Egemen Türkiye’nin Suriye Konusuna Bakışı

Politika

Türkiye Kuzey Suriye konusunda ABD ile aynı düşünceye sahip değil, olmayacak da. Türkiye konuya saf gerçeklikle yaklaşırken ABD tarafı yaratılmış gerçeklikle donanmış durumda. Buradan çıkacak sonuç bellidir, egemen ve güçlü olduğuna inanan Türkiye kendi bildiğini yapacaktır. Neden mi?

ABD (ve esasen Batı, bunun içinde önemli aktörlerin başında değişik lobi ve medya faaliyetleriyle beraber İsrail de var,) terör konusunda Türkiye ile aynı düşüncede değil. Bakmayın siz ABD eski Başkanı George W. Bush’dan bu yana küresel radikal terörü başat tehdit ilan edip en fazla savaş verdiklerini söylediklerine. ABD ve İsrail çok öteden bu yana uluslararası ilişkilerde, diplomaside ve kamuoyu oluşturmada Post-Truth (gerçeklik/doğruluk sonrası) tekniklerle algı oluşturuyor, dünyaya yaratılmış bir gerçeklik dayatıyor. Konu hiç de zor değil, bilinen yöntemler bunlar.

Örneğin STRATFOR’un 24 Temmuz 2019 tarihli Irak Kürdistan’ında Türkiye’nin Hassas Dansı (Turkey’s Delicate Dance in Iraqi Kurdistan) isimli bir yazısı var. Konu Erbil’de şehit edilen diplomatımızla ilgili imiş gibi anlatılıyor. Ama aslında başka birçok yanlışı yazıya boca edip belli bir yönlendirme içinde oldukları açık. Yapılan iş bir algı oluşturmaktan öte değil. Bırakın bunları teröriste dolaylı yolla akıl veriyor, sen de bu argümanları ileri sür diyor. Böyle olur mu?

ABD’nin Suriye kuzey-doğu bölgesindeki çabaları gayet açıktır. Burada Güvenli Bölge konusu için gelen heyetin hedefindeki temel düşünce STRATFOR ile aynı bağlamdadır. Onlar Kürdistan fikrini öyle veya böyle kendi ulusal hedeflerini temin edecek amaçla pazarlık yapmak istemektedir. ABD tarafı, “PKK terör örgütüdür ama Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Suriye’nin geleceği için bizim için elverişli bir çözümdür, bunu siz de kabul edin,” demektedir. Türkiye’yi ikna etmek istedikleri taktiksel alan; PKK/YPG terör örgütünden kurtulmak değildir, olsa olsa Türkiye’yi Menbiç bölgesinde uyguladıkları gibi devriye yapıyor göstererek durumu kabullendirmeye yanaştırmaktır.

Türk tarafı bu durumu bilmiyor mu? Elbette biliyor. Hatta “Gerçek bu!” diyor. Anlaşma masasına saf gerçeklikle oturuyor. Şimdi düşünün, bir taraf saf gerçeklikle masaya oturmuş, diğer taraf ise yaratılmış gerçeklikle. Buradan ne sonuç çıkar ki? Türkiye bundan dolayı diyor, eğer ABD tarafı saf gerçeklikle önerilen konudan uzak ise gereken yapılır! Gelinen noktada olacak da budur herhalde.

Konuyu bilmeyenler için aşağıdaki açıklamaları yapalım. Algı oluşturmaya dayalı bazı hususlara değinelim:

Bahsedilen yaratılmış gerçekliği dayatmaya çalışan kesim PKK terör örgütüne halen PKK diyor. Terör sözcüğünü kullanmaması bilmediğinden değil, kasıtlı böyle yapıyor. Ayrıca yazıp çizerken kısaltmayı açarak ifade ediyor, Kürdistan İşçi Partisi diye, tıpkı KDP ve KYB der gibi. Bu tanımlar tamamen tek taraflı isimlendirmelerdir, tanınması başka bir konudur. ABD bu kullanımla kabul ediyor, edilmesini de sağlamaya çalışıyor. Unutmayalım, Barzanilere bağlı Kürdistan Demokratik Parti (KDP) ve Celal Talabani’ye bağlı Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Irak’ta yıllar önce bu isimlerle kuruldular ve KDP şimdi özerk (yarı-otonom) hükümet sistemine sahip oldu. Şimdiki taktik ne peki?

Bir harita çiziliyor, Kürt halkının sahibi olduğu coğrafyayı gösterir mahiyette. Böyle bir harita yok ne siyasi ne de gerçekte! Türkiye, İran, Suriye ve Irak topraklarında geniş bir alan sarıya boyanıp burası Kürdistan deniyor. Hem kasıtlı çizilen o harita da yanlış. Mesela yarıya yakın nüfusla Arapların yaşadığı Ayn el-Arab. Şimdi internette sorgulayın, orası Kobani diye çıkar. Çok sonra Kürt teröristler IŞİD aracılığını da kullanarak buraya yerleşti, adını Kobani yaptılar. Şimdi ABD diyorsa ki burası tamamen Kürt bölgesi, terörü ve işgali baştan kabul etmiş oluyor. Ama haritayı işaret ederek kendini haklı çıkarmaya çalışıyorsa bu başka bi oyun. Başka alanlarda, diyelim Türkiye içindeki coğrafyada durum ne? Türk ve Kürt köyler yan yanadır, kaynaşmış köyler, kentler vardır. Kaç asırdır? MS 900’lü yıllardan bu yana bölgede durum böyledir. Geçerli dil ve geleneksel değerler dahi kaynaşmıştır. Şimdi biri haritanın o bölümünü sarı boyayarak bölücülüğün dik alasını yapmış olmuyor musun? Harita tamamen projedir. Bunu masaya koyanlar, duvara asanlar veya akıllarının arkasında resmedenler gerçekten düşmanlık içinde olanlardır. Zira olmayan bir şeyi dayatmanın peşindedir.

Tıpkı vaktiyle Saddam’ın Irak’ı gibi, bugün de Türkiye veya İran için aynı şey dile getiriliyor, Kürt karşıtı (anti-Kürt) deniyor. Saddam’ı bilmem ama Türkiye için kesin durum şöyle, anti-Kürt tanımı Türkiye’de ne halkın hafızasında ne de resmi anlamda karşılık bulur. Bu ülkede Kürt-Türk ayrımı yapılmaz. İş yaşamında, bürokraside, hemen her yerde ayrım gözetmeksizin, hatta Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, General rütbesinde çok asker bulursunuz. Sizin kökeniniz ne demek bu kültürde asla bilinmez. Bilinmez de işte bu tip ilave kullanımlarla yönlendirmeler yapılıyor. Sosyal medya da devrede tutularak gerçeklik/doğruluk sonrası bir alan yaratılmaya çalışılıyor. Yok böyle bir şey! En azından Saddam Kuveyt’i işgalden önceki kışkırtıcı dönemde ne tür oyunlar oynandı da Irak’ta o süreç alevlendi, inceleme konusudur. Unutmamak gerekir. Her türlü bakışla Saddam’ın yaptıkları yanlıştır. Bir dönem Türkiye karşıtı politikalar için Baba ve Oğul Esed Suriye’de PKK terör guruplarını örgütlemiş, terörist başı Öcalan’a ev sahipliği yapmıştı. Bugüne gelindi işte o PKK terör örgütü uzantısı PYD/YPG, Suriye’yi üçe bölmek isteyen ABD ve İsrail’in vekili konumundadır. Teröristle işbirliğinin bir anlamı var! Bütün bunlarla birlikte net olan şudur, Türkiye’de anti-Kürt kavramı geçerli değildir. Üstelik PKK’nın Kandil’deki 5. Kongrede (Kongra-Gel) alınan kararla Kürdistan Toplulukları Birliği’ni (KCK) kurmuşlardır. KCK, PKK terör örgütünün sivil uzantısı bağlamında, coğrafyadaki terör-siyaset ilişkisini kapsıyor, özellikle Türkiye’deki partileri ve sivil toplum kuruluşları içine alan bir projedir. Bunlar terörle birlikte olan konulardır. Demokrasi, özgürlük, gibi kavramlar içinde yok edilmemesi gereken ciddi tarihsel ve kültürel yapılardır.

Elbette ikna edilmesi gerekenler çok. Bazı saf gerçeklere bile arkasını dönen çıkarcılar var. Dünyadakim mücadele etmek de böyle bir şey…

Bir Cevap Yazın

Politika 'ın son yazıları

NATO Genişliyor!

Londra’da NATO’nun 70. yıldönümü deklerasyonu 4 Aralık 2019’da kabul edildi ve yayımlandı.

NATO ile Yürümek

Londra’da dünyanın mevcut en güçlü ve önemli askeri-güvenlik ittifakı olan NATO’nun 70.

Beyaz Saray Zirvesi

ABD Başkanı Donald Trump’ın davetlisi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan 13 Kasım 2019’da Beyaz
DÖN BAŞA