demokratik-guclenme
Demokratik Güçlenme

Demokratik Güçlenme

487 Tıklama
15 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Toplum olarak duygusal tarafımız var. Hararetli tartışmalar yapıyoruz. Takım tutar gibi siyaset yapanlar da var. Her şeye rağmen demokrasiye inanıyoruz. Seçimlere katılım oranlarının da gösterdiği gibi, esasında dünyaya örnek demokratik tutum sergileyen bir milletimiz var. Demokratik sistemimiz ve inancımız var. Her ne kadar seçim ve partiler kanunlarında bazı düzeltmeleri yapmakta geciktiysek de bütünüyle bakılırsa, adalet ve hukuk kültürümüzde milletimizin ferasetinden kaynaklı bir anlayış var. O halde demokratik güçlenmenin ikliminde neler gerekiyor, biraz daha yakından bakalım.

Türkiye’ye (esasen ülkelerin birbirlerine) dışarıdan bir etkisi oluyor mu? Bu tür bir etkiyi, özellikle olumsuz olanı, halkın ve adalet kurumlarının nezdinden ispat etmek mümkün olmuyor. Zorluk buradadır. Daha ziyade sonuçlar ortaya çıkınca bakılıyor, varlığı hissedilen bazı önemli konular üzerinden değerlendirmeler yapılıyor.

Doğal bakış açısıyla, bir sürtünme, rekabet ve tartışma sonucu yeni bir ürün ortaya çıkar. Buna göre eğer bir şey zorlanmaz ise ilerleme de olmaz… Bu türden açıklamalar doğanın bir kuralıymışçasına dile getirilir. Doğal yapıdan güçlenmek, daha korunaklı ve dayanıklı olmak gibi gelişmeler aşılanarak gerçekleşir.

Dışarıdan girişimler neler? “Bir şey mi yapılıyor ki,” diyenler olabilir. Düşünelim. Evet, bir etki yaratılmazsa olmaz! Doğada yaşam, ancak rekabet kavramıyla açıklanabilir. Rekabetin insandaki tezahürü politika yapmaya kadar evrimleşmiştir. Zira politika demek rekabet demektir. Planlı programlı ve sanatsal titizlikle yapılır ise politikadır. Dışarıdakilerin yapmak istediği rekabette üstün gelmektir. Bakın şimdiki meselelere, ABD, Yunanistan, Rumlar, İsrail… meselelerin cereyan ettiği alanlara, ticaret, enerji, Doğu Akdeniz, Suriye, İran… Stratejik bakışla bunun adı, güç mücadelesi yapılıyorken üstünlük sağlamaktır. Sonuç almak için fırsat kollamak, rakiplerin boş bulunduğu veya acizlik içinde olduğu anlarda devreye girip bir iki adım daha ilerlemek, pastadan biraz daha fazla pay almak gerekir.

Zayıfsan, açık verdiysen, zafiyetteysen, körsen, olup biteni algılamada sorun varsa, dışarıdaki aktörler hiç gözünün yaşına bakmadan, elini sıkarken, gülümserken, hoş sözler ederken, yardım eli uzatıyor gibi görünürken bile aslında kendi milletinin çıkarına iş yapmak ister ve bu da onların iç politikasındaki çekişmesinin içeriğindeki konulardandır. Bu hareketi gücü yettiğince hemen herkes yapar. Yapan vardır, az yapan da, eline yüzüne bulaştıran, bir şey yapmadığı halde yaptığını zannedeni de hatırlatmak gerekir. Aradaki farklar buna göre belirginleşir.

Dış politikada naif, demokratik, sıradanmış gibi gelen bilgilerin hepsini toplamak gerekir. Eğer ortada bir savaş yoksa, dış politikadaki içerikler, diplomaside veya haber dilindeki girişimler elbette kavgacı veya tehditkâr dilde olmaz. Naif yaklaşımlar bundan dolayı yaygındır. “Anlayan anlasın,” denir bir yerde. Yumuşak Güç!

Bu tür etkilerin seçimler sonrası açıklamasını görüyoruz da öncesinde etkisini düşünebiliyor muyuz? Şöyle düşünelim, bir tarafta demokrasi konusunda kendini ispat etmiş bir millet var, Türkiye’den bahsediyorum, diğer tarafta ise güç mücadelesi içinde pastadan biraz daha pay elde etmek adına attığı adımları demokrasi ve özgürlükler içinde gerçekleştirdiğini söyleyen dış politikadaki diğer köşe taşları.

Demokrasi ve özgürlük bir olgunluk göstergesidir. Ama derecesini anlamak güçtür. Sosyal yapının gücü, kurumsallaşma ve eğitim sisteminin bununla alakası vardır. Örneğin Batı der ki, “Reform ve Rönesans’ı gerçekleştirmiş benim kültürüm çok yazdı çizdi, bilim, sanat, felsefe ona göre, üniversiteler, araştırma sistemleri, sivil toplum kuruluşları tam, yasalar, kurumlar, içtihatlar, hukuk yolları deneyimli, halk gerekeni biliyor… O zaman gel sana demokrasi ve özgürlük dersi vereyim!” Bunu kime söyler? Yapıcı gibi tavır takınmak neden gereklidir? Güçlüler bu tür bir yaklaşımı kime sergilerler?

Donald Trump’ın 2017 Başkanlık Seçimlerine Rusya’nın etkisi konusu çok tartışıldı ama bazı çevrelerce yeterince anlaşılamadı herhalde! Aslında ABD, bir “sistem zaafı” olarak durumu kabul etti, bunu güçler mücadelesinde bir çatışma alanı olarak belirledi. Uzunca süre demokratik sistemi korumak adına ne tür önlemler alınması gerektiğini irdeledi. Magazine düşen konular ise Başkan Trump’ın kampanyalarıymış gibi göründü. Belki bu yönü de vardır, ama önemlisi bu çağdaki demokratik sistem idi. Buna göre tedbirler alındı. 2020 seçimlerinde neler olacak, göreceğiz. Ne demek istiyorum, ABD ve Rusya arasında bile, Brexit sürecinde İngiltere de bile bu tür konular hep gündemdedir. Boşa değildir. Bu hatırlatmayı sadece güçler mücadelesini ortaya koymak adına yapıyorum.

Dün İstanbul seçimlerinin tekrarı vardı. İstanbullulara hayırlı olsun. Bu sabah baktım, Independent Türkçe’de bir haber vardı. Fehmi Koru’ya dayanarak yapılan bu haberde eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski bakanlardan Ali Babacan tarafından kurulacak bir partiden söz ediliyor. Düşünmeden edemedim: Neden seçimlerin hemen ertesi günü? Neden Fehmi Koru? Neden Independent? Neden Sn. Gül ve Babacan? Ne oluyor, diye…

Demek ki: Dışarıdan bir bakış açısı var. Bu bakış açısı iç politika ile ilgili olacakları işaret ediyor. Zamanlama için sanki start verilmesi beklenen bir çizgi var ki hemen bu konuda işaret tabancasının tetiğine basılmış…

Türkiye’nin demokrasi tarihini araştırmak isteyenler TBMM’nin arşivine girsin baksın, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti tarihine… Partiler kapanır, yenileri kurulur, seçimler yapılır… Güçlü partiler vardır, zayıfları da… İktidarlar, muhalefettekiler, hararetli rekabet!..

Osmanlı’dan başlayarak aydınlarımızın (Burada Batı’daki Rönesans ve Reform süreçlerinin ve buna karşılık coğrafi kültürün aydınlarımız üzerindeki etkisini gözardı etmek mümkün değildir,) çok aktif olarak siyasetle ilgilenmektedir. TBMM’deki 1890’dan günümüze var olan kayıtlara göre, Osmanlı’da ve Türkiye Cumhuriyeti’nde 400 civarı parti, teşkilat, cemiyet vs. ve tabii binlerce kurucu görmek mümkündür.

Ortak konular şunlar: Dünyada hangi konu öne çıktıysa ve hangi güç şemsiyesi açıldıysa onunla ilgili hemen onlarca parti kuruluveriyor. Ülkede her dönemde her türlü hassasiyete duyarlı bir aydın kitlesi var. Süreçlere bakılırsa, siyasetle ilgilenenlerin çoğu çok aktif, tepkili ve ısrarcı. Klasik fikir akımlarına bakıldığında, bu alanda “kefen giyerek mücadele etme” eğilimini rahatlıkla görürsünüz ki, bu tür siyaset yapanlar karşı tarafla amansızca mücadele içindedirler.

Elbette bunlar da doğal kabul edilebilir. Çünkü “siyaset” kavramı böyle bir şeydir. Kültürel gerekçelerle siyaset, politika yapmaktan az da olsa farklılık gösterir. Eğer siyasetin öne çıkanları ve aydın kesim böyleyse, taraftarlar ve halk da benzer tavrı gösterecektir.

Independent’ın haber örneğini buraya yazmak zorunda kaldım. Bazı kesimlerce, önceden olanları görmemek de, sonradan olacaklara “Bana ne bundan!” demek de mümkündür! Bilmek başka bir konudur ve birinin diğerine mukayesesinde zaafıyla da ilintilidir. Ama şunu biliyoruz, genellikle insanlar zaaflarını açık etmek istemezler; doğal refleks gereği.

Yine de demokrasi tarihimizin genel karakterini göz önünde tutarsak, istedim şu; millet ile aydın kesim “başka tellerde çalan” olmasın, ahenkle aynı melodiyi çalsınlar. Hatta siyasetçiler millete olan inancından asla vaz geçmesin. Öncelikle dışarıdan seslere değil, içerideki tartışmalara kulak versinler ve değerleri gözetsinler. Dışarıdan gelen etkileri değerlendirmek uzmanlık işidir!

Bugün Amerika ve Avrupa dahi tartışıyor; demokrasi, popülizm, illeberalizm, milliyetçilik… Bunların etkisini hazmetmek için milletin yanıltıcı rehberlere değil, katkı sağlayacak aydınlara ihtiyacı var. Farazi, dünya yıkılmaya doğru gitse bile, bu millet güçlü bir biçimde ayakta kalmakla ve daha da güçlü olmakla ilgileniyor. Doğal olan bu! Kayıtlar gösteriyor ki, bu ülkeye reçete yazmak isteyenler hep oldu, yarın da olacak; ama milletin bilinçli adımlarına göre hareket edecek olanlar, partiler, meclis, sivil toplum gibi demokratik kurumlardır. Bunların değeri bir yere bırakılamaz!

Bakın her şey doğallık içinde, tıpkı, aslanlar ve ceylanlar, çiçekler ve böcekler gibi… İklimler, biyolojik yapı, doğanın temel kanunları… Ortam bu! Ama öneli olan daha da güçlenmek.

Diyorum ki; seçim süreçlerinde her ne söylediysek, propaganda da kullandıysak, bölücü ve terörist karakterli olanların girdileri, yabancıların naif dokunuşları olsa da; yabancı medyanın Babıali’ye dükkan açıp çalışmaları da bir başka mesele, sosyal düzen, anlayış Bilgi Çağı’nın gelişmiş gereçleri, bir değişim konusu olsa da; bu millet dayanıyor, hazmediyor, affediyor, bekliyor, olgunlaşıyor; ama esasen güçleniyor, sandığa gidip gereğini de yapıyor. Seçim bizi asla bölemez, tam tersine birleştirir ve olgunlaştırır, böyle düşünmek gerekir. Demokrasi kültüründe güçlenmek böyle olur.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

O Gemiler

DİĞER YAZI

Sonsuz Savaş Meselesi

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını