abdnin-suriye-oyununa-mudahalesi
ABD’nin Suriye Oyununa Müdahalesi

ABD’nin Suriye Oyununa Müdahalesi

Okuyucu

ABD, Suriye’yi vurdu. Basın mensupları ayrıntısıyla konuyu veriyor. Cımbızlanarak bulunan ayrıntılı her bir nokta için dakikalarca analizler yapılıyor. Niyet belirtenler de var. Özellikle dış basın ve resmi kaynaklar saf tutar mahiyetli beyanatlar vermekteler. Peki, Suriye denkleminde neler oluyor, ABD bu işin içinde ne yapmak istiyor, Türkiye’nin pozisyonu nedir? Biz de buna dair bir yorum yapalım.

Bundan önceki değerlendirmelerimde savaş geldi çattı demiştim. Trump’ın işbaşına geldikten itibaren dünya ölçeğinde neleri yapabileceğiyle ilgili sinyaller verdiğine dair açıklamalarım olmuştu. Özellikle Obama’nın misyonuna tamamen ters istikamete dönerek dünyaya Amerikan tarzı diyebileceğimiz türden sertlik içeren yaptırımlara başlayacağını işaret etmişti.

Başka bir yazımda Amerika’nın Rakka operasyonu hazırlığı içinde olduğunu, bunu gerçekleştirmekle beraber esasen yaklaşık iki yıl içinde Suriye meselesini çözeceğini, ardından dünyanın dikkatini halen silahlanmakta olan Güney Çin Denizine, daha kapsamlı bakışla Pasifik Okyanusuna çekeceğini, Trump kabinesinin ilk döneminde suların ısıtılacağını, ikinci seçim döneminden sonra da bu coğrafyada bir askeri gelişmeye yöneleceğini açıklamıştım. Bu bakış açısının içinde Rusya ile Suriye konusunda görüşmeleri sıklaştırdığı ve pazarlıklar yaptığı yönünde bir hatırlatmam olmuştu.

Gelinen noktada Trump daha Suriye kimyasal gaz kullanmadan bir iki gün önce partnerlerini arayarak nabız yoklamış veya iradesini dikte ettirmiştir. Söylediği, “Suriye konusunda başlatacağım bir operasyona ne diyorsun?” biçimindedir. Hatta Türk yetkililerle de görüşmüştür. Ardından Suriye tarafından İdlip kimyasal saldırısı oldu. Aynı günlerde St. Petersburg’da Kırgız teröristler kullanılarak gerçekleşen terör eylemlerini de not ettik. Kimyasal silah kullanılması konusunda BM dahil uluslararası toplum tepki gösterdiler. Rusya, Suriye’ye yaptırım uygulanmasını BM’de veto etti. Neticede kullanılan Rusya’nın da silah deposunda olan Kitle İmha Silahı (KİS) idi. Bilindiği gibi KİS kullanılması hususları uluslararası anlaşmalarla ciddiye alınır biçimde görülmektedir ve her şartta cezalandırıcı bir operasyonu meşrulaştıran bir gerekçedir.

İlk bakışta bu saldırı Rusya’yı köşeye sıkıştırır mahiyette olmuştur. Ancak tersini düşünenler daha fazla, Rusya rejim içinde öne çıkarmak istediği Esad dışındaki birileri vasıtasıyla bu operasyonu gerçekleştirtmiş olabilir. Zira Halep, İdlip, Lazkiye, Tartus hattını tutarak Rusya üslerinin olduğu bölge için burası benim dercesine bir tavır gösteriyor olabilir. Bir de tabi Suriye’den kaynaklı teröre sert bir cevap verilmiş olmakta, deniyor.

ABD Dışişleri Bakanı Rex W. Tillerson Rusya ve bazı bölge ülkelerine önümüzdeki hafta başından itibaren resmi ziyaret gerçekleştirecek. Bunun programı ve anlamı gelişmelere göre değil planlanmış biçimde olmaktadır, dikkat çeken noktalardan biri de budur. Zira atılacak hamleler daha önceden simülasyonda oynanmış ve belirginleştirilmiştir. Tomahawk’ları atan gemi bile uygun bir konuma dümen kırmıştır. CIA ise öteden beri bölgededir.

Sonuçta Rusya Suriye’de hem baştan beri elinde tuttuğu imtiyazlarla (Rus silahlarının kullanılması, askeri üslerin varlığı, savunma anlaşmalarının olması, gizli servis Muhaberat ile ortak çalışması, yönetimde nüfuz sahibi olması…) hem de Esad sorununun başladığından bugün elde ettiği durum üstünlüğüyle ABD ile yapacağı pazarlıklarda elinin güçlü olmasını sağlamış idi. Bu Obama’nın politikaları ile de bu hale gelmişti. Trump inisiyatifi ele aldı. Bu coğrafyadaki meselede her ne kadar mevcut ve güçlü aktörlerle ortak çözüm bulunacaksa da bunun ABD’nin dikte ettirdikleri ile gerçekleşmesi öngörmektedirler. Artık meselenin çözülmesi gerektiği ve bilerek süreci uzatanların olduğu gerçeği anlaşılmıştır. Bunlar ABD’nin bugünkü kabinesinin bakış açısıdır, yukarıda da belirttiğim gibi Amerika bu meseleyi iki yıl içinde çözüp dünyayı başka bir çıkar alanına yönlendirmenin planı içindedir. Pek oyalanacak gözükmemektedir. Elinde bir planının olması dikkat çekmektedir. Görülen o ki, kabinedeki ve dışarıdan danışmanlık yapan onca emekli general boşa vakit geçirmemektedir.

Asıl mesele Esad değildir, neticede o bir dönemin insanıdır, tıpkı Saddam gibi. Asıl mesele bundan sonraki Suriye nasıl olacak sorusunun cevaplanmasıdır. Irak kendi alanındaki çıkarların yönetilmesi için nasıl bir dönüşüme tabi tutuldu ise Suriye üzerinden bölgedeki dengeler de belirginleştirilecektir. Ben buna kısaca, Doğu Akdeniz bölgesinde güçler dengesinin belirlenmesi, demekteyim. Pazarlığın konusu budur. Kim ne kadar çıkar elde ederse veya kurulacak düzen daha çok kime yakın kurulursa, daha sonraki on yıllarda ona dönük sonuçlar elde edilecektir. Haliyle bu bir politika, yatırım ve proje konusudur. Detayında çok konu var elbette.

Ama en azından şu kadarı bilinmelidir, ellerinde yüz binlerce adet nükleer harp başlığı olan dünyayı yakın döneme kadar paylaşarak yöneten Rusya ve Amerika bir pazarlık yapıyor ise masadaki dosyada Pasifik de olacaktır, kutuplardaki yeraltı zenginlikleri de uzay projeleri de ve özelde Doğu Akdeniz’deki doğal gaz rezervlerinin kullanılması da. Dolayısıyla Türkiye böylesi kapsamlı pazarlıklarda kendi konumu itibarı ile ancak akılcı bir partner olabilir, taraf tutan bir sivri uç değil.

Mesele Türkiye açısından mülteciler, IŞİD, PYD, Kürt kantonları projesi, sınır güvenliği, insani sorunlar, hatta Suriye’nin yeniden imarı gibi konularla belirginleşmiş ve hayati bir hal almıştır. Başka ifade ile mesele Türkiye’nin de sorunudur. Dolayısıyla şu noktaya gelindi; kim elini taşın altına sokuyor ise Türkiye onunla işi çözmeye yönelmekte. Örneğin yaşanan uçak krizine rağmen Rusya ile ilişkiler kısa sürede çözülme yoluna girdi ve Suriye için ortak adımlar atılmaya başlandı. Bu arada Türkiye’de 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi oldu, Ankara’da Rus Büyükelçi Karlov suikaste uğradı, Rusya’da başka terör eylemleri gerçekleşti… Rus-Türk işbirliğinde en belirgin adımlardan biri de Cenevre görüşmelerine benzer biçimde Astana görüşmelerinin başlatılmasıydı. Denkleme İran da sokulmuştu. ABD bu görüşmelere “siz yapın,” dedi.

Velhasıl bugün görüldü ki Amerika olmaksızın bu işler yürümüyor. Salı günü gerçekleşen KİS saldırısından sonra Amerika bu sabah Suriye’nin Şayrat hava üssüne kararlılıkla saldırınca ve ardından diğer adımların atılacağı işaretleri verilince, Türkiye bu kez de Amerika ile işbirliğine dönmüş gözükmektedir. Türkiye, yeter ki bu iş çözülsün diyen bir ülke oldu. Bu gel-git hareketleri kurulacak bir masaya oturulduğunda sorun yaratabilir mi, birlikte göreceğiz. İran ve Türkiye gibi bölgesel aktörlere masada sınırlı ölçüde sandalye verilebilir.

Amerika tetiği çekti ise süreç başlamış demektir. Bu konuda ABD içindeki cepheler ve Batı dünyası Trump’a tam destek vermektedir. Trump da bu kararlıktadır ama planlı gitmeyi sürdürecektir, Rusya gibi aktörlerin tepkilerini ölçmektedir, görüşmelerde verecekleri cevapları dikkate alacaktır. Bugün yaptığı ise şartları kendi lehine geliştirecek altyapı kurgusu mahiyetindedir. Sıcak günler daha da artacaktır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Demokrasi ve Türkiye

DİĞER YAZI

Barış ve İstikrar İçin

Politika 'ın son yazıları

’Hırsız ABD’

Dün, bugün medyada Suriye, Rakka bölgesinde karayolu üzerindeki uzunca bir tanker konvoyunun video görüntüsünün yayımlanması üzerine

Pelosi Esintisi

ABD Temsilciler Meclisi Nancy Pelosi'nin Asya-Pasifik bölgesine ve bunun içinde Tayvan'a yaptığı ziyaret (2-3 Ağustos 2022)

Ortadoğu’da Bloklaşma

Geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Jeo Biden'ın uluslararası ilişkiler açısından çokça sözü edilecek bir ziyaret programı gerçekleşti.