Küresel Demokrasinin Gelişimi

Politika

Yaklaşık üç yıl önce ABD Başkanlığına Donald Trump’ın ve geçen günlerde İngiltere Başbakanlığına Boris Johnson’ın seçilmesinden sonra, Jeffrey D. Sachs Küreselci Project Syndicate’e “Anglo-Amerikan Demokrasisinin Krizi” (25 Temmuz 2019) başlıklı bir makale yazdı. Makalesinde sanki şaşırmışçasına bir yaklaşımı var. Ama aslında küreselci bu tip yazarlar bu tip konulardan memnuniyet duyuyorlar. Zira kendilerini savunabilecek örnekler bulabiliyorlar.

Aksine, ben de henüz Trump seçim kampanyası yapıyorken, 20 Ekim 2016’da Küresel Seçim Havası adlı yazımda tam da bu konuya dikkat çekmiştim. Hatırlanacağı üzere Trump’ın rakibi Hillary Clinton idi. Şöyle bir benzetme yapmıştım: Hillary Clinton Açlık Oyunları, Alaycı Kuş filmindeki Başkan Alma Coin rolünü alan Julianne Moore havasındaydı. Filmdeki asıl Başkan Snow ise Donald Sutherland, Donald Trump oluyordu. Değil karakterler, kostümler ve hareketler bile benzer biçimde bir görüntü vermekteydi.

Alaycı Kuş, Başkan Snow (Donald Sutherland) ve Başkan Alma Coin (Julianne Moore)

Düşünceme göre küreselcilerin demokrasisinde istenen Başkan rolüne en uygun düşen karakterler böyle, Donald Trump, Hillary Clinton, Boris Johnson gibiler. Bu durumda Jeffrey D. Sachs’ın düşüncesine ters bir düşünceyle diyorum ki, Anglo-Amerikan demokrasisinin krizinden bahsetmek yerine, günümüzün modern demokrasisinin aradığı başkanlık ve yönetim tarzı aslında budur. Dünyanın en eski ve en değerli iki demokrasisinin evrimleşen haliyle yarattığı düzenin yönetimi böyle. Popülizm en baş konu.

Jeffrey D. Sachs’ın İrlandalı fizikçi ve psikolog Ian Hughes’den alıntı yaptığı bir “düzensiz beyinler” benzetmesi var. Bu tanımlamaya katılıyorum, ama işaret ettiğim bağlamda, çünkü aranan bu! Kronik yalancılık var, ama zaten Post-Truth Çağ bunu gerektirmiyor mu? Evrimleşmiş demokrasileriyle ABD ve İngiltere buna dair örnekler vermediler mi? ABD Başkanlık seçimlerinde Trump’ın kampanyası halen tartışılıyor. Bu konuda Robert Mueller’in raporu ortadadır. Trump tam 22 ay soruşturuldu, sonunda ABD demokrasisi durumu kabullendi: Evet, bu tarz bir konu var, ama olayı dışarıdan (Rusya’dan) gelen bir saldırı olarak algılamak gerekir, 2020 seçimlerinde demokrasiye yönelik bu yeni tehdit alanına bundan sonra fazlasıyla dikkat etmek gerekir dedi. Trump’a yöneltilen başka suçlamalar da var, cinsel konular (20’den fazla konu) da gündeme geldi. Sorum şu, Trump’ı kim öne sürdü? Kampanyasında 200 kadar general/emekli general ile nasıl desteklendi? Müesses nizam dedikleri mi verdi bu desteği? Yönetimin başına geçince aynı müesses nizam Trump’ı hizada tutmayı sürdürüyor mu? Yani, Trump popülist bir sürü politik konuyu öne atıyor ve %50 olan halk desteği bugün her türlü yanlışa, gafa, tartışmaya rağmen %53’e yükseliyor. Bu tür bir demokrasiyi Trump ile açıklayamazsınız. Olan şey aslında demokrasinin evrimleşmiş halinin politik tarzıdır bu!

ABD 2016 Başkanlık seçimleri için seçmenin %56’sı sandık başına gitti. Trump Cumhuriyetçi Parti lideridir. Hesap ortadadır. Amerikalıların sadece %29’u kendilerini Cumhuriyetçi olarak tanımlamaktadır, %27’si Demokrat Partideniz diyor. Geriye kalan %38’i bağımsız olarak tanımlanmaktadır. İşte etkilenen alan budur. Seçim sonuçlarına göre Trump’ın sandığa giden seçmenden aldığı oyun oranı %27’dir. O zaman ülkeyi Cumhuriyetçiler mi idare etmiş oluyor, yoksa parti önemsiz, arka plandakiler mi? ABD halkını bir yere kadar hesaba katmak gerekir. Çünkü ABD Başkanı esasen çift şapkalıdır. Bir şapka ABD’yi yönetir, diğer şapka dünyayı. Trump’ın imzaladığı kararnamelerin konusu ne? Örneğin İran’a veya Rusya’ya yaptırım gibi konular. Her hafta bir kararname yazan ve poz veren bir ABD Başkanı düşünün. Bu kadar az bir halk desteğiyle ülkesini nasıl yönetirse yönetsin, hesap ortada. Ama diğer bakışla durum çok ciddi, demokrasi kavramını düşünerek karar verin: Örneğin Küresel İklim Anlaşması’ndan çıkmayı da aynı halk desteği mi onaylamış oluyor?

Benzer açıklamaları Johnson için de söylemek mümkün. Ama ileri (virtual) İngiltere demokrasisinde Brexit sürecinin referandum yapılmasına gidildiği andan itibaren Post-Truth etkiler olmuş muydu? Evet, bunu kabul etmeyen yok. Aradaki Başbakanlar (David Cameron, Theresa May) neye karşılık liderlikten uzaklaşmak durumunda kaldılar? Johnson iki başarısız evlilik yaptı ve şimdi kız arkadaşıyla 10 Numaralı Konuta taşındı. Dışişleri Bakanlığı’ndan ayrılmasından ve bugün dahi kampanyasındaki tek konu Brexit’tir. İngiliz halkı ondan başka bir şey istemiyorsa neden? Yoksa İngiliz halkı yerine başka bir küreselci arka plan, müesses nizam mı var?

Johnson ne durumda? 65 milyonluk Birleşik Krallık’ta Muhafazakâr Parti’nin 100 bin kadar üyesi var. Theresa ayrılınca parti üyelerinin oyu ile Johnson Başbakanlık koltuğuna oturdu. Bu ne demek oluyor? Demokrasi mi? Üstelik oylamaya katılan üyelerin verdikleri oya bakarak ince hesapla ortaya çıkan sonuç Johnson’un aldığı destek %31. Böyle bakılırsa, bu tür bir demokratik irade mi Avrupa Birliği’nin geleceğini belirleyecek?

Bütün bu hususlara bakarak diyorum ki Anglo-Amerikan demokrasisi bugün başka bir yerdedir. Seçilen her iki başat ülkenin popülist lideri bir biçimde o koltuğa oturtulmuşlardır ve dünyaya, bölgelerine yönelik politik kararları vermekten sorumludurlar. Bence tehlike bu liderlere bakarak tarif edilemez, onların yaratılmış gerçeklik üstadı olduklarıyla açıklama yaparak endişe duymak yeterli olmaz. Benzetmeme göre, Alaycı Kuş filmindeki liderlik gibi bir durum söz konusudur. Halbuki bu iki popülist liderin arka planında bir gerçeklik tablosu var ve günümüzün demokrasisi bu sistemi yeni usulleriyle kontrol ediyor. Mesele budur, durum öyle Jeffrey D. Sachs’ın hedef gösterdiği gibi değildir. Bu küreselciler 2035 sonrası bir düzenin inşasıyla meşguller. Demokrasiyi de kullanıyorlar. Bu yeni tip demokrasi 2035 sonrasında nasıl uygulanacak? Ülkesi önemli değil, küresel mega kentlerdeki politika dahil yaşam kültürü Alaycı Kuş’taki Başkent (Capital) gibi olacak görülüyor, bunun dışındaki alanlar taşra muamelesi görecek. Jeffrey D. Sachs gibiler bu fikre hizmet için çalışmıyorlar mı? evet! İşte insanlığın cidden tartışması ve oylaması gereken konu budur.

Leave a Reply

Politika 'ın son yazıları

Suriye’de Zamana Oynamak

Asıl soru, Türkiye’nin Suriye’de zamana oynama şansının olup olmadığıdır. Bilindiği gibi Türkiye

Terörle Başarı Olmaz!

ABD kuzey Suriye’de işgalci konumuna düştü. Küresel radikal terör örgütü DAEŞ’e savaş
DÖN BAŞA