referandum-ve-segmentasyon
Referandum ve Segmentasyon

Referandum ve Segmentasyon

356 Tıklama
24 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Türkiye’de 16 Nisan’da adı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi konan icracı başkanlık sistemi olarak da ifade edilebilecek bir halkoylaması gerçekleştirildi. Ben bu oylamayı segmentasyon açısından irdelemek istiyorum. Bu yazının hedefinde ileriye dönük çalışmalar vardır.

Segmentasyon (bölümlendirme) bakışıyla referanduma teknik yönden hazırlık yapanları, sonuçlar çıkaranların üzerinde çalıştıkları alanları ve kullandıkları prosesleri incelemek mümkündür. Sonuçlara istatistiksel gruplamalarla bakarak açıklama yapanlar olduğu aşikardır. İstatistiksel bakış düz mantık işlevi görür. Yani sosyo-politik segmentasyonda düz mantık yürütülerek bir sonuç çıkarılıyor ise bu yararlıdır, ama yeterli değildir. Hatta değerlendirmeler için istatistiği biz de kullanacağız. Yazıda geçen konuları desteklemek amacıyla, Fransa merkezli uluslararası araştırma kuruluşu IPSOS tarafından CNN Türk için 17 Nisan günü 81 ilde Türkiye’deki seçmen nüfusunu temsil eden 1501 kişiyle görüşmeler yoluyla gerçekleştirilen anket sonuçlarından yararlanacağım.[1]

Stratejistler segmentasyon konusunun yeni boyutlu çalışmaları ile genellemelerden, bilinen bölüm veya sınıf tanımlarından, daha detaylı karakteristik gruplamaların kavramsallaştırılmasına ve buna dair prosesleri belirlemeye yöneldiler. Ekonomi bu iş için çoktan kendi proseslerini belirledi. Buna dayalı olarak bugünün yazılım dili de kendi genişliğinde çalışmalarını sürdürüyor. Yapay zekâ yazılımlarını yapabilen teknoloji segmentasyon aklını işin içine koyamayacaklar mı? Elbette ileri toplumlar bunu biliyor olmalılar. Peki, sosyo-politik alanda bunun anlamı var mı? Çok belirgin şekilde ileri toplumlar kendi alt sistemlerini tanımlarlarken buna dair süreçleri sistemleştirip kullanırlarken tersi istikamettekiler ise klasik ve toptancı yöntemleri kullanmaya devam ediyorlar.

Asıl olan ne? Sürecin öncesindeki hazırlık sürecinde hangi stratejiyle yola çıkılırsa doğru olur? Türkiye referandumu için başlıklar şunlar idi: Demokrasi, Türk toplumu, anayasa hazırlığı, ilerlemenin önündeki engellerin kaldırılması, güvenliğin artırılması, kültürel yapıya uygun bir yönetim sisteminin gerçekleştirilmesi. Buna göre proses nasıl işletildi? “Bir halk oylaması ile evet/hayır anlayışı üzerine tercih yaptıralım, yarıdan bir fazla oy alana göre sistemi değiştirelim.”

Bu yaklaşım günümüzün segmentasyon mantığına göre değil, klasik, koşullu ve hatta düz mantık kullanılan bir yöntemle uygulanmıştır. Genel gruplamayla açıklanacak olursak; asıl olarak AK Parti gücüyle hareket edilmesi, buna MHP katkısı, propaganda döneminde güvenlikçi temaların işlenmesi, ülkenin geleceği için kendi oyu yüksek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gücünün kullanılması. Farkı belirleyecek ayrıntıda, ülkedeki segmentasyona bağlı ve evetçiliğe daha yakın sosyolojik kesimlerin oyunu almak. Sonuçlara bakılırsa durumun böyle olduğu da bir gerçektir. Bütün referandum kampanyası asılında %12-14 arasındaki kararsızları etkilemek için yapıldı. Bu yaklaşık 5-6 milyon oy demektir. Sonuçtaki evet oylarının yaklaşık bir milyon üç yüz bin olması bu noktanın önemini artırır mahiyettedir.

Referandumda dolaylı anlatımla oylama yöntemi neden seçildi? Bu soruyu anket sonuçlarına bakarak daha net anlayabilmekteyiz. Anket sonuçlarına göre, il ve ilçe merkezlerinde hayır oranı %51, evet ise %48. Buna karşın belde ve köylerde evet oranı, referandumda çıkan %51,4’ün 10 puandan fazla üzerinde, %62, belde ve köylerde hayır oranı %38’de kalıyor.

Aynı şekilde ilkokul mezunu ya da eğitimsiz seçmen arasında evet oranı %70. Evet oranı ortaokul düzeyinde %57’ye, lise düzeyinde %42’ye, üniversite düzeyinde ise %39’a düşüyor. Buna karşın İlkokul düzeyinde %30 olan hayır oranı, ortaokul düzeyinde %43’e, lise düzeyinde %58’e ve üniversite düzeyinde %61’e çıkıyor. Ancak hayır oyu veren üniversite mezunu seçmenin %35’i başka ülkelere gitmenin yolunu arıyor. Bu da ilginç bir sonuç. Ama görüleceği üzere hedef kitle daha ziyade eğitim düzeyi düşük ve kırsal kesimdedir. Bir ülkenin geleceği yönünden bu konu başka yönde de irdelenmelidir. Bu ankette az da olsa ipuçları var.

Seçmen ortaya çıkan bu sonuca göre ülkenin geleceğini nasıl görüyor? Bu soruya bakalım. İlginçtir, referandumda hayır demiş olanların %14’ü ülke daha iyi olacak cevabını vermiş, %15’i aynı kalacak demiştir. Hayırcılar içinde ülkenin kötüye gideceği beklentisindekiler %59’dur. Bu başka biçimde oranlanırsa ülkenin hemen hemen yarısının (%49) yarıdan fazla bir bölümü (%59) ülkenin geleceği bakımından endişelidir. Ya olup biteni anlayamıyor veya bir şeylere tamamen ters bakıyor ya da haklı tarafları var. Bizi de asıl düşündüren tablo budur. Segmantasyon bakımından bu ayrışma algısının hesaba katılmış olması gerekirdi diyoruz.

Bu kimin işine gelir? Klasik, koşullu ve düz mantığa uygun sistem elemanlarının olduğu toplum yapılarında kullanılır. Bakın bu ya bilinerek bu yola sokulmuş bir süreçtir ya da gerçekten ileri sistemler bilinmiyordur. Dolayısıyla bu yazıda asıl anlatılmak istenen şudur; bundan sonraki referandum ve seçim süreçlerinde siyaset bilimcilerin bahsedilen noktaları ülke yararına düşünüp ilgililer önermeleridir.

Amerika’da olsaydı bu referandum nasıl yapılırdı? Hatta uygulamayı gördük bile… Yakın zamanda, Trump oylandığında bile süreç ileri segmentasyon ilkelerine uygun proseslerle yapıldı. Seçimde ilave değişim unsurları halka oylatıldı ve sorular doğrudan soruldu.

Buna göre Türkiye’deki oylamaya bir örnek getirirsek, referanduma esas olan her bir anayasa değişiklik maddesinin belirgin tanımına evet mi, hayır mı dendiği sorulur idi. Segmentasyon bunu şart koşardı. Türkiye’de uygulanan yöntem referandum muhteviyatında tam olarak açık değildi. Bir kere oy pusulası dolaylı anlatım sağlamaktaydı. Örneğin pusulada “Başkanlık Sistemi- Parlamenter Sistem” başlıkları olup bunun üzerine “evet/tercih” mührü basılması istenebilirdi. Hatta daha alt sorular, burada konu 18 madde ile açıklanıyor ise her bir madde yazılıp “tam da buna evet/tercih ediyorum” denebilirdi.

Ya ne yapıldı? Pusulaya “Evet-Hayır” yazıldı. Dolaylı anlatımı içeriyordu. Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin onaylanıp onaylanmadığı prosesi evet/hayır sorusuna “tercih” mührü basılmasıyla işletiliyordu. Evet diyenleri onay veren, hayır diyenleri onaylamayan olarak sınıflandırmışlardı.

Bakın her şey hukuki olabilir, bu noktada değiliz. İleri demokrasi, ileri kültür, ileri uyum, ileri yönetim ve ileri etkinlik için gerekli kavramların karşılığını nasıl bulabiliriz, uygulamaya bakarak bir kritik yapıyoruz.

Başka ayrıntılar da var. Takdir edersiniz ki bu konular tekniktir. Gözün okuma alışkanlığı (mevcut yazılı dile göre söylersek) soldan sağadır. Pusulaya bakan göz otomatik olarak soldakini ilk görür, evet dendiğini beyne gönderir, onaylayıcı, olumlu olma güdüsü harekete geçer, irade beyanı için bir yönlendirme yapılmıştır. Eğer renk de kullanılıyorsa evet kısmına beyaz zemin kondu ise insan beyninin seçimi buna göre hazırlanmıştır. Halbuki bu teknik konuların ötesinde oy verme anında iradenin tamamen akılla ve geleceğin beklentileriyle düşünülerek verilen karara yansıması gerekmektedir. Bu bizdeki uygulamada sandık başına gelmeden karar vermeyi gerektiriyordu, dolayısıyla yapılan oylama öncesindeki propagandaya dayalı idi. Evetçilerin %86’sı, hayırcıların ise %88’i baştan itibaren kararlarını vermiş kesimlerdi.

Propaganda anlaşılırsa da sorun gözardı edilebilir dense de eğer sosyo-politik seçimlerde kültürel tabanlı değişiklikler için bir segmentasyon yapılıyorsa, buna dayalı akıl yürütmeler çok belirgin biçimde iradeye yansıtılmalıdır. Propaganda sürecinde dolaylı anlatım oldu. Liderlerin öne sürdüklerini burada tekrar etmek istemiyorum. Ancak akılda kalması için en azından bir örneği not etmekte yarar olacak. Başlangıçta bile olsa “teröre karşıysanız evet deyin” sloganlarının kullanılmasına şahit olduk. Bunlar amaç ve niyet kurgulaması idi ve dolaylı algıyı ve beklentiyi işaret etmekteydi. Propaganda temasındaki segmentasyon milli, dini ve güvenlikçi idi.

İşte, teknik bakımdan dolaylı bu süreçlerle daha oy pusulasını ele almadan bireyin iradesini belirlemesi istendiyse ve sandık başına geldiğinde önce beyaz zemin içinde evet ifadesini görmesi sağlandıysa, bunun profesyonel bir segmentasyon süreç açıklaması içinde anlamı elbette vardır. Söylediğim gibi başı ve sonu meşru, hukuki, tam bir süreç yaşanmıştır, konu bu değildir. Konu ne? Yine meşru, hukuki ve tam bir süreç önerilebilir ama bu kez gerçekten ileri demokratik beklentilere bağlı ileri sosyo-politik segmentasyon ilkeleri ile düzenlenmiş bir süreçten bahsediyor olmamız gerekmektedir.

Bir diğer değerlendirme ise bu oylamanın “Erdoğancılar ve karşıtları” şeklinde açıklandı. Eğer böyleyse bir sistem tartışması değil, tarif edilmiş bir sistemin onaya sunulması halinde okunacak bu yaklaşım belki pratik yönü kuvvetli bir açıklama hüviyeti taşımaktadır.

Ankette evetçileri de hayırcıları da oy tercihlerinde en çok etkileyen lider %85 ile Cumhurbaşkanı Erdoğan olmuştur. Evet oyu kullananların %91’i, hayır oyu kullananların da %78’i kararlarında en etkili olan liderin Erdoğan olduğu cevabını vermiştir. Anket Seçmenin %53’ü kararlarında Erdoğan etkisini birinci sırada görmüş ve Erdoğan’ın konuşmalarına bağlamıştır. Ankette evetçiler arasında birinci tercih nedeni %25 ile ülkenin geleceği, ikinci sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan için, %21 ve üçüncü sırada %8 ile yönetimde istikrar için cevabı alındı. Hayırcılar arasında ise %53 başkanlık sistemi/tek kişi yönetimini desteklemiyorum cevabı var. Onu %10’ar ile ülkenin geleceği için ve Cumhuriyet/Atatürk değerlerinin korunması için cevapları izliyor.

Gördük ki yorumcular görüşlerini halka klasik tarzda gruplamalar yaparak açıklıyorlar, istatistiklere bakarak “sayılar, oranlar bunlar” diyorlar. “En düşük, en yüksek,” diye sınıflamalar yapıyorlar.

Şimdi ortaya çıkan tabloya göre uygulanacak sistem bellidir. Türkiye’deki politik segmentler üç partili şekle indirgenmiş görünmektedir. Bunlar: Muhafazakârlar, Modernler ve Kürtler. İsimler değişik kullanılıyor olabilir, ben burada televizyonda konuşan yorumcuların ortalama söylediklerine göre bir açıklamayı kullandım. Muhafazakarların alt segmentleri ise siyasi yelpazeye göre söylersek, AK Parti, MHP, BBP şeklindedir. Modernler tanımı içinde CHP, Vatan Partisi, Liberaller vardır. Kürtler ise daha ziyade HDP’liler ve radikal gruplar olmaktadır. Başka tanımlarla da açıklanabilir. Alışılageldiği üzere harita üzerinden konuşanlar var: Batı ve kıyı şeridi bir grup, orta, Doğu ve Kuzey Anadolu diğer grup, Güneydoğu Anadolu ise üçüncü grup.

Şimdi soralım, başlangıçta bu işin proseslerini belirleyenler acaba bu sonucun mu çıkmasını istemişlerdi? “Bu doğal durum, başka ne çıkacaktı?” diye bakanlar çıkmaktadır. Doğru olabilir ama tersini görmeden sosyolojik ve politik olaylar hakkında kesin konuşmak yerinde olur mu bilemiyorum. Hatta ileriyi düşünerek bazı alanlara bakmakta yarar olacaktır.

Eğer oylama ileri segmentasyon proseslerine göre hazırlansa idi ülkenin böyle alt segmentlere bölümlenmeyeceğini şimdiden görmek mümkündür. Siyaset bilimi ile ilgilenenler bu konuya bir daha baksınlar isterim. Çünkü burada doğal diye açıklanabilecek ve hatta savunulabilecek sonuç aslında tam da propaganda süreçlerinde iddia edilenlerin tersine sonuçlar ortaya koyuyor. Güvenlik amaçlı çıkılan bu yolda, uygulanan prosesle kendi sorunlarını yaratmanın anlamına biraz daha yakından bakmak şarttır. Buna göre siyaset bilimcileri veya oylama yorumcuları yine dolaylı bir biçimde anlatım sergiliyorlarsa, yeterince net açıklamalar yapamıyorlarsa, konu akla uygun hale getirmek için bir biçimde açıklanıyorsa, bunun getirisi başkadır.

Eğer; teröre karşı savaşmak, Avrupa’nın ikilik yaratan politikalarına karşı durmak, vatanı milleti kurtarmak şeklinde girilen bir süreçte ülkenin hassasiyetleri yeni bir kutuplaşmanın zemini oluyorsa bir sorun var demektir. Gerçekteki anlamlar yerini kendi seyrinde bulur ve yerleşir; suyun akacak yol bulması gibi. Yaklaşımlar politik alışkanlıkları belli bir tarife oturtuyorsa yeniden incelenmesi gerekir. Bu kaçınılır bir konu mudur, bilim insanları açıklamalıdırlar. Sosyolojik boyutta bu tür konular gözardı edilebilir mi?

Tam tersi yaklaşımla segmentasyon “sistemin aksaklıklarına, hayatiyet içeren güvenlikçi konulara” dayandırılabileceği gibi, ilave proses düzenlemeleri ile “yönetimde en ileri anlayışlara yönelmek için hazır mıyız, değil miyiz” şeklinde değerlendirilebilirdi ve buna göre irade beyanı söz konusu edilebilirdi. Durum alenen vatan, millet, devlet, bayrak, bölünme, yıkılma, vs. kavramlar ile açıklanmamış olurdu. Başkanlık, parlamento, tıkanıklıkları giderme, kontrolsüzlükleri önleme gibi bir esas üzerinden hareket edilirdi. Buna bağlı bir oylamanın harita görünümü ülkeyi sert ve katı (rijit) bölümlere ayırmamış olurdu, kişiselleşmeden uzaklaşılırdı, topluma aidiyet merkezde kalırdı.

Görüldüğü gibi iyi olsun diye yaptığımız bu tür önemli işlerde bazı hesaplar ve uygulamalar sonradan başka faturalar ödetebilir. Bundan dolayı esasen bize gerekli olan barış ve istikrar için geçerli bir formüldür.

Bu yazı bundan sonraki referandumlarda dikkate alınması gereken bazı noktaları işaret etmek amacıyla önemsenmektedir. Alınan sonuçlar aynı şekliyle kabul edilmektedir. Ancak her yapılanın azami yarar sağlamasına da çaba sarf edilmelidir. Şimdiki yapıya bakarsak: “Durum bu idi, buna göre düzenleme yapıldı, sonuç yine bu oldu.” Segmentasyonun ileri anlayışı dikkate alınsaydı bu cümleyi şöyle yazacaktık: “Durum bu idi, şu ileri anlayış esas alındı, bütün bunlara göre düzenleme yapıldı, sonuç daha çok yarar sağlayıcı oldu.”

Referandum sonrası daha çetin, dış konjonktür pek iyi değil. Ama bu konu tam bir iç meseledir ve önemlidir. Takdir Yüce Millete aittir.

[1] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/murat-yetkin/iste-referandum-sonrasi-ilk-anket-40432232

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Barış ve İstikrar İçin

DİĞER YAZI

Türkiye’ye Siyasi Denetim

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden