Referandum Sonrası

219 Tıklama
14 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Hemen herkes referanduma kilitlendi. Bu yazı ise bir adım sonrasıyla, referandum sonrası hakkında bir düşüncemizin olmasıyla ilgilenmektedir. Peki, sizce referandum sonrası nasıl olacak? Beklentiniz ne? Konu “evet-hayır” değildir. Burada işlenen sonucun öyle veya böyle olmasıyla değişmeyecek bir cepheden bakışı içermektedir.

Dışarıya, çevreye, atmosfere, genel gidişata, istikbale bakmadan plan yapılmaz. Vizyon koymadan hedef belirlenmez. O halde kısaca geleceğin tahmini üzerine yoğunlaşmakta yarar var. Obama döneminden sonra Trump ile ABD Ortadoğu’daki oyuna giriyor. Rakka operasyonu önümüzdeki günlerde yapılacak. Ardından Suriye meselesi bir şekilde çözülecek. Bugünlerde Rusya ve ABD bazı ayrıntılar üzerinde pazarlık yapmaktalar. Hatta pazarlığa nükleer silah rejimlerini bile kattılar. Çünkü ortak anlaşmalarda küresel stratejik konular da kapsanmalı. Onların seviyesi bu ve ayrıca daha sonraki adımlar için de bir adım atılmalı. Suriye meselesinin Türkiye’nin istemeyeceği bir biçimde sonuçlanması daha yüksek bir ihtimal. Türkiye bunun farkında, tüm imkanları ve çabası ile durumu lehine çevirmenin arayışı içinde. Referandumu bile buna bağlı gören bir kesim var.

Doğu Akdeniz’deki rejim belirginleştirildikten sonra ABD asıl çıkar alanına dönecektir. Bu coğrafya Güney Çin Denizidir. ABD için kendi geleceğine dönük asıl çözülmesi gereken çıkar alanı Pasifik Okyanusudur. Trump yönetimi yaklaşık iki yıl içinde Ortadoğu ve Doğu Akdeniz denkleminde işleri bir biçimde düzenledikten sonra veya birilerine taşere ettikten sonra daha yoğun biçimde dünyanın dikkatini Pasifik’e döndürecektir. Birinci Trump dönemi bu bahsettiğimiz coğrafyanın daha da ısıtılması süreci olacaktır. Çünkü ABD için 2035 yılının sonrasında en büyük rakip Çin olacaktır. Bir biçimde şimdiden gerekli adımları atmaya başlayacaktır. Savunma harcamalarını daha önce de aktarmıştım, bugün dünyanın en fazla savunma sanayii pazarı Pasifik’tir. Bu alan Türkiye’ye uzak olduğundan dikkatlerde kaçıyor olabilir. Bu coğrafyada hemen herkes silahlanıyor. İkinci Trump dönemi olur ise dünya daha sıcak çatışmayı burada ateşleyecektir. Hatta dünyada ekonomik büyümenin başlatılması bile bu bağlamda okunmalıdır.

Asıl bizi ilgilendiren soru ne olabilir? Türkiye denklemin neresinde görünüyor ve neleri değiştirebilir? Acaba Türkiye’nin Avrupa ile ilişkileri bundan dolayı mı gerildi? Bundan dolayı mı yeni Trump yönetimine “Gel bizle konuş,” dercesine bir yaklaşım sergiliyor? Rusya ile yaşananlar ve hatta Şangay İşbirliği Teşkilatı sürecine flört eden tavırla yaklaşılması bundan kaynaklanan bir konu mudur?

Şimdi söyleyin, “oyun içinde oyun” arayanlara göre duruma bir daha bakın, ne olabilir?

Bir hatırlatma yapmalıyım. Günümüzün diplomasisinde bilim ve teknoloji desteği ile başka bir gelişme oldu. Simülasyonlar yapıldı, her ülke, lider, kamuoyu, basın, vs. aktörler çerçevesinde ayrı ayrı karakteristik çözümlemeler belirlendi. Eskiden kâğıt kalemle aylarca sürdürülen bu çaba bugün eldeki tablet bilgisayara bakarak anında çözümlenebilmekte. Pratikte şöyle, örneğin ABD’li diplomat soruyor bilgisayarına, “Ben böyle adım atarsam Türkiye’de değişik çevreler ne der, nasıl adım atar, bunu iki yıllık perspektifle adım adım söyle…” diyor, aslında sadece tuşa basıyor ve cevabını şematik olarak alıyor. “Şunu der, şu olur, şu noktada zorlamaya çalışır, şu konu bir ayda sönümlenir, diğer aktör bunu der, böyle yapar…” Cevap mutlaka geliyor ve gerçekte de büyük oranda böyle sonuçlar alınıyor.

Eğer durum bu merkezde ise dominant karakterli bir güç veya ülke Türkiye’ye yönelik bir oyun planlarken tek taraflı mı oynar, başaramayacağını göz önüne alır mı, kendi kabiliyetinin dışında mı hareket eder veya düşünemeyeceği bir adımla mı karşılaşır? Eğer siz de bir oyun planlayacaksanız bu gerçeği bilmeniz gerekmekte değil midir? Ama bu bildiğimiz anlamda basit bir oyun değildir. Esasında güç savaşıdır!..

Bırakın bireyi, şirket veya ülke, bir taraf diğer taraf ile aynı çıkar atmosferinde soluk alıp veriyorsa imkân ve kabiliyetler, hassas ve zayıf taraflar ölçeğinde çok dikkatli analizler yapılmalıdır. Kesinlikle analizler bir tarafa yontarak, yapay akılla yürütülemez. Önyargılarla ve genel kanaatlerle başarı elde edilemez.

Eğer vizyon ve politik ortam böyle ise şimdi siz düşünün, “Referandumdan sonra hasım bir güç Türkiye ölçeğinde ne olmasını bekliyor?” diye. Burada önemli olan bir taraf olmak değildir. Tek taraflı yatırımlar ve beklentiler dominant karakterli yapıların işi değildir; onlar her daim çok taraflı ve kapsamlı çıkar denklemlerini yönetirler. Örneğin bir noktada Türkiye’nin amaçları ile kendilerininki çakışıyorsa, örneğin referandum sonucu ne olursa olsun, Türkiye’nin bundan zararlı çıkmasını isterler, bunu hesap ederek sonraki adımlarını ayarlarlar. Sizce bu ne olabilir?

Önce referandum meselesi ne, buna bakalım. Türkiye dile getirildiği üzere, belirlediği mevcut ve mutasavver tehdide göre stratejik savunması için önce kendi idari düzenini, milli birlik ve beraberlik gösterisini dışarıya kabul ettirmek veya bunu göstermek istiyor. Ama şu bir gerçek ki Türkiye bu idari mahiyetteki savunma hamlesini içeride, kendine dönük gerçekleştiriyor. Hatta bunu yaparken kendi içinde sosyo-politik düzen etkisi uzun süre devam edecek ve tahrikle derinleştirilebilecek ölçüde bir hayli sertleşiyor. Çünkü söylemlerden bazıları şunlar: Düşmanlık, hainlik, vatan, bayrak, Kuvayı Milliye, Atatürk, istiklal, vs. İdari yapı ile alakalı gelişmeye dönük bir süreç en dipten kavramları sorgular mahiyete dönüştürülmüş durumdadır ve hayati “varlık-yokluk” düzeyine çekilmektedir.

Sizce hasmın beklentisi de bizim ülkece bu seviyede bir süreç geçirmemizi sağlamak olabilir mi? Yani sonuçta birbirimize düşmemiz?..

Eğer Türkiye hasmına dönük bazı yaptırımları sağlayabilse idi ben bu tür cümleleri kurmayacaktım. Nasıl? Bütün bunlar örnek: Amerika’nın idari yapısındaki değişimi zorlayacak bir karşı hamlemiz olmuyor. Ortada onların senatosunu lağv etmelerini sağlayacak bir oyunumuz yok. Trump kabinesinde gedikler açamıyoruz. Başka açıdan bakalım. Eğer hedef AB’yi parçalamak ise bu amaçla planlanan bir oyun kurduk mu? Almanya’da seçimlerin seyrini değiştirebiliyor muyuz? BND’nin başkanını seçerlerken bize de soruyorlar mı?

Benim gördüğüm çelişki budur. Benim gördüğüm çözüm ise gerçekten birlik-beraberliği bütünüyle sağlamanın yanı sıra, aslında Türkiye’nin olabildiğince barış, istikrar, huzur ve güven veren bir duruş sergilemesidir. Böyle olur ise politik ortamda ilerlemeler söz konusu olabilir.

Yaşadık, yaşıyoruz… Yaklaşık kırk yıldır PKK ile çatışma halindeyiz. Bu devletine ve milletine düşman hain yapının her alanda uzantısı oluştu. Süre uzadıkça kanserli hücreler bulduğu ortamlarda metastaz yaptı. Onları besleyen şekerli gıdaları ise ortamından buldular. Başka bir konu, 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminde unutulmayacak hainlikleri yaşadık. Ama bu hainliği bir ölçüde dışarıdan kuklaya dönüştürülmüş bizim vatandaşlarımız yaptı. Bir ölçüde de ülke içinde belki aynısı olmasa da benzer hainliklerin yeşerebileceği bir atmosfer hep var oldu. Yani kanser hücrelerinin sevdiği şekeri dağıtan yapıları kurutamadık biz.

Burası Ortadoğu’nun sınırı bir bölgedir. Bazı istenmeyen etkileşimler haliyle oluyor, olacak da. Bunu bilerek tehdit değerlendirmeleri yapılmaktaydı, bir süre sonra durum değişti veya değiştirildi. Tecrübe edilen pek çok konu varken her seferinde yeni bir durumla karşılaşıldığı düşüncesine girmek eksiklik olur. Sonrasında da yaşamayalım… Kendi kendimize düşmanlaşmayalım. Mesele bu değil mi?

Referandum sonrası daha çetin geçecek. Amaç, “Daha iyi olacak!” söylemiyle kendi propagandalarını yapanların önünü kesmeye çalışmak değildir. En başta ben istiyorum her şey güzel olsun diye. Ancak birbirimiz arasında adım adım büyütülen düşmanlık türevleri beni hayli endişelendiriyor. Öyleyse, barış ve istikrar bizim hakkımız değil mi?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Avrupa ile Evlilik Olacak mı?

DİĞER YAZI

Demokrasi ve Türkiye

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,