; gerekli her şeye sahip olunduğu halde, “iletişimi sağlamlaştırmak ve asıl menzile ulaşmak yerine, adaletsizliği öne çıkarmayı savunur olduk,” deriz. Üstelik kanunu hatırlatan orada bir meydan dayağına çekilir ise ne dersiniz? Diyelim dayak yiyenin hemşerileri de geldi diğerlerine saldırdı… Küçük bir iş nerelere kadar gider, düşünebiliyor musunuz? Siz başka örneklerle olup biteni düşünün!..

Birtakım şeyleri biliyoruz ama düzeltecek gücümüz olmuyor. Kitap okuma oranımız çok düşük. Bilimsel ve sanatsal ilerlemeden ve teknoloji üretiminden yana sorunlarımız giderek derinleşiyor. Bu hususlar temel taşlardır, görmezden gelinemez. Amaç ne idi? Sürdürülebilirlik, barış, istikrar ve politika gereklerini sistemli bir biçimde yerine getirmekti. “Bir sistem var ama asıl unsurlar gözetilmiyor…” Bu tür yargılar kabul edilebilir mi?

Türkiye’deki akımların gelinen bu noktaya kadarkileri görmezden gelmeleri veya başka türlü okuyarak yürümeleri mümkün müdür? Bir kere bütün değerlerimizi, tecrübelerimizi ve mevcut noktadakileri ortak paydada kabullenmek şarttır. Bu hususu bir kez daha değerlendirme fırsatını heba etmemek gerekir. Her şartta amaç başta sorduğumuz sorunun cevabını hakkınca verebilmektir. O veya bu partiden, o veya bu görüşten olunabilir; toplumun kılcal damarlarına kadar beklentiler değerlendirilmelidir. Bunu başkaları yaparsa elbette başka türlü sonuç elde edecektir. Bizim ama doğru biçimde yapmamızdan başka bir düşünce olamaz. Biz demek benden olan demek değildir. Kılcal damarlara inmek demek insani değerleri istismar etmek demek değildir. O halde bizim yapacaklarımız her birimize göre olanları kapsamalıdır.

Sinyali verince, parmağı oynatınca, konuşunca her şeyin tamam olduğunu mu zannediyoruz? Dili ele alalım. Dil kötü söylerse buradan elde edilebilecek siyasi çıkar ülke ve insanlık yararına bir birikim sağlayabilir mi? Retorikle varılacak yer ne kadar ilerilerde tutunabilir ki? Dilin gücünü küçümsemeyelim. Dil aklın gelişmesi için de temel işletim sistemidir. Eğer akılda sorun varsa dil bozuktur, dil bozuksa akıl doğru düşünmez. Yeni yetişen nesillerin duydukları ve örnek aldıkları dil onların aklını da kodlar. Bu nesillerce düzeltilemeyecek bir yara olur. Uzun dönemlerden bahsediyoruz, barıştan ve istikrardan; o halde akıl ve dil irtibatında sürekli bir gelişme sağlanmalıdır, burada kavga ve kesişme olmamalıdır, ilerlemek için üst seviyeyi tutturmak ve nezaketle konuşmak ve hareket etmek gereklidir.

Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin bir “beka” sorununun olmaması için çaba gösteriliyor ise bu sorun birlikte el ele verilerek çözülür. Mutlaka kötü niyetliler, sinsice hareket edenler, işleri yeterince ciddiye almayanlar var ve olacaktır da. Şimdi sorun kendinize, “biz buralara neden ve nerelerden geldik, nereye gidiyoruz,” diye… Biz buralara emperyalizmi, Avrupa’yı, Amerika’yı, Rusya’yı, bağnazlığı, arkadan hançerleyenleri, komünizmi, faşizmi, savaşları, terörü… görerek gelmedik mi? Şimdi görmüyor muyuz vahşi kapitalizmin örgün yapılarının sinsi hareketlerini? Çıkarları bir yere bırakın ve düşünün köklü, kalıcı, adil çözüm ne diye… Halen PKK, FETÖ, IŞİD ve bunlara benzer yapıların tehdidi devam etmektedir, içten içe çalışmaktadırlar. Terör örgütlerini oluşturan iç ve dış dinamikler halen geçerlidir ve önlem alınması şarttır. Türkiye’nin meseleleri bellidir, yapılacaklar da bellidir. Hatta bazı yapılanlar ilginçtir, aralarında yaz-boz tahtasına çevrilmiş olanlar vardır ve sorun sahnesinde bütün bunlar tekrar oturtulmuştur.

Standartlar ve kriterler koymak, sistemleşmek, disiplinli olmak, kavram ve kurumları kurup işletmek… Bütün bunları birileri gelip bizim adımıza yaparsa bunun anlamı elbette farklı olur. Örneğin, “Avrupa Birliği gelir, bize kriterleri ile bir şekilde medeni olmayı öğretir,” beklentisi var ise demek ki biz bu alanda yardıma muhtaç kalmışızdır. Önemli olan genelde ve özelde o bildiklerimizi cidden, organize halde, sistemli bir biçimde ve olması gereken ölçülerde gerçekleştirebilmektir.

Sistem içinde asıl konular parti veya siyasal görüş ise bu yanlıştır; çünkü bunlar bir alt konu olarak kabul edilmelidir. Beka için gerekirse partilerin veya siyasal hareketlerin değişimleri dikkate alınır. Amaç bireysellikle değil sistemle hareket edebilecek sinerjiye sahip olabilmektir. Sistemi kilitlenmesinin önüne geçmek, hukuksuzluklarla ve oldubittilerle hareket etmemektir. Önemli olan sistemli olmaktır, sürdürülebilirlik, barış, istikrar ve politika konularını yanlı değil, olması gerektiği biçimde çözüp uygulamaktır. Gerekli unsurların genel ve özel şarttaki karşılıkları için bir ihmale sebep olunmamalıdır.

Güven veren olmak ise her şartta dikkate alınmalıdır. Güven kısa süreli ve belli kesimler gözetilerek değil, uzun zaman diliminde ve adaletle sağlanır. Güven kişilere değil, sisteme duyulmalıdır.

Demokrasi her defasında bir ileri adımı olan ve kendi kültürüyle gelişen bir yönetimdir. İlerletmek ve geriletmek ülke içinde yaşayanların kültürüne bağlıdır. Ama bu kültürde hukuk en önemli şarttır. Bu husus günümüzde “pozitif hukuk” ile açıklanmaktadır ki bu noktalara gelebilmek için birey, kurum ve devlet öznelerinin karşılıklı olarak birbirlerine bakışları doğru bir zemine oturtulmalıdır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

ABD’nin Suriye Oyununa Müdahalesi

DİĞER YAZI

Referandum ve Segmentasyon

Politika 'ın son yazıları