karlov-suikastinin-dusundurdukleri
Karlov Suikastının Düşündürdükleri

Karlov Suikastının Düşündürdükleri

326 Tıklama
10 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Karlov suikastı nasıl okunmalıdır? Olay bellidir ama düşündürdükleri çok daha geniş çerçevelidir. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 20 Aralık 2016 tarihinde Rusya, İran ve Türkiye’nin katılımıyla gerçekleştirileceği Suriye-Halep konulu görüşmeleri için Moskova’da bulunduğu esnada, 19 Aralık 2016 günü Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, Rus, İran ve Amerikan Büyükelçiliklerine çok yakın ve iyi korunan bir mevki olan Kavaklıdere’deki Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, akşam saatlerinde, bir fotoğraf sergisi açılışında, 1994 doğumlu, Aydın-Söke doğumlu, 2,5 yıldır Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde Polis Memuru olarak görev yapan ve olayda kendine koruma süsü vererek orada bulunan Mevlüt Mert Altıntaş tarafından, planlı bir terör saldırısı sonucunda alçakça suikasta kurban gitmiştir. Olayın bireysel olabileceği gibi, bu kişiyi kullanan şüpheli örgütlerden de söz edilmektedir. Saldırgan olay esnasında El Nusra, El Kaide ve Halep konulu sloganlar atmıştır. Diğer yandan şüpheli örgüt olarak en fazla FETÖ üzerinde durulmaktadır. Sonucu bekleyip göreceğiz.

Uluslararası ilişkiler yönü ile diplomatların kurban seçilmeleri diğer eylemlerden farklı bir konudur. Hele bu konu Rusya Büyükelçisi olur ise durum daha farklı ele alınır. Karlov suikastı dünyada ortak değerlerle var olan “diplomasi düzenine” yönelik bir eylemdir. Hedefte olan sadece o veya bu ülke, o veya bu güç değil, dünyadaki diplomasi sistemidir.

Konu, seviyesine göre değerlendirilmelidir. Rusya, Birleşmiş Milletler’in beş daimî üyesinden birisidir. Soğuk Savaş döneminde SSCB dünyanın diğer eşit parçası bir güç idi. Başta istihbarat, diplomasi, askeri yönleri ile Amerika’nın en büyük düşmanı idi. Şimdi eski gücünde olmadığı söylense de bugün Rusya, Amerika’dan sonra hemen her alanda üstünlüğü olan bir ülkedir. O halde bunun karşılığı olan her konuya bakmak gerekir. Terör saldırısının hedefi ne idi? Üstü örtülü biçimde Ortadoğu, Akdeniz ve Karadeniz Havzalarında devam eden küresel bir savaş var da bu savaşın asıl tarafları Rusya ve Amerika mı? Varşova Paktı dağıldıktan sonra tek kalan NATO bir denge unsuru olmayı fiilen yitirmişti, bugün yeni bir denge arayışı mı var? Yeni seçilen Başkan Donald Trump’ın Rusya Federasyonu Vladimir Putin ile anlaşabileceklerini söylemesi sonrasında Amerikan derin devleti bu yöndeki ilişkilerin önünü kesmek adına bir plana mı başlattı?

Rusya yakın zamanda ardı sıra bazı fiilleri gerçekleştirdi. Kırım’ı işgal etti. Suriye’de büyük ölçüde söz sahibi oldu. İran ile ilişkilerini güçlendirdi. Bu da yetmiyormuş gibi Ermenistan ordusu kadar o ülke üzerinde söz sahibi bir konuma geldi. Nasıl Amerika bölgede aktif şekilde bulunuyorsa Rusya da yaklaşık düzeyde aktifti.

Türkiye baştan itibaren Suriye ve hatta Irak konuları üzerine Amerika ile müttefiklik ve stratejik ortaklık refleksleriyle işbirliği halinde hareket etmiş ve Rusya’yı bu yönde çözümsüzlüğü üreten bir merkez olarak görmüştü. Ahmet Davutoğlu hükümetinden sonra ilişkilerde büyük bir değişim oldu. Bu arada Rusya ve Türkiye arasında “uçak krizi” olayı yaşandı. Ardından Türkiye’de başı Amerika’da olan FETÖ tarafından bir darbe girişiminde bulunuldu. Bu darbenin hedefi çok kapsamlı idi: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ele geçirilmesi (buna daha olumsuz şeyler de söylenebilir), Türkiye’nin bir kaosa sürüklenmesinin hızlandırılması, yönetimin “paralel” denen örgütçe ele geçirilmesi ve yeni hükümet kurulması, Suriye kuzeyinde bir Kürt devleti kurulması sürecinin hızlandırılması, vs.

Bugün Türkiye anladı ki durum gördüğünden bir hayli farklı. Almanya, diğer Avrupa ülkeleri ile NATO’nun ilgisiz tutumları bir yana, Amerika’nın da farklı bir yol çizmesi Türkiye tarafından her şeyin tekrar değerlendirmesi anlamı taşıdı. Türkiye FETÖ, PYD, IŞİD, PKK gibi şu an karşı karşıya olduğu terör ve aslında bekasına kasteden düşmanlarından dolayı “müttefik” diye bildikleri ile işbirliğine açıkken bunun karşılığını bulamadığını düşünmeye başladı. Hatta çok açık biçimde insanlığa kasteden süreçlerde Suriye konusunda asıl çözümün Rusya ve İran ile sürdürülebileceğini anladı. Türkiye, Amerika’nın bölgede düşmanı sadece IŞİD gösterip diğer yandan Kuzey Suriye’ye bir Kürt Özerk Bölgesi inşasını kolaylaştıracak tutum sergilemesinden rahatsız oldu. Hatta Halep sorununun çözülmesi pratiğindeki başarıya göre bu yöndeki farklı bakış açısında daha da ileri adımlar atabileceği sinyallerini verdi.

Karlov suikastının değerlendirmesini yapan bütün üst düzey aynı şeyi söyledi: “Bu gelişen Rus-Türk ilişkilerine yönelik bir provokasyondur, Suriye barışına atılan kurşundur…” Şunu da söylemek gerekiyor, bu menfur olay sonrası Rusya ve Türkiye diğer bazı olaylarda da bundan böyle ortak adım atabilcek kadar kendilerini yakınlaşmış buldular.

Karlov suikastı sonrası Rus gizli servisi ile Türkiye ortak çalışacaklar. Bu işin iplerini kimlerin tuttuğu konusunda uzun ve derin çalışmalar sürdürecekler. Sonuçta mesele suikastçının eylem esnasında açıkladığı gibi olmadığı bellidir. Bu bir Türk-Rus meselesi mi veya Suriye’de barışı bozan ve Müslümanları öldüren Rus yönetiminin meselesi mi? Söylenenler bir yana bırakılabilir.

Mesele daha geniş bir çerçevede küresel dengeler bağlamında sebepleriyle ortaya çıkarılması gereken bir hadisedir. Panik halinde olanların endişeli açıklamalarını bir yana koymak gerekiyor ve durumu çok sakin biçimde ele almak gerekiyor. Çünkü bu durum diğerlerinden bütünüyle farklı özellikleri olan bir konudur. Hatta bundan sonraki adımda nelerin olabileceğini söylerken bile temkinli olunması icap edebilir. Belki şu söylenebilir: Bundan böyle durum dünkünden daha ciddi bir hal aldı!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

İtalya “Her şeye Hayır” Dedi

DİĞER YAZI

Moskova’daki Suriye Konulu Üçlü Toplantı

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden